İçeriğe geç

Fotoğraf Sanatçısı

Bölüm 16 · 8 dk okuma

Fotoğraf Sanatçısı

Bölüm 16

Devam Eden Hayat Part 2

Ona ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Hislerim net olmadığı için ona herhangi bir umut vermek istemiyordum. Bir zamanlar Fotoğraf Sanatçısı'nın bana verdiği gibi... Bu yüzden çareyi cümlesinden kaçmakta buldum. En iyi yaptığım şeylerden bir tanesiydi bu. Önerim onu şaşırttı, bunu yüzünden okuyabiliyordum. Merak ettim acaba bu tür yerlere kaç kadınla gelmişti? Ve kaç tanesi onun ilgisini sadece kullanmak için karşılık vermişti? Henüz tanışalı iki gün olmuştu, böyle şeyleri düşünmek kendimi kötü hissettiriyordu ama aklım susmuyordu. "Eğer senin için uygunsa..." dedi sonunda. Sonra garsona döndü. "Hesabı alabilir miyiz lütfen?" Beni onayladıktan sonra, hesabı ödeyip restorandan çıkmamız uzun sürmedi. Arabaya giderken bana kaçamak bir bakış attı. Yanımda zarif bir şekilde yürürken, yanımızdan geçen insanların -özellikle kadınlar- ona göz ucuyla baktığını gördüm. O gerçekten parlak bir auraya sahipti ve yüzünde ki duruluk, bu etkiyi tamamlıyordu. "Peki şimdi ne yapmak istersin?" diye sordu, sesi yumuşak bir öneri gibi kulağıma geldi. Gözüm sokağın köşesindeki küçük kahve dükkanına takıldı. "Hım," dedim sanki düşünür gibi. Çoktan ne yapacağımıza karar vermiştim. "Hava çok güzel." "Evet, yaz gelmiş gibi hissettiriyor." Hafif sıcak rüzgar, güneş batmasına rağmen içimizi ısıtmaya devam ediyordu. Sıcak meltem ile bize gelen çiçek kokuları burnuma dolmaya başlamıştı. İçimde güzel bir kıpırtı oldu. Kahve dükkanını gösterdim. "Birer kahve alalım ve kısa bir yürüyüş yapalım. Açıkçası vaktimin çoğunu kapalı alanlarda geçiriyorum, artık biraz sokaklarda olmak istiyorum." Beni dikkatle dinliyordu. Gülümsedi sadece. Gerçekten ne düşündüğünü anlayamıyordum. Ben onun gözünde sıradan bir kadın mıydım, yoksa düşündüğümden daha mı fazlası? Güzel havanın tadını çıkan diğer insanların arasına karıştık. Kafeler doluydu, dışarıya gülüşme sesleri taşıyordu. Ona gösterdiğim dükkana varmamız uzun sürmedi. Siparişlerimizi alıp kasaya yöneldiğimizde, bu kez ben ödemek için öne çıktım. "Lütfen ödememe izin verin. Sürekli sizin ödemeniz beni kötü hissettiriyor," dedim. Yine o tanıdık tebessümle kabul etti. Nezaketiyle beni baskılamadan, bana alan tanıyarak ilerlemesi onu daha da farklı kılıyordu. Elimizde kahvelerle aydınlatılmış sokakta yürümeye başladık. Etrafımızda bir sürü insan vardı. Cadde, hayatın içindeydi ve bu hareketlilik, bana yaşadığımı hatırlatıyordu. Parmaklarım, karton kahve bardağının sıcaklığında çözülüyordu. Kahvemden bir yudum aldım ve bir anda ağzımdan dökülüverdi kelimeler. "Merak ediyorum, benim hakkımda ne düşünüyorsunuz?" Sorum onu hazırlıksız yakalamıştı. Bir eli cebinde, adımlarımız yavaşlarken led ışıklarla süslenmiş yapay bir ağacın önünde durduk. Bir an sessizlik oldu. Ardından içten gelen bir ifadeyle konuştu. "Sizin hakkınızda... Beni şaşırtıyorsunuz. Düşünceleriniz, konuşmanız, bana yaklaşımınız... Sizinle zaman geçirdikçe kendime sormadan