İyi Okumalar 🦋
_______________
~Felix~
Uzaktan gelen deltamı gördüğümde hemen ona doğru koşmuştum. Benim koştuğumu görür görmez başını sallayarak o da koşmaya başlamıştı.
O, benden daha hızlı koştuğu için ben adımlarımı durdurarak elimdeki sepeti yere bıraktım ve kollarımı açarak deltamın bana sarılmasını bekledim.
Saniyeler sonra ise kendimi onun kollarının arasında bulmuştum. Başımı göğsüne yaslayarak, kollarımı beline sıkıca sararak sarıldım ona.
Yaklaşık beş sene olacaktı tanışalı. Küçükken birbirimizi yakın arkadaş olarak tanımlıyorduk ama büyüdükçe hiçbirimiz, dönüp de biz sevgiliyiz dememiştik.
Deme gereği bulmamıştık aslında. İkimiz de birbirimiz için yaratıldığımızın farkına varacak yaşa gelmiştik aslında. Bu yüzden çocuklukta arkadaşlık olarka başlayan bu duygu aramızda zamanla, biz büyüdükçe büyümüştü.
H: "Nasıl geçti bensiz ilk okul günün?"
Deltam artık 14 yaşında olduğu için bu sene okulun ilk günü onsuz geçmişti. Benim liseye geçmeme daha vardı ama deltam bu sene liseye başlamıştı bile.
O olmadan okul o kadar sıkıcı ve yorucuydu ki. Zaman hiç geçmiyordu. Dört gözle derslerin bitmesini beklemiştim onu görmek için.
F: "Çok kötüydü Hyunjin, ben de liseye gitsem olmaz mı?"
Bu cevabıma gülümseyerek kollarını daha da sıkı sardı bana. O kadar güzel hissettiriyordu ki onun yanında, kollarında olmak. Ondan ayrı yaşayamazdım ben sanırım.
H: "İnan bana ben de sensiz Liseyi hiç sevmedim"
Bu cevabı aldığım için memnun bir şekilde gülümseyerek başımı kaldırdım ve deltama baktım. Artık büyüdüğümüz için kurtlarımız da kendi özelliklerini belli ediyordu.
Onu vücudu giderek daha güçleniyor, yapılı bir hal alıyordu. Boyu ise durmadan uzuyordu. Aksine benim boyum o kadar yavaş uzuyordu ki bu aşırı sinir bozucuydu.
Yakışıklı suratını süzdüğümde gözünün altında gördüğüm morlukla duraksadım. Saniyeler içinde, tüm huzurum kaçmıştı. Vücudumu sinir dalgaları sardığında dişlerimi sert bir şekilde sıktım.
F: "Yine babanla kavga mı ettin?"
Başını onaylar anlamda salladığında gözlerim istemsizce dolmuştu. Elimi kaldırarak gözünün altındaki hafif morluğa dokundum parmaklarımın uçlarıyla.
Nefret ediyordum Hyunjin'in babasından. Bazen onu öldürmek bile istiyordum. Onu yüzünden deltam hep zarar görüyordu.
H: "Önemli bir şey değil civciv boşver"
Üzüldüğümü gördüğünde ise hemen kendisini arka plana atıyordu. Kim bilir yine neden kavga etmişlerdi. Artık tahmin bile edemiyordum.
F: "Ben artık o adamla yaşamanı istemiyorum. Bizim eve gel"
Bu cevabıma gülümseyerek belimde duran elini kaldırarak çillerimin üzerini okşadı nazikçe. Her seferinde çillerime o kadar dikkatle bakıyordu ki onları ezberlediğine emindim artık.
H: "Az kaldı Felix. Üniversiteyi kazandıktan sonra gideceğim bu evden"
F: "Beni bırakıp mı gideceksin?"
H: "Seni ölsem de bırakmam omegam. Sadece ailemden kaçacağım. Bıktım artık onlardan"
Onun böyle üzgün olduğunu görmek kalbimin parçalanmasına neden oluyordu. Ona, mutlu olacağı bir aile olmak istiyordum.
Benim yanımdayken mutlu olduğunu biliyordum. Bu yüzden sadece benim yanımda kalsın istiyordum.
H: "Bu sefer kendinden büyük sepetinde neler var bakalım?"
