Tam, unuttum dedim. Sonra düşünürüm, ara vermeden düşünürüm ama şimdi olmaz dediğim zamanda yine karşımda Alkan'la kalakalmıştım. Aysel ve Can'ı kendi odama getirerek burada beni beklemelerini söyledim ve hemen salona dönüp bağırmaya başladım.
"Sen, benim evime nasıl girdin! Nasıl benden habersiz benim evimde, benim salonunda bu kadar rahat durabiliyorsun!?"
Kararan göz bebekleri ile bir an çok mu fazla sesimi yükselttim diye düşünsem de hemen bu düşünceyi bir yere fırlatmıştım.
"Bana, bir daha o sesini yükseltirsen olacakları-"
"Üzerine atlamadığıma şükret be!"
Tek kaşını havaya kaldırmış bana bakarken yavaş bir şekilde ayaklandı. Aramızda üç adımlık bir mesafe kalana kadar bana doğru yürüdüğünde ellerini cebinden çıkararak iki yana kollarını açtı.
"Hadi, atlasana"
Bu sefer şaşkınlıktan benim kaşlarım havaya kalkarken gözlerimde hızlı bir ritimle açılıp kapanıyordu.
Aramızda sanki üç adım yokmuş gibi ona doğru giderek göğüsünden ittim. İtmeyi denedim. İttim galiba? Azıcık, minnacık yerinden oynadı gibi. Ah! Hadi ama kimi kandırıyorum ki Allah'ın camışı yerinden bile oynamadı.
"Bir dahaki sefere kelimelerine ve ses tonuna dikkat etmelisin Alkaya. Çünkü her zaman bu kadar anlayışlı olmam...Şimdi gelirsek konumuza. Cevabını almaya geldim."
Tekrardan eski konumuna dönerek koltuğa oturduğunda, hırsla ben de onun karşısındaki koltuğa oturdum.
Evet, kararımı vermiştim. Fakat emin değildim. Yanlış bir karar vermiş olabilirdim ve eğer öyleyse de bunun sonuçlarını düşünmek bile istemiyordum.
"Evet, seni bekliyorum"
Derin bir nefes alarak sesli bir şekilde geri bıraktığımda oturuşumu dikleştirerek konuşmaya başladım.
"Ben kararımı verdim. Yani sanırım."
"Bunun sanırımı olmaz. Beklemeyi sevmem. Acele et"
"Allah'ın camışı"
Sessiz bir şekilde söylediğim cümleyi duymamıştı bile.
"Bir şey mi dedin?"
"Yok, hayır demedim."
"Tamam. Kararını söyle artık"
"Ben...kabul ediyorum"
Yüzünde oluşan gülümseme ile yerinden kalktığında ben de onunla birlikte ayaklandım ama bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Bana doğru gelerek elini uzattığına bir eline bir gözlerine baktım.
"Artık benim doktorumsun Alkaya."
Söylediği cümleyi idrak etmeyi başardığımda elimi eline uzatarak tuttum.
"Artık senin doktorunum, senin ve adamlarının"
Sesim sanki içime kaçmış gibi naif bir şekilde çıkmıştı.
Ellerimiz ayrıldıktan sonra ben olduğum yerde hareket bile etmezken o direk dış kapıya yönelmişti bile. Birkaç saniye sonra kulağıma gelen dış kapının açılma ve kapanma sesi ile gözlerimi sıkı bir şekilde yumdum. Bu olanların gerçek olmadığını, benim bunu kabul etmediğimi hayal ederek yumdum. Fakat bunun bir çaresi yoktu. Ben çoktan kabul etmiştim ve bunun geri dönüşü de yoktu. Belki de vardı ama bunun da mutlaka bir bedeli vardı. Kendime geldikten sonra Aysel'e evi gezdirdim ve boşta kalan odanın onun olduğunu da söyledim. Evim ne küçük ne büyüktü. Üç tane odası, iki banyosu vardı. Odalardan ebeveyn banyosu olan yani benim odamdı. İkincisi giyinme odasıydı fakat orayı pek fazla kullandığım söylenemezdi. Genellikle odamda bulunan dolaptan giyinirdim. Son ve üçüncü oda ise boşta duran bir odaydı. Orayı hiç kullanmamıştım. İçinde sadece çift kişilik yatak, masa ve dolap vardı. Bu yüzden de orayı Aysel'e vermiştim. Hem oldukça da geniş bir odaydı.
