Pars ve Atilla arasındaki gerilim bu golle beraber iyice artmıştı. Atilla yaptığının aynısını yaşadığı için sinirlenmiş ve yumruklarını sıkmıştı. Gözlerini Pars'ın gözlerinden ayırmamıştı. Ama bakışları birden yumuşamış ve gülmeye başlamıştı.
(Atilla)-Hahahahaha!!!!! Pekâlâ. Bu güzel bir goldü. Seni hafife aldığımı kabul ediyorum. Ama, maç bittiğinde terbiye edilmiş bir pars olacaksın. Çünkü oyun zamanı bitti.
Bu sözlerinden sonra Atilla arkasını dönüp kendi sahasına döndü. Gözlerindeki bakış değişmişti. Az önceye nazaran çok daha sert ve korkutucu bir bakış açısı vardı.
(Atilla)-Bunca zaman gerçek kaplanlarla dans etmiş ben senin gibi aptal bir parsı mı yenemeyeceğim?
Kendi kendine konuşurken yerine geçmiş ve tehlikeli bakışlarını Pars'ın üzerine yoğunlaştırmıştı. Onu kesinlikle ama kesinlikle bu sahaya gömecek ve ezici bir şekilde galibiyeti alacaktı. Sonrada finale çıkıp şampiyon olacak ve herkese adını duyuracaktı.
Maçın başlama düdüğüyle birlikte Pars topu almış ve ilerlemek için harekete geçmişti ancak Atilla bir anda yolunu kesmiş ve bir canavar gibi Pars'ın karşısında dikilmeye başlamıştı. Gözünü bire anlığına bile olsa toptan ayırmıyor ve odak noktası maksimuma ulaşmış gibi davranıyordu.
Pars kaçmaya çalışıyor olsa da karşısındaki vahşi hayvan kendisine izin vermiyordu.
(Huzur)-Oyuncu yorgunluğu için çok erken sanki.
Huzur'a bakılırsa Atilla "oyuncu yorgunluğu"na girmişti. Ve yine Huzur'a bakılacak olursa bu durum için henüz erkendi. Erken olup olmaması tartışılır tabii ama erken raddede gelen bir "oyuncu yorgunluğu" her şeyi değiştirebilirdi. Erken safhalarda Eriyen Ruh'un gol olarak oldukça ileri gitmesine sebep olabilirdi ve bu durum onlara mutlak galibiyeti getirebilirdi.
(Huzur)-Pars buna karşı ne yapabilecek bir bakalım? Dediği kadar gelişebildi mi acaba?
Huzur oyunlarını dikkatle izlerken Pars hala topu kaçırmak için bir boşluk arıyordu. Atilla'nın aslan terbiyecisi kesinlikle ona kaçacak delik bırakmıyordu. Bir önceki seferden daha delice bir şekilde savunma yapıyordu. Sanki kol ve bacakları birkaç dakika önceye göre uzamış gibi.
Pars elinden geleni yapıp topu tutmaya çalışırken aniden solundan bastıran güçlü bir bacak önündeki topu uçurdu ve bacağın sahibi de yanından geçip gitti.
(Pars)-Siktir!
Pars hemen arkasına dönüp koşmaya başladı ancak Atilla gereksiz derecede hızlıydı. Oyuncu yorgunluğu gerçekten bu seviyelerde inanılmaz bir yetenek artışı sağlıyordu. Pars şu anda ne yapabileceğinden emin değildi. Bildiği tek şey Atilla'ya bir anda bir şeylerin olduğuydu ve her ne olduysa kesinlikle işine yaradığıydı.
Pars tam Atilla'ya yetişmişken Atilla bir anda arkasına dönmüş ve saçma bir hareketle kendi kalesine koşmaya başlamıştı. Bu anlamsız hareketten sonra Pars tepki verip arkasını dönene kadar Atilla yeniden arkasını dönmüş ve Pars'ın sol tarafından geçip gitmişti.
