11. Bölüm: Gelecekteki Damat
"Yurim-shi! Saklanmayı bırakabilir misin?!"
~~~
Saçıma sardığım havlu ile birlikte aşağı indim. Annem ikimizede sandiviç yapmış, beni bekliyordu. Annemin evde olmanın verdiği sevinçle sandalyeye oturdum. Annem gülümseyerek bana baktı.
"Yüzün de güller açıyor, bakıyorum!"
İkimiz de gülümsedik. Tabiî ki açacaktı. Annem kaç gün sonra evdeydi! Sandiviçten bir ısırık aldım ve lokmamı yutup, "Kaç gündür eve gelmeyen annem şimdi evde. Buna sevimememi mi bekliyordun?"
Yutkunarak bakışlarını kaçırdı. Kaşlarımı çatarak mimiklerini izledim. Yüzünde bir şeyler söylemek istiyor ama söylemeye korkuyormuş gibi bir ifade vardı.
"Anne.. Bana söylemek istediğin bir şey var mı? Lütfen bana söyle. Bana güvenebileceğini biliyorsun değil mi?"
Kafa sallayarak en sevdiği sütlü lattesinden yudum aldı. "Biliyorum.. "
Bana güvenmiyor muydu? Oysaki hep onun yanında olmuş, dertlerini her zaman dinlemiştim.
Daha fazla üstüne gidip, morel bozmamak için konuyu kapattım. Annem yanında duran dergiyi alıp bakınmaya başladı. Birden yüzün de sırıtış belirince kaşlarımı çattım. Gine neler saçmalayacaktı?
Dergiyi elime tutuşturup, "Bu adam benim gelecekteki damadım olmalıydı," dedi. Yüzümü buruşturarak adama bakındım. Fakat Hwang Hyunjin'i görmem ile birlikte yüzüm tamamen domatese döndü.
Bakışlarımı kaçırarak dergiyi hızla anneme geri verdim. "Ne alaka şimdi?" Yüzün de anlam veremeyen ifadesi ile göz devirdi ve, "Sen ne anlarsın ki!" diye çıkıştı. Hızla tabakları tezgaha koyup bir şey demeden odama çıktım.
Bu adam neden her dakika karşıma çıkmak zorundaydı?! Bir tek karşıma çıkması değil, aklımdan bile çıkmıyordu.
Derin bir nefes verdim. Rahatlamam lazımdı.
Telefonumu çıkarıp Seungmin'i aradım. Açmayınca işi olduğunu düşünerek aramayı sonlandırdım ve telefonu masaya koydum. Saçıma sardığım havluyu çıkardım.
Fön makinası yardımı ile saçlarımı kurutup, düzleştirdim. Bu kadar rahatlatıcı bir şey olmadığına emindim! Üstüme beyaz bir crop, altıma ise mavi bir şort giyindim.
Tuvalim ile çantamı alıp aşağı indim. Annem bana “Nereye” der gibi baktığını görünce, "Sahile," diyerek geçiştirdim.
。・:*:・゚★,。・:*:・゚☆
Tuvalimi panoma astım. Çok güzel görünüyordu. İnsan çizmeyi sevemediğimden, kuş bakışı açısı bir manzara çizmiştim. Çantamı dolabıma yerleştirdikten sonra mutlu adımlarla üniversiteden çıktım.
Bugün Seungmin ile müzeye gideriz diye düşünmüştüm ama kendisi hiç bir aramama bakmamıştı.
Ana yola çıktığım da görüğüm taxi ile elimi kaldırdım. Taxi durunca arka koltuğa oturdum. Sürücünün değişik bir tip olması dışın da bir sorun yoktu.
İçimden geri inmek gelsede inmedim.
Adam ağzında çevirdiği kürdan ve vücudunun her yerinde olan dövmeleri ile serseri stilini eline almıştı. Yalan yoktu ama korkmuştum.
Tam geri inecekken kapı açıldı ve içeri birisi daha bindi. Binen kişi Lee Minho'ydu. Şaşkınca ona bakındım. Bana gülümseyerek, "Oh... Selam Yurim!" dedi.
Ben de gülümsedim ve karşılık verdim. "Selam Minho-ah.. " Adamı süzüp yerine biraz daha yerleşti. "Gallery Mare müzesi lütfen," dedi soğuk bir sesle.
