İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 4 · 10 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 4

Bölüm 3 - Kırık Saat

"Hiç şaşmayan saat gibi işler durur kader."

Yahya Kemal Beyatlı.

*

Yemekten sonra Kenan iyi olup olmadığıma bakmak isteyince oturma odasına geçmiştik. Bekir hemen yanımızda halıya yüz üstü uzanmış bir şekilde ödevini yapıyordu. Ayşenur ise mutfakta annesine bulaşıkları yıkarken yardım ediyordu.

İyi olduğumu söylememe rağmen annesi gibi inatçı olan bu adam beni dinlememişti. Şimdi o tansiyonumu ölçerken ben de defalarca kez incelediğim yüzünü tekrardan inceliyordum.

Simsiyah gür saçları özenle sağ tarafına doğru yatırılmıştı. Şekilli kaşları ve kıvrılmış kirpikleri, deli gibi bakan koyu kahverengi gözlerini saklıyordu. Yine saçları gibi gür olan bıyıkları üst dudağını örtmüşken yeni çıkan sakallarıyla birlikte yüzünü süslüyordu.

Yüzü çok güzeldi.

"Benim gibi bir adamın tansiyon ölçmekle ne işi olur diye düşünüyorsun değil mi?" diye sordu. Başını kaldırmadan saniyelik olarak bana bakarak.

Tansiyonumu ölçtüğü için konuşamıyordum. Bu yüzden başımı iki yana salladım.

"Gazi'de dört yıllık tıp okudum." Diye açıklama yaptı.

Zaten biliyorum demeye dilim varmıyordu. Keşke onu küçümsemediğimi bilse.

"Bu sefer de madem tahsilin var neden doktor olamadın diyorsundur şimdi?" Tansiyon aletini kolumdan çıkartıp katlamaya başladı. Onu kardeşine verip komşuya götürmesini istedikten sonra bana döndü. "Tansiyonun sabahkine göre daha iyi."

"Biliyorum." Dedim. Ağzımdan kaçırdığım şeyi fark edince düzeltmeye çalıştım. "Yani tahsilli biri gibi görünüyorsun zaten. Neden doktor olmadığın da beni ilgilendirmez." Dedim, nedenini bildiğim halde. Amacım özel hayatına saygı gösterdiğimi bilmesiydi.

"Babam öldükten sonra evin yükünü sırtında taşıyan abimdi. Onun yükünü hafifletmek istedim sadece. Ben de isterdim büyük adam olup anamı bacımı gururlandırmayı ama canına yandığımın dünyası çıkar üstüne kurulu. Torpilin yoksa hiçbir yere gelemezsin... Ben de okulu bitirince abimle bir kıraathane açtık. Orada çalışıyorum şimdi."

Bunları bana neden anlattığını soracaktım ki gerek kalmadan açıklamasını yaptı.

Ayağa kalkıp yanımdan gitmeden önce bana baktı. "Belki ilgilenmiyor olabilirsin ama merak etmişsindir diye söyleyeyim dedim."

Gece Ayşenur'la aynı odada kalırken Bekir'i yerinden ettiğim için zavallı çocuk oturma odasındaki kanepede yatmak zorunda kalmıştı. Huriye teyzeyi asla dinletemiyordum. Bir ara Kenan'ın boş odasında kalmamı ister diye o kadar korkmuştum ki, neyse ki abisi Halil ile aynı odada kaldıklarından teklif bile etmemişti.

Ertesi sabah biraz geç uyanmıştım. Sanırım geçirdiğim kaza, tüm bu olanlar beni sandığım daha çok yormuştu. Aşağıya indiğimde kahvaltı masasında yalnızca Ayşenur vardı.

"Herkes nerede?" diye sordum, masadaki yerimi alırken.

"Bekir'i az önce okula gönderdim. Annem de akşam Halil abim gelecek diye pazara gitti, alınacaklar vardı."

"Kenan?"

Sana ne Liya? Ne diye soruyorsun adamı?

