İçeriğe geç

Fotoğraf Sanatçısı

Bölüm 11 · 6 dk okuma

Fotoğraf Sanatçısı

Bölüm 11

Devam Eden Hayat

İçeri adım attığımız anda yoğun ama rahatsız etmeyen bir vanilya ve çiçek kokusu burnuma çarptı. Mağazada da mermerin beyazı hâkimdi; neredeyse tüm dekor aynı zarafeti taşıyordu. Diğer kozmetik mağazaların aksine burada rahatça dolaşıp ürünleri görebileceğimiz şekilde dizayn edilmişti raflara. Arka planda çalan dingin müzik ortamı daha rafine kılıyordu.

Mağazada çalışanlar bizi daha doğrusu Hakan'ı gördüklerinde yanımıza geldiler. Mağaza sorumlusu kadın- bunu yaka kartında yazan yazıdan görebiliyordum- önümüzde hafifçe saygı ile eğildi.

"Hakan Bey, hoşgeldiniz. Geleceğinizden haberimiz olmamıştı."

Hakan, omuzlarını dikleştirip cebinden elini çıkardı, nazikçe bir işaret yaptı. "Merak etmeyin, yalnızca birkaç ürüne bakıp çıkacağız. Siz işinize devam edin."

Bu sırada, personelle kurduğu mesafeli ama karizmatik iletişimle ne kadar etkileyici biri olduğunu fark ettim. Belli ki bu mağaza, çalıştığı şirkete bağlıydı. Raflara göz gezdirirken, "Lütfen benimle gelin," dedi. Bakım ürünlerinin bulunduğu bölüme doğru beni yönlendirdi.

Eline küçük bir sepet almıştı. Bana ürünleri tek tek gösteriyor, özelliklerini anlatıyordu. Bazılarını yeni satışa sunduklarını bazılarının ise kullanıcısı çok olduğu için satışa devam ettiklerini dile getiriyordu. Bana hem işinden hem de hangisinin bana daha çok uyacağından bahsediyordu.

Başta bu ilgi hoşuma gitmişti. Ancak yarım saat kadar sonra, sepetin içinde biriken ürünler beni tedirgin etmeye başladı. Fiyatları düşündükçe huzursuzluğum arttı. Dayanamadım ve nazikçe müdahale ettim.

"Hakan Bey, teşekkür ederim ama bunlar benim için fazlasıyla fazla. Sadece iki ya da üç ürün almam yeterli olur. Eminim başka zaman diğerlerini alma fırsatım olur."

Başını anlayışla salladı. Ardından hafifçe gülümsedi. "Peki, ama bir şarta. Gelecekte alacağınız ürünleri de ben seçebileyim. Söz verin." Söz istiyordu. Geleceğe dair bir şey... Yüzüm hafifçe kızardı. Gözlerimi yere indirdim.

"Söz veriyorum. İleride öyle yaparız," dedim utangaç bir gülümsemeyle.

"Söz verdiniz..." Dedi yumuşak bir ses tonuyla. "Artık geri dönemezsiniz."

Başımı kaldırdım. Hafifçe bana doğru eğilmişti. Gözlerini üzerimde biraz fazla uzun gezdirdi. Sessizlik birkaç saniyeliğine ağırlaştı. O an, zaman durmuş gibi hissettim. Sonra aniden elini yanağıma uzattı tenime dokundu. Bu hareketle düşüncelerim aniden döndü. Gözlerim büyüdü: onları saklamak mümkün değildi. Şaşkınlık içinde kalakaldım.

Neden böyle bir şey yaptı? Neden şimdi? Zihnimde sorular dönmeye başlarken, o da yaptığı şeyi yeni fark etmiş gibiydi. Benim geriye çekilerek kıpırdanışım ardından elini geriye çekti.

"Özür dilerim. Sadece cildinizin nasıl olduğunu merak ettim," dedi, mahçup bir sesle.

Utanarak geri çekildim. Başımı sallayıp gülümsemeye çalıştım ama dudaklarım hareket etmeye direniyordu. Sessizce etrafa bakındım. Ortamı normale döndürmek istedim ama çalışanların bize yönelttiği bakışlar rahatsız ediciydi.

