İçeriğe geç

FERİMAH

Bölüm 5 · 39 dk okuma

FERİMAH

Bölüm 5

5. Yaşayan Ölülerin Süresi

Bir kelebek ağrısıydı, vakit dardı, mevsim hicazdı... yetişmem gereken bir ölüm, kaçmam gereken bir hayat vardı çünkü sükut narindi.

Birhan Keskin

Ölüm günü bugünmüş.

"O değil, ben yaptım." Sert ve robotik bir erkek sesi duyunca gözlerimi sımsıkı kapattım, sanki tüm kötülükler bitecek umuduyla yummuştum ama bitmezdi. Bu Karaltı olduğuna eminim ama neden Toygar'ın karşısına çıkmıştı? Ellerim titremeye başlayınca burnumdan derin nefes almaya başladım, burnuma banyonun deterjan kokuları, Toygar'ın sıktığı güzel parfümü ama benim midemi bulandıran kokusu ve Karaltı gelince etrafa yayılan kanalizasyon kokusu geliyordu.

Toygar'ın karşısına niye çıktın Karaltı diye sormak istiyorum ama cevap veren bulunmaz.

Onu bunu bilmem ama bu ölüm işi artık sarpa sarmıştı. Öldürse de bende kendi cehenneminden kurtulup yaptıklarımın yüzünden yanacağım ateşi görseydim.

"Sen kimsin?" Dediğinde Toygar, gözlerimi hafifçe aralayıp etrafıma baktığımda Toygar'ın sırtını bana dönük olduğunu gördüm. Hiç ışık yayılmadığından dolayı etrafımda hiçbir şeyi görmüyordum. Ellerimle cebimde unuttuğum bir şey var mı diye kurcaladığım da pantolonum arka kısmında kendi telefonum elime geldi. Telefonumun flaş ışığını açıp izleyebilirdim, hay aklımla çok yaşayayım. Elime telefonumu alıp hemen flaş ışığını açıp kolumu havaya kaldırarak ışık görevini tamamladım. Ben kalçamı lavaboya yaslamış izlerken, iki adamda bana çok yakındı ve kalbim ikisine de yakın olmaktan dolayı şiddetle çarpıyordu.

Karaltı Toygar'ın yakasından tutup banyonun dışına doğru sürüklerken ben de onlar gittikten sonra banyonun kapısının kasasına kolumu yaslayıp izlemeye koyuldum. Karaltı'yı daha önceden de görmüştüm ama bu kadar detaylı incelememiştim. Çin Seddi gibi geniş omuzlar, üstüne giymiş olduğu siyah uzun kollu tişört bile ona dar geldiğinden büyük kol pazularını saklayamamış ve karın kasları bile çıplak olmamasına rağmen belli oluyordu. Şöyle boydan baktığımda ise benden yaklaşık yirmi santim uzundu, ben 1,78 boyundaydım tahmini o da 1,98 boylarındaydı. Altına giymiş olduğu siyah geniş kargo pantolon, ayaklarında ise siyah spor ayakkabı, ayaklarından yüzüne doğru boydan süzerken yüzünde siyah deri maskesi vardı ama bu maske sadece gözlerini ve dudak uzuvları açıktı. Ela gözlü ömür hırsızının dudakları oldukça kalın, soluk pembeydi. Yüzünden bedenine doğru gözlerim usulca inerken ellerinde siyah ve beyaz rengin aynı anda bulunan eldiven ve eldivenin üst kısmının ortasında bal porsuğu simgesi olan deri eldiven vardı.

Onu böyle görünce açıkçası nutkum tutuldu.

Karaltı da Karaltı'ymış diyordu insan onu görünce, dudaklarımın alt kısmını bu bedene bakınca ısırmaya başladım.

Sağımdan bir melek kulağıma "O bir katil, aklına sahip çık." Derken, soldaki melek kulağıma "Neler geçiyor aklımdan tövbe tövbe." Diye soldaki melek bile benim aklımdan geçene tövbe ediyordu.

Neden bu iki melek anlaşmış gibi konuşuyordu? Bir daha böyle vücut mu göreceğim? İzleyeceğim tabii. Sıkıntılı nefes vererek aklımda ortak konuşan melekleri silip Karaltı'ya baktım. Karaltı Toygar'ın gömleğini sıkıca kavrayıp duvara sırtını büyük bir hızla yasladığında Toygar sırtı acıdığından dolayı büyük bir kahkaha fırlattı. Karaltı bu kahkahaya karşılık olarak dişlerini sıkıp gıcırdatırken, bir elini Toygar'ın yakasından usulca indirip yumruk yaptı ve Toygar'ın otuz ikilik yüzüne indirdi, bebeksi yüzü sola doğru savrulurken Karalı yüzünü doğrultup sol tarafına da yumruk indirdi. Toygar'ın ağzından akan salyası yumruğun şoku ile duvar kâğıtlarına geldi.

Hak etti şerefsiz.

Bana kimsenin demediği seni seviyorum kelimesini, bu adam dese de onun için içimde merhamet kırıntısı dahi yoktu. Bunu öğrendim ki herkesin adalet kavramı sadece kendi adaletini kapsar, ilahi adalet kavramı ise tüm insanları kapsar ve gerçek adalette ulaşılır.

Karaltı Toygar'ın yüzüne bir tane daha yumruk atınca Toygar geri geri sendeleyerek sırtını duvara yasladı, hemen yanında Karaltı da varınca bir eliyle yakasını tutup bir eliyle de beş parmağını aralıklı açarak güçlü bir şamar indirdi yüzüne. Karaltı Toygar'ın yakasını bıraktığında Toygar şamarın şiddetiyle yere kapaklandı, tek eliyle tekrar Toygar'ı kaldırıp aynı şiddetle şamar attı ve tekrar bıraktığında yine Toygar yere kapaklandı. "Kadına el kalkar mı?" Dedi Karaltı oldukça burnundan soluyarak ayağını geriye götürüp Toygar'ın karnını tekmeledi, Toygar'sa bu dayaktan rahatsızlık duymayarak garip bir şekilde mutlu oluyor ve onu kahkaha atmasına sebep oluyordu. Karaltı bu halini görünce onu tekrar kaldırıp duvara yasladı, yüzünü Toygar'ın yüzüne yakınlaştırıp eliyle boğazını sıktı "Sen kadın nedir bilir misin?"

Toygar'ın kumral teni kıpkırmızı olurken "Bilmem de senin de kim olduğunu bilmem." Dedi flaş ışığını onun yüzüne doğrulttuğum da far görmüş tavşan gibi benim yüzüme baktı.

"Bilmiyorsan, öğreteyim." Dedi Karaltı, Toygar'ın boğazından elini çekip yüzüne bir yumruk indirdi. Toygar'ın yüzünün çoğu yerinde kızarıklık meydana gelmişti, o kızarıklık biraz zaman ilerleyince moraracaktı. Karaltı dişlerini sıkarak Toygar'ın yüzünü elinin parmaklarının arasına alıp yanak kısmını sıkarken "Bir, kadınlar bizleri dünyaya gelmemize vesile olan en güzel insanlardır." Dediğinde Karaltı bacağını kaldırıp Toygar'ın karnına geçirdi. Toygar'ın canı sınırını zorlayacak şekilde yanınca acıyla bir kere inledi ama arkasından hemen kahkaha fırlattı. "İki, kadınlar bizlere Allah'ın emanetidir, emanette hıyanetlik olmaz." Karaltı vurmayı kesip eldivenli olan elini Toygar'ın benden uzun saçlarını geçirip geriye doğru çekerken Toygar'ın haykırışları kulağımı kanattı. Bu sesi ay duysa ortadan ikiye ayrılırdı.

Göğsüme sertçe ağrı saplanırken, bu evde benim haykırdığım haykırışlar kulaklarıma geliyordu. Bir elimi kulağımla kapattım, diğer elimde olan telefonla kulağımı kapattım. Ama o seslerin ardı arkası kesilmedi, daha şiddetli artınca dizlerimin üstüne oturarak gözlerimi kapattım. "Toygar tamam... yeter... yemin ederim ne istersen yaparım." Diye yalvardım ama durmadı yine çekti saçlarımı. "N'olur yapma. Bana dokunma. Canım çok yanıyor." Diye kendi haykırışlarım kulaklarımı kanatıyordu. Bu olay olalı yaklaşık iki sene oluyordu ama hiçbir şekilde durmadı. Benim çaresizliğim benim dönüş noktam olmuştu.

Artık bana acı çekmek yakışmazdı, bana acı çektirmek yakışırdı.

Gözlerimi usulca açıp etrafıma baktığımda yavaşça ayağa kalktım. Gözlerimi açmamla Karaltı Toygar'ı duvarın bir köşesinde sıkıştırmış halde, ölümün cesedi kokan gözlerini Toygar'ın yeşil kızgınlaşan gözleriyle keskin bir temas halindeydi. Kulağımı usulca açıp flaş ışığını onlara doğrulttum. "Üç, kadınlar insandır, bizler insanoğlu: Bu da Neşet Ertaş'tan benden sana gelsin." Diyerek kafasını Toygar'ın burnuna geçirdi. Toygar'sa acı içinde gülmesi hiç kesmeyerek burnunu tutup Karaltı'nın karnına dizlerini geçirdiğinde, Karaltı geriye doğru gitti. Toygar da fırsat bilip tereyağından kıl çeker gibi hemen duvar köşesinden sıyrılarak merdivenlere doğru yöneldi. Karaltı bana dönerek "Acı senindir ama ilk önce şu mahlûktan kurtulalım."

