İçeriğe geç

FERYAT

Bölüm 4 · 11 dk okuma

FERYAT

Bölüm 4

2.BÖLÜM

Hayat çok zordu. Her an, her gün, her saat, her dakika, her saniye ya da belki de her salise asla istemeyeceğimiz şeyler başımıza gelebilirdi. Peki ya bunu engelleye bilir miydik? Daha gelmeden durdura bilir miydik bunu? Evet...belki de hayır. Bunu bilemeyiz. Biz başımıza gelecek olan şeyi durdurmak için yanlış bir hareket yapıp üzerine daha büyük bir bela alabilirdik. Belki de durdururken doğru bir harekette bulunup da herşeyi bir düzen içerisine tekrardan oturttura bilirdik. Çok belirsizdi, bunu bilemezdik. Yapamazdık...

Karşımdaki adam asla öğrenilmesini istediğim bir şeyi öğrenmiş ve öylece karşımda dururken ben bunu asla düzeltemezdim. O öğrenmişti. Asla istemeyeceğim bir şey olmuş ve o birini öldürdüğümü, amcasını öldürdüğümü öğrenmişti.

Ne istiyeceğini bir türlü anlayamıyor, tahmin edemiyordum. Konuşmaya tekrardan başlamadan önce bir bacağını diğer bacağının üzerine koyarak daha rahat bir pozisyon aldığında avuç içlerimin terlediğini hissettim. Bakışları beni korkutuyordu. Çok tuhaf bakıyordu. Sanki her an patlıyacak bir bomba gibiydi bakışları.

"İlk öncelikle şurdan başlayalım Alkaya. Birini öldürdüğünü yani amcamı öldürdüğünü ne olursa olsun kimseye söylemiyeceğimden emin olabilirsin."

Kaşlarım çatılırken neden böyle bir şey dediğini sorgulamaya başladım.

"Bir dakika, bir dakika ilk olarak neden birine söylemiyeceksin, sonuçta o senin amcan ve ben sana nasıl güvene bilirim. Bu gün ilk defa seninle konuştum, daha bu gün tanıdığım adama neden, nasıl güveneyim?"

" Sözümü kesmeseydin onu da açıklayacaktım Alkaya. Sözümü kesme ve dinle."

Koltuğa sanki daha da fazla yayıla bilecekmiş gibi bir pozisyon aldığında gözlerime pür dikkat ona odaklanmıştı.

"Öncelikle, bana güvene bilirsin demiyorum. Bana güvenmemelisin. Bana güvenmek senin en büyük hatan olur. Fakat verdiğim sözleri tutacağımdan emin olabilirsin. Biliyorum kafan karıştı ama bu böyle. Senin amcamı öldürdüğünü kimseye söylemiyceğim çünkü..."

Gözleri bu sefer sadece gözlerimde kalmayıp tüm yüzümü incelemeye başladığında bir kaç saniye sonra kafasını sağ tarafa çevirerek kaşlarını çatıp gözlerini kapattı. Tekrardan bana dönerek bakmaya başladığında az öncekinin aksine daha da fazla sinirle bakıyordu.

"Bunu bilmene gerek yok. Sadece kimseye söylemiyeceğimi bilmen yeterli ve teklif kısmına gelirsek... Teklifim benim ve adamlarımın doktoru olman. Başka hiç bir kimseye, bu her kim olursa olsun bakmaman yardım etmemen."

Bu kadar mıydı yani?

"Ne yani bu mu teklifin. Bu kadar basit mi?"

"Beğenmedim mi? İstersen hemen değiştire bilirim?"

"Hayır, yani o anlamda söylemedim, neyse boş ver. Fakat bir şey çok kafamı karıştırdı. Senin ve anlamdığım şu adamlarının doktoru olmayı kabul edebilirim belki, fakat onun dışında kimseye yardım etmemek de nerden çıktı ben bir doktorum. Ayrıca şu an bu teklifini kabul etmesem ne değişecek. Az önce ne olursa olsun söylemiyeceğim diyen sen değil miydin?."