(Pars)-Lan ne yapıyorsun amına koyayım!? Sağdan geri dönüp solumdan geçmek ne!?
Pars'ı geçip giden Atilla inanılmaz bir hızda çalımlar atarak bütün oyuncuları geçmiş ve kaleciyle karşı karşıya kalmıştı.
(Azap)-Ve kırbaç bey oyuncu yorgunluğundan çıkar.
Gerilip tüm gücüyle topa abanan Atilla'nın bakışları düzelirken top ağlarla buluşmuştu.
(Azap)-Oyuncu yorgunluğu patlayıcı gücün kullanım süresini artırarak kısa süreli bir yükseliş sağlar. ... fenomeninin aksine oyuncunun sahip olduğu güçle doğru orantılıdır. Bir kişinin sahip olduğu patlayıcı güç ne kadar fazlaysa o kadar uzun süreli ve absürt olur. Oyuncular için iyi tarafı maç içinde birkaç defa kullanılabiliyor olması.
(Huzur)-... fenomeni gibi insanı tüketip hareket edemez hale getirmiyor.
Azap hala Huzur'u umursamıyordu. Umursamak gibi bir niyeti de yoktu.
Normalden biraz daha yorgun bir şekilde kendi yarı sahasına dönen Atilla az önce ne yaşandığını düşünüyordu. Sanki vücudu özgürleşmiş gibiydi. Yeniden katı hissetmesi dışında bir sorun da yoktu tabii. Ama şimdilik önemli olan şey bu değildi.
(Atilla)-Öne geçtim.
Bu golle birlikte durum 3-2 olmuştu. Eriyen Ruh takımı 3-2 öndeydi. Maçın daha ilk yarısında 5 gol atılmış olması rakiplerin ne kadar dişli olduğunu gösteriyordu. Tabii bu tempoda ne kadar daha devam edebilecekleri meçhuldü. Enerjilerini boldan boldan harcıyor olmaları yüzünden dayanabilecekleri sürenin bir sınırı vardı. Yani, bu tempoda dayanabilecekleri sürenin bir sınırı vardı. Her ne kadar çok dayanıklı oyuncular olsalar da insanlığın sınırları onları belli bir seviyenin ötesine geçmekten alıkoyuyordu.
(Pars)-Tch! Seni gerçekten parçalamak istiyorum.
(Atilla)-Yapabilirsen tabii.
O anda n sonra oyun biraz yavaşlamıştı. Yorgun düşen Pars ve Atilla'nın temposu ağırlaşınca maçın bütün akışı yavaşlamıştı. Bu durumu çok aktif ve agresif bir oyun sergilemeyip biraz dinlenmek için kullanıyorlardı. Geçen dakikaların ardından durum 3-2'ydi. İki takımda ara sıra saldırıya geçiyor olsa da top kalecilerden öteye geçemiyordu.
***
İlk yarıyı bu skorla bitirdikten sonra soyunma odalarına çekilmişlerdi. 15 dakika hareketsiz kalacak olmak maçın diğer yarısında çılgınlar gibi koşmaları için onlara yeterli enerjiyi sağlayacaktı. İkinci yarının başlangıcı için toplanırlarken Pars inanılmaz odaklanmış görünüyordu. Tribünlerden bağıran kimseyi duymuyor hatta kendi takım arkadaşlarını bile görmüyordu. Gördüğü 2 şey vardı. Atilla ve top.
Bu ikisi dışında hiçbir şeyi görmüyordu. Avına kilitlenmiş gerçek bir hayvan gibi görünüyordu. Tam karşısında durup bu durumun farkında olan Atilla zaten ilk yarıdan beri odaklanmış bir haldeydi. Bu maçı kaybetmek gibi bir lüksü yoktu. 3-2 önde olsalar da kendini salmıyordu. Rahat değildi. Maç bitene kadarda rahatlamayacaktı. Çünkü rahatlaması demek hata yapması demekti ve en ufak bir hata bile onlara maçı kaybettirebilirdi.