Bugün öldürse gam yemezdim, çünkü ben annemi bulup ölmeyi dilerdim ama annemi öğrenemeden annem ölüp gitmiş. Karaltı benim için hayatımı bitirecek olan ölüm meleğiyken, hayatımı mahveden erkekten bugün dayak yemekten kurtardı. Ama ölüm meleği zamanı geldiğinde o canı almayı iyi bilirdi.

Karaltı benden gözlerini alıp arkasından giden Toygar'a baktığında, Toygar çoktan merdivenlerin yanına sendeleyerek varmış, merdivenlerin basamağından bir basamak inmişti. Karaltı hızla yanına gidip Toygar'ın saçlarında tutarak kendine doğru çekip tırabzanlara doğru kalçasını yaslayarak eliyle Toygar'ın gömleğinin yakasını sıkıca tutup belini boşlukta bıraktı. Toygar gözlerini yüksekten aşağıya bakarken büyük paniğe kapılarak "Bu kadar fantezi yeter değil mi?" dedi Toygar, Karaltı ona cevaben elini yakasından çektiğinde Toygar'ın baldırından tutup belden yukarısını aşağıda sarkıttı. "Tamam yeter... Özür dilerim... Lütfen... Aşağıya düşeceğim." Diye yalvardı.

Bu sözler benim yalvarışlarımdı.

"Öleceğim artık vurma." Demiştim ve gözlerimi dayağın verdiği etkiyle yummuştum. Ondan öncesi onun tacizine sessiz kaldığımdan dilsiz olduğumu sanıp yine tacizine uğramıştım. O gün yine sessiz kaldım ama ondan sonra susmadım, susmayacaktım artık. Zalim, mazlumu sessiz bıraktıkça işkencelerine devam edermiş. Ben de artık sesimi çıkartmaya başladım. Sıkıntı buradaydı ki ben katilim ama bu adamı öldüremiyorum çünkü şantajcılık, tehdit ve ardı arkası kesilmeyen şiddet vardı.

Karaltı yalvarmasının ardından eliyle Toygar'ın gömleğinden tutup arkasındaki duvara hızla döndürdü, Toygar'ın sırtını duvara tüm gücüyle yasladığında belinin kırılma ihtimalli çok yüksekti. Kapıdan yaslanmayı kesip onlara doğru adım atarken sağ da duran büyük ayaklı, eskitme olan boyu yüksek sehpa çekti dikkatimi. Sehpanın üstünde açık kahverengi vazo vardı ve içi de boştu, o duvarı incelediğimde duvarın en üst kısmında çalışan bir kamera vardı. Evin her yerinde kamera sistemi ile donatıldığını biliyordum. Tam kameranın karşısına geçtim, elimi açıp öptüm sonrasında üfledim. Öğrendiğim birkaç dans figürüyle de dans ettim. Karaltı bu kayıtları sileceği için böyle rahat dans etmiştim. Toygar ölümün eşiğindeyken ben de çalışan kameraya selam verdim. Komikti ama olsun, bugün benim bayramımdı. Hızla merdivenlerin tam karşısına geçip duvara yaslanarak izlemeye başladım.

"Kadınların çiçekleri yakılmaz, kadınlara çiçek uzatılır." Dedi ince ruhlu ömür hırsızı Karaltı. Bu sözlerin ardından Karaltı'nın ben eve geldiğimde onun burada olduğunu anlam geç olmadı. Çünkü Toygar aşağıda çiçeklerimi kıskanarak yaktığını biliyordu. Karaltı kafasını geriye doğru götürerek Toygar'ın burnuna yine geçirdi ve bu sefer burnundan kanlar akıp dudaklarının arasında birikip çenesinin doğru süzülerek boynundan yol alıyordu.

Toygar dudaklarını araladığında burnundan akan kanlar ağzına girmeye başladı. "Sen kimsin?" Dedi dayağın verdiği memnuniyet, şarabın verdiği sarhoşluk ve dayağın etkisiyle bitkin düşen karışık sesle demişti.

"Ben kimim?" Dedi Karaltı oldukça ölümle alay eden adam sesiyle. "Ben varlığı belli belirsiz olan, bazense karanlığın üstünde görülen, gölge olan Karaltı." Ela gözleri Toygar'a buz kesiği gibi kısarak. "Şimdi o kıza izinsiz dudakların nasıl değdi anlat? Nasıl şamarlar attığını anlat bakayım?" Karaltı o bal porsuğu eldiveni Toygar'ın yüzünden aşağıya gezdirip elini Toygar'ın elinin üstünde durdurdu. Bu Toygar'ın bana şamar attığı eliydi. Karaltı bu elin parmaklarını avucunun içine alıp sıktı ve ardından Toygar'ın kolunu duvara yaslayıp geriye doğru ittiğinde Toygar vaveylalar döküyordu.

Aşağı da Toygar Efendi beni parmaklarımı kırmakla tehdit ederken, Karaltı onun parmaklarını kırmıştı.

Toygar elinin acısıyla bayılmanın eşiğine gelirken, bir yandan kanlanan dudakları yine bir tebessüm etti "Sen de benim kim olduğumu biliyor musun?" Dedi Toygar, sanki benimle nişanlı olması onun bana dokunma hakkını veriyormuş gibi bir tını vardı sesinde. Karaltı onun kim olduğu konusundan ilgilenmeyerek avucunda kırdığı parmakları bıraktığı an Toygar tekrar acıyla vaveylalar döktü, zorla elini kaldırarak diğer elinin içine koydu. Toygar'ın gözleri o kadar çok ağırlaşmıştı sanki gözlerin önünde perde vardı. Yüzü kanla boyanmış, bazı yerler çabucak morluklar oluşmuştu. Toygar aynı kendi gücünü yüce görüp herkesi küçük gören aslancık olup gerçek aslanla karşılaşınca tüm gücü yok olmuştu. "Ben o kadının müstakbel kocasıyım." Deyince Toygar, Karaltı bana gözlerini kısarak yöneltti. Başımı doğru diyor dercesine hafifçe yere doğru eğdim, benim en büyük utancım Toygar Kızıltan olmuştu. Toygar artık dayanamayıp diz kapağının üstüne düştüğünde Karaltı bana uzun uzadıya bakan gözlerini benden alıp Toygar'a çevirdiğinde, Toygar'ın koluna bağırarak vurdu. Toygar artık yarı baygın olduğundan inlemiyordu ve acıdan gülmesi kesilmişti. Karaltı son bir tane daha okkalı şamar attığında yana doğru düştü Toygar.

"Müstakbel kocasıysan, önce müstakbel karına nasıl davranacağını öğren, şerefsiz oğlu şerefsiz." Dedi Karaltı, Toygar yerde gözü açık yatarken birden o yeşil gözleri kendiliğinden kapandı. Karaltı hırsını alamayıp Toygar'ın gömleğinden tutup belini doğrultup Toygar'ın kafasını ilk olarak duvara birkaç kez vurdu, sonrasında merdivenlerin basamağının sivri kısmına doğru sertçe darbelerle vurdu. Toygar'ın başında kanlar akarken Karaltı onu sertçe bırakarak ayağa kalktı ve karşımda durup gözlerimin içine baktı.

Azrail'in Karaltı'sı olan adam benim canımı alacaktı, süre dolmuştu.

Ona ilk olarak yere dökülen kanları işaret ederek "Kenarları altın varaklı olan merdivenlerim kan oldu oğlum." Dedim kızgınlıkla tonlarken elimi belimin iki yanına yerleştirdim. Karaltı sabır diler gibi iç çekerek adam ölüyor dercesine bakış attı. Kaşlarımı çatarak "Bakma bana öyle, kan lekesi zor çıkıyor."

"Nişanlının ölmesine son yarım saat bayan ukala." Dedi Karaltı arkasından kalan Toygar'a ters bir bakış atarak bana tekrar döndü. "Eğer müstakbel kocanın yaşamasını istiyorsan hastaneye götür."

"Bir; beni niye korudun?" Dedim ellerimi yumruk yapıp dişlerimi sıkarak. "İki; o beni hiçbir şekilde kocam olmayacak." Diyerek yumruk yaptığım elimi göğsümün altında toplayıp kollarımı bağladım. Hesap sorar gibi ona doğru adım attığımda Karaltı anında geri çekildi.

"Kurbanlarımı korumam," Dedi oldukça tok ve tiz sesiyle. "Ama şiddet gören kadına dayanamam!" Gözlerini bende hasar var mı diye gezdirdi.

"Dayanamıyorsun ama öldürüyorsun." Dedim bu cümleyi istemeyerek ağzımdan döküldü. Ben ölmeyi isterken adama neden böyle bir şey dedim diye kendime kızıyordum. Karaltı'ya son bir adım atıp diz kapağımın üstünde durdum "Hadi öldür de bitsin bu işkence."

"Azrail'in maşası olan Karaltı sabırlıdır, zamanını bekler ondan sonra can alır, Ferimah." Dedi bana aşağıdan bakarak o da dizlerinin üstüne oturup aynı mesafe de olmamızı sağladı. "Sana süreli yaşam veriyorum; süren iki gün. Kaçamaya çalışma; cehennemde bile olsan senin canını alır geri cehenneme yollarım. Ne halde bulursam buluyum alacağım o senin gözlerini ve canını. İster yanında şu herif olsun ikinizin aynı anda alırım canınızı." Dediğinde Karaltı, ağzım açık onun bu canhıraş konuşmasına mukabil elimde gevşeyen telefonum yere doğru düştü ve ışık yok oldu. Birdenbire boynuma rüzgâr dokunurmuşçasına esinti dolandı. Yine karşımda bir yaşam belirtisi göremedim. Telefonu alıp karşımda olan Karaltı'ya tuttuğumda etrafımda kimse yoktu.