Alkan, kaşlarını bu sefer çatmak yerine havaya kaldırdığında benden böyle bir şeyi söylememi bekliyormuş da şimdi söylememi beklemiyormuş gibiydi. Bana öylece bakmaya devam ederken yerimde hafif kıpırdanınca o da boğazında bir şey kalmış gibi elini yumruk yapıp ağzına götürerek boğazını temizledi. Tekrardan gözleri gözlerimi bulduğunda

"Sana dediklerimi çabuk unutuyorsun Alkaya, bana güvenemezsin, güvenmemelisin. Bunu sakın unutma"

Oturduğu tekli koltuktan ağır abi edasıyla kalktığında ellerini cebine koyarak benim kalkmamı bekledi. Ben de onunla birlikte ayaklandığımda konuşmasına son bir cümle daha ekleyerek dış kapıya ilerledi.

"Cevabını en kısa sürede almak için geleceğim."

Dış kapının açılma ve kapanma sesini duyduğumda hayla ayaktaydım. Yaşadıklarım kolay şeyler değildi, hiçte olmadı zaten. Fakat bu çok farklı. Adımlarım yatak odasına doğru yol alırken bir yandan da düşünceler içindeydim. Vücudumu yatağa bırakarak tavanı seyretme başladığımda kendimi hayla ama hayla düşünmekten alıkoyamıyordum. Zaten de koymamam lazım. Düşünmem lazım. Ne yaşadığımı, neler yaptığımı, neler yapacağımı, söylediği cümleleri, söylediğim cümleleri ve en önemlisi de vereceğim kararı. Kafamı en çok karıştıran şey de vereceğim karardı. Ne yapmam gerekiyordu? Teklifini kabul edersem beni şikayet etmiyecek. Teklifini kabul etmesem de beni şikayet etmeyecek. Ama bana güvenmemelisin dedi. Ne yapmam lazım? Vereceğim karar beni ne kadar etkiliye bilirdi ki? Acaba söylerse kaç yıl yatardım? Bunun gibi daha bir çok düşünce ile birlikte en sonunda kendimi karanlığa bıraktığımda bir günün daha sonuna geldiğimi anlamıştım.

Sabah çalan alarmın sesi yerine koca bir sessizliğe gözlerimi açtığımda saatin daha oldukça erken olduğunu anlamıştım. Güneş kendini yeni yeni belli etmeye başlamış ay ise iyice kendini yok etmişti. Erkendi, daha çok erkendi. Hastaneye gitmeme üç saat vardı. Asla bu kadar erken uyanmazdım. Fakat bu gün öyle olmamıştı. Galiba düşünce sağlığımın yerinde olmadığı gibi uyku dengem de yerinde değildi. Banyoya giderek normal rutin şeyleri ellerimi ve yüzümü yıkayarak tekrardan odaya döndüm. Dün olanlar sanki kendini tekrar etmek istermiş gibi birer birer zihninde yerini almaya tekrar başlayınca kendimi bu sefer mutfağa sürükleyerek bol köpüklü bir kahve hazırlamaya başladım. Hayla bir karar vermemiştim. Zaten veremezdin de. Çünkü bir karar vermek için yeterince düşünmemiştim. Kahvemi hazırlayarak kendimi camın önündeki oturma bölümüne bırakarak yolu izlemeye başlamışken bir şey çarpmıştı gözüme. Bir araba. Siyah, fileli camlarla kaplı bir araba. Tam kapımın dibinde durmuş öylece bekliyordu. Beklediğini nerden mi anladım?. Araba çalışıyordu. Bu normal bir şey gibi gele bilir fakat bence değildi. Bu dün gördüğüm adamların bindiği araçlardı. Neden burda olduklarını bilmiyorum ama kesinlikle hayra alamet değildi.

Bunu tabiki şu an düşünmedim. Aklımı, düşüncelerimi ne zaman başka şeylere odaklama ya başlasam da mutlaka bir köşede Alkan'ın yaptığı teklif vardı. Bir türlü gitmiyordu o köşeden. Sürekli oradaydı. Dünden beri oradaydı. Biraz daha geniş düşünmeye başladığımda ise bir tek ona güvenme sorununa değil de adamlarıma kısmına takılmaya başlamıştım. Kimdi o?. Evet tam olarak bu soru adamlarıma kelimesi kafama daha iyi kazındığından beri aklımdaki çoğu soruyu es geçerek ikinci en çok düşündüğüm soru buydu.

Kimdi o?.

Birinci soru ise şüphesiz vereceğim karardı. Kabul etmek o kadar zor değildi belki ama güven de bir sorundu tabiki.

