İçeriğe geç

FISILTI

Bölüm 8 · 6 dk okuma

FISILTI

Bölüm 8

ASANSÖR

Ardayla beraber Mete'nin çizdiği kapıdan geçtik. Mutlu bir şekilde girmiştik çünkü umutluyduk ama umudumuz boşa çıkmıştı çünkü şuan bir asansördeydik.

Üstelik asansör bir yerde durmamış ve hareket eden asansöre binmiştik.

"Arda, biz nerenin asansöründeyiz?" Diye sordum. Üstelik sadece Arda ve ben vardık Mete ile Buse kim bilir nerede?

"Bilmiyorum, asansör dursun öğreneceğiz," çok zeki ya bu çocuk ben hiç bilmiyordum asansör durunca öğreneceğimizi.

Benim asansör fobim vardı bunu çaktırmamaya çalışıyordum çünkü Arda'nın gözünde korkak olarak görünüyordum.

"Korkuyor musun?" Diye sorunca ona tip tip baktım. Nasıl oluyor da herşeyi anlayabiliyor?

"Asansörden korkuyorum," diye itiraf ettim zaten de anlamıştı.

"Korkuyorsan bana sarılabilirsin," dediğinde şok içinde ona baktım. Bir elimi onun koluna geçirdim.

Asansör hâlâ durmamıştı. En azından nerede olduğumuzu bilsek rahatlardım içimi korku basmazdı.

Her neredeysek eğer şuan 15. Kattaydık ve hâlâ yukarı çıkıyorduk. Kim bilir şuan Mete ile Buse ne yapıyor?

***

Mete'nin ağızından

Şuan Buse ile beraber asansördeydik. Hadi normal bir asansör olsa birşey söylemeyeceğim ama asansörün ışığı kapanıp açılıp sönüyordu.

"Metee, çok korkuyoruum," dedi bana sarılarak. Titriyordu. Ona kıyamıyordum.

"Korkma, ben yanındayım," dedim ve onu sakinleştirmeye çalıştım.

"Işık kapanıp duruyor," dedi Buse.

"Bozulmuştur, şimdi ineceğiz zaten," dedim. Umarım tek parça halinde ineriz asansörden.

Asansör birden durduğunda kapının açılmasını bekledik. Kapı açılmayınca Buse bana sordu,

"Mete, kapı neden açılmıyor?" Dedi.

"Bilmiyorum Buse, ama sen korkma bak telefonlarımız yanımızda," dedim. Telefonumu çıkardım ve Ardayı aradım.

Lanet olsun ki telefon çekmiyordu. Filmlerden fırlamış gibiydik.

"Açmıyor mu?" Dedi Buse. Telefonumun çekmediğini söyleyemedim. Onu üzmek istemiyordum.

"Açmadı prenses ya," dedim.

"Prenses mi?" Dedi. Ben onu içimden söylemek istemiştim...

"Mete, burda mısın?" Deyince hemen doğruldum.

"Hee, burdayım," dedim.

"Sen az önce bana prenses mi dedin?" Diye sordu yine. Duymuştu.

"Yani, şey... Evet prenses dedim," dedim. Aşırı utanmıştım.

"Hoşuma gitti," deyince gülümsedi.

"O zaman sana hep prenses derim," dedim ve bende gülümsedim.

"Kapı hâlâ açılmadı Mete... Ne yapacağız?" Diye sordu bana.

"Yardım butonu falan vardır belki bakalım mı?" Diye sordum.

"Tamam, bakalım," diye onayladı ve köşeleri aramaya başladık.

***

Arda'nın ağızından

İnciyle ikimiz hâlâ asansörün durmasını bekliyorduk. Çok korkuyordu ve bu beni üzüyordu. Onun korkması hoşuma gitmemişti.

"Arda 17. Kattayız ve hâlâ çıkıyoruz. Burası neresi?" Diye sordu bana.

"Bilsem keşke be İnci, sen korkma ama çıkacağız buradan," dedim.

Asansör birden aşağı doğru hızlıca düşmeye başladığında İnciyle çığlığı bastık.

"Arda noluyor??" Diye bağırdı.

"Bilmiyorum İnci bilmiyorum," diye fısıldadım. Keşke bilsem.

Asansör durduğunda yere çakıldık.

"Ahh... Kolum soyuldu!" Diye bağırdı İnci.

"Dur bakayım kanıyor mu?" Diye sordum ve kolunu alıp bakmaya başladım. Çok fena soyulmuştu.

