Gezegenlerin hizalanışı, Kahotep’in mezar odasının zeminindeki tozları bile huzursuz bir dansa zorluyordu. Havada ozon, küf ve bin yıllık bir kanın buruk kokusu vardı. Selin, parmak uçlarından sızan o uğursuz, mora çalan enerjinin damarlarını yaktığını hissediyordu. Sanki derisinin altında bir nehir değil, erimiş bir yıldız akıyordu.
"Bırak onu, Selin," dedi Kahotep. Sesi, mezar odasının duvarlarında yankılanan soğuk bir fısıltı gibiydi. Altın maskesinin ardındaki gözleri, karanlığın en derin köşesinden bile daha karaydı. "O gücü kontrol edemezsin. Eğer o kapı tamamen açılırsa, ruhunun bir kısmını orada bırakırsın. Bedelini ödemeye hazır mısın?"
Selin, gözlerini zorlukla Firavun’un yüzüne çevirdi. Görüşü bulanıktı. "Bedel mi?" diye inledi. Sesi çatallıydı, boğazında biriken kum taneleri gibi kuruydu. "Hangi bedelden bahsediyorsun Kahotep? Beni korumaya çalışırken sakladığın o korkunç sırlar mı? Tarikatın lideriyle yaptığın o gizli anlaşma mı? Ben bir piyon muyum, yoksa senin günahlarının kefareti mi?"
Kahotep bir adım öne çıktı. Adımları öylesine sessizdi ki, sanki zemine değil, zamanın kendisine basıyordu. Elini Selin’in titreyen eline doğru uzattı, ancak parmakları derisine değdiği an Selin’in vücudundan bir elektrik akımı geçti. Firavun, acıyla kaşlarını çatmasına rağmen geri çekilmedi. Aksine, aralarındaki mesafeyi neredeyse yok etti. Şimdi Selin’in nefesi, Kahotep’in göğüs zırhının soğuk metaline çarpıyordu.
"Sen benim günahım değilsin," diye fısıldadı Kahotep, sesi bir anda değişmişti. Artık bir hükümdar gibi değil, bir tutsak gibi konuşuyordu. "Sen benim tek kurtuluşumsun. Ama o kurtuluşun bedeli... Selin, tanrılar bile bu kadar ağır bir faturayı ödemekten korkardı."
"Söyle bana," dedi Selin, acıya rağmen dik durmaya çalışarak. "O odada, lahitin en karanlık köşesinde ne saklı? Tarikat lideri neden sürekli 'kaderin mühürlendiğini' söylüyor? Sen bana gerçeği söylemedin. Sadece bir parçayı verdin, gerisini ise karanlığa gömdün."
Selin’in elindeki enerji, kontrolsüz bir patlama yaparak odanın tavanındaki tozları yerinden oynattı. Tavandan düşen taş parçaları aralarındaki gerginliği daha da körüklüyordu. Selin, Kahotep’in üzerine yığıldığında, Firavun onu zayıf ama kararlı kollarıyla yakaladı. O an, ikisi arasında o garip, yıkıcı çekim tekrar devreye girdi. Selin, adamın zırhının altındaki sıcaklığı hissedebiliyordu; bu, üç bin yıllık bir mumyanın değil, hala yaşayan, hala tutkuyla yanan bir erkeğin sıcaklığıydı.
"Sana gerçeği söylersem," dedi Kahotep, Selin’in kulağına doğru eğilerek. Sesi bir zehir gibi tatlıydı. "Benden nefret edeceksin. Beni öldürmek isteyeceksin. Ama aynı zamanda, ruhunu benimkiyle mühürlemekten başka bir şansın olmadığını da anlayacaksın. Biz birbirimize kelepçelendik, Selin. Yüzyıllar önce, ilk lanet atıldığında. Sen o günün bir kopyasısın."
"Ben kimsenin kopyası değilim!" Selin’in gözlerinden yaşlar değil, sanki parlayan bir enerji süzülüyordu. "Ben sadece bu laneti bitirmek istiyorum."
"Lanet bitmez," dedi Kahotep, acı bir tebessümle. "Sadece el değiştirir."
Selin, Firavun’un zırhlı göğsünden itmeye çalıştı ancak Kahotep’in elleri onu daha sıkı kavradı. Aralarındaki o tekinsiz çekim, odadaki antik havayı tüketecek kadar yoğundu. Selin, Kahotep’in gözlerinin derinliklerine baktığında, orada kendi yansımasını değil, bin yıl önceki halini gördü. Bir kraliçenin, bir celladın, bir kurbanın yansımasını...