Aradan geçen bir saatin ardından elimdeki artık boş olan kahve bardağını bulaşık makinesine koyarak odama döndüm. Bu günün dün kadar yorucu geçmeyeceğini bildiğimden dolayı bir taraflarda olan rahatlık iyice kendini belli ederken kendimi soğuk bir duşa atarak hazırlanmaya başladım. Duş çıkışı kendime yeni çıkarttığım siyah havluyu vücuduma dolayarak giyinme kısmına geçtiğimde kendime uzun vücut hatlarını saran ince siyah askılı günlük bir elbise çıkararak giyinmeye başladığımda en sonunda ise saçlarımı kurutmaya başlamıştım. Kuruyan saçlarımı tepeden sıkı bir şekilde toplayarak şekil verip spreyledikten sonra üzerime crop bol bir hırka alarak giyindiğimde dudak lip balm'ımı sürerek ayna karşısına geçip maskarayı elime aldım kirpiklerimin üzerine sadece sürterek üstten taradıktan sonra odadan çıkmıştım. Kapının yanındaki ayakkabı dolabından düz,beyaz spor ayakkabılırımı alarak giyindiğimde sonunda evden çıkabilmiştim.

Kapının önünde park halinde duran arabama bindiğimde hastaneye doğru yol almaya başladım.

Kısa süre sonra hastaneye vardığımda arabayı park ederek odama çıktım. Dün bıraktığım gibi duran odama biraz göz attıktan sonra üzerimdeki hırkayı çıkartarak askılığa astım ve onun yerine önlüğümü giyindim. Masamın başına geçtiğinde hemen oturdum ve dün eve götürdüğüm dosyalara da kısa bir göz attıktan sonra hastalar da teker teker gelmeye başlamışlardı bile. Gelen ilk on üç hastadan sonra sadece aciliyeti olan hastaları arıyarak hastaneye çağırmıştım. Onları da uzun sayılabilecek muayenelerden geçirdiğimde son bir kişi kalmıştı listemde. Can Kaynak. Daha altı aylıktı ve ateşini bir türlü indirememişlerdi. Onu da hastaneye çağracaktım fakat son anda bu fikrimden vaz geçtim. Daha çok küçük olduğu için hastane ortamına sokmak istemiyordum. Rehberimde annesinin numarasına bularak kendi telefonumdan aradım. Bir kaç çalıştan sonra telefonu açmıştı.

"Alo?"

"Merhaba Aysel Hanım. Ben ****** ******** Hastanesinden Doktor Hera Alkaya. Can için aramıştım."

Arkadan gelen bir takım takırtı seslerinden sonra Aysel Hanım sesini bir tık daha yükselterek konuşmaya başladı.

"Aaa merhaba Hera Hanım. Can'a geçen sefer geldiğimizde verdiğiniz ilaçları bir bir hafta gibi bir süre verdim. Durumu şu an gayet iyi fakat biraz öksürük var."

"Aradan geçen dört ay boyunca bu ateşlenme devam ettim veya tekrarlandı mı?"

"Evet bir iki kere daha tekrarlandı fakat başka bir doktora gitmek yerine sizin verdiğiniz ilaçları verdim."

"Peki. Fakat yine de o ilaçları şu anlık vermeyin aradan geçen dört ay da bir takım vücutta değişiklikler görülmüş olabilir. Bu nedenle de eğer müsaitseniz size gelerek Can'ı kontrol etmek isterim."

"Hiç zahmet etmeyin biz gelirdik"

"Hayır, hayır sizin gelmenizi isteseydim söylerdim fakat Can daha çok küçük onu hastane ortamına sokmak iyi bir seçim olmaz."

Aysel Hanım'ın derin bir nefes aldığını duyduğumda bir şey söylemden sadece vereceği cevabı bekledim.

"Evet, olur. Haklısınız onu o ortama götürmem uygun olmaz. Size konum atayım ben o zaman. Bekliyorum sizi. Ne zaman gelirsiniz?"

"Siz konumu attığınız an çıkarım hastaneden."

"Peki doktor hanım, ben hemen şimdi atıyorum konumu"

"Tamam. Görüşürüz "

"Görüşürüz"

Telefeonu kapatır kapatmaz ayaklandım ve önlüğümü çıkartarak askılığa asıp hırkamı giyindim. Bu sırada telefonuma gelen bildirim ile elime alıp konumu açtım. Bu gün Allah'tan fazla işim yoktu. Dün büyük çoğunluğunu halletmiştim. Bu yüzden de bu güne fazla bir şey kalmamıştı. Odadan çıkıp otoparka doğru yürümeye başladığımda bir yandan da açtığım konuma daha dikkatli bir şekilde bakmaya başladım.