edemiyorum; Nasıl olur da bu kadar yıl yalnız kalırsınız?" Sanırım, Ümran'ın nişanlısı ona benden bahsetmişti. Acaba ne kadarından bahsetmişti? Fotoğraf Sanatçısı'ndan haberi var mıydı? Gözlerine baktım. Eminim, bugüne kadar tanıdığı hiçbir kadına benzemiyordum. Yalnız kalışımın tek sebebi, içimde yıllarca taşıdığım Fotoğraf Sanatçısı'ydı. Ona olan bağlılığım, beni bu yaşa kadar bir bekleyişe mahkûm etmişti. "Değil mi?" dedim, yarı gergin bir gülümsemeyle. "Ben de merak ediyorum neden hâlâ yalnızım?" Ciddiye almasın diye omuz silktim, ses tonumu şaacı bir şekilde ayarladım. Ufak bir kahkaha attı. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Şakayla karışık konuştum. "Ne? Bir şey mi oldu?" Başını hafifçe iki yana salladı. Ardından dudaklarında tatlı, neredeyse mahcup bir tebessüm belirdi. "Yalnızca... İyi ki bugüne kadar yalnız kalmışsınız diye düşündüm bir an," dedi. Bu söz, içimde bir yerlere dokundu. Benimle gerçekten ilgileniyordu. Sözleri samimiydi. "Peki ya siz? Neden bu zamana kadar yalnız kaldınız?" Bu soruyu merakla sordum. Onu gören her kadın ilgilenirdi, buna emindim. Neden hâlâ hayatında kimse yoktu? Hafifçe iç geçirdi, bakışlarını kahve bardağının kapağında gezdirdi. Yüzünde belli belirsiz bir gölge vardı. Gülümsemeninin altında gizlenmiş, anlatmaktan çekindiği bir yük gibi. "Bana da hep bu soru soruldu aslında," dedi, bir adım geri atıp yapay ağacın dallarından süzülen ışığa baktı. "Cevap vermesi kolay değil. Belki de ben seçtim yalnızlığı. Ya da yalnızlık beni seçti, bilmiyorum." Sesi ne soğuk, ne de sıcak... Kararsız bir ılıklıkla döküldü ağzından. Bir süre sessiz kaldık. Kalabalığın uğultusu, uzaktan gelen bir sokak çalgıcısının melodisi ve kahve bardaklarımızın ince hışırtısı arasına karıştı. Onu sabırla dinlemeye hazır olduğumu belli etmek için, destekler gibi konuştum. "Neden bu şekilde konuştunuz? Eğer anlatmak isterseniz, ben iyi bir dinleyiciyimdir." Sakin yürüyüşümüz, bir banka oturmayla son bulmuştu. Hava giderek serinlerken, üşüdüğümü ona belli etmemek için kendime sarıldım. Kaban giydiğim için şanslıydım. Kahvesinden bir yudum aldı. Az ilerimizde, yürüyüş yolu aydınlatmaları sayesinde, gölün üzeri yıldızlar gibi parıldıyordu. Kısa bir nefes alış verişin ardından konuşamaya başladı. Onun da giydiği bir koruma zırhı vardı bunu hissedebiliyordum, tıpkı benim ki gibi. "Benimle olmak isteyen kadınlar, benden çok paramla ya da yakışıklı olduğum için yanımda durmak istiyor. Ve özellikle kozmetik firmasında çalıştığım için." Sonunda içini dökerken, sözünü hiç bölmeden ve onu dikkatle dinlediğimi belli etmek için gözlerimi ondan ayırmıyordum. "Bugün buraya, sizinle değil de başka bir kadınla gelmiş olsaydım, şu an elimde bu kahveyle burada yürümezdim. İlk defa böyle bir şey yaşıyorum." Onun için üzülmüştüm. Para ya da yakışıklılık her şey değildi. Ben Fotoğraf Sanatçısı'nı tanıdığımda, normal bir aileden geldiğini biliyordum. Hakan kadar yakışıklı değildi belki ama, sıcaklığı kalbime ulaşmıştı.Hakan ise uzun zamandır başarılıydı ve onun çevresinde ki