Ne düşündüklerini tahmin edemiyordum. Dikkat çekmek istemiyordum. İlgi odağı olmak güzeldi fakat herkes tarafıdan değil.

"Gonca Hanım, yeni çıkan gece serumu stokta mı?"

Kadın başını sallayarak bizi ürünün bulunduğu standa götürdü. Ürün, reklam afişleriyle desteklenmiş bir şekilde sunuluyordu. Mağaza çalışanı Hakan'dan adete onay bekler gibi konuştu.

"Ürünümüzü bu şekilde satışa sunmak istedik."

"İyi yapmışsınız," dedi Hakan ve çalışanı memnun eden cevabı verdi.

Serumu eline aldı, bana uzattı.

"Bu ürünü nemlendirme öncesi kullanırsanız, cildinize parlaklık katabilir. İçindeki seramid ve panthenol, hassas kuru ve dökülen ciltler için çok iyi bir seçim. Hem de kızarıklıkları yatıştırır."

Onu dinlerken bir an kendimi bir müşteri gibi hissettim. Sanki asıl amacımız bu değildi.

Başımı anlıyorum der gibi salladım. Bu görüşme artık bir iş toplantısına dönmüş gibiydi. Aklıma şu soru düştü: Beni neden ilk görüşmeden buraya getirmişti? Etkilenmem için mi, yoksa beni değerlendirmek için mi?

"Böyle konuşunca kendimi müşteri gibi hissettim."

Ne kadar doğru bir çıkış yaptığımı bilmiyordum ama bunu söylemesem içimde kalacaktı. Ufak bir kahkaha attı. "Bu doğru, sanırım biraz öyle oldu."

Dudaklarımı birbirine bastırarak gülümsedim. Ne diyeceğimi bilemezken "Bu sizi rahatsız etmiş olmalı," dedi. Bu yanlış değildi. Bakışlarımı çalışanların üzerinde gezdirirken aramızda ki mesafeyi ölçmeye çalıştım.

Sesimi duyamacakları şekilde kısıp ona hafifçe yaklaştım. "İlk defa bir erkekle bakım ürünleri hakkında detaylı konuşuyorum. Sanki tanışmamızın sebebi buymuş gibi." Gergince gülümseyip ortamı yatıştırmaya çalıştım. Bunun gibi şeyleri daha sonrasında yapabilirdik. "Yani amacım sizinle tanışmak, bu ürünle değil," diyerek yanlış anlaşılmak istemedim.

Bakışlarını bana çevirerek uzunca baktı. Göz bebekleri titriyordu. Yüz ifadesini iyi kontrol ettiği için aklından ne geçtiğini veya ne hissettiğini anlayamıyordum.

Geriye çekilerek gevelemeye başladım. "Tabi sizin işinizi hafife aldığım için demiyorum. Sadece..." Sözlerim havada asılı kaldı. O da anlayışla başını salladı. "Bu doğru," diye destekledi beni. Benim yaptığım gibi hafifçe başını bana doğru eğerek fısıldadı.

"Asıl amacımız birbirimizi daha iyi tanımak, değil mi?"

Göz kırptı. Yakınlığı yüzümün kızarmasına neden oldu. Elimle yüzümü kapatıp kendimi saklamaya çalıştım. Durumu toparlamak için elindeki sepeti alıp kasaya yöneldim. Ürünlerin fiyatını duymak için beklerken, onun "Müessesemizden," deyişiyle irkilerek ona döndüm.

"Üzgünüm, Hakan Bey. Daha tanışalı birkaç saat oldu ve sizden böyle bir şey isteyemem. Lütfen, benim için doğru olan şeyi yapmama izin verin.

Bir an için gözlerini bana çevirdi. Yüz ifadesini çözemedim ama bir şey söylemek üzereydi ki, ben yine araya girdim.

"Lütfen..."

Başını hafifçe sallayıp gülümsedi ve onay verdi. Kasadaki yüksek ücreti ödeyip mağazadan "iyi günler" dilekleriyle ayrıldık. Artık saat ilerlemişti. İşe dönmem gerektiğini söylemek için hazırlandım.