Geldiğim hastane otoparkından hızla arabama binerek çalıştırdığımda telefonumu tutacağa tutturarak konumu takip ettim. Aslında pek de fazla uzak sayılmazdı. Yirmi dakikalık bir yol gözüküyordu.

Yirmi dakikanın sonunda geldiğim sokağa ve insanlara şaşkınlıkla bakıyordum. Burası nasıl bir yer böyle? Aysel Hanım'ın oturduğu yer gerçekten burası mıydı? Şu an da bulunduğum konum yıkık dökük evlerin, gece kondu bile denilemeyecek apartmanların, sokakta ayakkabısız gezdikleri bir yerdeydim. Bunu tabiki yadırgamıyordum fakat çok tuhaf gelmişti. Ankara gibi bir yerde böyle şeylerin olduğunu tabiki de biliyordum fakat hiç canlı bir şekilde şahit olmamış, görmemiştim.

Telefonu tutacaktan çıkararak Aysel Hanım'ı aradım.

"Ala Hera Hanım geldiniz mi?"

"Evet,geldim."

"Tamam hemen almaya geliyorum sizi"

"Tamam"

Telefon konuşması sadece yirmi saniye gibi bir süre sürerken hemen iki dakika sonra da Aysel Hanım'ın karşı apartmandan geldiğini gördüm. Arabayı kilitleyerek içinden çıkınca bir yandan Aysel Hanım'a doğru yürüyor bir yandan da etrafıma bakınıyordum.

"Hoşgeldiniz. Buyrun geçelim"

Küçük bir tebessüm ile kafamı sallayarak Aysel Hanım'ı takip etmeye başladım. Az önce çıktığı apartmana girdiğimizd içinin daha da kötü olduğunu gördüm. İçindeki merdivenler başsan kırılabilecek gibi duruyordu. Ben Aysel Hanım'ın en azından yukarıya çıkmasını beklerken o aşağı merdivenlerden inmeye başlamıştır. Ve bir kat da değil tam iki kat aşağıya inmiştik. En sonunda bir kapının önüne geldiğimizde Aysel Hanım önden bende arkasından içeriye girmiştim. Girer girmez burnunuzu esir alan bir küf kokusu sizi rahatsı, ederken daha altı aylık bir bebeğin nasıl bu denli fazla hastalandığını anlamıştım.

"Buyrun lütfen, oturun. Size bir şeyler ikram edeyim"

"Hayır, lütfen hiç zahmet etmeyin ben hemen Can'a bakayım "

"Olurmu öyle şey"

"Olur olur, hiç zahmet etmeyin"

"Peki madem. Ben gidip canı getireyim"

Onu onayladıktan sonra gidip Can'ı getirerek yanıma bırakmıştı. Uykusundan uyanmış olmalı ki o minnacık elleriyle gözlerini ovuşturuyordu. Yüzüme yerleşen gülümseme ile kucağıma alıp dikkatle dizlerimin üzerine koydum. Gelmeden önce araban aldığım sağlık çantamın içinden gerekli olan malzemeler ile kontrolümü yaptıktan sonra Can'ı tekrardan eski konumuna, koltuğun üzerine bıraktım.

"Aysel Hanım"

Aysel Hanım hemen yerinde doğrularak konuşmaya başladı.

"Buyur doktor hanım bir isteğiniz mi var?"

"Yok, hayır bir isteğim yok. Sadece..."

"Bir sıkıntı mı var. İyi mi Can"dedi.

"Can gayet iyi fakat bu sürekli böyle devam edemez. İllaki o tekrardan hastalanarak ve bunun sebebi de bu ev olabilir... Bakın beni asla yanlış anlamanızı istemem kötü bir düşünce ile söylemiyorum bunları. Fakat bu ev daha altı aylık bir bebeğin büyümesi için iyi bir yer değil"

Aysel Hanım derin bir nefes alarak kafasını öne eğip parmaklarıyla oynamaya başladı.

"Biliyorum doktor hanım. Bunun elbette ki farkındayım ama hayat şartları. Bulabildiğimin en iyisi bu. Ben de isterdim bebeğimin böyle bir evde değil de daha temiz, düzgün bir yerde büyümesini. Fakat babası bizi bırakıp gittiğinden beri biz de bu haldeyiz"

Gözlerinin dolduğunu görmem ile ona biraz yaklaşarak ellerini tuttum.

