Semih : " Eee abiler Antrenmana gitmiyor muyuz? Maçlara çıkarmayacağını varsayarsak Antrenman dışında Nutella ya bandırılmış Mozarellayı göt edebileceğim çok bir yer kalmıyor sanırım."
Elini ensesine atıp gergin bir şekilde gülümseyerek karşısındakilerin tepkisini süzdü sarışın çocuk. Kerem, onun bu kadar çabuk ikna olmasına şaşırırken. Barış ise çoktan sigarasını son kez içine çekip söndürmüştü.
Barış :" Gidelim bakalım yavru kartal..."
Kerem : " Aferin Semih! Doğru olanı seçip pes etmeyeceğini biliyordum!"
Barış sandalyesini geriye ittirmiş, oturduğu yerden kalkıp kolunu semihin omzuna attı ve gülerek sarı çocuğun saçlarını karıştırdı. Semih ise kafasını iki yana sallayarak saçlarını bozan barışa engel olmaya çalışıyordu ama pek başarılı olduğu söylenemezdi.
Semih : " Ya Barış Abi! Saçlarımı karıştırıp durmasana, zaten zor düzenliyorlar!
Barış : Lan oğlum senin düz saçların zor düzeliyorsa ben bu kıvırcıklar ile ne napıyım! Taradığım an sirk maymununa dönüyorum! Zaten tipleri kaçtı yavrularımın..
Semih :" Valla abi inkar edemiyeceğim senin sarılar nanay olmuş. Sıfatın kaymış biraz. Bir ara gel de bu orijinal sarı sana nasıl sarışın olunurmuş göstersin!
Barış :" He yavrum he gösterirsin! Gerçi benim işime gelir kuaför işini beleşe getiririm. Olur olur gelirim Ben sana boyayı alıp."
Semih : " Beleşe çalışmam yanlız abi unut o düşünceyi! Artık kahve mi ısmarlarsın ne yaparsın bilmiyorum ama..."
Barış : " Yürü git oğlum ya su yerine kahve içer olmuşsun bir de ben mi yükleme yapayım sana! Adam akıllı yemek yeriz de bizim rizedeki ördekler olan karnını doyururum en azından!"
İkili tatlı tatlı tartışırken gülümseyerek onları izleyen Keremden Birhaberlerdi. Keremin ikili ile ilgili aklından geçen bin bir çeşit plan ve senaryo ise bazılarını korkutabilecek cinstendi. Kendi halinde takılan muhteşem üçlüyü ise Barışın cebinden yükselen telefon sesi bozmuştu.
ÇAYIR BİÇİYOM ÇAYIR HAKAN BASKAN ARIYOR YANİYOM CAYİR CAYİR HAKAN BASKAN ARIYOR ÇAYIR BİÇİYOM ÇAYIR HAKAN BASKAN ARIYOR...
Semih yükselen ses ile istemsizce gülse de barış dudaklarını büzerek semihe bakmış ve alındığını belirtip semihin omzundaki kolunu çekerek telefonu açmıştı.
Hakan : "LAN MANYAK RİZELİ O ÇAKMA HARRY POTTER DA YANINDA DEMI! NERDESINIZ LAN SİZ! ANTRENMANI BIRAKIP GİTMEK NE DEMEK ALT TARAFI BİR MONTELLANIN YANINA GİTTİM GELDİM ADAM BANA EKİP NERDE DİYOR BURDA DİYORUM EKSİKLER NERDE DİYOR SEN NASIL KAPTANSIN DİYOR BENİ AZARLIYOR ŞEREFSİZ BENDE BİRŞEY DİYEMEDİM AMK 5 DAKİKA İÇİNDE BURDA OLUN YOKSA VOLDEMORTUNUZ OLUR ÖNCE CRUCİO İLE İŞKENCE EDER SONRA AVADA İLE ÖBÜR TARAFA YOLLARIM! YANINDAKİ SİHİRBAZA SÖYLE ANLAR O!"
Barış : " Abi- Hay ben senin montella gibi"
Hakan barışın bir şey demesine bile izin vermeden telefonu suratına kapatmıştı. Söverek telefonu cebine koyan Barış ile de Keremin Barışın yanına gelmesi bir olmuştu.
Kerem : "Hakan abi mi? Sen telefonu açınca sol kulağım çınladı baya ne diyor?"
Barış arsızca gülerek kolunu bu sefer de Keremin omzuna atmıştı.
Barış : "Sana kısaca anlatmak gerekirse Çikom Hakan abi birazcık ağzımıza sıçacak sanırım ama olsun yine de iyi ilerledik."
(Yazar Notu : Bugün ablanız ilk defa araba sürünce modu aynen bu sekilde askolar)
Kerem Barışın sözleriyle abartılı bir şekilde gözlerini devirip kıvırcık çocuğun kolunu omzundan çekti ve kıvırcığın yanından ayrılıp sarışının yanına geçti.