"O da evde sen varsın diye gece Cengiz abimlerde kaldı. Bizim buralarda laf söz olur. Ama merak etme akşam yemeğine burada olur. Halil abimde gelecek ya zaten."

"Yok canım niye merak edeyim, öylesine sordum."

Hızla bakışlarımı kaçırıp bir zeytin attım ağzıma. Yakında buradan gidecektim. Kimsenin yanlış bir fikre kapılmasını istemiyordum.

"Yemekten sonra bir işin var mı?"

"Bulaşıklar var, bir de evi süpüreceğim. Ne oldu ki?"

"Saatimi düşürmüşüm. Annemden hatıraydı. Kazanın olduğu yere gitmek istiyorum, bir bakayım. Belki bulurum. Sen de benimle gelir misin?"

"Olur, gelirim."

Kahvaltıdan sonra Ayşenur bulaşıkları yıkarken ben de evi süpürmesine yardımcı oldum. İki elden işleri hallettikten sonra dünkü kıyafetlerimi giyip evden çıktık.

Ankara da doğup büyümüştüm. Her yerini avucumun içi gibi bilirdim. Ancak burası bana doğum büyüdüğüm Ankara'dan yabancıydı. Ne taşını bilirim, ne toprağını. Tek başıma dışarı çıkmak istesem bile kaybolurdum. Bu yüzden Ayşenur'dan benimle gelmesini istemiştim.

Kendi zamanımdan bir şekilde geçmişe düştüğüm bu yere geldiğimizde Ayşenur vakit kaybetmeden saatimi aramaya koyulmuştu. Ona yardım etmem gerekiyordu ancak kendimi olduğum yere çivilenmiş gibi hissediyordum. Tamamen batıl inançlı değildim ama bazı şeylere inanıyordum. Tıpkı enerjilere inandığım gibi ve buranın enerjisi kendimi çok farklı hissetmeme neden olmuştu. Belki de buradan geçmişe geldiğim içindi. Kim bilir?

Şimdilik nedenini düşünmek istemiyordum. Önce annemin saatini bulmalıydım, buraya daha sonra da gelebilirdim. Sonuçta geliş yolunu öğrenmiştim.

"Bulamıyorum." Dedim, kollarımı iki yana sarkıtarak.

"Ben de." Başını kaldırarak bana baktı. "Burada düşürdüğüne emin misin abla? Belki arabada bırakmış olabilirsin?"

"Eminim Ayşenur. Bileğimden hiç çıkartmam."

"Acaba birisi mi almış ki? Dün geceki hırsızlar çalmış olmasın?"

Ona ortada bir hırsız olmadığını, dolayısıyla saatimi çalamayacaklarını anlatamazdım. Bu yüzden kabul etmek zorunda kaldım.

"Belki de. Bilmiyorum."

Elim boş dönmek istemiyordum ama yapacak bir şey yok gibi gözüküyordu. Bu yüzden Ayşenur'la evin dönüş yolunu tuttuk. Bana etrafı gösteriyor, insanları tanıyordu. Onu tanımadıkları bir kadınla gören insanlar durup bize bakıyor, bazıları ise –özellikle teyzeler- önümüzü kesip sohbet bahanesiyle kim olduğumu soruyordu. Ayşenur onlara evlerinde geçici olarak kalan kazazede kadından kısaca bahsettiğinde bana da gülümseyerek selam vermek düşüyordu.

"Burası da abimlerin kıraathane."

Bakışlarıyla işaret ettiği yere kafamı çevirdim. Dükkânın içi dışarıdan kalabalık görünüyordu. 1983'te erkeklerin yapacak pek fazla işi yoktu sanırım. Dışarısındaki taburelerde genç yaşlı birçok adam oturuyor, kimisi çay içip sohbet ediyor, kimisi oyun oynuyordu. Birkaçı bana bakınca hızla başımı çevirdim.