Bu adamın böyle bir rüzgâr gibi uçması benim gerçekten canımı çok sıkıyordu. Bir der ben gidiyorum bir şey lazım mı? Diye yok bu da kütüktü. Ben de belki iki kilo kan istiyorum derdim, ya da bilmiyorum.

Flaş ışığını koridorun her yerine gezdirdim ama Allah'ın kulu Karaltı yoktu. Mamafih böyle olunca onun artık bir rüya olduğunu düşünmeye başladım.

Yarın manşetlerde Afşin Erdağ nişanlısı Toygar Kızıltan'ı öldürdü diye çıkmak istemiyorsam Toygar'a yardım edip hastaneye götürmeliyim. Arkamı hafifçe Toygar'a doğru döndürdüğümde Toygar'ın başındaki kanlar yerleri kan gölüne çevirmişti. Elimdeki telefonun ışığını kapatıp Gizay'ın numarasını bularak hemen ara butonuna tıklayıp kulağıma yasladım.

Bu işten en karlı çıkacak Gizay'dı. Toygar'ı hastaneye götürecek ve bende ne iş çevirdiklerini öğrenecektim.

Telefon uzun uzadıya çaldı ve en sonunda açıldı "Alo." Dedi Gizay.

"Gizay hemen bizim eve gelir misin?" Dedim arkamı dönüp Toygar'ın yanına gidip pencereden sızan ay ışığına baktım. "Toygar kanlar içerisinde yerde yatıyor."

"Toygar mı?" Dedi Gizay afallamış sesiyle Toygar'ın eve geldiğini bilmez hali vardı. "Ne oldu ona?"

"Evet, Toygar." Dedim sıkıntılı nefes verip kanlar içerisinde baygın olan Toygar'a bakarak. "Galiba ölüyor."

"Kan akıyor mu?"

"Akıyor."

"Ölmüş o."

"O zaman gelme." Dedim kaşlarımı çatarak."Sen o zaman deniz manzaralı mezar yeri ayarla oraya gömelim, hiç hastaneyle uğraşmayalım." Sabır çekerek devam ettim. "Dalga mı geçiyorsun Gizay? Hadi gel de ölmeden hastaneye yetiştirelim."

Gizay'ın yanında olan narin bir kız sesi duydum. "Ne oldu Gizay?" Diye, galiba Gizay'ın bahsettiği kız arkadaşı buydu. Aslında yanımda bir tane de kız olsa iyi olurdu. Gizay olanları kısaca kız arkadaşına anlattığında "Gidelim o zaman." Dedi.

"Geliyoruz Afil Ateşi aç kapıyı." Dedi Gizay ve telefonu kapattı.

Telefon konuşmam son bulunca evin sönen ışıkları da geldiğinde etrafı iyi görmeye başladım. Toygar yüzüne baktığımda; yanak kısımları morluklar, dudak kenarında patlaklıklar, gözaltında da şişlikler mevcuttu.

Gizay ve Feyza'ya kapıyı açmadan önce Toygar'ı ben bu hale getirdim demem için alametler bırakmam gerekiyordu. Toygar'ın yanından ayrılıp koridorun sağında bulunan sehpanın yanına vardım ve üstünde bulunan vazoyu alıp hızla Toygar'ın yanına giderek onun hamsi kafasında parçaladım. Vazonun kırık parçalarının bazıları Toygar'ın üstünde kalırken, bazılarıysa merdivenlerden düşmüştü. Ayaklarımı Toygar'ın bedenine yerleştirip merdivenlerden aşağıya doğru yuvarlanarak aşağıya doğru büyük gürültüyle düşmesini sağladım.

Bunu yapmamın tek sebebi vardı; Toygar'ı bu hale getiremeyeceğini düşünen insanlar olacaktı ve akıllarına tek bir soru gelecek: Evde sadece ikisi vardı, buna Afşin'in gücü yetmez derler akıllarına sadece benim eve erkek getirdiğimi düşünüp bana aldatma ithamını yakıştıracaklar ama vazo kafasında kırıldığı için sebep olarak bunu bilecekler. Sonuç olarak günah keçisi ben olacağım ama olmayan namusumu iftiralardan korumuş olacaktım.

Aşağıda kapının zil sesi kulaklarıma varınca kanlara basmadan dikkatle inmeye başladım, son üç basamak kala Toygar'ın baygın bedeniyle karşılaştım. Yüzüne tükürüp ilerleyecektim ama tükürmeden merdivenin basamaklarından inip kapının yanına vararak kapı kolunu tutunca etrafta delil var mı diye baktığımda sorunla karşılaşmadım. Kapıyı açtığımda soluk soluğa kalan Gizay'la karşılaştım. "Toygar nerede?" diye sordu.

"Merdivenlerin basamaklarında baygın yatıyor." Dediğimde Gizay içeriye girip merdivenlere yöneldi. Gizay'ın ardından gelen topuklu ayakkabı sesi hızlanmaya başlamıştı ki merdivenlerin başında yüz şekli yuvarlak, gözleri esmer ve belirgin göz kapakları, buğday teni ve dolgun dudaklı kız merdiven basamaklarını çıkıp karşımda durdu. Üstüne giydiği kıyafetlere bakılırsa avukat veya hukuk okumuş kıza benziyordu. Üstünde saks mavisi blazer ceket, ceketin içine beyaz sade gömlek ve altına ceketle aynı renkte olan kalem etek giymişti ve ortalama bir boya sahipti.

Kız karşıma geçip gülümseyerek ve gözlerinde büyük bir merakla "Merhaba Afşin, ben Gizay'ın kız arkadaşı Feyza." Dedi elini bana doğru uzattı.

"Afşin bildiğin üzere." Dedim elini tutmayarak içeri geçmesi için elimle içeriyi gösterdim. Feyza kendi elime bakıp afallarken bir ehemmiyet vermeyerek içeriye doğru topuklu ayakkabısın tıkırtısı eşliğinde girdi, tam kapıyı kapatacakken merdivenlerin başında Haldun'u görünce irkilerek kapıyı kapattım. Şuanda sadece Gizay yardım etmeliydi ve benim şoförüm değil, babamın adamı olmalıydı. Hızla arkamı dönüp merdivenlerin başına gittiğimde Gizay ve Feyza Toygar'ın baygın bedenini inceliyorlardı ve bende merdivenleri çıkma zahmetine girmeyip aşağıda bekledim.

Feyza Toygar'ın bedenini gözlerini büyüterek incelerken "Öldü mü?" Dedi Feyza suçlar gözlerle gözünü bana çevirirdi.

"Hadi İnşallah." Dediğimde gayriihtiyarî sözlerime karşın Gizay afallayarak bana baktı. "Yani İnşallah yaşar manasında dedim."

Gizay başka bir şey düşünüyormuş gibi elini çenesinin altına yerleştirip Toygar'ı süzdü. "O değil de bu ölse ahirette yeri neresi olur acaba?" dedi Gizay.

"Cehennem." Dedim hiç düşünmeden.

"Münker ve Nekir meleklerine ne cevap verir?" diye sordu Gizay.

"Bu orada kopya çeker de cevap verir veya joker hakkını kullanır." Dediğimde Feyza ve Gizay ufak bir sırıttılar ve gülmemek için gözlerini kana çevirdiler.

"Aha kopyayla kesin cehennemi boylar." Dedi Gizay ellerini birbirine vurup "Geçmiş olsun Afil ateşi."

Feyza araya girerek "Umarım sizde başında zebani gibi durmayacaksınız." Diye kinaye de bulunurken gözleriyle Toygar'ı işaret etti. "Adam ölüyor hastaneye götürelim, eğer ölürse, Afşin cezaevinde yatar."

Ya da cezaevine yatmadan ömür hırsızı gasp edip ömrünü çalar.

Başparmağımla işaret parmağımı birbirine sürterek şıklatıp ardından Feyza'ya doğrulttum. "Doğru bak." Dedim merdivenden bir basamak çıktım. "Sen nişanlımı en yüksek hızla hastaneye götür, ben de üstümü değiştirip geleceğim. Aşağıda Haldun var gelmek isterse onu da götür ama gelmek istemezse zorlama, zaten gelmemesi bizim için hayırlı." Dediğimde Gizay olumlu anlamda kafasını sallarken Feyza'ya döndü.

"Aşkım ben gideceğim sen de Afşin'le gel, sakın kaçmasın deli kız." Diyerek Gizay Toygar'ın kolundan tutup belini doğrulturken sırtına aldı ve kendi belini doğrultacağı zaman "Lan bu kaç kilo?" diye zorlanarak konuştu. Üç basamak indiğinde Feyza ona kapıyı açtığında Gizay dışarıya çıktı.

Feyza kapıyı kapatıp bana döndüğünde hızla ben atılarak "Ben üstümü değiştirip geliyorum." Dediğimde Feyza kafasını olumlu anlamda sallarken arayışçı gözlerle evde neler olduğunu araştırıyordu. Uzaktan baksa bile kavga olduğu belli olur ve benim yaptığım anlaşılırdı.