Hakem düdüğünü çaldıktan hemen sonra Eriyen Ruh takımı santrayı yaptı ve ikinci yarı başlamış oldu. Topu alan Atilla depara kalkmak yerine olduğu yerde beklemeyi seçmiş ve üzerine doğru koşan forvetleri olduğu yerde sakin çalımladıktan sonra yürümeye başlamıştı.
Herkes "ne yapıyor bu?" diye düşünürken Pars'ta yavaşça hareketlenmeye başlamıştı. İkili birbirlerine doğru yürürken Atilla aniden ileri atılıp Pars'ın yanından geçmeyi planlamıştı ama işler istediği gibi gitmemiş ve Pars tek hareketle kendisini engellemişti. Atilla topu kaybetmemişti ama gole giden yola ulaşamamıştı da.
(Pars)-Bu sefer değil tarzan kılıklı.
(Atilla)-Öyle mi dersin?
Atilla topu bir anda kaldırıp arkasını dönüp zıpladı ve kafasıyla topu uçurduktan sonra topun peşine düşerken karşılaştığı ilk şey Pars'ın göğsü oldu. Pars neredeyse Atilla'nın boyu kadar zıplamıştı ve topu almıştı.
(Pars)-Öyle diyorum lan!
Topu yere indiren Pars patlayıcı gücünü ateşleyip ileri atıldı ve bir an içinde 25 metrelik bir mesafeyi kat ederek Atilla'dan uzaklaştı. Önüne geleni çalımlayıp giderken birden önü 3 oyuncu tarafından kapatıldı fakat o ne yapacağını düşünmedi bile topu ileri atıp önündekilerden birinin ayağından sekmesini sağladı. İleri atılıp seken topu kafasıyla yere indirdi ve aralarından geçip gitti. Sonra da gerilip topa vurmak üzere pozisyon aldı fakat tam topa vuracakken Atilla yanında belirip ona omuz attı ve dengesini bozdu.
Pars bozulan dengesiyle şut çekmekten vazgeçti ve topu ayağının üstünde tutup kendi etrafında bir tur dönerek Atilla'yı şaşırttı. Pars kaleyi görecek kadar döndüğünde ayağının üstünde duran topu fırlattı. Kaleye doğru giden top çok güçlü olmadığı için kaleci tarafından durduruldu. Yani, öyle olması gerekiyordu ama top aniden alçaldı ve yerden sekerek ağlarla buluştu.
Aynı anda da Pars dengesini kaybedip yere düştü.
(Azap)-Dönerken kazandığı momentumu şut için kullandı ve baskıyı topun ortasına değil üstüne uyguladı. Böylece top yavaşça aşağı indi. Bir anda uydurduğu güzel bir teknik. Benim gibi biri tarafından çalınsaydı... hiç hoş olmazdı değil mi?
Azap kendi kendine gülümserken Pars'ta Atilla'nın gözlerine bakıp gülümsüyordu. Ayağa kalkarken zevkten parlayan gözlerini Atilla'nın öfke dolu gözlerine dikti ve...
(Pars)-Sen kendini bile terbiye edemezsin! Böyle devam et. Et ki yakında pençelerimde parçalanmış bedenini görsünler.
Orta saha olan bu ikili maçın kalbi olarak her pozisyonda aktif bir oyunculuk sergiliyorlardı.
(Atilla)-Seni terbiye etmeyeceğim lan! O aslana yaptığım gibi pençelerini sökeceğim! Ve seninle işim bittiğinde... sikik bir yavru kedi kadar işe yaramaz olacaksın!
Atilla tırnaklarını etine geçirecek kadar sert bir şekilde yumruklarını sıktı. Kendi sahasına geçtikten sonra santra için hazırlandı o kadar sinirliydi ki düzgün düşünemiyordu. Durum yine eşitlenmişti. Pars'tan 3 gol yediğine inanamıyordu. Delirmek üzereydi. Bugüne kadar Huzur hariç kimse takımına 3 gol atamamıştı. Daha önce bu kadar aşağılandığını hatırlamıyordu. Gerçekten iğrenç hissediyordu.