Evi gezdirme işlemi bittikten sonra mutfağa girerek Aysel ile birlikte birşeyler hazırlamaya başladık. Ben patatesleri soyarken Aysel ise soğanları küp küp kesiyordu.
"Hera?"
"Efendim Aysel?"
"Senden bir ricada buluna bilir miyim?"
"Tabiki."elimdeki soyacağı ve patatesi bırakarak Aysel'e döndüm.
"Şey ben sen böyle birden getirince bir şey diyemedim ama eğer izin verirsen evin temizliğini filan yapmak istiyorum. Lütfen bir şey demeden önce benim durumumu da düşün olur mu. Böyle altta kalmış gibi hissediyorum."
Yüzümde oluşan tebessüm ile Aysel'e sarıldığım da İlk başta karşılık vermese de hemen sonra vermişti. Tabiki de buna asla bir şey demezdim. O da haklıydı. Kendini nasıl hissettiğini anlamasam da anlamaya çalışıyordum.
"Sen kendini nasıl iyi hissediyorsan öyle yap ve asla kendini altta hissetme. Öyle bir şey yok. Ben her zaman senin ve Can'ın yanındayım tamam mı?"
"Daha sana ne kadar teşekkür edicem bilmiyorum ama-"
"Etme. Bana teşekkür etmeni istemiyorum. Ben senden bir teşekkür beklemek için yapmadım bunları."
Aysel benden ayrılarak gülümsediğinde ben de ona aynı samimiyette gülümseyerek karşılık verdikten sonra tekrardan işimize devam ettik.
Kısa sürede tüm herşeyi hazır ettikten sonra sofrayı kurarak yemek yemeye başladığımızda arada sırada huysuzlanan Can'a da sırayla bakıyorduk. Yemekler yenildikten sonra Aysel sofrayı toplamak için onu beklememi, hemen Can'ı emzirip geleceğini söyledi. Tabiki de bunu dinlemiyerek o gelmeden hemen her şeyi hazır ederek çaydanlığa su doldurup ocağa bıraktım ve kaynamasını beklemeye başladım.
Mutfaktaki yemek masasına oturup telefonumu elime aldığımda bilinmeyen numaradan gelen mesaj dikkatimi çekmişti.
0551*******
"Yarın sana ihtiyacımız olabilir kapında bekleyen adamlar sana gelmeni söylediğinde ısrar etmeden o arabaya bin. Onlar seni yanıma getirecek"
Hızla yerimden kalkarak camdan kapının önüne baktığımda bir tane siyah araba ve iki tane de adam vardı. Fakat bu adamlar farklı birileri değildi. Onlar şu zamana kadar sürekli gözüme batan fakat asla umursamadığım adamlardı. Telefonumu elime alarak bilinmeyen numarayı tuşladığımda hemen mesaj yazmaya başladım.
"Bu adamları ilk defa görmüyorum onları sen mi benim kapıma diktin?"
Mesaj iki tık olduğunda bir kaç saniye o iki tikin mavi olmasını bekledim fakat olmadı. Mesaj kutusundan çıkarak ocağın üzerinde kaynayan suyu aldığımda çayı demleyip tekrar su doldurarak yeniden kaymasını beklemeye başladım.
O adamları kapıma koymasının amacı neydi? Tek benim kapıma da neredeyse nereye gidersem görmüştüm onları. Bunu neden yapıyordu ki. Kaçacasağımı düşünmüşse ki bu güzel bir düşünce bir an kafama eserse yapabilirim ama şu anlık böyle bir düşüncem yok. Bu yüzden rahat olabilirdi kendileri. Yada başka bir konu için koyduysa da bilemem artık.