Merdivenlerin basamaklarını çıkarken kendi tişörtümü çekip dudağımda Toygar'ın sürmüş olduğu ruju sildim ve odama doğru vardım. Odam sade beyaz bir odaydı; evin diğer olan yerlerine göre bembeyazdı ve benden sadece bu odada huzur buluyordum. Bana huzur veren odam değildi, odanın içinde bulunan kitaplıktaki kitaplardı. İnsanı anlayan şeyler, insana huzur veren şeyler olurmuş. Benim de okuduğum kitaplar beni anlayıp dertlerimizi birleştirmiştik ve birbirimize huzur olmuştuk. Her neyse odamın sağında bulunan giyinme odasına girdiğimde askıdan kısa krem rengi, iki yanında bel kısmını ayarlamak için altın demiri var olan ceketi askıdan aldım, altıma da arkası uzun, önü ise diz kapağıma gelen asimetrik krem rengi etek, ayaklarıma da altın renginde sivri ucu ve sivri topuklu ayakkabı alıp bunların hepsini giydim.

Odama gidip makyaj aynasından kendi yüzüme baktığımda gözlerimi içi kıpkırmızı olmuştu, yüzümde hayatın bana vermiş olduğu çizgiler mevcuttu. Biraz makyaj yapmalıyım çünkü yüzüm berbat görünüyordu, hızla banyoya gidip ilk olarak yüzümü yıkadım, sonrasında makyaj masasına oturup bana açılan noksanları yüzümde kapatmaya çalıştım. Yüzüme hafif bir kapatıcı sürdüm, gözlerime maskara uyguladım ve hep kullandığım orta koyulukta olan pembe ruju dudaklarımı sürdüm. Aynaya bakıp sahte bir tebessüm kondurduğumda dudaklarıma gerçekten çok güzel görünüyordum; şuan ki tek kusurum yarım yamalak saçlarım bende çok kötü görüntü veriyordu, makyaj masamın çekmesini açıp orada duran siyah küt saç peruğu alıp başıma taktım.

Yüzümde aşırı bir melonkolik bir hava oluşmuştu, beni bu hale sokan şu olmuştu; her şeyi yaşadım ama dışarıdaki insan beni görse mutsuz insan değil, nişanlısıyla mutlu bir kadın görürdü. Yakan buydu; İçimdeki yanan gemiler dışıma vurmayarak denizinde ilerleyen sakin gemi gözükmesi yakıyordu.

Giyinme odama tekrar gidip kıyafetime uygun kulpu altın yılan simgesi olan beyaz büyük bir çanta alıp içine bana gerekecek tüm her şeyi doldurdum ve en sonunda ise dinleme cihazı aldım ve odadan çıktım. Hızla aşağıya indiğimde Feyza beni bekliyormuş, onu da alıp evden çıkıp arabaya bindik.

Hastaneye gelmemize az kalmıştı. Arabanın içerisinde Feyza'nın sorularına maruz kalırken hepsine cevap vermek zorunluluğunda da hissetmiştim. Feyza biraz da kendini tanıtmıştı. Yirmi yedi yaşında olduğunu yani benden ve Gizay'dan bir yaş büyük olduğundan da bahsetmişti. Murat amcanın Gizay ile yaş farkından kabul etmediğinden de uzun uzadıya anlatmıştı. Mesleğinin avukat olduğunu da bu konuşma sayesinde öğrenmiş oldum. Tek tek güzelce cevap verdikten sonra aramızda hiçbir konuşma olmadı. Haldun'un arkadan bizi takip ettiği için son gaza basıp Gizay'a yetişmiştim. Gizay önümde duruyordu ve hastane ambulansların geceye mavi ışık saçtığında hastanenin yakınındaydık. Arabayı sola döndürdüğümde hastane önümüze çıktı. Gizay arabayı park ettiğinde ben de hızla onun yanına park ettim. İlk olarak emniyet kemerini çıkartıp hızla arabadan indik. Bilinçsizce park ettiğim yer acilin yanınıydı, acil yazısıyla bakışıyordum şu anda. Feyza yanıma gelip kolum girdi, koluma girmesinden çok rahatsız oluyordum ama ona bu travmayı söyleyemezdim. Hiç ses çıkartmadım ve Gizay'ın arabadan inmesini bekledim.

Gizay arabadan indi ama gözü bizi asla görmedi, hızla acilin kapısının eşiğine varıp "Ey Türkiye Cumhuriyetinin saygı değer vatandaşları, adam kan kaybediyor bir sedye alabilir miyim?" Saygılı zırto aynı cumhurbaşkanı olmuşta balkon konuşması yapıyormuş gibi tok konuşuyordu. "Adam kan kaybediyor Doktor ağabeylerim, bacılarım. Adam kan kaybediyor hemşire bacılarım, kardeşlerim. Lütfen bana bakın." Dedi ve sesi kesildi. Acilin giriş kapısından ayrıldığında yanında ikisi erkek, biri kadın olmak suretiyle üç tane hemşire ve hemşirelerin yanında getirdiği sedye ile bizim yanımıza doğru geliyordu. Hemen Toygar'ın bulunduğu arabanın yanına Feyza'yla ben vardık. Bizim yanımıza da hemşireler geldi ve kadın hemşire benim yanımda durdu. İki tane erkek hemşire de kapıyı açıp arabadan Toygar'ı çıkarmak için uğraş veriyorlardı.

Dehşete düşmüş ve üzüntülüce gözlerimi yanımda duran hemşireye çevirip "Hemşire hanım bir şey olmayacak değil mi nişanlıma?" Dediğimde hemşire benim gözlerime baktı ve hemşire de bana üzülmüş gibi dudaklarını aşağıya sarkıttı.

"Afşin Hanım." Dedi demek ki namım buraya kadar gelmişti. "Tam bilmiyorum o yüzden net olarak bir şey diyemiyorum." Dediğinde kötü anılarımdan beslenip gözlerimi doldurdum. "Ama nişanlınızı iyi etmek için elimizden geleni yapacağız." Hemşire elini sırtıma koyup sıvazlarken konuşmaya başladı. "Siz üzülmeyin, güçlü durun ve nişanlınıza için dua edin."

Onun için dua ediyordum ama duam bedduaydı.

Erkek hemşireler Toygar'ı arabadan çıkartıp getirdikleri sedyenin üstüne koydular ve sedyeyi sürmeye başladılar, süratle sedye giderken ben ve Feyza da gitmeye başladık. Yanımdaki hemşire bir yandan yürürken, bir yandan da bana sorular soruyordu. "Afşin Hanım nişanlınıza ne oldu?" Dedi hasta geçmişi hakkında bilgi olarak sorduklarını bildiğim için cevap verecektim.

"Ağır derece de sarhoştu ve merdivenlerin başındayken dengesini kaybedip düştü." Dedim hâlbuki külliyen yalandı.

"Siz de yanında mıydınız?" Dediğinde kafamı olumsuz anlamda salladım. Hemşireler acile girdi ve biz de girdik. Toygar'ı bir odaya alırken hemşire beni durdurdu. "Siz yanında mıydınız?"

"Ben o sırada aşağı da televizyon izliyordum. Bir gürültü gelince yanına gittim. Merdivenlerden düşmüştü ve baygındı. Onu bu halde görünce bu kanıya vardım." Hemşire başıyla beni onaylayıp Toygar'ın bulunduğu odaya gitti.

40 Dakika Sonra

Toygar'ın kafatasında kırıklıklar, kolunun ve parmaklarının kırıklar olduğundan dolayı öncelikle röntgen ve tomografi çekip ameliyata girmesi kanısına varmışlardı. Benimde elime Toygar'a ait olan telefonu, bir adet kırmızı ruj, cüzdanını, arabanın ve evinin anahtarını vermişlerdi. Her şeyi anladım da bu adamın cebinden neden kırmızı ruj çıktığını bir türlü anlamış değilim.

Toygar psikopatının sadece bir kırmızı ruja takıntısı olduğunu ve bunu benim dudaklarımda görmeyi arzuladığını biliyordum, bense onun kırmızı ruju sevdiğini bildiğim için hiç dudağıma bu ruju sürmezdim.

Ameliyathanenin önünde Toygar'ın açılan telefonun kendi resmim var ve dudaklarımda ise kırmızı ruj vardı. Bu resmi görünce telefonu parçalamak içimden geldi. Elimdeki telefonu alıp şifresine baktığımda kendi doğum tarihim aklıma geldi ve 27 11 1997 yazdığımda telefonun kilidi açıldı ama eş zamanla benim telefonum çalmaya başladı, hızla elime aldığımda Narin abla yazıyordu.

Hemen açıp telefonu kulağıma yasladım "Alo ablacığım." Dedim, Narin abla beni büyüten dadımdı ve hala bu evde çalışıyordu. Belki de beni yalnız bırakmak istemiyordu.

"Alo, güzel gözlüm." Dedi ardından hemen konuya girdi. "Ben evde kimliğimi unutmuşum, sen ve Toygar rahatsız etmezsem onu alabilir miyim?" Narin ablanın evden erken gitmesinin sebebi babamın ona emretmesinden dolayı olduğunu bu konuşmadan rahatlıkla anladım.

"Narin ablacım biz evde değiliz zaten, sen çekinmeden al kimliğini." Dedim gözlerimi yanımda oturan Feyza'ya diktim. "Senden bir rica da bulunabilir miyim?"

"Tabii yavrum."

"Ev çok battı, hem üst kat, hem de alt kat. Rica etsem oraları Sevinç'le beraber temizler misiniz?"

"Temizlerim kuzum da." Dedi Narin abla. "Siz neredesiniz?"

"Biz bir araya gelince genel de hastanede oluruz ablam, şaşırma hiç." Dedim alaylıca güldüm.