Santra yapıldıktan sonra Atilla topu alıp koşmaya başlamışken bedenini çevrelediğini hissettiği bir baskıyla birlikte Pars dibinde bitti ve önünü kesti. Pars'ın gözleri oldukça sakin görünüyordu. İlk yarıda Atilla'da olduğu gibi şimdi de Pars "oyuncu yorgunluğuna" girmişti. O yüzden oyunun seyrinin değişme olasılığı çok fazlaydı.
Atilla topu saklamak için uğraşıyor olsa da oyuncu yorgunluğuna girmiş Pars çok atikti ve Atilla'nın uğraşlarına karşın topu ondan hızlıca almış yanından geçip gitmişti. Atilla peşinden koşmaya başlamış olsa da Pars resmen uçuyor gibi hızlıydı.
(Atilla)-Sikerim lan böyle işi!
Atilla haykırdı ve daha da hızlandı ancak Pars çoktan rakiplerini devirmiş ve kaleciyle karşı karşıya kalmıştı bile. Ve birkaç saniye sonra Savaş Ciridi takımının 4. golünü simgeleyen düdük duyuldu.
Atilla koşmayı bıraktı.
(Atilla)-Siktiğiminin..!
Yumruklarını sıkan Atilla sövmeye devam ederek kendi sahasına döndü ve yürürken omzuna konan bir elle birlikte arkasına döndü.
(Pars)-Böyle devam et. Sirk terbiyecisi! Bırak insanlar sana gülsün! Sen kimseyi terbiye edemezsin. Çocukluğunda yaşadığın birkaç şanslı olay seni vahşi hayvanların efendisi yapmıyor. Sen sadece bir şaklabansın! Ve öyle de kalacaksın!
Bu sözlerden sonra Atilla yumruklarını iyice sıktı ve avuçları kanamaya başladı.
***
(Atilla)-Baba! Bugün yine arka bahçeye çıkabilir miyim? Baba!!!
Küçük Atilla merdivenlerden aşağı koşarken babasına bu cümleyle seslenmişti. 50'ye yakın merdiveni zıplaya zıplaya indikten sonra babasının çalışma odasına doğru hareketlenmiş ve devasa salonu koşarak aşıp babasının kapısına yapışmıştı.
Çalışma odasının kapısını art arda yumruklayarak babasının dikkatini çekmek isteyen Atilla istediğine kavuşmuş ve babasının kapısı açılmıştı.
(Atilla)-Baba!!! Dışarı! Aslanlar! Lütfen!
(Baba)-Sakin ol bakalım.
Babası Atilla'yı kucağına almıştı.
(Baba)-Daha dün görmedin mi aslanları?
(Atilla)-Yine görmek istiyorum. Çok güzeller.
Atilla arka bahçelerinde besledikleri aslanları hiç bıkmadan her gün görmek istiyordu. Aslanları izlemek ona tarifi olmayan bir zevk veriyordu. Çocuk aklıyla onların ne kadar tehlikeli olduklarını kestiremiyor ve görkemleri karşısında şok geçiriyordu. Attıkları her adımı büyük bir sabırla izliyor ve gözünü ayırmıyordu.
(Baba)Önce ceketimi alayım ama tamam mı?
(Atilla)-Tamam baba.
Babası Atilla'yı yere bırakıp ceketini almak için odasına dönerken Atilla yerinde hoplayıp zıplayarak odanın önünde koşturuyordu. Babası elinde ceketiyle geri geldiğinde Atilla önden koşturmaya başlamış ve arka bahçeye doğru büyük bir istekle ilerlemişti.
Arka bahçeye çıktıklarında onları karşılayan manzara el yapımı da olsa bir ormanı andırıyordu. Tabii hayvanların dolaşabileceği sınırlar belirlenmiş ve elektrikli tellerle çevrilmişti. Barlas Malikanesinde evcil hayvanlar dışında 3 aslan ve 2 kaplan vardı. Atilla en çok aslan ve kaplanları izlemeyi seviyordu. Kaplanlarla pek uğraşmasa da aslanları beslemeyi ve tellerin izin verdiği uzunlukta onlarla birlikte koşmayı seviyordu.