"Dükkân her zaman böyle kalabalıksa iyi iş yapıyorlardır o zaman?"

"Allah'a şük-"

"Kara kız!"

Ayşenur'un sözünü kesen şey arkamızdan gelen Kenan'dı. Durup bize ulaşmasını bekledik. Koştuğu için nefes nefeseydi.

"Seni gördüğüm iyi oldu kara kız. Bana şu arabanın plakasını ver bakalım. Bir araştıralım."

Bunun için mi koşmuş?

Ona kendi plakamı ve eski bir marka adı verdim. Hepsini elindeki küçük deftere not etti. Ortada kayıp olmayan bir araba arayacaktı ama buna mecburdum. Ben evime geri dönüş yolunu bulana kadar onları bir şekilde oyalamam gerekiyordu.

"Tamam, ben şimdi bunu bizimkilere gösteririm. Bir haftaya kalmaz bulunur araban, merak etme."

"Kenan?" diye bağırdı biri. Ses dükkânın önündeki adamlardan birine aitti. Kenan arkasını dönüp baktığında bende istemsizce omuzunun üzerinden oraya baktım. Bağıranın kim olduğunu fark etmem uzun sürmedi çünkü doğrudan bana bakıyordu.

Kenan bize döndü.

"Fazla kalmayın burada. Doğruca eve gidin."

Onunla bir kadına emir veremeyeceği hakkında uzun bir sohbet etmek isterdim ama bunu yapmadım. Nedenini bilmiyorum. Sadece dediğini yaptım ve doğruca eve gittim.

Ya da gitmeyi denedim çünkü çok değil bir sokak ötede yolumuz bir kez daha kesilmişti. Bir köşede gruplanmış olan mahallenin geç kızları Ayşenur'u yanlarına çağırmışlardı. Sinsi ve haset dolu bakışlarından benim hakkımda konuştuklarını anlamıyordum sanki. Umursamadım, başımı çevirerek başka tarafa baktım.

Ayşenur yanıma geldiğinde yolumuza devam ettik.

"Kimdi onlar?"

"Bizim mahallenin kızları. Seni soruyorlardı."

"Tahmin ettim." Dedim gülümseyerek.

"Sarışın olanı gördün mü?"

"Beni öldürecekmiş gibi bakanı mı? Gördüm."

"Çocukluğundan beri Kenan abime yanık. Senin de bizim evde kaldığını duyunca diş bilemiş sana. Ama merak etme zararsızdır. Hem Kenan abim sana bir şey yapmasına izin vermez."

"Çok saçma. Ben yarın bir gün gideceğim. Ayrıca Kenan'la benim ne alakam var?"

Ayşenur cevap vermedi ama güldüğünü görmüştüm. Bu gerçekten saçmaydı. Kenan'la ben mi? Daha neler. Bir kere Kenan'ın olağan sonu belliydi ve ben de buraya ait değildim.

Başka zamana aittim.

Üstünde pek durmadım. Eve geçtiğimizde Huriye teyze de pazardan dönmüştü. Bu sefer yemekleri yaparken ona yardım etmeyi teklif ettiğimde yine itiraz edecek gibi olmuştu ama ısrarlarıma dayanamadı.

Annemle yaşarken yemek yapma gibi bir zorunluluğum yoktu ama küçüklüğümden beri bir şeyleri yapmaya hevesim vardı. Daha çok hamur işleriyle uğraşırdım ama yemekleri de yapmayı denerdim. Çoğu zaman beceremezdim ama denemekten de vazgeçmezdim. Neyse ki bugün yalnızca yardım ediyordum. Kendimi rezil etmeye hiç gerek yoktu.

Kapı çaldığında bakmak için mutfaktan çıktım. Benimle aynı yaşlarda ya da birkaç yaş büyük olan bir kadın elinde bir tencere ile kapıda duruyordu. Beni görünce kaşlarını çattı.

"Huriye annem içeride mi?" diye sordu.

"Evet, buyurun?"

