Apartmanın merdiven boşluğunda incelemeler devam ediyordu. Jisung, el fenerini duvara tuttuğunda küçük bir ayrıntı yakaladı: duvarın kenarında sürüklenmiş gibi duran tebeşirimsi bir iz. Hemen eğilip inceledi. — “Bu nedir?” diye mırıldandı. Minho, yanına geldi. Uzandı, parmağıyla dokundu. Ama Jisung dikkatle baktığında, Minho’nun dokunur dokunmaz izi silip attığını gördü. — “Sıradan toz. Önemi yok.” dedi Minho, sanki fazla hızlı bir şekilde. Jisung kaşlarını çattı. Normalde Minho hiçbir detayı atlamazdı. Onun titizliğini tüm karakol bilirdi. Peki neden bu kadar çabuk geçti bu ayrıntının üstünden? Jisung bunu sorgulamak istedi ama susmayı seçti. Sadece defterine not düştü: Minho izleri sildi. O gece karakola döndüklerinde, raporları hazırlamaya başladılar. Jisung, bilgisayarın ekranına eğilmişken Minho sessizce onu izliyordu. Genç polisin yüzündeki kararlılık, gözlerindeki ışık dikkatini çekiyordu. İstemese de hoşuna gitmişti. Ama o his… Tehlikeli bir his. Çünkü Minho’nun sakladığı bir sır vardı ve Jisung ona ne kadar yaklaşırsa, o sırrın ortaya çıkma ihtimali o kadar artacaktı. — “Fazla düşünüyorsun.” dedi Minho aniden. Jisung başını kaldırdı. — “Düşünmek işimin bir parçası.” — “Hayır.” dedi Minho, gözlerini onun gözlerine dikerek. “Sen fazlasıyla duygularını karıştırıyorsun. Bu işte ya zekânla yaşarsın ya da kalbinle ölürsün.” Bu sözler Jisung’u hem öfkelendirdi hem de kafasını karıştırdı. Çünkü Minho’nun bakışlarında saklanmaya çalışan bir acı vardı. Sanki kendi geçmişinden konuşuyordu. ⸻ Ertesi gün, olayla bağlantılı başka bir dosya açıldı. Önceki kurbanlardan birinin bileklerinde de aynı tür düğüm izi vardı. Jisung dosyayı incelerken gözleri büyüdü. Çünkü raporda yazan düğüm tipi ona tanıdık gelmişti. Daha önce eğitim sırasında yalnızca bir kişiden görmüştü. Dedektif Lee Minho’dan. Ellerine istemsiz bir ürperti yayıldı. Defteri kapattı. Kendi kendine mırıldandı: — “Hayır… bu olamaz. Minho böyle bir şey yapmış olamaz.” Ama beyninin bir köşesinde şüphe kıvılcımı çoktan yanmıştı. ⸻ O akşam, ikisi birlikte yeni bir ipucunun peşinden koşarken kendilerini terk edilmiş bir depoda buldular. İçerisi zifiri karanlıktı. Minho’nun el feneri bozulunca, Jisung onun kolundan tutup yön göstermeye başladı. Bir anlık dengesizlikle dar bir geçitte birbirlerine fazlasıyla yaklaştılar. Jisung’un kalbi deli gibi çarpıyordu, Minho’nun nefesi boynuna kadar geliyordu. — “Biraz geri durabilir misin?” dedi Jisung, sesi hafif titreyerek. Minho hafifçe gülümsedi. — “Korktun mu, çaylak?” — “Korkmadım. Sadece… kişisel alan diye bir şey var.” Ama içten içe, Minho’nun gözlerindeki o karanlık parıltı Jisung’u hem ürkütüyor hem de çekiyordu. O dar geçitten çıktıklarında, Jisung’un zihninde iki şey netleşmişti: 1. Minho’ya karşı hissettiği çekim inkâr edilemezdi. 2. Ama Minho’da bir şeyler saklıydı. Ve bu sır, onları ya birbirine bağlayacak ya da paramparça edecekti.
Bölüm 2
2.
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.