Bütün hayvanlar evcil olduğu için bazen yanlarına bile uğruyordu. Tabii silahlı adamlar eşliğinde. Sonuçta vahşi hayvanlar ne olursa olsun vahşi hayvanlardı ve onlara güven olmazdı. Ne kadar evcil olurlarsa olsunlar öldürme amacıyla atmadıkları bir pençe bile Atilla gibi küçük bir çocuğu paramparça edebilirdi.
O yüzden yanında silahlı adamlar olmadan kesinlikle hayvanların yanına giremiyordu. Şimdiye kadar hayvanlar tarafından herhangi bir saldırıya uğramadığı için onlardan zerre kadar korkmuyordu.
Ta ki o güne kadar.
13 yaşlarındayken yine hayvanlarla oynayıp peşlerinde koştururken erkek aslanlardan biri üzerine atlamıştı ve boğuşmaya başlamışlardı. Bu sürekli yaptıkları bir şey olduğundan kimse onları ayırmak gibi bir girişimde bulunmamıştı. Fakat vahşi hayvan işte. Atilla'yla oynarken birden pençelerini çıkartmış ve Atilla'nın suratını kesmişti.
Atilla'nın acı dolu çığlığıyla herkes oraya dönerken Atilla suratından kanlar akarken neden öyle tehlikeli bir hareket yaptığını kendisi de bilmiyor olmasına karşın aslanın suratına bir yumruk geçirmiş ve suratını çizdiği patisini sıkıca kavrayıp tersine bükerek tırnaklarından birisini tutup kopartmıştı.
O anda böyle olası durumlar için orada bekleyen adamlardan birisi sakinleştirici bir iğne yardımıyla aslanı vurmuş ve aslan acı içinde Atilla'ya saldırmaya çalışırken yere yığılmıştı. Atilla adrenalin yüzünden suratında bir acı hissetmiyordu ama bütün suratı kanla kaplanacak kadar kan kaybetmişti bile. Orada bulunanlar hemen Atilla'yı alıp hastaneye götürmüştü.
Aradan biraz zaman geçtikten sonra Atilla ve aslan birbirlerini her gördüklerinde gözlerini birbirlerinden ayırmamaya başlamışlardı. Aynı çatı altında yaşayan 2 avcı hayvan olarak her zaman birbirlerine odaklanıyorlardı.
Bu olaylar çevreye yayıldıktan ve Atilla'nın bir aslanı yumrukladığı öğrenildikten sonra çevredeki çocuklar tarafından ona "aslan terbiyecisi" lakabı verilmişti. Kendi aralarında bu lakabı döndüre döndüre oldukça geniş bir çevreye ulaşmasın sağlamışlardı.
Ama Barlas ailesi oradan taşındıktan sonra bu lakap zamanla unutulup gitmişti. Ama Atilla'nın hayvan sevgisi zamanla azalmak yerine artmaya devam etmişti. O yüzden vahşi hayvanları çocukluklarından alıp büyütmeye başlamışlardı. Yani Atilla yıllar boyunca vahşi hayvanlarla güreşerek büyümüştü.
Şu anki hızını, dayanıklılığını ve gücünü buna borçluydu. O yüzden, şu anda, tam burada karşısında duran bu vahşi hayvanı evcilleştirecek ve onu koleksiyonuna ekleyecekti.
***
Yüzündeki yara izi sızlamaya başlayan Atilla kanlı elini suratına götürdü ve farkında olmadan yarasının üzerini kanla kapladı. Soğuk gözleri artık bir terbiyeciye ait değildi. Vahşi bir katilin gözleriydi bunlar.
(Atilla)-O aslanı öldürmedim Pars. Ama seni paramparça edeceğim!