Ortamdaki ağır havayı dağıtmak adına konuştuğunda gözlerimi devirdim. Sepet büyüktü ama benden de büyük değildi abartıyordu yine.
H: "Yine lezzetli şeyler mi var yoksa?"
Sanki beni avlamaya hazır bir kurt gibi konuştuğunda hemen sırıtarak yerde duran sepetimi iki elimle sıkıca tutarak koşmaya başladım.
Arkamdan geldiğini sesinden anlıyorudm bu yüzden yakalanmanın verdiği panikle elim ayağıma dolanıyordu.
Zaten elimde tuttuğum ağır sepet beni yavaşladırken, vücuduma yayılan adrenalin daha da karşı çıkıyordu bana.
Saniyelik nefeslenmek adına durup arkama baktığımda deltam tam burnumun dibindeydi. Onu görür görmez küçük bir çığlık atarak tekrar koşmaya başlayacaktım ki çoktan kolumdan tutmuştu bile.
F: "Yah senin bacakların uzun bir kere! Haksızlık bu"
Umursamaz bir şekilde omuzlarını kaldırarak elimde tuttuğum sepeti almış ve içinden piknik örtüsünü çıkararak çimenlerin üzerine açmıştı.
H: "Seni her koşulda yakalarım civciv. Bu yüzden kaçmayı aklının ucundan dahi geçirme"
Beni hep yakalamasını istiyordum zaten..
Nefes nefese örtünün üzerine oturarak sepeti kendime doğru çektim ve içinden ikimiz için de yaptığım sandviçleri çıkararak önce ona uzattım.
Dün akşam annemle minik kurabiyeler yapmıştık. Bu yüzden sandviçten önce onu tatmasını istiyordum.
Hemen küçük saklama kabını çıkararak kapağını açtım ve minik, çikolata parçacıklı kurabiyeyi alarak deltamın dudaklarına doğru uzattım.
F: "Bak bakalım tadına ben yaptım"
Ağzını kocaman açarak hem kurabiyeyi yemiş hem de bilerek benim güzel, tatlı parmaklarımı ısırmıştı.
Sanki parmağım kopmuş gibi aşırı tepki vererek elimi tutmuş ve sesli bir şekilde inlemiştim acıyla.
F: "ELİMİ KOPARDIN!"
Bu tepkime gülerek elimi kendi elinin içine alarak dudaklarına doğru götürmüştü. Parmakları o kadar uzundu ki elim, onun elinin içinde kayboluyordu.
Sıcacık, dolgun dudaklarını az önce ısırdığı parmaklarımın üzerine bastırarak öpmüştü onları. Sonra ise elimin üzerine durmadan küçük öpücükler kondurmuştu.
Gerçekten kendimi dondurma misali eriyormuşum gibi hissediyordum. Bakışlarım dudaklarına her kaydığında istemsizce sesli bir şekilde yutkunuyordum.
Örtünün üzerinde kıpırdanarak ona doğru biraz daha yaklaştığımda son kez elime küçük bir öpücük kondurarak bırakmıştı.
Başımı kedi gibi omzuna yaslayarak gözlerime masum, hayır diyemeyeceği bakışlar kondurmaya çalıştım. Zaten benim hareketlerimden anlamıştı ne istediğim.
H: "Olmaz Felix"
Dudaklarımı büzerek başımı biraz daha omzuna sürttüm. Ne kadar sırnaşsam da olmaz diyeceğini biliyordum. Ama yine de şansımı denemekten bıkmayacaktım.
F: "Bir kerecik öpsen ne olur ki?"
Başını onaylar anlamda sallayarak elini saçlarımın arasına daldırmış ve başımı okşamaya başlamıştı. Ben onunla gerçekten öpüşmek istiyordum ama bana asla izin vermiyordu. Çıldırmak üzereydim artık.
H: "Olmaz, küçüksün daha. Büyüdüğünde"
Gözlerimi devirerek elini başımdan ittim ve başımı omzundan kaldırdım. Belki haklı olabilirdi ama böyle söylemesi sinirlerimi bozuyordu.
F: "Seninle öpüşebilmek için kaç yaşına gelmem gerekiyor Hyunjin?"
Sinirli hir şekilde sorumu sorduğumda hala sırıtıyordu. Tüm bunları babamın onun aklına soktuğuna emindim.
