Freddy doktorun yüzüne baktı. Tam olarak ne demek istediğini anlamamıştı.
Ama sormadı da. İçinden bir ses, cevap almanın her zaman iyi olmadığını söylüyordu.
Ertesi gün, doktor birkaç tetkik daha yaptıktan sonra Freddy’ye taburcu kağıtlarını verdi.
Sade bir cümleyle uğurladı:
“Kendinize dikkat edin Bay Johnson… bazen ikinci bir şans, ilkinden daha gerçek olabilir.”
Otobüs terminaline vardığında hava kararmıştı.
New York’un yaz akşamları bazen boğucudur ama bu gece serindi.
Elinde hastaneden verilen küçük bir çanta, üstünde gri bir hoodie, cebinde buruşmuş birkaç banknot.
Döndüğü şehir değişmemişti ama o değişmişti.
Sessizdi.
Bir ATM buldu.
Kartını yavaşça taktı, şifresini girdi.
Makine uzun uzun düşündü.
Ekranda bir bip sesi.
“Bakiyeniz: -3,804.76 $”
Freddy başını eğdi.
İçinden istemsizce güldü.
“Dört bin dolara yakın borç…
Ve ben daha bugünkü kahvemi bile içmedim.”
Kredi kartı borçları, hastane faturaları, önceki kira eksikleri ve bir iki overdraft işlemi.
Rakam hem tanıdık hem de utanç vericiydi.
Bu şehir borcunu unutmazdı.
Ve faiz de uyumazdı.
Aynı gece, Burger King
Saat 22:46.
Queens’teki şubeye arka kapıdan girdi.
Ortalık patates yağı ve temizlik suyunun kokusuyla doluydu.
Dolabındaki üniformayı çıkardı. Hâlâ oradaydı.
Ama üzerine sinmiş olan eski ter kokusu bile artık daha uzak geliyordu.
Giyindi. Aynaya baktı.
Kendi gözlerine fazla uzun süre bakmamaya dikkat etti.
“Freddy?”
Arkasındaki ses, aynı meymenetsiz restoran müdürüydü
“Geri döndün demek
“Hazır mısın?”
Freddy başını salladı.
“Mecburum.”
Gece vardiyası başladı.
Kasada siparişler ardı ardına geldi.
Çalışırken cebindeki telefonu çıkardı, kablosuz POS cihazının yanına koydu.
Telefonu düzelmişti ekranı açtı
Bank of America — -3,804.76 $
Altında da şu not:
“Minimum ödeme: 328.59 $ due Aug 3.”
Elini cebine attı.
10 dolar nakit.
Bir de 1.25 $’lık eski bir metro kartı.
İşte sistem.
İşte hayat.