Kerem : " Barış bey Çikom demeye başladıysa bizim iş sakat Semihim iyisi mi sen kaç kurtul bizden."
Barış : " Kurunun yanında yaş da yanmasın diyo yani semo kıpıs"
Barışın abartılı bir şekilde semihe karşı göz kırpmasıyla Semih gülümseyip utancından kafasını öne eğse de Kerem kıvırcık çocuğun kafasına bir tane daha geçirme fırsatını asla kaçırmazdı.
Kerem : " Cıvık Barış!"
Barış : " Acıttın ama Rahip Kerem!"
Kerem : " Sus yoksa iki beyin hücren kaldı onları da öldürücem Barış!"
Barış : " Aşk olsun Keremimo bana bana Barışına şu mükemmel surata nasıl kıyarsın?
Kıvırcık saçlı oğlanın dalga geçtiğinin odadaki herkes farkındaydı. Kıvırcık saçlı oğlan bunun farkında olsa bile numarasına devam ediyor üzülmüş gibi dudak büzüyordu çikosuna. Çocuğun Dudak büzmesine alıştığı için Keremin umrunda bile olmasa da Barışı tanımayan Semih, bir an gerçekten kıvırcık çocuğun üzüldüğünü düşünmüş ve teselli için ona sarılmaya bile yeltenmişti. Keremin yemediğini bildiği için sıkılan Barışsa Semihin atağını görmemiş kahkaha atmaya başlamıştı.
Barış : " Ay neyse hadi gidelim artık yürüyün! Hem gidelim bakalım da bizim 5 dakikalık yokluğumuzda kıyameti koparan baş kaptan Hakan bey Semihin sabahtan beri olan yokluğunu farketmediğini neye bağlıyacak ben çok merak ediyorum."
Kerem : " Harbiden ya kimse gün ışığının yokluğunu anlamadı mı ya ben çok şaşkınım açıkcası... Semom bunları üzül diye söylemiyoruz bir tanem sadece anlamaya çalışıyoruz tamam mı mantıklı bir açıklaması olmalı."
Bu konu hakkında hiç bir yorum yapmayan Semih, içten içe istenmediğinin farkında olduğu için sesini çıkarıyordu. Onlara sahada cevabını vericekti. Kararlı olması yine de mavi gözlü çocuğun gözlerinin dolmaması için yeterli bir sebep değildi. Keremin kendisine söylediği sözlerle ise gözlerini diğerlerine çaktırmamaya çalışarak elinin tersiyle sildi ve ağlayamadığı için boğazına oturan yumruyu biraz olsun rahatlatmak için yutkunarak Kereme kafa salladı.
Semih : "Üzülmemi istemediğinizi biliyorum abi ama ne bileyim yine de koyuyor elimde değil..."
Barış : " Bana bak sarı. Biraz daha o mavilerini doldurucak olursan bu olanlar için suçlu suçsuz herkesi tek tek tek rencide ederim ona göre!"
Barış yine omzunun altına alarak saçlarını karıştırmaya başlamıştı sarı çocuğun. Sarı çocuk ise gülerek yanıtladı kendinden büyüğü. Biliyordu yapardı.
Semih :" Yaparsın abim biliyorumda artık gitsek mi ufaktan?"
Kerem : "Lan Barış! Sal çocuğu yürü hadi artık haklı Semih! Akşam maç var oğlum sonra bol bol zamanınız olur konuşmak için!"
Barış : " Ah be bürütüs sende mi? Hadi bu kerem rahibe kılıklı yaşlı dede ama senden beklemezdim aşk olsun... Neyse madem çok ısrar ettiniz gidelim bari şu lanet antrenmana da billet topçu görsün gözleri gönülleri açılsın demi? Keremimo gir sende koynuma yürü hep beraber gidicez.
Barış sağ tarafını da Kerem için açmış, kendinden kısa iki çocukla birlikte otelin koridorlarından asansöre doğru ilerliyorlardı. Üçününde keyfine diyecek yoktu. Asansörün şanslarına çabucak gelmesiyle üstelik boş olmasına gereksizce mutlu olmuş, hemen binip sahanın olduğu kata basmışlardı. Asansör boyunca konuşmayan üçlü asansörün durmasıyla hemen kendilerini dışarıya atmış ve sahaya doğru ilerlemişlerdi. Sahaya geldiklerini Hakanla sohbete dalmış Merih farketmişti. Merih Barışı görünce gülümsemiş yanındaki Semihi görünce ise gözlerini kırpıştırmış ve o olup olmadığını anlamaya çalışmıştı. O olduğunu anlayınca yanındaki Hakanı dürtüp ona bir şeyler söylemiş ve Hakanın şaşkın bakışlarla semihe bakmasına neden olmuştu. Üçlünün onlara yaklaşmasıyla kendine gelip ayaklanan Hakan arkasında kalan Merihi unutmuştu bile.
Hakan: " Semih? Senin Burda ne işin var?"