"Çok acıyor!" Diye bağırdı.

"Sakin ol. Yanımda peçete vardı onu çıkartayım," dedim ve çantamdan peçete alıp kolunu silmeye başladım.

"Çok yanıyor!" Dedi.

"Tamam, şimdi saracağım," dedim ve peçeteyi koyup hırkamı da ona bağladım.

"Teşekkür ederim," dedi.

"Rica ederim İnci tanesi," dedim.

"Güzel lakap, sevdim," deyince hiçbir şey anlamadım.

"Ne lakabı?" Diye sordum.

"İnci tanesi," deyince yüzümün kızardığını hissettim. Yanlışlıkla söylemiştim...

"Şimdi ne yapacağız?" Diye sorduğu anda asansör yukarı doğru çıkmaya başladı. Ekranda 3. Kat yazıyordu bayağı aşağı düşmüştük.

Asansörün kapısı açıldığında ilk birbirimize şaşkın gözlerle baktık sonra ise dışarı. Tam çıkacaktık ki bir kadın belirdi. O kadın...

Lanetli kadın bizi salmıyordu. Amacı neydi bize sataşıyordu?

Dışarı adım atamadık. Sadece kadınla bakışıyorduk. Kadın bize doğru koşmaya başlayınca çığlığı bastık. Asansör tekrar aşağı doğru düşmeye başladı.

Yine çığlığı basıyorduk. Kendimi korku filmlerindeki gibi hissediyordum.

İnci ağlamaya başlamıştı. Bana kendini korkusuz olarak göstermeye çalışıyordu ama beceremiyordu. Korktuğunu belli ediyordu.

Asansör yine aşağı kata düşünce yere çakıldık. Boynum çizilmişti ama dert değildi.

"Yeter yaa," diye ağlıyordu İnci tanesi.

"Ağlama, sen güçlü bir kızsın dayanabilirsin," diye moral vermeye çalıştım.

***

Buse'nin ağızından

Meteyle asansörün içerisinde yardım butonu arıyorduk. Bütün köşelere baktım ama bulamadım.

"Buse, bak burda aramak için telefon var," dedi Mete. Heyecanla ona döndüm ve,

"Hadi arayalım," dedim. Mete telefonu aldı, numara yazdı ve kulağına götürdü.

"Alo," diye başladı.

"Alo," diye tekrar etti. Sanırım çekmiyordu ama çekmesi lazımdı!

"Sesiniz çok az geliyor," dedi Mete.

"Sen... Sen..." Dedi. Sesi çok endişeli geliyordu.

"Noldu?" Diye sordum.

"Sen... O kadınsın. O lanet olası kadınsın sen!" Deyince gözlerimden yaşlar gelmeye başladı.

"Ne demek bu da oyunun parçası!" Diye bağırdı. Ben ağlıyordum. Çok kötüydüm.

Bizi buraya o kadın göndermişti. Tebeşir de öyle... Her şeyi başından beri ayarlamıştı...

Telefonu kapattığında kafasını arkaya yasladı ve gözlerini kapattı.

"Hepsi benim hatam..." Dedi.

"Saçmalama Mete! Senin hatan değil sen bizi kurtarmaya çalışıyordun," dedim.

"Evet ama şuan benim yüzümden... Devamını getirmek istemiyorum," dedi.

Kendine kızıyordu ama kendine kızması doğru değildi. Bizi o buraya getirmedi.

"Özür dilerim Buse..." Dedi bana.

"Özür dileme. Özür dilenecek birşey yapmadın sen," dedim. Gözünü hâlâ açmamıştı. Ağlamamaya çalışıyordu çok belli ediyordu. Ben ona kıyamıyordum...

"Bak burdan çıkacağız sana söz veriyorum tamam mı?" Dedim. Umarım sözümü tutabilirim.

Gözlerini açtı ve bana acıklı bir şekilde baktı. Önceki bakışlarından çok farklıydı.

Üzgündü.

***

İnci'nin ağızından

Arda bana moral vermeye çalışıyordu ama işe yaramıyordu. Sular seller gibi ağlıyordum. Kendi hıçkırıklarımda boğuluyordum.

"Lütfen ağlama. Sana ağlamak hiç yakışmıyor," dedi Arda. O sırada yine yukarı çıkmaya başladı asansör. Parçalandığı halde hâlâ nasıl çalışıyordu aklım almıyordu.

