Sonunda eve gelmiştik. Abimler, çuvalları bagajdan indirdi. Recep, yan tarafta olan evine gidip üstüne değiştirmeye gitti. Bense çuvalların iplerini açmaya başladım Bi anda bacağımda tırnak ve bir ağırlık hissettim hemen o tarafa baktım.
Bi baktım ki bana tırmanmaya çalışan Afacan la karşılaştım. "Afacannn. Oğlummm. Ne yapıyorsun sen yaramaz?" Dedim.
Afacan miyavladı ve kollarımın arasına geldi. "Sen beni mi özledin kuzumm? Ben de seni özledim. Ee ne yaptın ben yokken? Sıkıldın mı?" Dedim.
Afacanı sevmeye başladım. Hemen mırlamaya başladı. Parmaklarımın uçlarını hareket ettirdim ve Afacan hemen patilerini geçirdi. "Sen sıkılmışsın belli. Şimdi seni iple oynatayım da gör oyunu." Dedim ve Afacanı kucağımdan indirdim.
Hemen ayaklarıma sürttü. Yandan ip aldım ve bir sağa bir sola oynattım. Hemen ipi yakalamaya çalıştı. İpi kendi etrafında döndürdüm ve sonra yukarıya çektim.
Afacan kendi etrafında döndü. İp kaybolunaca da kuyruğunu ip sandı ve onu yakalamaya çalıştı. Yakalayamayacağın da ters takla attı. Onun bu hali çok tatlıydı. "Yaa şapşal o senin kuyruğunnn. Bak taklada attın. Bırak artık."
Beni anlamış olmalıki hemen yerden kalktı. Bir süre Afacanı iple oynattım. "Bu kadar yeter Afacan'ım. Daha çuvallarla işim bitmedi. Annem, yapmadığımı görürse çok kızar haa." Dedim ve çuvalları açmaya başladım.
Afacan, benim peşime çuvallara tırmandı. "Ooo bana yardıma mı gelsin sen?"dedim ama afacan bir türlü beni bırakmadı. Tek elimle onu aldım ve fındık çotanaklarının arasına koydum. "Bak Afacan anlaşalım senle, benim işim bitene kadar orda uslu uslu dur tamam mı?"
Sanki cevap verecekmiş gibi bir süre yüzüne baktım ve işime geri döndüm. Bir süre hiç ses çıkmadı. "Kııızzz sen benim sözümü mü dinle-" sözümü bitirmeden kafamı kaldırdım ama olması gereken yerde Afacan yoktu.
Hemen etrafıma göz gezdirdim. İlerde Afacan havaya zıplıyordu. Daha dikkatli bakınca, havada küçük beyaz bir kelebek vardı. Afacan onla oynuyordu. Onun bu haline güldüm ve işime geri döndüm.
15 dakika sonra bitmişti. Annem, yemeğe çağırdı. Hemen eve gittim. Duşumu aldım ve yemek masasına oturdum. "Iıımmm miss gibi kokuyor. Neler döktürdün bakayım mavişim." Dedim.
Ben, anneme gözlerim ve boyum haricinde aynısıydım. Annem, mavi gözlü, uzun boylu ve kapalı bir kadındı. Haksızlığa dayanamaz ve lafı zamanında söylerdi. Dedem eğer okutsaydı hukuk okumayı çok isterdi. Şartlar böyle geliştiği için ev hanımıydı. O benim idolümdü. Zorluklar karşısında çok mücadeleciydi.
Gözleri boncuk gibi masmavi olduğu için arada mavişim derdim. Ama o bu hitaba kızardı. "Papağan mıyım ben?" Derdi.
"Yaptım bir şeyler. Hadi abilerini ve babanı çağır kuzum." Dedi annem. Onayladım ve abimleri çağırmaya gittim. Musa abim yatakta uzanmış kitap okuyordu. Diğer yatakta ise Ahmet abim yatıyordu. Onunda elinde telefon vardı ve sırıtıyordu.
Musa abim,mavi gözlü ve sarışındı. Ahmet abimse, o da mavi gözlü ve uzun boyluydu ama esmerdi. Hayattaki bütün şanslarını gözlerinin renginde kullanmışlardı.
Abimleri yemeğe çağırdım. Sıra babamı çağırmaktaydı. Babamı, babaannemin odasında telefondan Facebook bakarken buldum.
Babam, orta boylu,esmer,kahverengi gözlü ve göbekliydi. Yazın o göbek eriyor, kışın ise geri geliyordu. Babamı da yemeğe çağırdım ve hep beraber yemek masasına oturduk.
Herkes nerdeyse yemeğini yarılamıştı. Bolcamın dibinde kalan sironu ve tencerenin dibinde kalan taflan tuzlamasını tabağıma koydum. Sirondan yemeğe başlayacaktım ki benden önce Musa abim tabağımdaki bütün sironları tek seferde aldı ve ağzına attı.
"Yaa ne yapıyorsun abiiiii? O benimdiii. Hem sen az önce siron yedin, ben yemedim yaa."
"Olsun kızım. Abin her zaman ev yemekleri yiyemiyor yesin. Hep hazır yiyor. Zaten yılda 1 kere gelebiliyor. Onda da yesin oğlum." Dedi annem.
"Zaten hep oğlunu tut sende. Kızını tutan yok. Ben de üniversiteyi şehir dışında okuyayım da görsen. O zaman değerimiz anlaşılır." Dedim.
"Tamam cimcime. Yemem daha." Dedi Musa abim.
Abime kötü bakışlar attım ve yemeğine geri döndüm. Bir süre sonra bardağımdaki kolanın bittiğini gördüm ve tam Ahmet abimden isteyecektim ki Ahmet abim, elindeki kolanın kapağını açtı.
Bir kolaya bir Ahmet abime bakıyordum. Kolanın dibinde 1 bardaklık kola kalmıştı. Kesin hepsini kendi bardağına dökecek diye düşündüm.
Bi anda Ahmet abim kolanın yarısına bana diğer kalanınıda kendisine döktü. Bana bakarak göz kırptı ve "kardeş payı" dedi. Bu haline kocaman gülümsedim.
~Bölüm sonu~