Terliklerini çıkarıp içeri girdiğinde kapıyı arkasından kapatarak peşinden ilerledim. Elindeki tenceresini masaya bırakan kadın başörtüsünün iki ucunu başının üzerinde bağlayarak kollarını sıvadı.

"Yapılacak bir şey var mı anne?"

"Hoş geldin Gülsüm'üm. Yapılacak bir şey kalmadı, Meryem kızımla hallediyorduk."

Gülsüm gözünün ucuyla bana baktı. Tezgâhtaki kirli bulaşıkları kenara koyuyordu. "Olmaz öyle anne. Sen söyle bende bir ucundan tutayım işin. Zeytinyağlı sardım, Halil çok sever."

Son cümlesine kadar Kenan'ın aşığı o kızlardan biri olduğunu sanmıştım. Şaşırmıştım çünkü Kenan evli değildi, nişanlısı veya sözlüsü falan da yoktu.

"Eline sağlık kuzum. Senin elinin lezzeti de bir başka oluyor."

Huriye teyze Gülsüm'ün yanağından öpünce kadın gülümsedi. Bulaşıkları yıkamaya başlamıştı bile.

"Meryem abla, bu Gülsüm yengem. Halil abimin nişanlısı." Diye tanıttı Ayşenur. "Bu da Meryem abla. Kaza yapmış, arabası bulunana kadar bizde kalıyor."

"Memnun oldum." Dedim tebessüm ederek. Yüzüme bakmamıştı ama başını sallamıştı.

Bu tavrın nedenini anlayabiliyordum. Kümese dişi bir tavuk daha girmişti ve Gülsüm de kendi horozunu kıskanıyordu. Ona bu kıskançlığının yersiz olduğunu söylemek isterdim ama bunu yapmadım. Hakkımda ne düşünüyorsa düşünebilirdi. Nasıl olsa yakında kendi zamanıma geri dönecektim.

Havanın nasıl karardığını anlamadığım süre içerisinde altı çeşit yemek ve bir de tatlı yapmıştık. En büyük oğlu geliyor diye en sevdiği tatlı olan kalburabastının şerbetini döküyordu Huriye teyze. Kapının zili çalınca kepçeyi kazanın içine düşürdü.

"Oğlum geldi!"

"Halil'im."

Onlar mutfaktan koşar adımlarla çıkarken ben olduğum yerde kaldım. Halil Mollaoğlu birini öldürdüğü için hapse girmişti. Niyetinin ne olduğunu bilmiyordum ama onu kandırdıklarını biliyordum ve bundan emindim. Eğer valinin oğlu, onu kendi çıkarları için kullanmamış olsaydı yine de birini öldürür müydü yoksa öldürmez miydi bilmiyordum. Onun hakkında iyi düşünmeyi istiyordum.

Yanlarına gitmeden önce biraz oyalandım. Onlara biraz zaman tanımak istiyordum. İçeriden gelen sesleri çok duygusaldı. Huriye teyze ağlıyordu.

Mutfaktan çıktığımda Halil koltukta oturuyordu. Annesi ve nişanlısı iki yanına oturmuş, kardeşleri de etrafını sarmış ona sorular soruyor, o da usanmadan cevaplıyordu. Kenan hemen kenarda gülümseyerek onları izliyordu.

Beni fark ettiklerinde Halil ayağa kalktı.

"Merhaba, hoş geldiniz." Dedim elimi uzatarak.

Elimi tutmadı. Onun yerine göğsüne götürerek selam verdi. "Sen de hoş gelmişsin bacım. Kenan gelirken senden bahsetmişti. Halil ben de."

"Memnun oldum." Dedim. Gülsüm oturduğu yerden koltuklarını kabartınca gülmemek için kendimi zor tuttum. Beni rakibi sanarak büyük oynuyordu.

"Hadin yemeğe oturak. Açtır şimdi benim oğlum."

Herkes kalkıp masaya otururken Halil kulağıma eğildi. "Yedirmeden asla rahat etmez."