Aysel derin bir of çekerek mutfağa girdiğinde masada olan bakışlarım ona döndü.
"Oh be uyudu sonunda"
Onun bu haline gülümsemeden edemedim. Karşıma gelerek o da masaya oturduğunda bakışları ilk başta ocağın üzerindeki çaydanlığa sonra da bana dönmüştü.
"Çay mı koydun?"
"Evet birlikte karşılıklı içeriz diye koydum iyi yapmamışmıyım"
"İyi yapmışsın da keşke sofrayı toplamak için beni de bekleseydin"
"Aaa lafı bile olmaz Aysel ya. Nolcak ha ben toplamışım ha sen. Can uyudu mu?"
"Evet uyudu. Bazen uyumayıp beni çok fazla sinir ediyo ama uyuduktan sonra o kadar tatlı oluyor ki."
Yüzündeki buruk gülümseme ile söylediği şeyler o kadar güzeldi ki.
"O bu dünya için çok masum Hera."
Evet. Öyleydi. Bunun farkında olmamak için salak olmak gerekirdi. Şu an gerçekten de bu dünya için fazla masum olsa da gelecekte ne olacağını bilmiyorduk. O da bir gün büyüyecek ve asıl dünya ile karşılaşacaktı. Malesef bu kaçınılmaz bir şeydi.
"Saat henüz erken birlikte bir film izleyelim mi?"
Ortamın havasını dağıtmak için öne sürdüğüm fikire Aysel'in de onay vermesiyle ayaklanarak mutfaktaki aburcubur dolabından bir kaç tane bir şey çıkartıp tabaklara doldurduğum da Aysel tabakları bir tepsiye yerleştirerek salona götürdü. Ben de onun arkasında giderek koltuğun üzerindeki kumandoyu alıp bir film seçtim. Seçmeden önce tabiki de Aysel'e de sormuştum. Aksiyon,komedi ve içinde biraz romantizm bulunan bir film seçtikten sonra oturup izlemeye başladık.
Filmin yarısına kadar gelmişken Can'ın ağlaması ile filmi durdurdum.
"Sen gidip Can'ı yatır istersen sonra devam edelim"
"Çok iyi olur vallaha. Kıza nolacağını çok merak ettim."diyip elindeki cips kasesini masaya bırakarak koşup odaya gitti. Onun bu hallerini gülerek izlerken önüme döndüm. Beş veya altı dakika sonra adım sesleri gelince tekrardan arkamı döndüğümde Aysel kucağında Can ile gelmişti.
"Uyumadı ben de getirdim. Sorun olmaz değil mi?"
"Afedersin de lütfen saçmalama. Getir çocuğu ver bana otur film izle."
Aysel gülerek Can'ı bana verdiğinde
"Bakıyorum da dünden razısın"
Tatlı bir gülümseme ile bana baktıktan sonra masanın üzerindeki cips kasesini tekrardan eline alarak eski pozisyonunu aldığında filmi başlattım. Kucağımda Can ile birlikte filmi çok zor izleyeceğimi düşünürken tam tersi çok güzel ve eğlenceli bir şekilde izlemiştim. Can filmin hareketli yerlerinde ellerini ve ayaklarını sallayarak yüksek kahkahalar attığında hem ben hem de Aysel onun gibi kahkaha atmaya başlıyorduk.
Filmin sonunu bu şekilde getirdiğimizde Aysel bir yandan filme söylenerek bir yandan da Can'ı emziriyordu. Kendisi filmin sonunu beğenmemiş de. Film Amerikan tarzı bir filmdi etrafı silahlarla kaplı bir adam ve dedektif bir kızın hikayesini anlatıyordu. Komedi olan kısmı ise kesinlikle ana karakterin yakın arkadaşıydı ne kadar kötü bir durumun içinde olurlarsa olsunlar mutlaka ortamı yumuşatmak için bir espiri yapıyordu. Fakat filmin sonunda kız iki adam arasında kalınca bir seçim yapmak zorundaydı. Film de tam olarak burda bitince Aysel de söylenmeye başlamıştı.