"Biliyorum. Zor bir durumdasınız. Belki hayla atlatamadınız bile kocanızın gitmesini. Fakat hayat her zaman mutlu bir şekilde devam etmez mutlaka bir çok sorun ile karşılaşırsınız. Eğer siz de kabul ederseniz size bir teklifim olacak"

Aysel Hanım başını kaldırarak bana bakmaya başladığında söyleyeceğim şey için bir an bile şüphe etmedim. Ne kadar dört ay boyunca olmasam bile ondan önceki iki ay boyunca Aysel Hanım'ın halini oldukça iyi görmüştüm. Ne kadar birinden yardım almak istemese de ona birinin yardım etmesi lazımdı.

"Eğer siz de kabul ederseniz benimle birlikte yaşamanızı istiyeceğim"

"Hayır, hayır doktor hanım olmaz şey ben bunu asla kabul edemem."

"Bakın bunu kötü bir şeymiş gibi düşünmeyin, ben size yardım etmek istiyorum. Siz ne kadar istemeseniz de sizin bir bebeğiniz var. Onu da düşünün o böyle bir yerde büyüyemez. Bunun imkanı yok."

Aysel Hanım'ın bakışları kendi halinde küçük mırıltılar çıkaran Can'a döndüğünde ben de bakışlarımı oraya çevirmiştim.

"O daha çok küçük. Lütfen sizden rica ediyorum. Ona bu kötülüğü yapmayın."

"Karşılığına size ne verebilirim bilmiyorum ama-"

"Sakın, sakın öyle düşünmeyin. Ben karşılığında sizden bir şey istemiyorum."

Aysel Hanım bakışlarını Can'dan çeker bana çevirip sarıldığında sarılışına aynı şekilde cevap verdim.

"Çok teşekkür ederim doktor hanım. Çok sağolun. Allah sizi karşıma çıkardı."

"Rica ederim. Hadi siz gidin eşyalarınızı toplayın."

"Hemen şimdi mi?"

Gülümseyerek.

"Hemen şimdi"dedim.

Aysel Hanım yerinden kalkarak başka bir odaya geçtiğinde ben de etrafa daha dikkatli bakmaya başladım. Duvarlardaki yoğun küfler, üst kattan akan su birikintilerinin bıraktığı sarı izler ve yoğun bir küf kokusu. Kesinlikle burada yaşanmazdı.

"Doktor Hanım, ben hazırım."

Aysel Hanım geldiğinde elinde büyük sayıla bilecek bir çanta vardı sadece.

"Bu kadar mı eşya alacaksınız yanınıza?"

İlk elindeki çantaya sonra da bana baktığında utana sıkıla

"Eşyalarımız bu kadar."demişti.

Hiç bir şey demeden sadece ayağa kalkıp koltuğun üzerindeki çocuk battaniyesi ile Can'ı sararak kucağıma aldım.

"Siz zahmet etmeseydiniz ben alırdım Doktor Hanım."

"Ne zahmeti küçücük çocuk zaten. Ayrıca da bana sadece Hera diyin"

"Tamam. Teşekkürler Hera tekrardan her şey için."

Onu kafa sallayarak yanıtladıktan sonra ayakkabılarımı ayağıma geçirip Aysel ile birlikte arabaya bindik. Aysel'i kucağında Can olduğu için arka tarafa bindirmiştim. Arabayı çalıştırarak eve doğru sürmeye başladığımda bir ara aynadan Aysel'e baktım. Kucağındaki Can'ı emzirirken bir yandan da işaret parmağı ile sanki ona birşey olmasından korkar gibi hafif dokunuşlarla yanağını seviyordu. Can'a olan bakışları o kadar güzeldi ki. Acaba her anne çocuğuna bu kadar güzel baka bilir miydi? Benim annem de bana bu kadar güzel bakmışmıydı?

Eve vardığımızda Aysel'in ve Can'ın eşyalarını ben, Can'ı da Aysel almıştı. Kapıyı açarak eve girdiğimizde Aysel eve bakarken ben de kapıyı kitleyerek salona geçtim.

Fakat tabiki de salonda koltuğa oturmuş telefonu ile ilgilenen bir Alkan görmeyi beklemiyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.