"Sana mı bir şey oldu?" Dedi Narin abla sesi telaşlı çıkıyordu.

"Yok, ben mükemmelim de." Dedim elimdeki Toygar'ın telefonuna bakarak. "Toygar Bey bugün çok narin davrandığı için merdivenlerden düştü."

"İyi iyi, kötüye bir şey olmaz." Dedi Narin abla. "Hadi kuzum ben seni tutmayayım, kendine çok iyi bak." Bir şey demeyip telefonu kapatıp beyaz ceketimin cebine koydum.

Toygar'ın telefonu baktığımda eş zamanla Feyza bacağımı çimdiklediğinde homurdanarak gözlerimi diktiğim de, Feyza gözleriyle karşıdan gelenleri işaret ediyordu. Kafamı hızla gelenlere çevirdiğimde Toygar'ın babası Necip Kızıltan ve kendim babam Rasim Erdağ geliyordu ve arkalarında Gizay da dâhil olmak üzere altı korumayla geliyordu.

Toygar aynı babasına benziyordu. Necip elli küsuratlı yaşlarındaydı ve orta yaşlılığın vermiş olduğu yeşil gözlerinde çöküntüler mevcuttu, gözaltlarında biraz morluklar, yay biçimli kalın dudaklar, koyu sarı saçları ve saçlarının çoğu yerinde beyazlıklar, orta boylu, orta kilolu adamdı Necip.

Toygar aynı babasıyken, bense babam ile alakam yoktu.

Benim doğal saçlarım sarıyken, babamın saçları siyahtı. Benim orta kalınlıkta dudaklarım varken, babamın ince dudakları vardı, benim uzun boyum varken, babamın boyu benden kısaydı, benim heterokromi hastalığı gözümde varken, babamın gözleri koyu kahverengiydi. Kısacası benzemiyorduk, galiba benim genlerim beni doğuran kadına çekmiştim. İşte babamla çok ters karakterlerdeydik. Onları görünce yüzüme alaylıca gülüş yerleştirerek bacağımı diğer bacağımın üstüne atıp onları inceledim. Babam ve Necip tam karşımda durduğunda bile ayağa kalkıp saygı göstermedim çünkü onlar bu hayata bana saygı duyamamışlardı, bende onlara duymuyorum.

Necip Bey koyu sarı kaşlarını çatmış vaziyette bana bakarken "Oğluma ne yaptın?" dedi beni suçlar edasıyla çıkan tınıyla.

İlk olarak umursamaz biçimde gözlerimi ovuşturup ardından gözlerimi ona dikip dudaklarımı aşağıya sarkıttım "Necip Bey ben bilmem, Allah bilir." Dedim kol dirseğimi dizimin üstüne yerleştirip elimi çenemi altına koyup ikisine baktım. Babamın yüzüne kısa süreli kaydığında babam bana büyük bir öfke, kin, nefret ve bilmediğim duyguyla bakıyordu.

"Kızım." Dedi babam ikinci defa ağzından bana kızım demişti. Bana iğrenç lakaplar, hitaplar takan babam bugün bana kızım demeye karar kılmıştı. Hayır, ben babamın cingözü, şeytan gözlüsü, hayalet yüzlüsü, yüz karasıyım. "Toygar oğluma ne oldu?" İlk defa bana yumuşak sesiyle sordu.

"Allah bilir."

"Oğluma ne yaptın cadaloz?" Dedi Necip.

"Allah bilir."

"Kızım sen o evde değil miydin?" Dedi babam.

"Sevgili babacım." Dedim kaşlarımı havaya kaldırarak iç çekince bacaklarımı düzeltip ayağa kalktım ve ardından daire çizerek onun ve korumalarının etrafında dönmeye başlarken bir yandan da konuşmaya başladım. "Toygar'ı uzlaşın diye sen gönderdin." Dediğimde babamın sırtı bana doğru dönüktü. "Sen daha iyi bilirsin." Diyerek tekrar eski yerime geçip babamın tam karşısında durup. "Aaa." Ağzımı yalancı şaşkınlıkla açıp elimle kapattım ağzımı "Benim nişanlıma ne oldu? Biliyor musunuz ne olduğunu?"

Babamın sabırla bir nefes çekerken gözlerini kısa süreli kapatıp açtı. "Evde senle Toygar yok muydu?" Dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım. "O zaman ne olduğunu ben değil, sen bilirsin."

"Seninle bende aynı evdeyim ama seni evde görmüyorum babacık." Dedim oturduğum sandalyeye tekrar oturarak sırtımı sandalyeye yerleştirip elimi enseme doğru koydum. "Ama şunu iyi biliyorum; ölümün eşiğinde."

"Rasim kızına bir şey de!" Dedi Necip, gözlerimi ona doğru bakarak göz devirdim. "Eğer benim oğluma bir şey olursa, onun kaderini elime alıp kaderinin sayfalarını yakacağımdan haberi yok!" Diye konuşurken ağzından tükürük parçaları saçıyordu.

Babam benim önümde dizlerinin üstüne oturup gözlerimin içine ilk defa baktı. Gözlerinde sanki sevgiyle bakmak isterken gayriihtiyarî biçimde tiksinmeyle bakıyordu. Alışmıştım. Benim gözlerimden nefret olmama sebep olan babamın bakışları şaşırtmıyordu. Babam arkamda olsaydı hayata sırtımı yaslayacak babam olacaktı ve babam kızar mı demeyecektim, babam benim her zaman arkamda diyecektim ama arkamda değildi, karşımdaydı.

"Senin bu cesarettin nereden geliyor?" Dedi babam. Kalbim bu sorusuyla ayrı bir çarptı. Keşke bu soruyu başka biri sorsaydı; ben de ona babamdan deseydim. Ama bu soruyu kendi babam soruyor ve cevabım yoktu. Rasim Bey gözlerini kısarak "Polislerin gelip onlara anlatmak istemiyorsan, bize anlat evde ne yaşadığınızı?"

"Evet, ben polislere anlatmak istiyorum." Dedim kendimden emin bir biçimde meydan okuyarak kaşlarımı çatıp babamın gözlerine bakıp. "Ben de onlara anayasadan bahsedeyim." Babam elini sandalyenin iki yanına yaslayıp Necip'le ikisi daha dikkatini verdiler. "Kanun 6284, madde 1; Bu yönetmelik, şiddete uğrayan veya şiddete uğraması tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişiler korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi ile şiddet veya uygulama ihtimali olan kişiler hakkında şiddetin önlenmesine yönelik tedbirler ile bu tedbirlerin alınması ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar."

Babamı bana uyguladığı şiddetle anayasayla tehdit ettiğimde sabır dileyerek ayağa kalkıp Necip'in gözlerinin içine baktı. Bunu hukuk okuduğumdan anayasayı iyi bilmek zorunluydu ama işime yarardı. Feyza biraz hüzün ve biraz zafer gülümsemesiyle gözümün içine bakıp eliyle üst kolumu okşadı.

Necip'in sabır kazanı taşarak "Afşin, oğluma ne yaptığını anlatacaksın!" Diye bana bakıp kükrediğinde ayağa kalkarak üç adımlık yerden durarak Toygar'ı andıran gözlerine baktım.

"Müstakbel kayınpederim sana bağırmak hiç yakışmıyor." Dedim babama ara ara kısa bakışlar atarak. "Sizin köpekleriniz yanınızda mı yokta bana bağırıyorsunuz? Hani normalde köpeklerinizi yönlendirirsiniz ya." Dudaklarım zaferle ve alaylıca kıvrılıp yukarıya kalkarken Feyza bu sözümle ayağa kalkıp yanımda durdu. Necip gözlerini babama çevirmiş hadsiz kızına bir şey de diye bakışlar atıyordu.

"Sen anlatma Afşin Hanım." Dedi babam Necip'in yanına geçip. "Ama unutma evin içinde otuz küsur kamera sistemi var." Diyerek babam elini cebine soktu ve kendi telefonu çıkartıp birilerini aradıktan sonra kulağına yasladı. "Bana Toygar'ın eve girdiği andan ve evden çıktığı ana kadar olan kayıtları attın." Telefonu kapatıp cebine koyarak bana baktı. "Bakalım Afşin Hanım evde ne boklar yemiş." Babam bunları söylerken ben de sandalyeye oturup bacak bacak üstüne attım. "Ama bu işte senin parmağın varsa..." Devamını getirmedi çünkü yanında insancıklar vardı.

"Kayıtlar geldiğinde bana da göster baba, sonuçta nişanlıma ne olduğunu ben de merak ediyorum." Dediğimde yanımızdan ameliyata girecek olan doktor ve hemşireler geçiyordu.

Necip doktorların önünü keserek "Oğlumun durumu nasıl doktor?" Diye sordu ve onunla beraber tüm adamları doktorun ve hemşirelerin çevresinde birikti. "İyi mi oğlum?"

O kadar iyi ki, doktor bu turp gibi ameliyata alalım demişler.

"Oğlunuzun kafasında derin yarıklar ve kırıklıklar tespit ettik. Ayrıca kolunun iki yerinde ve iki parmağı da kırılmış. İlk geldiğinde kafasındaki kırıktan dolayı kanaması fazlaydı ve biraz daha geç gelseymiş kan kaybından ölebilirmiş. O kanı geldiğinde durdurduk ama vücudunda yeterince kan yok. Oğlunuzun kan grubunu biliyor musunuz?" Dediğinde doktor, anladığım kadarıyla kansızlıktan ölebilirdi şerefsiz.