Güldüm. Bu konuda haklıydı. Huriye teyze yemek yedirme robotuydu. Daha onu tanımadan bunu biliyordum.

Masaya otururken karşımdaki yerine geçen Kenan'ın öfkeli bakışlarını buldum. Niye sinirlenmişti ki birden bire? Hayır ya... Halil'in söylediğine güldüm diye değil mi? Çünkü abisi nişanlı bir adamdı ve bekâr bir kızla gülüp eğlenmemesi gerekiyordu! Bu 80'lerin anlayışı ne kadar saçmaydı böyle.

Sakince akşam yemeğimizi yiyeceğimizi düşünmüştüm ama yanılmıştım. Huriye teyze iki dakika bir başka soru soruyor adama yemeğini bile yedirmiyordu.

"Hepsi iyi anacağım. Kadir de yeni hanımı da çok iyiler maşallah. Bizim düğüne de gelecekler. Artık bir rahat mı bıraksan, ben de yemeğimi yesem ha anacağım?"

"Aman tamam. Ağız tadıyla bir konuşturmuyonuz zaten ananızı."

Bir süre yemeğimizi yemeye devam ettik. Sessizliği Halil bozdu.

"Senin de arabanı çalmışlar ha?"

Benimle konuştuğunu anlamam biraz zaman almıştı. Başımı kaldırıp ona baktım. "Öyle oldu."

"Gelmeden konuştuk da, plakayı bizim polis arkadaşlara verdik. Onlar halledecekler senin işini." Yemeğini karıştırdı. "Bizim buralarda hiç böyle hırsızlık olayları olmazdı. İyice sapkınlığı ele almışlar. Yokluğumda boş mı bıraktınız buraları?"

Halil, Kenan'a bakıyordu. Bekliyor muydu bilmiyorum ama bir cevap alamadı. Kenan başını yemeğinden kaldırarak bana baktı.

"Bugün orada ne işiniz vardı?"

"Kazanın olduğu yere gittik abi." Diyerek benim yerime cevap verdi Ayşenur. "Meryem ablanın saati kaybolmuş da onu aradık. Annesinden hatıraymış ama bulamadık."

"Bende saat. Ben almıştım."

Kaşlarımı çattım. "Neden?"

"Kırılmıştı. Bizim saatçi Şakir abiye verdim tamir edip verecek."

Öyle bir söylüyordu ki sanki çok basitmiş gibi. Bana haber vermeyi ne zaman düşünüyordu acaba?

"Zahmet etmişsin." Dedim iğneleyerek. Bakışlarımı ondan kaçırmıyordum. O da koyu kahve gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Kinaye yaptığımı anlamıştı. Benimle aynı tonda cevap vermişti.

"Zahmet olmadı."

Aramızdaki gerilim masaya sıçramış, çok geçmeden de Huriye teyzenin sorularıyla ortadan kaybolmuştu. Onlar konuşup sohbet ederken ben sessiz kalmayı tercih ettim. Şaşırtıcı bir derece de Kenan da aynı şeyi yapmıştı.

Yemekten sonra Ayşenur'la beraber sofrayı kaldırıp bulaşıkları yıkamasına yardım ettim. Salona geçtiğimizde hemen duvarın önünde duran sandalyeye oturdum. Halil Konya'dan getirdiği hediyeleri ailesine veriyordu. Kimseyi unutmamış, herkese birer hediye almıştı. Onların mutluluğunu izlemek çok hoşuma gitmişti. O an Halil'in gerçek bir katil olmadığına karar vermiştim. Ailesinin ihtiyaçlarını bu denli düşünen bir adam gözü kanlı bir katil olamazdı. Bu da tek bir düşünceyi getiriyordu akıllara. Ateş etmeye mecbur bırakılmıştı.

Onları izlerken yüreğime bir taş oturdu. Bu hayat dolu insanların aylar sonra ölecek olması ne kadar acıydı.

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.