Gözlerimi dolduran yaşları engellemeye çalıştım. Yüreğim, hızla çarpmaktan acıyordu; karnıma giren sancılara rağmen adımlarımı atmaktan vazgeçmedim. Koridorun sonunda, bedenimi kaskatı kesen kelimelerle karşılaştım. O an sanki çevremdeki herkes donmuş, zaman sadece benim için akıyordu. Anılar zihnime üşüştü. Gecenin ortasında beni öpüşünü, tenimi okşarken gözlerindeki parıltıyı hatırladım. Elimi kalbinin üzerine koyduğumda nasıl deli gibi attığını bana göstermişti. Sonra dudaklarından çıkan o sözler… “Ay Işığı Altında Yıldızlı Geceyi İzlemek.” Yıllar öncesine, 21 yaşındaki Derin’e gittim. Sahile doğru adımlarken sorduğum soru yankılandı zihnimde. “Çünkü ben buldum,” Ve çok geçmeden, neredeyse unutmaya yüz tuttuğum sesi cevapladı: “Öyle yapalım o zaman.” Zaman durmuştu. Sakince o sözlerin yazılı olduğu yere yaklaştım. İçeride loş bir ışık hâkimdi. Uzaktan görünen siyah beyaz fotoğraflar, gözyaşlarımla bulanıyordu. Kirpiklerimi birkaç kez kırpıştırınca her şey yeniden netleşti. Kötü düşünceler birer birer dağılmaya başladı. Yıllarca içimde taşıdığım hüzün eriyordu. Asılı duran o cümleleri tekrar okuduğumda artık emindim: Tek istediğim, onun varlığını hissetmekti. Ayrılan bölüme ilk adımımı attığımda, karanlık bulutlarla çevrili gökyüzümün altındaki şiddetli rüzgâr durmuştu. Ortamı sessizlik sarmıştı. Uzun zamandır gökyüzüm ilk kez bu kadar sakindi. Her bir resim, tavandan sarkan yıldızlar gibiydi. Fotoğrafların ortasında ise loş ışık yayan yarım ay asılıydı. Ay ışığı altında yıldızları izlemek… Fotoğraflara yansıyan yüzümde tatlı bir hüzün belirdi. Her kareyle birlikte o bir ayı yeniden hatırladım: Uçağa binip endişeyle oturduğum ilk andan, onun o son tebessümüne kadar geçen her saniye gözlerimin önünden geçti. Titreyen elimle fotoğraflara uzandım, o günleri yeniden hissettim. Gözümden bir damla yaş süzüldü. Havalimanındaki hâlim, kucağıma aldığım küçük çocuk, kaybolduğum gün kabindeki yüz ifadem, birlikte yaptığımız doğa yürüyüşü… ve en sonunda yere yansıyan gölgelerimiz. Barınakta beni öptükten sonra çektiği fotoğrafı gördüm. O anın nasıl göründüğünü hep merak etmiştim. Utancımı, öpücüğünün bende uyandırdığı heyecanı nasıl yansıtmıştı? Şimdi görebiliyordum. Yanaklarım gibi dudaklarım da kızarmıştı; bakışlarımda ise yıldızları toplayan bir parıltı vardı. O anı hatırlayınca kalbim deli gibi attı. Bunca yıl boyunca onu ne kadar çok öpmek istemiştim acaba? Bir sonraki karede, deniz kenarında beni fotoğraf çekmeye hazırladığı anı gördüm. İlk kez beni hazırlamıştı. Ona olan hislerimi fark ettikten sonra yanımda oluşu kalbimi durduracak gibiydi. Bakışlarımda saklı o duyguları yeniden hissettim. Hem daha yakın olsun istiyor, hem de uzak kalsın diye korkuyordum. Sonsuza kadar bana dokunmasını, fotoğraflarımı çekip beni görmesini istemiştim. İlk defa böylesine bencil bir dilek taşımıştım kalbimde. Resmim asılı duruyordu. O hâlime bakarken gençliğimi ve geçmişin getirdiği günleri hatırladım. Çok gençtim… ve o günlerden bu yana gerçekten uzun bir zaman geçmişti. Sergide ilerlerken insanların bana yönelen bakışlarını hissediyordum. Bu beni utandırıyordu ama nedense gururlu hissetmiyordum. Bir süre önce gördüğüm tüm fotoğraflar ona