Necip bilmediğine alamet eder biçimde kaşlarını havaya olumsuz anlamda kaldırdı, o sırada Haldun hemen atılarak "Sıfır rh pozitif." Dediğinde afallamıştım. Toygar'ın babası bile kan grubunu bilmezken adamı biliyordu.

"İçiniz de bu kan grubuna sahip olan var mı?" Dedi doktor. Benim kanım şerefsizin kanıyla uyuşuyordu ama kan verecek kadar düşmedim. Babam gözlerini bana çevirmişti çünkü babam kan grubumu biliyordu ve bakışları sen vereceksin yönündeydi.

"Afşin'in kanı uyuşuyor." Dedi babam hemen atılarak. "Verebilir aslında."

Kan benim, damar benim, beden benim vermek istemiyorum.

Doktorlar ve hemşirelerin önü açıldığında hepsinin gözü bana takıldı. Elimle peruktan saçlarımı karıştırırken "Doktor Bey benim kanım sıfır rh negatif, yine de verebilir miyim?" Dedim elimi saçlarımdan çekim.

"Kanınız uyuşuyor bir şey olmaz." Dedi doktor gülümseyerek.

"İkinci sorum; benim biraz başım ağrıyor ve gözümün önü kararıyor galiba tansiyonum düşük yine de verebilir miyim?" Derken bunları yalan olarak sormadım gerçekten de başım ağrıyor ve gözümün önü kararıyordu.

Doktor başını iki yana sallayıp "Hayır, hiçbir sıkıntı olmaz. Galiba eşinize üzüldüğünüzden stres yaptığınız için tansiyonunuz düşmüş olabilir." Dedi Doktor yanıma gelince ayağa kalktım. "Afşin Hanım eşim sizin büyük hayranınız, sizin için sorun olmazsa fotoğraf çekinebilir miyiz?"

"Çekinebiliriz." Dedim doktora bakarken doktor telefonu çıkartıp hızla bir selfie çekindik. Doktorun benim yanımda olmasından dolayı kalbim hızla atarken nefesimi tutum.

"Teşekkür ederim fotoğraf için." Dedi Doktor benden birkaç adım uzaklaşıp eski yerine geri gitti.

"Ne demek sizden tek isteğim biricik aşkımı iyi etmeniz." Dedim içimdeki cadıyı göstermeden tatlı tatlı gülümsedim.

Doktor da benim gülüşüme mukabil gülümserken "Hasta ölmeden ben ameliyata gireyim." Dedi doktor, Necip ters bakış attı. "Hemşire hanım size eşlik etsin kan alma odasına kadar." Diye doktor teklifte bulunurken kafamı olumluca salladım. Doktor yanındaki hemşireye bana yardımcı olması için yanıma gönderdi. O sırada doktor ameliyathaneye girdiğinde babamın telefonu çaldı ve babam telefonu açtıktan sonra hiç konuşmadan kapattı.

"Kayıtlar geldi." Dedi babam sanki suçluymuşum gibi gözlerimin içine baktığında Necip babamın yanına gitti, diğerleri ve Feyza da babamın arkasına geçti.

İnşallah Karaltı görüntüleri silmiştir, yoksa ben sıçmışko.

Herkes pür dikkat videoya baktıktan kısa süre sonra gözlerini bana çevirdi. Neden bakıyorlardı acaba?

"Yalnız baya iyi ha." Dedi Gizay.

"Bence geliştirirse kurs bile açar." Dedi oradan Haldun. Acaba insan öldürme kursunu mu diyordu ki? Yoksa adam dövme sanatını mı diyordu ki? Kaşlarımı havaya kaldırıp dudaklarımı dediklerini anlamaz biçimde aşağıya sarkıttım. Feyza ve Gizay eş zamanla gözleriyle telefonda izledikleri kayıtları işaret ediyorlardı.

"İzniniz olursa ben de bakabilir miyim?" Dediğimde babam itiraz etmeden telefonu Gizay'a uzattı ve Gizay da alıp bana verdi. Videonun başındaki resim karanlık bir resimdi ve hiçbir şey belli olmuyordu. Yanımdaki hemşire benden daha meraklı bakarken büyük bir şey olmadığını düşünerek videoyu oynattım. Telefonun flaşı elimdeydi ve diğer elimi öpüyor sonrasında dans ettiğim vidoydu. Bu sefer telefonun sesini açarak videoyu oynattığımda videonun sesi yoktu.

Allah cezanı versin Karaltı.

Her şeyi sildin madem benim videomu niye silmiyorsun?

Allah'ın cezası Karaltı.

"Şimdi hatırladım da." Dedim yine salağa yatarak. "Ben yukarıya uyumaya gidiyordum, giderken de kamera gözüme çarptı, etrafta karanlık olunca bende flaşı açıp dans ettim. Videonun sonrasında da Toygar aşkım, aşağıda bir şişe şarap içmiş sendeleyerek yürürken merdivenlerden düşmüş, ya baba öyle oldu." Sesim sonradan pütürleşince boğazımı temizleyerek devam ettim. "Başka kayıt yok muymuş?" Babam kaşlarını olumsuz anlamda havaya kaldırdı. "Hı anladım." Diyerek yanımdaki hemşireye baktım. "Kan vermek için nereden gidiliyor?"

Hemşire alaylı gülüşle "Beni takip edin." Dediğinde kadın yürümeye başlayınca bende arkasına takılarak büyük bir süratle yürümeye başladığımda kısa süre içinde kan alma odasına vardık. Hemşire kısa ve öz bilgi verdikten sonra yanımızdan ayrıldı, buradaki hemşireyle odada baş başa kaldık.

Hemşire kan almak için gerekli malzemeleri ayarlarken "Lütfen Afşin Hanım sandalyeye oturun ve kan alacağım kolunuzu açın." Dediğinde hemşire, onun dediği gibi sandalyeye oturup rastgele bir tane kolumu açtım. Hemşire malzemeleri alıp benim yanımda bulunan tabureye oturdu ve elindekilerini de sehpaya yerleştirdi. "Toygar Bey için mi kan vereceksiniz?"

Kadının bu dediğine mukabil göz devirecektim ama kendimi tutup üstün bir oyunculukla "Evet, her şey onun için." Dedim Aslı ve Kerem'i bu sesimle onların aşklarını sollardık.

"Ya ne kadar tatlı bir çiftsiniz." Dediğinde hemşireye sadece teşekkür maiyetinde gülümsedim.

Ne demesin ya birbirimiz öldürecek kadar seviyoruz. Bizim kadar tatlı bir çift yok dünyada.

Hemşire kolumun üst kısmına turnikeyi takıp elimi tuttuğunda gözleri bileğime takılı kalmıştı. Bende gözlerimi bileğime çevirdiğimde morarmış bileğimi açmış olduğumu gördüm. Hemşire sanki görmemiş gibi elini bileğimde çekip sehpanın üstünde pamuğu ve şişeyi alıp şişenin içinde sıvıyı pamuğa döktü, ardından tekrar bileğimi tutup pamuğu kan alacağı damarımı üstüne sürdü. "Bileğiniz neden morardı?" Diye hemşire bir yandan işini yaparken, bir yandan meraklanıyordu.

Ne diyeceğimi ilk bilemedim ama sonrasında "Ağır anteramanlar üstünde çalıştığımdan morarmış olmalı." Diye hem doğruyu hem de yalanı söyledim. Hemşire hiçbir şey demeden pamuğu koyup eline iğneyi alıp damarımı bularak sokunca acıyla yüzümü buruşturdum. Hemşire kan torbasını tutup serum askısına taktı.

"Ortalama beş dakika veya altı dakika içinde dolmuş olur." Diye kısa bir açıklama yaparak geri çekilip eşyaları toplarken içeriye büyük bir hışımla Necip girdi.

"Dışarı çık Hemşire!" Diye büyük bir öfkeyle tıslarken hemşire korkarak dışarıya çıkıp kapıyı kapattı. Necip tam karşıma geçip küçümser gözlerini üstümde gezdirerek ellerini pantolonun cebine yerleştirdi. "Evet, babasının şeytan gözlüsü kaldık baş başa." Diyerek kaşlarını çattı. "Oğluma ne yaptın?"

"Mademki yalnızız anlatayım kayınpedercim." Dedim odanın içinde kamera var mı diye bakındığımda odada bir şey yoktu. Necip'le bile bu ortamda yalnız kalmaktan büyük rahatsızlık duyuyordum çünkü Toygar'ın çoğu huyu babasından almıştı. Zaten annesini de hiç görmemiştim çünkü annesi Toygar on sekiz yaşındayken vefat etmişti. Necip yanımdaki tabureyi alıp karşıma koydu ve oturdu. "Oğlunuz beni taciz etmeye kalkınca bana dokunan dudaklarını ve yüzünü morartım."

"Geç bu ayakları." Dedi Necip, şaşırmadım bu tepkisine çünkü kendi öz babama bile bunu dediğimde benim yalan söylediğime inandı ve kanıtladığımda ise nişanlın diye beni geçiştirmişti. Bu sözünü aklımın en ücra köşesine kazımıştım, silmeyeceğim de.