kadınların nasıl olabileceğini az çok tahmin edebiliyordum. "Kahvelerle bu sokakta yürümek kötü mü?" Diye sordum endişeyle. Ve biraz da ortamda ki kötü enerjiyi def etmek için şakayla. Başını hayır der gibi salladı. "Hayır... Bu çok hoş oldu. Henüz tanışalı iki gün oldu ama sizde beni size çeken farklı bir şeyler var." Yüzümü göle dönüp kahvemin son yudumunu içtim. Bardağı elimde sıkarken benim de ona bir şeyler anlatmak isteyişime engel olamadım. "Aslında... Sizi anlıyorum. Hayatıma girmek isteyen erkeklerin bir çoğu benden sevgiyi değil düzen bekliyor. 'Artık hayatımı düzene sokmak istiyorum' diyorlar. Sanki ben onların kurtarıcısıymışım gibi. Yanımda kıpırdandı. Bakışlarını üzerimde hissettim. Kaçamak bir gülümsemeyle göz ucuyla baktım. Tüm bedenim gerilmişti neden bu şekilde baktığını anlam verememiştim. "Bana öyle bakmayın," dedim, bu sefer yüzüne bakıyordum. Ne söyleyeceklerimi merakla bekliyordu. "Ben aşk kadınıyım. Aşkın olmadığı bir ilişkiye adım atmayı düşünmüyorum." Kıkırdadı. Başını anlıyorum der gibi sallarken çok mu açık konuştum diye düşünmeden edemedim. Bazen gereksiz yere kendimle alakalı çok fazla şeyden bahsedebiliyordum. Bu yönümü hiçbir zaman kıramamıştım. "Bunu, dün daha iyi anladım." Parmaklarını şaklatırken ne diyeceğini merakla bekledim. "Başka bir kadın olsa benim yerime, onu götürdüğüm mağaza ile daha fazla ilgilenirdi. Fakat sen benimle ilgilenmeyi tercih ettin." Bana göz kırparken, yanaklarım alevler içinde yanmaya başlamıştı. Kalbim hızla atıyor ve üşüyen bedenimi ısıtmaya yetiyordu. Boğazımı temizleyerek ve ne diyeceğimi bilemeyip kekelemek üzereydim. "Sonuçta... Sizinle tanışmaya geldim. Bu yüzden öyle konuşmuştum." Daha fazla utanmamak için başka bir yere bakmak istedim. "Bu yüzden, seni daha yakından tanımak istedim, Derin." Artık resmiyet bitmişti. 'Hanım' demek yerine, bana adımla hitap etmişti. Daha samimi olduğunu belli etmek ister gibi. Gözlerim irileşti. Bu adamın beklenmedik davranışları hem şaşırtıyor, hem de beni gerginleştiriyordu. Bakışları üzerimde dolaşırken, hafifçe öne eğilmişti. Ondan kaçınmak neredeyse imkansızdı. Elimi yüzüme yerleştirip, utançla kızaran yanaklarımı gizlemeye çalıştım. "Kalkalım mı? Hava iyice serinledi." Kaçmak, yine benim için en kolay yol olmuştu. Oturduğum yerden hışımla kalkarken aceleyle yürümeye başladım. Elimde tuttuğum kahve bardağını gördüğüm ilk çöp kutusunun içine attım. Arkamdan "Beni bekle," diye seslendiğini duydum. Fazlasıyla keyifli olduğu her halinden belliydi. İçimden bir ses, bu adamın pençesine düşersem bir daha kurtulamayacağımı fısıldıyordu. Koşar adımlarla yanıma yetiştiğinde dikkatimi çeken bu kez az ileride sokak şarkıcısı olmuştu. Sanırım bir süre onları bahane ederek konuyu dağıtabilirdim. Elimle onları işaret ederek, "Onlara destek vermemiz gerekmez mi?" dedim. Daha cevabını beklemeden adımlarımı onların olduğu yere çevirdim. Sessizce arkamdan geliyordu. İki üniversite öğrencisi müzikle geçimlerini sağlamaya çalışıyordu. Elimi çantama atıp biraz para çıkardım. Ne yaptığımı dikkatle izliyordu. Parayı ona gösterip, önlerine koydukları gitar çantasının için bıraktım. O da benim gibi harekete geçti, cüzdanını çıkarıp içinde bir şeyler aramaya başladı. Yanıma yaklaştığında, en yüksek miktardaki parayı bana gösterdi. "Bunu onlara verebilir miyim?" Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Gerçekten bunu vermeyi mi düşünüyordu? "Bu biraz yüksek olabilir," dedim tereddütle. Başını hayır anlamında salladı. "Onlar hayallerinin peşinden giden gençler. Destek olmamız lazım." Daha onu durduramadan ilerledi ve pembe renkli banknotu gitar çantasına bıraktı. Gitar çalan çocuk heyecanla gözleri büyüttü. "Lütfen çiftimiz için özel bir parça çalmamıza izin verin!" Çocuk çoşkuyla onları dinleyen diğer dinleyicilere seslendi. Şarkı bir ada romantik bir parçaya dönüştü. Çevreden alkışlar yükseldi. 'Çift' kelimesini duyduğumda utanmıştım. Az önce ki atmosferden kaçmak için buraya gelmiştim ve şimdi daha büyüğü ile karşılaşıyordum. Ellerimi çocuğa hayır der gibi kaldırıp sallamaya çalıştım ama çok geçti. Hakan, bana doğru heyecanla koşar adımlarla geldi, elini bana uzattı. Ne yapmak istiyordu? Bir elimden tuttu ve beni ortaya çekerek müzik eşliğinde dans etmemizi sağladı. Şu an çok utanıyordum. Beni etrafımda döndürüp hareket etmemi sağlarken, etraftan alkış ve ıslık sesleri yükseldi. Birkaç kişinin bizi çektiğini fark ettim. Bu gerçekten utanç vericiydi. Fakat kalbimdeki o güzel his yüzünden kendimi durduramıyor, ortama ayak uyduruyordum. Romantik ve ritmi hareketli olan şarkıyla birlikte dans edişimiz, gülüşmeler eşliğinde devam ediyordu. "Bu da nereden çıktı?" Ona soru yöneltirken böyle bir şey yapacağını tahmin etmemiştim. İçinde sakladığı çocuğu tam şu an çıkarmak mı zorundaydı? Ve en önemlisi böyle bir adamın içinde böyle eğlenceli bir taraf mı vardı? Şarkı bittiğinde, "Lütfen çiftimiz için bir alkış!" diye bağırdı şarkıyı söyleyen çocuk. Ellerimi yüzüme kapatmak ve utancımı gizlemek istedim. Eminim, yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Hakan, tüm tezahüratı kabul ederken, onu zorla oradan sürükledim. Kalabalıktan uzaklaşıp biraz sakinleşmek için derin bir nefes aldım. Bu kadar cesur olduğunu bilmiyordum. Yanımda soluk soluğa kahkahalar atarken ona göz ucuyla baktım. Fazlasıyla eğlenmişti. "Bu şekilde... Sanki liseli iki gencin randevusu gibi olmadı mı?" Kahkahamı bastıramadım. Uzun zaman sonra ilk defa böyle eğlenmiştim. "İtiraf ediyorum gerçekten eğlendim." "Evet... Ben de öyle." 27 yaşında ben ve 31 yaşında o.... Gerçekten ikimiz için de heyecan verici bir an olmuştu. Bana uzandı; elini, elimin üzerine yerleştirdi. Parmakları sakince tenimi okşarken şaşkınlığımı gizleyemedim. Kalbim birkaç kez hızla çarptı. "Teşekkür ederim. Bu akşamı bana bu şekilde yaşattığın için." Bakışlarım elinin üzerindeydi. Bir süre beni tutmaya devam etti. Gülümsemeye çalıştım. Gerginliğimi atmak için çaba harcıyordum. "Sanırım asıl benim teşekkür etmem gerek. Uzun zaman sonra ilk defa böyle eğlendim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.