"Neyse ya bizene sanki gerçek hikaye...ben Can'ı odaya götüreyim uykusu geldi. Ordan geliyim burayı toplayıp yatalım. Olur mu?"
"Sen git Can'ı yatır, sonra sen de yanına uzan yat. Ben buraları hallederim"
Bir kaç saniye gözlerime baktıktan sonra
"Tamam"diyerek kucağında Can ile birlikte odaya gittiler.
Ben de oturduğum yerden ayaklanarak etrafı toplamaya başladım. Tabakları birer birer tepsiye dizdikten sonra getirdiğimiz gibi götürerek mutfak tezgahına koyduğunda tabakları sudan geçirip bulaşık makinesine dizdim. Son olarak kalan tepsiyi de güzelce silip yerine koyduktan sonra ben de odama geçerek yatağa oturduğumda aklıma gelen şey ile kendime sövmeye başlamıştım bile. Alkan bana teklif yaparken sadece kendisine ve adamlarına doktorluk yapacağımı, onalardan başka kimseye bir yardım etmiyeceğimi söylemişti. Fakat ben Aysel'i ve Can'ı ona söylemeyi unutmuştum. Onlara tabiki de yardım edecektim. Hatta elimden geldiğince diğer herkese de yardım edecektim. Ben bir doktordum sonuçta ve bu benim mesleğimidi asla hastalar arasında bir seçim yapamazdım. Düşüncelerim bu kararımı ona söylemek istiyordu ama bir yandan da bunu teklifi kabul etmeden önce sunmam gereken bir anlaşma olmasını hatırlatıyordu. Ki ikinci düşüncem o kadar haklıydı ki anlatamam. Bunu benim şimdi değil de elini sıkmadan, o teklifi kabul etmeden önce düşünmem gerekirdi.
Yataktan kalkarak dolaptan pijama takımımı çıkartıp giyindim. Tekrardan dün gibi hiç bir şey düşünmemden yatmak istedim. Sorunsuz, kafamdaki sesler susmuş bir şekilde yatmak istedim ama bu sefer istediğim gibi olmadı. Ne kafamdaki sesler sustu ve uyumamı sağladı ne de düşüncelerim gözümün önünden çekilip bana karanlık bir alan bahşetti.
Saatler boyu uyumadım. Yatağa giriş saatim 23.09 iken şu an saat 02.33'ü gösteriyordu. Yaklaşık üç saattir uyuyamıyordum. Sadece gözüm kapalı geçirmiştim bu saatleri. Gözlerim kapalı sesler ve düşünceler ile geçirmiştim. Kalktım yerimden. İlk sırtımı yasladım yatak başlığına. Sonra ise kafamı. Tüm yüklerimi verdim omuzlarıma ve onları da yasladım başlığa. Durdum bir süre öylece. Kapatmadım gözlerimi, açtım ve tavana baktım. Öylece baktım. Hiç bir şey yapmadan. Zamanın ne kadar geçtiğini bilmiyorum ama uykum gelmişti en sonunda. Yani ne kadar çok fazla gelmiş olmasa da gelmişti ve ben bu azıcık uykuyla uyuya bilirdim. Yatak başlığına yasladığım yükleri aldım ordan ve yatağa geri bıraktım. Kapatttım yine gözlerimi. Kapattım ve bu sefer uyudum. Çabuk olmasa da uyudum on dakika gibi bir sürede.
....................
Sesler...