Bu kelimeler benim boğazımdan geçmezken elim ufaktan titremeye başlamıştım. "Benim yüzüme tokat atınca da kolunu, elini ve kafasını kırdım. Çünkü eski Afşin bugün o psikiyatri kliniğine gittiğinde öldü." Dediğimde Necip benim gözlerime yalan söylediğimi anlamış gibi bakıp dudakları alaylıca kıvrılıyordu. Ben de onun açık yeşil gözlerine bakıp ağıtlı bir iç çekerek kan torbasına çevirdim gözlerimi. "Şimdi de yaşaması için kan veriyorum çünkü onu bu kadar kolay ölmesini istemiyorum, benim onu sevmediğimi görüp kahrolmasını istiyorum."

Necip benim dediklerime canı sıkıldı ve bir yanda da alaylıca tebessüm vardı o dudaklarında "Sen benim oğluma zarar vereceksin." Diyerek odayı inletecek biçimde alaylı kahkaha fırlattı. "Senin gücün Toygar'a yetmez, kimseye yetmez senin gücün, güldürme beni sürtük." Dedi Necip oturduğu tabureden kalkıp gözlerini kısarak ciddileşti. "Kendinden kurduğun hikâyeleri anlatma! Toygar'a sen değil bir erkek gücü zarar verdi." Belini benim önümde biraz eğerek "O döven kişiyi de bulacağım ve ikinizi beraber yakacağım."

"Bir; sürtük birini arıyorsanız oğlunuza bakmanız yeterli olacaktır." Dediğimde Necip belini doğrultup ellerini cebine yerleştirdi. "Keşke bu tavrınızı oğlunuz bana şiddet uyguladığında gösterseydiniz." Necip kapının oraya doğru adımlar atarken ben de ayağa kalktım. "Ben ölümle burun burunayken oğlunuz bana taciz ettiğinde de keşke aynı tavrı gösterseydiniz." Diye odanın içinde sesimi oldukça yükselttim.

"Benim için hiçbir değerin yok." Dedi Necip arkasını hafifçe bana dönüp sesinde acımasızlık vardı. "Oğlumun sana ne yaptığı da umurumda değil." Diyerek kapının kulpunu kavrayıp açacağı zaman aklına bir şey gelip yine hafifçe döndü. "Toygar seni seviyor ya sende seveceksin, ya da ömür boyu tımarhanede yatacaksın." Odadan çıktı.

Karaltı haklıymış şerefsiz oğlu şerefsizlerdi bunlar.

2 Saat Sonra

Kanımdan kan, canımdan can gitmiş olan adama kan verdikten sonra bir ücra köşede oturmuş Toygar'ın engellediğim sosyal medya hesabıma yazmış olduğu mesajı kendi telefonundan bakmış gözlerim dolmuştu.

Siz: Beni engellediğin için bu mesajı görmeyeceksin, bende bunu dilimle vurgulamayacağım zaten. Ben baba olmak istiyorum Afşin, senden çocuklarım olsun istiyorum.

Tarih;12 Aralık 2022

Bu mesajı okuyunca Toygar'ın gerçekten baba olmak istediğini yoğunlukla hissediyordum. Hem de çok baba olmak istiyormuş ama benim ona verebilecek evlat yoktu. Ben de ona verebilecek kalp yoktu, benim kalbim bile benim için atmıyordu. Bomboş atışlar yapıyordu kalbim. Bu mesajı okuduktan sonra diğer elim istemsizce karnımı tutmuştum ve gözlerimdeki yaş oturduğum bankın üstüne yağmur damlası gibi düşüyordu. Telefonu kapatıp dizlerimin üstüne koydum ve başımı da dizlerimin üstüne koyup ağladım.

Baba olamayacak kadar kötü birisin Toygar Kızıltan!

Eş zamanla Gizay oturduğum bankın yanına gelip oturduğunda irkilerek başımı yanımda oturan Gizay'a çevirdiğimde "Niye ağlıyorsun?" Dedi Gizay gözyaşlarımı görerek içinde büyük bir burkulma belirtisi vardı.

Kucağımda olan telefonun kilidini açıp mesajı Gizay'ı gösterdiğimde "O baba olamayacak kadar kötü biri, bense anne olamayacak kadar sorumsuzum. Benim çocuğum olsa sahip çıkamam ki." Dediğimde elimle yüzümü kapattım.

"Senin kocaman bir yüreğin var Afşin ve bu yürekle tüm dünyaların annesi olursun." Dedi Gizay ayağa kalkıp sınırı koruyarak karşıma geçti. "Hadi kalk gidiyoruz."

"Nereye?" Dedim elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim.

"Toygar ameliyattan çıkmış, normal odaya almışlar, sende gel de nişanlının başında dur." Dedi Gizay, ayağa kalktım bu sözle ama onunla gitmek için değil, terslemek için kalktığımda aklıma dinleme cihazını odaya yerleştirmek geldi.

"Olur, sonuçta o beni seviyor." Diye yumuşadığımda elime çantamı aldığımda Gizay'la birlikte hiç konuşmadan hastaneye girdik ardından Toygar'ın odasına doğru yol aldık, tam odaya az kala Gizay durdu.

"Sen git Afil Ateşi ben seni burada bekliyor olacağım." Dediğinde Gizay, başımı olumlu anlamda salladım ama ağzımdan artık bir kelime dökülmedi.

Korumaların koruduğu kapının yanına varıp kulpunu kavradığımda odanın içinde Necip'in öfkeli sesi geliyordu. "Jasper Davis olmasa senin o kızını kimse elimden alamaz Rasim!" Diye Necip'in sesi büyük öfkeyle bağırırken tekrar konuştu. "Zaten Jasper Davis olmasa ve Toygar senin kıza sevdalansa yine onu kendime gelin diye almazdım. Senin kızını kapıma köpek diye bağlamazdım ama gelmiş bana Toygar'ı neden dövdüğü açıklıyor."

Jasper Davis kim?

Ve o adamın benimle ve Toygar'la olan ilişkimizde benim bilmediğim kilit rolünü mü oynuyor?

Ben Jasper denilen herif yüzünden mi Toygar'la nişanlı duruyorum?

"Necip, zaten bu evliliği neden istediğini de gayet iyi biliyorum." Diye babamın sesi gelince korumalar bana bakıyordu. "Eğer Afşin varis olursa senin oğlunda bir nevi başa geçecek diye ses çıkartmıyorsun, bu yüzden susacaksın."

Ben kimin varisiyim?

Daha doğrusu ben kimim?

"Ya geçemezse Rasim." Dediğinde Necip korumaların değişik bakışlarına maruz kalarak kapıyı açtım. O sırada Necip bana kızgınlıkla bakıp "Niye geldin?"

"Emanetleri vermeye ve Toygar'ın nasıl olduğunu görmeye geldim." Dediğimde elimde olan Toygar'ın telefonunu, anahtarlarını ve cüzdanını komodinin üstüne koyarak Necip'e ardından hasta yatağında yatan Toygar'a baktığımda yanına doğru biraz daha yaklaştım, yüzük takılı olan elimi arkaya saklayarak yüzüğü parmağımdan gevşettim ve diğer elimi de cebime olan dinleme cihazını sakladım. Toygar'ın yüzüne biraz yaklaşarak gevşemiş olan yüzük parmağımı onun saçlarına değdireceğim zaman yüzük parmağımdan çıkıp yastığın arasına girdi. "Yüzüğüm düştü, tüh ya."

"Bu yüzük diğerlerinden değişik mi?" Dedi babam, bende onun gözlerine çevirdiğimde babam gözlerini benden kaçırdı, bende diğer elimde saklı olan cihazı yüzüğü düşürdüğüm elime aldım.

"Yeni almış Toygar Efendi." Diyerek yastığın arasına giren yüzüğü yumruk yaptığım elimi yastık ile yatak arasında soktum ve dinleme cihazını oraya bıraktım, biraz daha karıştırarak bilerek düşürdüğüm yüzüğü aldım.

"Diğer yüzüğe ne oldu?" Diye babam sorular soruyordu, bense bu sorulardan bıkkın bir şekilde derin nefes çektim.

"Bilmem galiba o da çöp kutusuna düştü." Dediğimde yüzüğü diğer parmağıma taktıktan sonra Toygar'a gözlerimi çevirdiğimde, yüzünün her yeri morluklar içinde, dudakları patlamış ve kan tutmuştu, kafasını sargıya almışlardı. Şuanda da baygın bir şekilde yatıyordu. Babam bana karşı bakıp sitem dolu iç çekerken dudaklarını aralayıp konuşacağı zaman Toygar'ın kanlanan dudaklarına bakıp "Kan görünce midem bulandı, burası da havasız, ben en iyisi biraz dışarıda duruyum." Diyerek odadan çıktım.

O sözleri duyduğumda odaya gidip dinleme cihazını yerleştirdikten sonra mide bulantısı bahanesiyle çıkmıştım ve bir daha uğramamıştım. Yaklaşık iki saattir buradaydım. Şuanda ise o şerefsize kan verdiğim için kendi kendime ıstırap çekerek hastanenin dışarıdaki bankına otururmuş, biraz soğuyan havaya karşı bedenim üşümüştü. Elimde Toygar'ın özel eşyalarının arasında çıkan kırmızı rujun kapağını açıp kapatırken zihnimdeki sesi iyice dinlemeye başlamıştım. İnsanın annesi çocuğa yaşam verirken, babası da ona oksijen olup hayat olurmuş, benim olmayan hayatımda ise anne bana ne yaşam verdi, ne de baba bana oksijen oldu. Üstümde kimsesiz ruhun mezarına gelmesini umar gibi ümit vardı, aslında bu Karaltı'yla tanıştıktan sonra oluşmuştu ama o kimsesiz ruha kimse gelmezdi.

Gizay Şoför (Nam-ı diğer en yakın arkadaşım): Afil Ateşi baban seni Toygar'ın odasına çağırıyor.