aitti. Bu düşünce beni mutlu etse de, bana ait olan bu bölüm canımı yakıyordu. Yıllarca hafızamda tutabilmek için uğraşmıştım. Onun bir fotoğrafı bile yokken yüzünü unutmamak için çabalamıştım. Yıllarca verdiği sözleri hatırlayarak beklemiştim. Ama o… her şey çok basitmiş gibi, benim fotoğraflarıma sahipti. Ve şimdi onları sergisinde sergiliyordu. Belki 21 yaşındaki Derin bu fotoğrafları görse büyük bir heyecan duyardı. Ama 27 yaşındaki ben öfkeyle bakıyordum. Tavandan sarkan karelerin arasında, 21 yaşındaki hâlimin yanında şimdiki yüzümü ortaya çıkaran bir fotoğraf vardı. Elimde kuruyemişle Van Gogh’la konuştuğum an… O akşam rutinimi izlerken üzerimdeki hüznü fark ettim. Bir süre önce fark ettiğim flaş ışığının aslında bir kameraya ait olduğunu anlamamıştım bile. Yorgunluğum, yüzümdeki o küçük tebessümde kendini belli ediyordu. Ona ne kadar özlem duyduğumu, onsuz ne kadar yorulduğumu hissettim. Gökyüzümü kaplayan kara bulutlar yavaş yavaş dağılıyor, gün ışığı üzerime doluyordu. Beni daha önce bulmuş olmasına rağmen neden beklediğini düşündüm. Belki daha erken gelseydi… biraz daha erken… Kalbimdeki karışık duygular yeniden gün yüzüne çıktı. Bütün bu resimlerde gördüğüm tek şey onun yüzüydü. Altı yıl önceki masum ve tatlı yüzü… Kare gibi gülümsemesi, hafif çekik gözleri ve henüz tam olgunlaşmamış hali yeniden belirdi gözlerimin önünde. Bu kez yüzü gözlerimin önünde belirdiğinde içimde hüzün yoktu. Kalbimde hissettiğim huzur yavaş yavaş bedenimi ele geçiriyordu. İkimize ait ilk resme yaklaşıp o günü hatırlamaya çalıştım. Parmaklarımı fotoğrafa değdirerek onun sıcaklığını yeniden hissetmek istedim. Kalbim yanardağın alevinden daha sıcak atsın, gözlerim hayallere kapanmak yerine onun yüzüyle açılsın istiyordum. Derin bir sessizlikte duyduğum fotoğraf makinesinin sesi önce hayal sandım. Gözlerime dolan yaşları silip toparlandım. Ses tekrar geldi: kınk. Yavaşça arkamı döndüm. Tüm gün boyunca yalnızca kalabalığın arasında gördüğüm mavi ceketli adam karşımda dikiliyordu. Bir kınk daha duyuldu. Bu kez ses kalbime ulaştı; yüreğim hızla çarpmaya başladı. Tüm bedenim o ritimle sallanıyordu. Fotoğraf makinesini sakince indirdiğinde gerçeğin ta kendisi karşımdaydı. Hayal değildi. Göz yanılması değildi. İşte buradaydı. Onu izlerken içimdeki bütün karmaşa yok oldu. Sanki bu dünyada yalnızca biz vardık. Hayallerini gerçekleştirmiş, huzurla parlayan gözleriyle bana bakıyordu. Eskisinden daha olgundu. Elmacık kemikleri belirginleşmiş, siyah saçlarına tatlı bir kahverengi karışmıştı. Kahverengi gözlerindeki parıltıyı yeniden gördüm; her bakışında yıldızları içine toplayan o ışığı. Geniş omuzlarını ceket saklayamıyor, beyaz gömleğinin altındaki göğsü eskisi gibi zayıf görünmüyordu. Elinde tuttuğu fotoğraf makinesi artık başkaydı. Uzun parmaklarında beliren ince yüzükler de onun değiştiğini fısıldıyordu. Bana doğru yürümeye başladı. Ayak sesleri içime işliyordu. Hayalini kurduğum bütün anlar şimdi gerçekleşiyordu. İstemsizce bir adım attım. Sonra bir adım daha… Her adımımda kara bulutlar dağılıyor, gökyüzü maviye dönüyordu. “Uzun zaman oldu, Derin.” “Eray…”
Bölüm 27
Devam Eden Hayat Part 6
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.