12. Bölüm: Sebepsiz Kavga
"Gerektiğinden fazla biliyorum, küçük hanım."
~~~
Belki 4 saat olmuştu ama, Minho ve ben halâ içmeye devam ediyorduk. Çok sarhoş olan bir bünyeye sahip olduğum için 2 saate dayanamamış sarhoş olmuştum.
Sarhoş olsam bile açık olan bilincim, Minho'nun karşısında düzgün durmam da yardımcı oluyordu.
Bir şişe daha açıp kafama diktim. Ancak Minho birayı elimden alıp sıcak kumun üzerine bıraktı. "Çok içtin," dedi uyarıcı bir ses tonuyla. Kafamı hayır yönünde salladım ve denizin kıyıya vurduğu dalgalarını izledim.
Sarhoş olmak, güzeldi. Rahatlatıcı bir hissiyat veriyordu. Doğruları söylüyor, arzularımı dışa yansıtıyordum. Bu benim için çok güzeldi.
Kafanı çevirip Minho'nun yan profilini inceledim. Benden daha fazla içmişti ama bir türlü sarhoş olmamıştı. Bünyesi oldukça güçlü olmalıydı. Sanırım bilincim kapalı olmuş olsaydı, "Kocam da, kocam," diye sayıklardım.
Aşık değildim. Sadece küçük ve geçici bir hoşlantıydı hissetiğim.
"Sıkıldım," diyerek iç çektim. Gerçekten sıkılmıştım. Minho bu halime biraz kıkırdadı. "Neden? Benimle takılmak güzel değil, değil mi?"
Kafamı tekrardan hayır yönünde salladım. Minho ile takılmak güzel ve eğlenceliydi. Sorun şu anda Hyunjin'i düşünmemdi. Günler geçtikçe ondan neden kaçtığımı anlamaya çalışıyordum.
Neden kaçıyordum?
Elimle yüzümü sıvazladım. Bir an da boynumun çıkıntısında bir nefes hissettim. Sonra ise yanağıma değen dudakları... Hızla arkama döndüğümde Seungmin'i görmek beni rahatlatmıştı.
Derin bir nefes aldım. Seungmin'i görmem sayesinde kalbimin atışları düzene girmişti. Yanıma oturdu ve Minho'ya selam verdi. Normalde Minho'dan nefret ederdi.
Seungmin'i çağırdığım iyi olmuştu. Canımın sıkıntısı onun sayesinde geçiyordu. Bayılıyordum kardeşime!
Sesine, tarzına, sevgisine, gülümsemesine. Kısacası herşeyine...
Birden görsüdüm kişi ile kaşlarım tekrardan çatıldı. Biraz daha dikkatli baktım, kumun üstünde yürüyen adama. Bu.. Adını unutmuştum fakat Hyunjin'in menejeriydi.
Biraz daha düşündüğüm de isimi aklıma gelince gülümsedim. Acilen B12 eksikliğimi gidermek için randevu almam lazımdı.
Bang Chan, Hyunjin'in davranışlarına göre daha olgundu. Olgunluğu abis derecesindeydi. Hiç takmayarak içmeye devam ettim. Selam vermek istediğimi sanmıyordum.
Çünkü illaki gidip Hyunjin'e, Yurim'i gördüm, derdi. Ben olsam derdim.
。・:*:・゚★,。・:*:・゚☆
Kusmaktan harap olmuştum. Klozetin iki yanına tutunup zorlukla ayağa kalktım ve lavoboda elimi, yüzümü yıkadım. Derin nefesler vererek kapıya tutuna tutuna tuvaletten çıkıp salona ulaştım.
Annem gine neredeydi? Ben bu hallerdeyken kendisi gine eğleniyor muydu? Peki... Babam neredeydi? Beni bırakmış, kaçmış gitmişken mutlu, mutlu mu yaşıyordu?
Mutlu yaşıyorsa umarım Tanrı cezasını verir ve kimsenin ulaşamayacağı bir mutsuzluğa gömülür!
Terliklerimi çıkarıp ayaklarımı koltuğa uzattım. Kafamdaki yastığı biraz indirip rahat bir biçime getirdim. Telefonumun çalmasıyla tekrar açılan gözlerime küfür savurdum.
Bana rahatlık haramdı. Telefonu açtığımda Yeji'nin sesi geldi.