Bu mesajı görünce sıkıntılı bir nefes vererek 6170 numaralı odaya doğru yol aldım. Hastanenin içine girip hastanenin asansörüne binerek en üst katına tıklayıp bir süre sonra asansörden indim. Toygar'ın odasına doğru giderken kapısı açık olan odanın önünden geçerken kolumu biri tutup odaya doğru çekti. Rasim Bey'di. Babamın bile bana dokunmasından rahatsızlık duyduğumdan dolayı kolumu hızla çekip odanın tam ortasında durdum. "Baba." Dedim ama asla ağzımdan babam diye çıkmadı. Babam kapıyı sessizce örtüp gözlerini bana çevirdiğinde gözüme fazla bakmayıp arkamda olan eşyalara baktı.

Babam karakaşlarını çatmış "Cingözlü." Dedi hiç bana karşı yumuşamayan ses tınısıyla. "Toygar oğlumu sen bu hale getirmişsin şeytan gözlü."

"Necip sana hemen yetiştirmiş." Dedim babamın benim gözlerime bakmamasına inat bende onun kahverengi harelerine dikkatle baktım. "Sen bana inanmasan da o bana dokumak isteyince onu bir güzel dövdüm."

"O adam yakında eşin olacak, ona öyle davranma!" Diye babam Toygar'a diyeceklerini bana derken sesini tizleştirip. "Yoksa..."

"Keşke beni kızın olarak koruyup Toygar'ı dövdüğüm için eline sağlık desen." Dedim çenem titrekleşirken kaşlarım ucu havaya kalktı. "Yoksa ne baba?" Bu tehditlerin ardı arkası kesilmediğinden bıkkın bir halle. "Yoksa beni sevmez misin?" Sağ elimi kalbimin üstüne yerleştirdim. "Sana sadece bir soru soruyorum." Diyerek babamın yanına gidip elini tutup kalbinin üstüne yerleştirdim, şimdi ikimizin eli kalbimizin üstündeydi. "Beni neden sevmeyip soğuk davranıyorsun? Sen sadece bana benim kızım de diye her şeyi yaptım ama sen hiç görmedin, neden görmedin baba? Ben bunu sana değil, kalbine soruyorum. Sen de kalbine sor." Dedim babamın elini bıraktığımda eli kalbinin üstünden düştü. "Neden beni sevmiyorsun? Elin çocuğu olan Toygar'ı daha çok seviyorsun benden."

Babam demedi, kızım seni seviyorum demedi. Gözlerim doldu ve gözlerimden bir yaş akarken babam yüzüme eli değip yaşlarımı silmedi. Derin nefes alarak geriye doğru üç adım uzaklaştım.

"Seni annen bile sevmeyip terk etmiş, ben nasıl seveyim seni?" Dedi babam, dizlerimin üstüne düştüm bu sözle, gözlerimi kapatıp sessizce ağladım. "Annen de senden nefret etti, bende senden nefret ediyorum."

Dudaklarımı içime çektiğimde çenem iyice titrekleşirken başım öne doğru düştü. "O yüzden mi? Ben senin dayakları yüzünden ölümle baş başayken sen yoktun? Kimsecikler yoktu... Ama söz konusu tacizci Toygar olunca başında duruyorsun." Başımı hafifçe kaldırıp babamın merhametsiz zalim gözlerine baktım ama babam gözlerini benden çekti.

"Öyle gerekiyor."

"Sen beni tımarhaneye tıktırmak istiyorsun ya, haklısın. Ben hasta bireyim baba." Dedim ayaklarımın üstünde durup babamla aramızda bir adım olmak suretiyle yaklaştım. "Hastalığımın adı; sevgisizlik." Babamın elini tutup diz kapağımın üstünde durdum ve elini öptüğümde, babam elini hızla benden çekerek üç adım uzaklaşıp öptüğüm elini ceketinden peçete çıkartarak sildi. "Ben bu hayata senin sevgine muhtaçken, sen beni o aptal sevginden mahrum ettin." Dizlerimin üstünden kalkarak babama arkamı döndüm, çünkü onun için dolan gözlerimi görmesini istemedim. "Benim babam varken, ben yetimdim. Benim annem varken, ben öksüzdüm." Gözlerimi kapatıp derin nefes çekip, gözlerimi açarak babama yüzümü döndüm. Babam annem kelimesini duyunca gözlerinin içi kızarmıştı. Başımda olan peruğu hışımla tutup çektim ve babama yarım yamalık saçlarımı gösterdim. "Bak, eserine iyi bak! Neden kestim biliyor musun?" Cevap yok, sus pus. "Senle Toygar saçımdan tutup sürüklemeyin diye. Benim arkadaşlarımın babası saçlarını okşarken, sen benim saçımdan tutup sürüklüyordun."

"Sus artık!" Dedi babam dişlerini sıkarak.

"Ölmek istiyorum baba." Dedim elimi göğsüme vurdum. "Tüm dünya bana hayranken, ben sadece senin sevgini kazanmak istiyordum. Ben Toygar'la yemek yiyeceğimi sana nasıl söylerim diye düşünürken, sen öğrendin ya, o gün bana sadece kızım dedin ya, o gün dünyalar benim oldu ama sen benim iyiliğimi istediğin için değil, kendi menfaatin için demişsin o kızım kelimesini." İçimi babama olan nefretimi kusuyordum. "Benim başıma hep senin yüzünden kötü şeyler geldi. Ve Toygar da buna dâhil. Bari Toygar bana işkence ediyor sonrasında iyi etmek için çabalıyor, sen zarar verip sonra iyileştirmen için çabalasan, ben ona bile razıydım." Babamın keskin kahve gözleri bana susmamı emrederken işaret parmağımı babama doğrulttum. "Sen çok kötü bir babasın, sen beni büyütmedin. Beni altı yaşından beri ölen Doğan amca büyüttü."

Babam işaret parmağımı aşağıya indirip ensemden tutup "Sana sus dedim lan!" Diyerek yüzüme bir tane şamar attı. Yüzüm sola doğru savrulurken hiç ona dönmedim ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Fiziksel acı çektiğim için değil, babam tarafından nefret edildiğim için manevi acı çekiyordum. "Sana sus dediğim de susmayı bileceksin! Bir daha o adamın ismini ağzına alma!"

Bu sözler ancak psikopat Garfield Toygar'ı hatırlattı.

Babam ensemi doğru ileriye itti "Ben Toygar'ı neden sevmiyorum biliyor musun? O da senin gibi." Dedim artık ağlamayı keserek elimin tersiyle burnumdan akan sümükleri sildim. "Senin anneme takıntılı olduğun gibi, Toygar'da bana takıntılı ve saplantılı." Dediğimde babam sözün nereye gideceğini biliyor gibi gözlerini kısarak yanıma yaklaştı. "Annem iyi ki seni terk etmiş. Sen terk edilmeyi hak ediyorsun." Dediğimden babam kolumdan tutarak yüzüme okkalı bir şamar indirdi, ardından birkaç kez daha indirdi.

"Beni terk etti, seni de terk etti. Sen Toygar'a layık bile değilsin." Diyerek kulağıma fısıldadı. "Bir daha ölen o kadının isimi anne diye alma!" Kolumu sıkıp diğer eliyle yüzümü tutup tükürürken kolumu aniden bıraktığında derman kalmayan dizlerimin üstüne düştüm. "Seni ancak tımarhane haklar." Diyerek ayağıyla sol omzuma vurdu, sonrasında odadan hızla çıktı.

Ağlamak istediğimde başımı koyacak bir tane bile omuz olmadığın fark ettim, bende dizlerimin üstüne oturarak başımı dizlerimin arasına alıp sessizce ağladım. Oysa etrafımda bir ton hayranım vardı ama düştüğümde kimse yoktu.

Şakak kemiğime büyük bir ağrı saplandı, başım dönmeye başladı ve ağzımda sadece şu mırıltılar döküldü. "Kırdığınız kalplere sevgi dolmaz." Hıçkırarak ağlamaya başladım. Açlık yüzünden midem bulanıyor, ellerim titriyor, bedenim titriyordu. Başımı dizlerimin üstünde kaldırıp güçlükle ayağa kalktım. Ağır şeyler yaşamış olabilirim ama benim ayağa kalkıp dik durmama engel olamazdı, ancak beni güçlendirirdi. Dizlerim bedenim ağırlığına dayanamayarak dizlerimin üstüne düştüm. Bu sefer elimi yere koyup destek alarak ayağa kalktım ve odadan dışarıya çıktım. "Kırdığınız kalplere hiçbir zaman sevgi dolmayacak." Diye mırıldanırken duvardan destek alıp yürüyordum. Hemen yan odada Toygar'ın odasının kapısının kulpunu tutuğumda. "Ben hep senin gözüne girmek için çabaladım ama sen görmedin beni, takdir etmedin." Beynim bulanırken gözlerimi kapattığımda kendimi birden yerde buldum.

Ben küçük çocuk yüreğine sahip Afşin'dim. Küçük çocuk yüreğim babasının sevgisine muhtaç ama o sevgi ona hiç layık görülmeyen zayıf bir kız. Dipteyim, sevgi gölünün en dibindeyim ama o sevgi gölünün sevgisiz karanlık tarafında bulunuyormuşum. O kadar karanlıktayım ki babamın gölgesi bile beni aydınlatmıyor, aksine daha çok karanlığa zifiri karanlık ekliyordu.

Bu da benim sevgi gölümün dibiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.