。・:*:・゚★,。・:*:・゚☆
İkimizin de aynı yere gelmesi beni sevindirmişti. Ayrıca ikimiz de tek olduğumuz için bana kendisi ile gitmemi teklif etmişti. Ben ise heyecan ile kabul etmiştim.
Yalan yok! Lee Minho beni etkiliyordu. Diğer kızların haklı olduğunu tekrar anlamaya başlamıştım.
Beraber müzeye girdik. Bizi karşılayan Kouros heykelleri beni etkilerken, gördüğüm onca ressam çizimleri ile bayılacak duruma gelmiştim.
Minho tepkilerime gülerek önüne döndü. Ona bakındıktan sonra tekrar heykelleri ve resimleri incelemeye başladım. Her biri, onca duygudan, onca histen oluşuyordu.
Anlamları saklı ama görülebilecek şekilde olan resimler her zaman daha çok dikkatimi çekmişti. Dikkatimi tamamen kendine çeken portrenin yanına gidip fotoğrafını çektim.
Biraz inceledikten sonra Minho'ya baktım. "Çok güzel değil mi?" Gülümsedi ve kafa salladı. Beni onayladığı için daha mutlu olarak portreyi incelemeye devam ettim.
Ufacık bir bakışla bile mutlu olabilecek kapasitem vardı..
Birden gördüğüm kişi ile bayılmamak için çaba sarf ettim. Ama çığlık atmayı ihmal etmemiştim. Koskaca Deokhyun Kang tam karşımdaydı! Hem ressam hem yakışıklı!
Bütün kızlar yanına gidince ben de gidicektim ama Minho yakamdan tutup geri çekti. "Kendisi ile tanışıyorum seni yanına sonra götüreceğim. Şimdilik resimleri incelemeye devam et."
Utançla kafa salladım. Minho, Deokhyun Kang ile arkadaş mıydı şimdi? Çok fazla üstünü çizmeden resimleri incelemeye devam ettim. Fakat korumaların bir kişinin etrafını sardığını gördüm.
Hangi ünlüydü acaba? Diye düşünmeden edemedim.
Biraz daha bakındığım an da kim olduğunu anlamış, hızla Minho'nun arkasına saklandım. Minho anlamamış bir şekilde bana dönünce omuzundan tutup tekrar çevirdim. "Ne yapıyorsun?"
"Sus ve sakın ama sakın adımı söyleme," diye fısıldadım. Minho gıcıklığını ortaya sererek birden bağırdı. "Yurim-shi! Saklanmayı bırakabilir misin?!"
Hyunjin de dahil herkes bize dönünce ellerimle yüzümü kapatarak müzenin wc tarafına doğru koştum. Minho'nun kıkırdaması kulaklarıma ulaşmıştı bilene.
|Hyunjin|
"Yurim-shi! Saklanmayı bırakabilir misin?!"
Duyduğum sesle bakışlarımı sesin yönüne doğru çevirdim. Tanıdığım Yurim mi diye kontrol ettim. Tatmin olmuş şekilde gülümseyerek onlara doğru yürüken Yurim'in wc bölümüne doğru kaçtığını fark ettim.
Korumalara döndüm ve, "Beni burada bekleyin," diyerek Yurim'in gittiği yöne hızlı adımlar ile ilerledim.
Adımlarımı yavaşlatıp sırtımı duvara yasladım. Yurim kendi kendine mırıldanırken gülmeden edemedim. O cidden tatlıydı. Utanması, gülümsemesi, korkması, düşüncesi hep... Ne diyorum ben?!
Kafamı iki yana salladım ve adımlarımla geldiğimi belirttim. Yurim şaşkınca bana bakınca, kaşlarım alayla havaya kalktı. "Yurim-shi! Saklanmayı bırakabilir misin?!" Diye tekrarladım.
Yurim yüzünü buruşturarak bana bakmıştı. Bundan hoşlanmamıştım. Kendimi eğlendirmek adına üstüne yürüdüm.
Bu hareketim onu tedirgin etmiş olacak ki hızla bayan wc'sine girip kapıyı kapattı.
Kendi kendime kahkaha attım. Cidden komikti. Ona sıcak bakmaya çoktan başladığımı daha yeni fark etmiştim.