Sesler geldi kulağıma. Sonra ise tıkıltılar. Açmadım gözlerimi. Çünkü açamadım. Bir şey bana engel oluyordu. Sanki birileri beni bir yere bağlamış da zorla tutuluyormuşum gibiydi. Hareketlerim kısıtlı, sesim boğuktu. Uyanmaya çalışıyordum, olmuyordu. Biri dokunuyordu bana. Engel olamadım. Dokundu ellerime. Avuç içime bir şeyler çizdi, sonra parmak uçlarımda hafif nemli dudaklar hissettim. Hepsinde tek tek gezdi bu dudaklar. İlk turunu attı, ikinciye başladı. İkinci turu bitti üçüncüye başladı. Üç bitti, dörde başladı. Tam on kere tekrara etti bu hareketi. Parmak uçlarıma toplam yüz öpücük bıraktı dudakları. Daha sonra uzaklaştığını hissettim. Yine biraz tıkıltı sesi geldi kulaklarıma. Kesildi sonra sesler ve yerini yine sessizliğe verdi. Bu sefer gözlerimi açık tutamadığım gibi ruhumu da tutamamadım ve uykunun uzun kollarının beni sarmalamasına izin verdim...
*********
Uyandığımda ilk üc saniye de olduğunu idrak edememiştim. Fakat hemen sonrasında akşam olan şeyler aklıma birer birer gelmişti. O tıkıltılar,sesler, parmaklarıma bırakılan öpücükler. Hepsini hatırlamıştım. Yataktan kalkarak etrafıma kısa bir bakış attığımda her şey aynı yerli yerindeydi. Peki dün akşam ne olmuştu. Neydi bunlar. O kimdi. Neden parmaklarıma öpücükler bırakmıştı?
Sahi kaç öpücük bırakmıştı parmaklarıma. Toplam yüz öpücük. Her parmağıma on tane olmak üzere yüz öpücük. Neden böyle bir şey yaşamıştım ben?
Yine cevabını bilmediğim sorularla kendimi boğuyordum. Kendime eziyet ediyormuşum gibi geliyordu. Kafam çok doluydu. Düşünmemem gerekiyor diyemiyorum malesef. Çünkü düşünülmeyecek gibi değildi. Yine değildi değildi değildi ve değildi! Düşünmekten yoruldum. Artık düşünmek istemiyorum.
Eskisi gibi olmak istiyorum. Sadece babamı düşündüğüm zamanlar gibi, babamla birlikte yaptığımız aktiviteler gibi,beni sınav çıkışı beklediği zaman gibi. Ben bunları düşünmek istiyorum. Babamla olan güzel anlarımızı düşünmek istiyorum. Kötü olanları istemiyorum. Gözümün önünde kanlar içinde yatan halini görmek, ona yardım edemeyişimi hatırlamak istemiyorum. Sadece güzel anılar olsun. Onları hatırlayayım. Onlar beni mutlu etsin,gülümsetsin. Her zaman yanımda olsun o anılar. Bırakmasın beni. Tutsun ellerimden.
Düşünmek istemiyorum diyip de bunları düşünmeme kaç puan peki? Bence yüksek bir puan vermeliyiz...
Her neyse kendime iyice gelerek banyoya geçip güzel bir duş aldım. Soğuk suyun vücuduma değmesiyle rahatlamaya başlamıştım bile. O kadar soğuk değildi tabiki ama soğuk sayıla bilecek derecedeydi.
Duşumu aldıktan sonra banyodan çıkıp giyinme dolabının karşısına geçip iç çamaşırlarımı öncelik olarak alarak daha sonrasında ise bu gün giyeceğim üstleri seçtim. Siyah bir kot pantolon ve üzerine beyaz bir korse alıp giyinmeye başladığımda mutfaktan gelen sesler dikkatimi çekmişti. Aysel kahvaltı hazırlıyor olmalıydı. Bir yandan da Can ile ilgeleniyordu galiba. Çünkü Can'ın heyecan verici gülüşleri bütün evi doldurmuştu. Bu o kadar güzel bir histi ki. Uzun zaman sonra evde benim dışımda başka birilerinin sesini duymak muazzam birşeydi.