。・:*:・゚★,。・:*:・゚☆
|Yeji|
"Abi! Sen arayamıyor musun?" Derin bir nefes verdim. Abim sabır dilercesine bir şekilde bana bakındı. Yanıma yaklaştı. Cebinden çıkardığı kredi kartıyla, hemen telefonu çıkardım.
"Sen nasıl istersen, abiciğim!"
Abim bu halime göz devirerek, Yurim'i aramamı bekledi. Yurim'i arayıp hapörlörü açtım. "Alo?"
Bir kaç hapşuruk ve derin nefeslerden sonra hastalandığını açığa vuran ses geldi. "Alo, Yeji bir sorun mu var?"
Sesi karşısında abimin kaşları çatıldı. Onun için endişe etmiş olmalıydı. Gülmek istedim ama Yurim bu haldeyken gülmek içimden gelmemişti.
"Hasta mısın, Yurim? Sesin solgun geliyor.."
Abim bu soruyu sorunca rahatladı. Sanırım bu soruyu sormamı bekliyordu. Yüzümde eksik bir gülümseme oluştu.
"İyiyim.." Cümlesinin devamını getirecekti ama birden öksürmeye başladı. Abim küfür savurarak hızla çıkışa ilerledi.
。・:*:・゚★,。・:*:・゚☆
Yurim'in evinin önüne geldiğimiz de kapının zilini çaldım. Kapı açılınca burnu kıpkırmızı, yaşarmış gözlü, elinde peçete ve dolgun dudakları daha da şişmiş bir halde bizi izleyen bir Yurim'i görmeyi planlamamıştım.
Halsizlik vücuduna işlemiş bir şekildeydi. Ama abimi ve Bang Chan'i görünce tepkisi değişti. Hızla saçlarını düzeltmeye başladığında abim. Onu itekleyip içeri geçti.
"Çirkinsin düzeltsen ne işe yarayacak? "
Yurim hızla göz devirdi ve içeri geçti. Ben kıkırdamaya başkadığım sırada Chan de kıkırdadı. Kıkırdamasını her işittiğim de hızlanan kalbimin sebebini anlayamamıştım.
İkimiz bir süre sonra içeri geçip ikilinin atışmaları arasından koltuğa oturduk. Kavgalarının sebebi bile yoktu.
Bang Chan göz devirdi. "Hyunjin'e hanımcılığı öğretmemiz lazım." Gülerek ona döndüm. "Sen çok mu iyi biliyorsun?" Bana biraz yaklaştı ve işaret parmağını burnuma dokundurdu.
"Gerektiğinden fazla biliyorum, küçük hanım."
Hızlanan kalbime vurmak istedim. Benden hiç uzaklaşmasın, öpsün istedim. İsteklerimi kontrol edemezken Chan tatmin olmuş bir şekilde gülümsedi ve uzaklaştı. "Çok yaramazsın!" Diyerek beni azarladı.
Gerektiğinden hızlı atan kalbimi hiçe saydım. Bang Chan'e bakmayı sürdürürken gülümsedim. Çok güzeldi. Güzeliğin vücut bulmuş haliydi.
Yurim birden Hyunjin'in yakasına yapıştınca Bang Chan'e çevirili olan bakışlarımı kavga eden ikiliye çevirdim. Şaşkınca onlara bakarken, Bang Chan sakince kahkaha attı. "Çocuktan farkları yok!"
Kafa salladım ve onları izlemeye devam ettim. Yurim sitem edercesine bağırdı, "Seni şikayet edeceğim, hırsız!"
Abim şaşkınca ona bakarken Yurim'e yüzünü yakınlaştırdı. "Hırsız mı? Ben mi? Hah! Geri çekil yoksa hastalanırsam seni dava ederim." Yurim alayla ona baktı.
Bang Chan sıkılmış olmalı ki ayağa kalkıp ikisinin yanına gitti. "Yurim, Hyunjin'i şikayet etme sebebin nedir?" Diye sordu sanki cevabı biliyormuş gibi.
Yurim sinirden ağzından çıkanlara dikkat edememişti. "O bir kalp hırsızı!"
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. O kadar güzel söylemişti ki gülmemek imkansızdı. Kıkırdayarak kafamı geriye attım.
Abimin ona attığı şaşkın bakışlar, beni keyiflendiriyordu. Bang Chan komik bakışlarını Yurim'in üzerinden çekip bana çevirdiğinde gülümsedim.

Tatlı mı, tatlı günler!
>