"Hakan Bey, bugün için teşekkür ederim. Ama artık kafeye dönmem gerekiyor, ilgilenmem gereken işler var."

"Bugün için asıl ben teşekkür ederim, Derin Hanım. İzin verin sizi kafeye kadar brakayım, son görevimi de tamamlamış olayım."

"Son görev?" dedim, merakla.

"İyi bir eş olmak için yapılması gereken görevler."

Kahkaham istemsizce dudaklarımdan döküldü. Dışarıdan bakıldığında söylediklerinden etkilenmişim gibi görünebilirdim oysa içimde giderek artan bir gerginlik vardı. Bu andan kaçmak istiyordum, evet. Ama aynı zamanda Hakan’ın tüm o kibarlığı, ölçülü hali ve bana duyduğu saygıyı da görmezden gelemiyordum. Belki tam olarak ilgisine karşılık veremiyordum ama onu da incitmek istemiyordum. Bu tuhaf denge beni olduğum yere sabitlemişti. Ellerim avuç içime kadar terlemişti.

Kahkalarım ardından karşılıklı gülümsedik. Hakan arabasının kapısını açıp binmemi sağladı, ardından kendisi de sürücü koltuğuna geçti. Yol boyunca birkaç basit konular hakkında konuştuk sadece, sonra sessizlik çöktü.

Kafeye ulaştığımızda arabadan inmeden önce bana kartvizitini uzattı, ben de ona kendi kartımı verdim. Tam vedalaşmak üzereydim ki, hiç beklemediğim bir şekilde konuştu.

"Aslında gelirken büyük bir beklentim yoktu. Kısa bir sohbet olur diye düşünüyordum. Ama siz, Derin Hanım... Bugüne kadar tanıdığım kadınları unutturacak bir merak uyandırdınız bende.

Sözlerini duyarken aklımdan geçen tek şey, bu cümlelerin tanıdık geldiğiydi. Daha önce de birçok kez duymuştum. 'Merak uyandırdın', 'ilgimi çekiyorsun', 'sen farklısın...' Bu tür sözler, çoğu erkeğin kurduğu tuzak cümlelerin parçasıydı. Hakan'ı da aynı kalıba yerleştirip yerleştirmeyeceğime karar vermek içinse henüz çok erkendi.

"Beni yanlış anlamayın," dedi sanki düşüncelerimi duyar gibi. "İşim gereği birçok kadınla bir aradayım. Ama sizinle ilgilenmeye başladığımı söylesem çok mu acele etmiş olurum?"

Ne diyeceğimi bilemedim. Yüzüne bakarken kelimeleri toparlamaya çalıştım.

"Hayır, yanlış anlamaktan çok... Anlam vermeye çalışıyorum." Bu bir yalandı. Çoktan onu da tanıştığım diğer erkeklere benzetmeye başlamıştım. "Nasıl kadınlarla karşılaştınız bilmiyorum ama ben sadece kendim gibi davrandım."

Yüzündeki ifade karışıktı. Hafif bir tebessüm vardı ama arkasında merak gizliydi. Gözlerinde ise farklı bir heyecan okunuyordu.

"Eğer siz de isterseniz, sizi daha yakından tanımak istiyorum. Bir akşam yemeğine ne dersiniz? Müsait olur musunuz?"

Şaşkınlıkla ona baktım. Sadece gülümsedim. Zihnimde iki Derin kavga ediyordu: Biri temkinli Derin, diğeri ise iyimser Deri. Sonunda ortak noktada buluştular.

"Evet... yani, olur. Ne zaman isterseniz." Bir süreliğine ön cama bakıp sessizce düşündükten sonra tekrar bana döndü. "Yarın akşam uygun musunuz?"

Yarın mı? Bu biraz hızlıydı. Ama kendimi ayarlayabilirdim. Başımı yavaşça sallayıp, "Uygun," dedim. Ardından iyi günler dileyip arabadan indim. Arabayı uzaklaşırken izledim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.