"O mühür..." diye fısıldadı Selin, sesi titreyerek. "Neden kolumdaki dövme yanıyor? Tarikat lideri onu neden bir anahtar olarak görüyor?"
Kahotep, Selin’in kolundaki o parlayan işarete baktı. Gözlerinde derin bir pişmanlık vardı. "Çünkü o sadece bir işaret değil, bir hapishane kapısı. Ve o kapının anahtarı senin kanında, Selin. Eğer o kapı açılırsa, sadece Firavunlar geri dönmeyecek. Onlarla birlikte, hiçbir tanrının durduramadığı o karanlık da geri gelecek. Ve ben... seni korumak için, senin o karanlığın içine çekilmeni izlemek zorundayım."
Selin şok içinde sarsıldı. "Beni korumak mı? Sen beni kurban etmek istiyorsun! Bu yüzden mi beni buraya getirdin? Bu yüzden mi o ritüel?"
"Hayır," dedi Kahotep, bu kez sesi titriyordu. İlk defa, o yenilmez Firavun’un sesinde bir çaresizlik kırıntısı vardı. "Seni kurban etmek değil amacım. Seni... o karanlıktan çalmak istedim. Ama sen buraya geldin. Kader, bizi tekrar bu mezarın içine hapsetti."
Tam o sırada, mezar odasının girişinde yankılanan ağır bir gürültü duyuldu. Taş kapı, dışarıdan gelen bir güçle titremeye başladı. Tarikatın müritleri geliyordu. Liderleri, Selin’in damarlarında akan o gücü hissederek kapıyı kırmaya çalışıyordu.
Kahotep, Selin’in çenesini tuttu ve yüzünü kendine çevirdi. Gözleri, Selin’in ruhunu delip geçecekmiş gibi bakıyordu. "Eğer şimdi, bu saniyede benimle mühürlenmeyi kabul edersen," dedi hızlı ve keskin bir tonda, "Seni kurtarabilirim. Ama unutma, bu bir öpücükten fazlası olacak. Bu, ruhunu bana teslim etmek demek. Eğer bunu yapmazsan, onların eline düşeceksin ve o karanlık, senin üzerinden dünyayı yutacak."
Selin, kapının her bir darbede biraz daha çatladığını duyabiliyordu. İçindeki güç, Kahotep’in varlığıyla daha da vahşileşiyor, kendi içinde bir savaş veriyordu. Bir yanda onu yok etmek isteyen bir tarikat, diğer yanda ona aşık olduğunu iddia eden ama aslında onu sadece bir araç olarak gören kadim bir Firavun.
"Bana yalan söyledin," dedi Selin, nefesi kesik kesik.
"Evet," dedi Kahotep, dudakları Selin’in dudaklarına santimler kala. "Ve bir kez daha yalan söyleyeceğim, çünkü seni kaybetmekten korkuyorum. Şimdi, Selin! Ya şimdi benim olursun ve bu laneti ikimiz göğüsleriz, ya da kapı kırıldığında ikimiz de biteriz."
Kapı, devasa bir gürültüyle çatırdadı. İçeriye giren ilk ışık huzmesi, mezarın karanlığını değil, Selin’in içindeki gücü besledi. Selin, Kahotep’in gözlerine baktı. O gözlerdeki karanlığı gördü, ama aynı zamanda ona duyduğu o tehlikeli, kaçınılmaz tutkuyu da fark etti.
Selin ellerini Kahotep’in boynuna doladı. "Eğer beni kandırırsan," dedi, sesi kararlılıkla titreyerek, "Seni kendi lanetinde boğarım."
Kahotep gülümsedi. Bu, bir Firavun’un değil, aşık bir adamın gülümsemesiydi. Ancak tam dudakları birbirine değmek üzereyken, mezar odasının tavanı büyük bir gürültüyle çökmeye başladı. Selin, kendi gücünün kontrolünü tamamen kaybettiğini hissetti.
Her şey karardı, sadece Kahotep’in dudaklarındaki o soğuk, metalik tadı ve kapının kırılıp içeriye dolan o uğursuz gölgeleri hatırlıyordu. Selin’in parmak uçlarından çıkan enerji, tüm odayı bir sis bulutu gibi sardı ve ikisi de o sisin içinde kayboldu.
Kapı tamamen yıkıldı. Tarikat liderinin gölgesi, odanın içine uzun ve korkutucu bir şekilde düştü.