"Yine başlıyoruz," dedim fısıltıyla.

"Korkma," dedi. "Ben hep yanında olacağım."

Buruk bir şekilde gülümsedim. Gözyaşlarımı sildim ve karşımıza çıkacaklar için hazırlanıyordum.

Kapı açıldı bu sefer önümüzde 1 tane zombiye benzer birşey vardı. Cidden zombiye benziyordu belki de zombidir.

"Tamam, savaşa hazır ol İnci tanesi," dedi Arda.

"Tamam," dedim üzüntüyle.

Arda çantasından 2 tane silah çıkardı. Bunları nereden bulmuştu?

Zombilere doğru yürümeye başlayınca arkasından seslendim,

"Dikkatli ol!"

"Sen asansörde otur ben öldürüp geliyorum!" Dedi Arda.

Bir tanesini tam ayağından vurdu ama ölmeyince kafasından vurdu. Onlarda kan yerine yeşil bir sıvı çıkıyordu. Böyle saçma sapan şeylere şaşırdık mı? Hayır!

Bir tanesini karnından vurdu. Vurmaya devam etti. Gittikçe çoğalıyorlardı.

Bir tanesi Arda'nın arkasındaydı. Tam ona vuracaktı ki ben hemen gittim ve zombiye tekme attım. Yumruklamaya başladım. Evet, bunu yaptım.

Arda şaşkın bir şekilde bana bakıyordu.

"Al şu silahı lazım olacak," dedi ve silahın 1 tanesini bana verdi.

"Ben bunu kullanmasını bilmem ki!" Diye bağırdım. O sırada zombilere tekme atmaya devam ediyordum.

"Mermisi dolu sen sadece sık!" Diye bağırdı bana. Çok fazla ses vardı o yüzden bağırarak konuşmak zorundaydık.

Silahı zombinin tam kafasına doğrulttum ve sıktım. Bir tanesinin de ayağına vurdum ama ölmedi. Sadece kafasına vurulunca ölüyorlardı.

"Arda!" Diye bağırdım.

"Efendim!" Diye cevap verdi.

"Kafalarına sık! Öyle ölüyorlar!" Dedim.

"Tamam!" Dedi ve kafalarına sıkmaya başladı.

Tam 15 dakika sonra bütün zombileri öldürdük. Her yer yemyeşildi. Zombilerin kanı yeşildi.

"Asansöre geri gidelim çıkış yok," dedi Arda.

"Tamam, ama nereye kadar savaşıcağız? Mermiler bitiyor," dedim.

O sırada Arda'nın arkasında 2 kişi belirdi.

"Arda! Kenara çekil!" Diye bağırdım ve silahı o 2 kişiye doğru tuttum.

"Napıyorsun İnci napıyorsun?" Diye sordu biri. Sesi tanıdıktı. O 2 kişiden biri Meteydi. Büyük ihtimalle yanındaki de Buse.

"Mete!" Diye bağırdık aynanda Ardayla.

"İnci! Silahı aşağı indirir misin? Korkuyorum beni yanlışlıkla vuracaksın diye!" Dedi Buse. Hemen silahı indirdim. Fark etmemiştim.

Hemen koşup Buse'nin yanına gittim ve ona sarıldım.

"Burada, az ileride çıkış var, gelirken gördük," dedi Mete.

"Hadi çıkalım bu cehennemden," dedim ve asansörden eşyalarımızı alıp dışarı çıktık. Nerede olduğumuzu bilmiyorduk tabelada falan da yazmıyordu. Bomboş bir yerdi.

Yolda insan gördük ve sorduk burası neresi diye. Yaşadığımız yere uzak mı diye de sorduk.

Fazla uzak olduğu için otobüse binmeye karar verdik otobüse bindik.

"Bu sefer benim eve gidelim olur mu?" Diye sordu Arda.

"Peki, tamam." Dedik ve yola devam ettik.

"Saat kaç?" Diye sordu Mete. "Hava hâlâ aydınlık."

Telefonuma baktım ve saatin okul çıkışı olduğunu farkettim. Zaman yine geçmemişti. 5 dakika bile geçmemişti.

"16.30" dediğimde hepsinin gözü açıldı.

"Ne?" Dediler aynanda.

"O kadar şey yaşadık 1 dakika bile geçmemiş mi cidden?" Dedi Mete.

"Evet, öyle olmuş," dedim.

Sohbet ede ede yola devam ettik. Arda'nın evine vardık ve içeri girdik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.