Gece yarısını çoktan geçmişti. Karakol bomboştu, sadece floresan ışıkların uğultusu ve bilgisayar ekranlarının solgun parıltısı kalmıştı. Han Jisung, dosyaların arasında kaybolmuş haldeydi. Önündeki belgeleri defalarca okumasına rağmen zihni sürekli başka bir yere kayıyordu: Minho’nun davranışları. Onun ip izlerini silmesi. Kurbanın bileklerindeki düğüm şekli. Ve gözlerinde ara sıra beliren, açıklanamayan bir karanlık. Jisung başını ellerinin arasına aldı. — “Olmaz… böyle bir şey olamaz. Minho suçlu değil. Sadece fazla kuruntu yapıyorum.” diye kendi kendine fısıldadı. Tam o sırada kapı hafifçe aralandı. Minho içeri girdi. Her zamanki gibi sessiz, her zamanki gibi soğuk. Ama gözleri Jisung’un yorgunluğunu fark etmişti. — “Hâlâ burada mısın?” dedi, sesinde alışılmadık bir yumuşaklık vardı. — “Evet. Bu dava kolay kapanacak gibi değil.” diye cevapladı Jisung, gözlerini dosyalardan ayırmadan. Minho masaya yaklaştı, elini dosyaların üzerine koydu. — “Bazen fazla ayrıntıya takılırsan bütünü göremezsin.” Jisung başını kaldırıp ona baktı. Minho’nun gözleriyle buluştuğu an, içindeki tüm şüpheler birkaç saniyeliğine sustu. O bakışlarda öyle bir yoğunluk vardı ki, sanki hem tehdit edici hem de koruyucu… birbirine zıt iki duyguyu aynı anda taşıyordu. Jisung’un boğazı kurudu, istemsizce yutkundu. — “Bütün ayrıntılar… gerçeği saklayan duvarı yıkmak için vardır.” dedi usulca. Minho gözlerini ondan ayırmadı. Gülümsemiyordu, ama dudaklarının kenarı çok hafif titredi. Bir şey söylemek ister gibi… ama susmayı tercih etti. ⸻ Ertesi gün, ikili birlikte kurbanın son mesajlaştığı numarayı araştırmaya koyuldu. İzler onları şehrin kenar mahallelerinden birine, terk edilmiş bir apartmana götürdü. Apartman karanlık, rutubet kokulu ve ürperticiydi. İçeride ilerledikçe, Jisung’un dikkatini bir şey çekti: Tozların arasında belli belirsiz ayak izleri vardı. Ama ayak izlerinin biri diğerlerinden çok daha belirgindi, sanki bilinçli olarak bırakılmış gibiydi. Jisung eğildi, el fenerini tuttu. — “Biri buradan geçmiş. Ama bu iz… çok taze.” Tam o anda Minho hızlıca yanına geldi, feneri elinden aldı. — “Yanıltıcı olabilir. Buralarda evsizler yaşıyor.” dedi, sesi fazla keskin çıkmıştı. Jisung başını kaldırıp ona baktı. — “Neden bu kadar çabuk karar veriyorsun? Belki bu bizim katilin izi.” Minho birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra yüzünü Jisung’a yaklaştırdı, alçak sesle konuştu: — “Bazen fazla ileri gitmemelisin, Jisung. Çünkü gerçeği bulduğunda, geri dönmek isteyebilirsin.” Bu sözler Jisung’un kalbine buz gibi işledi. Ne demek istiyordu? Ona bir uyarı mıydı, yoksa tehdit mi? Ama o an fark ettiği bir şey vardı: Minho’nun sesinde gizli bir kırılganlık. Sanki kendisine değil, Jisung’un içindeki masumiyete zarar gelmesini istemiyordu. Jisung, kalemi eline aldı ve not defterine yazdı: Minho gerçeği saklıyor olabilir. Ama neden? ⸻ O akşam, eve dönerken Jisung’un zihni darmadağındı. Minho’nun söyledikleri, bakışları, uyarıları… Hepsi birer bulmacanın parçaları gibiydi. Ama puzzle’ın son resmini görmek istemeyebilirdi. Çünkü bir şeyden emindi: Ne kadar şüphelenirse şüphelensin… Kalbi, Minho’ya gitgide daha hızlı atıyordu.
Bölüm 3
3.
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.