Babam Hyunjin'i seviyordu ama yine de ona bazı yasaklar koyduğuna o kadar emindim ki. Küçücük öpücükten ne olabilirdi ki ya?
H: "Bilmem. 17, belki 18 falan"
Soruma ciddi bir şekilde cevap verdiğinde ona sırtımı dönerek kollarımı önümde birleştirdim. Sadece küsüyormuş gibi yapıyordum. Onsuz bir dakika bile dayanamazdım ki..
...
Artık anlamadığım cümleleri okumaktan bıktığım için biyoloji kitabını sert bir şekilde kapattım. Ben kitabı kapatır kapatmaz etrafta siren sesleri duyulmuştu.
Ya ben ders çalışmayı bıraktığım için babam bana şaka yapıyordu. Ya da ülkede savaş falan başlamıştı.
Odamın penceresini açarak sesin nereden geldiğine bakmak istemiştim lakin Hyunjin'lerin evinin önünde duran polis, itfaiye ve ambulans arabalarını gördüğümde nefesim boğazımda tıkanıp kalmıştı.
Odamın kapısına doğru koşmak istediğimde dizlerim o kadar güçsüzleşmişti ki adımlarımı zor atmıştım. Kapımı sert bir şekilde açarak duvara çarpmasına neden olmuş ve koşarak salona geçmiştim.
Tek amacım dışarı çıkmak, Hyunjin'i bulup ona sarılmaktı. Lakin aniden omzumdan biri beni tuttuğunda başımı arkama çevirerek babama baktım.
"Burada bekle Felix!"
Babamın beni sıkı tutan ellerinden kurtulmaya çalışarak başımı hayır anlamında sallıyordum. Salonun camından ambulansın o renkli ışığı eve giriyor, gözlerimi yanmasına neden oluyordu.
F: "Bırak beni Hyunjin'in yanına gideceğim!"
Boğazım parçalanacak kadar sesli bir şekilde bağırdığımda babam bu sefer beni iki omzumdan da tutarak hafif bir şekilde sallamıştı kendime gelmem için.
"Ben bakacağım sen burada bekle"
Beni bırakıp kapıyı açık bırakarak dışarı çıktığında bir adım daha attım onun peşinden gitmek için. Ama bu sefer de annem kolumu tutmuştu.
Göğüs kafesim patlamak üzereydi. Korkudan bakış açım bile net değildi. Gözüm hiçbir şey görmüyordu. Sadece Hyunjin'in iyi olduğunu bilmek istiyordum.
Annemin elini sert bir şekilde tutarak itmiş, tüm gücümü kullanarak ondan kurtulmuş ve dışarıya koşmaya başlamıştım.
Ayaklarımda ayakkabı dahi yoktu ama ben öylece peşimden bağıran annemi bırakarak Hyunjin'in evine koşuyordum. Aklımda sadece "kurtaracağım seni deltam" cümlesi dönüyordu.
Tam ambulansa varacaktım ki aniden bacaklarım yerden kesilmişti. Babam beni kollarının arasına alarak öylece sıkı bir şekilde tutuyordu.
Tekmeler atıyor, babama ellerimi kollarımı savuruyordum ondan kurtulmak için.
F: "Hyunjin!"
Deltamın ismini bağırdım. Polisin sardığı o evin içinden koşarak bana gelmesini bekledim, onun bana sarılması için deltamın ismini bağırdım ama kimse yoktu.
Sedyede üzeri beyaz örtülerle örtülmüş bedenler çıkardıklarında babam beni diğer tarafa çevirerek gözlerimi eliyle kapattı.
Hala durmadan deltamın ismini bağıyordum. 12 yaşındaki bir çocuk için büyük bir travmaydı o gün bana.
Babam kulağıma bir şeyler fısıldıyordu ben ise hiçbir şey duymadan sadece deltamın ismini bağırıyordum.
O günden sonra günlerce sesimin kısılmasına rağmen deltamın ismini bağırmayı bırakmıyordum. Boğazımdan kan gelene kadar da bağırmayı bırakmamıştım.
__________________
Al işte ne güzel kıpır kıpır hikaye okuyorduk.
No panik arkadaşlar keenblue kaos, ayrılık yazamıyor. En fazla iki bölüme öpüşürler 😔
Dönüş yolundayım cırbağalarım. Gece eve varırım. Sağ salim varayım size günde iki bölüm atacağım 😭♥️