Hızla üzerime giyineyerek saçlarımı tepeden toplayıp önden iki tutamını önüme bıraktım. Fakat bu hiç bir şey farketmiyecekti çünkü ben onları birazdan kulak arkama yollamış olacaktım. Kirpiklerime hafif bir rimel sürüp doğal tonlarda bir ruj da sürerek odadan çıktım. Mutfağa doğru attığım her adımda sesler büyürken benim de yüzümdeki gülümseme büyüyordu. Mutfağa girmeden kapının önünden Aysel'e ve Can'a baktım. Aysel masaya bir kahvaltılıkları yerleştirirken heyecanlanmış gibi yapıp hızlı hızlı hareket ediyor Can ise bu hareketlerine büyük kahkahalarıyla karşılık veriyordu. Biraz daha onları izledikten sonra ben de hızla tezgahtaki kahvaltı tabaklarından birini alarak Aysel gibi heyecanlanmış bir şekilde masaya doğru koymaya başladım. Can'ın kahkahaları evi geçtim tüm mahalleyi doldururken Aysel'de onlara katılamama küçük bir kahkaha ile karşılık vermişti. Daha fazla Can'ın kahkahalarına dayanamayak hızla yanına gidip yere kat kat serilen battaniyelerin üzerinden Can'ı alarak yanaklarını öpmeye başladım. En sonunda biraz fazla abartmış olacağım ki Can sinirlenip önüme bıraktığım saçlarımı tutup ağzını kocaman açarak burnumu ısırdı. Canım acımamıştı ama hissettiğime göre canın dişleri çıkma işlemini oldukça iyi yerine getiriyordu. Burnumu bıraktıktan sonra Aysel'le birbirimize biraz bakıp sonra tekrardan gülmeye başladık. Can da bizim güldüğümüzü görünce hafif gülmüş sonra kucağımda çırpınmaya başlamıştı. Onu kucağımdan indirerek Aysel'in yaptığı yere koydum. Bir yandan da Can'a bir bebek sandalyesi almayı kafama yazmıştım.
Bol kahkahalı bir kahvaltı hazırlayışından sonra güzelce yemeğimizi yiyip ortalığı toplamıştık. Saatin dokuza gelmesi ile ben evden çıkarken Aysel'e her hangi bir durumda beni aramasını ve rahat olmasını söyleyerek onu tembihlemiş ardından içim rahat bir şekilde arabaya binerek hastanenin yolunu tutmuştum. Tabiki bir yandan da kapımın önünde bekleyen adamlara bakmayı da unutmamıştım. Benim arabaya binmem ile birlikte onlar da binmiş ve şu an beni takip ediyorlardı. İçimden bir ses şu anki durumla biraz eğlene bileceğimi söylerken diğeri ise saçmalamamamı söylüyordu. Fakat ben tabiki de ilk sesi dinlemiş ve biraz eğlenmeye karar vermiştim. Biliyorum, biliyorumm. Şu an bana salak filan diyenler olacak fakat sürekli de üzgün durmak istemeyiz değil mi? O yüzden bismillah diyerek başlayalım. Ana yolda giderken ilk öncelikle trafik yoğunluğunu kontrol ederek arabalara hızlı fakat bir o kadar temkinli bir şekilde makas atıyordum. Hızımı biraz arttırarak sanki onlardan kaçıyormuş izlenimi verirken kendi kendime de gülmeden edemiyordum. Biraz daha böyle devam ettikten sonra hayla benim için fazla sıkıcı olduğunu fark edip boş yola saparak hızımı oldukça fazla arttırdım. Yan aynadan arkama baktığımda arabanın bana yaklaşmaya çalıştığını gördüğümde içimdeki heyecan duygusu çoktan seviye atlamıştı bile. Tam son kozumu oynayıp arabayı aniden u dönüşü yapacakken telefonumun çalması ile telefona baktım. O arıyordu. Alkan. Biraz çalma sesini d
inledikten sonra telefonu açtım. Açtıktan iki saniye sonra arabanın içini dolduran sesten çıkan kelimeler tam olarak
"Çok eğleniyor musun bari?"buydu...
***************