İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 3 · 11 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 3

Bölüm 2 - Gerçek Saklı Yalanlar

"Sana ait olan seni bulur."

Şeker Portakalı.

*

"...Uyanıyor. Ben gidip sofrayı hazır edeyim sen de sor bakalım, niye kaçmış, kimmiş, neciymiş?"

Gözlerimi aralayıp beyaz tavanla buluşturduğumda aklıma ilk gelen Kenan'ın bakışlarıydı. Sonra başıma üşüşen kalabalık, yaşlı teyzenin beni evine alması, takvimdeki tarih, neredeyse tekrardan ölümden dönmem...

Anlamıştım artık. Ben komada olmalıydım. Bunun en mantıklı açıklaması buydu çünkü. Zamanda yolculuk, filmlere ve kitaplara konu olan bir şeydi. Benim başıma gelmesi imkânsızdı. Bilim adamları yüzlerce yıldır zaman makinesinin icadıyla uğraşıyorlardı. Geçmişe gittim diyelim, makine veya başka bir alet olmadan bunu nasıl yapabildim?

Bir de neden özellikle bu yıla geldiğim de vardı.

Dediğim gibi, kesin komadaydım. Neyse ki artık uyanmıştım. Ve bu kâbus sona ermişti.

Yattığım yerden doğrulduğumda karşımda Kenan'ı görmemle yerimden sıçramam bir oldu. Hızla geriye çektim kendimi.

"Ananı sikeyim!"

"Ayıp oluyor ama." Dedi. Resmen konuşuyordu. Kâbusum olduğu gibi devam ediyordu. "Küçük birine göre bozuk bir ağzın var, kara kız."

Kara kız?

Allah'ım! Daha düne kadar yazdığım kelimelerden ibaret olan adam karşımda duruyor ve bir de benimle alay ediyordu. Ne oluyor ya, ne oluyor?!

Olduğum yere sinerek onu baştan aşağı süzdüm. Siyah renkte bol paça kumaş pantolonun üzerinde beyaz renkte gömlek giyiyordu. O eski iki renk fotoğraflardaki gibiydi aynı. Sırtını gardırobuna yaslamış, kollarını da göğsünde birleştirmiş ukala bir ifadeyle bana bakıyordu.

"Küçük değilim ben. 24 yaşındayım."

Yuh Liya! Tek derdimiz bu zaten!

Heyecandan ne diyeceğimi şaşırmıştım. Siz söyleyin, daha ben doğmadan öldüğünü bildiğim bir adam karşımda kanlı canlı dururken şaşırmayıp da ne yapacaktım allah aşkına?

Bu çok garipti. Çok garip!

Sırtını yasladığı yerden çekerek bana doğru birkaç adım attığında gidecek bir yerim olmadığı halde kendimi daha çok geriye çektim. Neden korktuğumu bilmiyordum ama korkuyordum.

"Sakin ol kara kız. Sana zarar vermek isteseydim o arabanın altında kalmaktan kurtarmazdım."

Haklıydı.

"Benim adım Kenan. Kenan Mollaoğlu. Dışarıda kime göstersen beni de anamı da iyi bilirler. Bizden sana zarar gelmez, korkma. Anam az önce seni eski çınar ağacının altında bulduklarını söyledi. Eve getirmiş ama bir anda kaçmışsın. Kaza yaptım falan demişsin. Baktım, bir çiziğin bile yok. Giyimin kuşamından büyük birine benzediğin belli ama kaza yaptım dediğin halde ufak bir yara beren bile olmadığına göre, ya yalancısın ya dolandırıcı."

Kaşlarımı çattım. Ben aylar boyunca böyle bir adamı mı araştırıyordum?

"Ne diyorsun sen be?"

"Söylediklerime mi alındın? Söyle o zaman, orada ne işin vardı? Neden yolun ortasında neredeyse ağlıyordun?"

Ne söyleyecektim şimdi? Görünüşe bakılırsa gerçekten zamanda yolculuk yapmıştım. Eğer gelecekten geldiğimi söylersem beni doğrudan tımarhaneye yollarlardı. Eskinin tedavi şekillerini az çok biliyordum. Ölüm çıkardı oradan.

Yalan söylemek zorundaydım.

"Bilmiyorum. Hatırlamıyorum, zaten bunu annene de söyledim."

Şimdi hatırlıyordum. Yaşlı teyzenin bana neden bu kadar tanıdık geldiğini. Çünkü Kenan'ın annesiydi. İyi kadın lafının üstüne gelirmiş. Elindeki tepsiyle kapıdan içeriye girdiğinde Kenan geri çekildi.

"Kendine geldin mi kuzum?" Yatakta yanıma oturdu. "Sana tarhana yaptıydım. Bir baktım kaçmışın. Sonra kapı çaldı. Kenan'ın kucağında baygın yatıyon. Valla bugün ikinci kez beni korkuttun kara kız."

Kenan'ın kucağında mı?

Allah'ım yardım et, çünkü üçüncü kez kalpten gidebilirdim.

"Neyse ki Kenan'ım baktı, bir şeyin yok Allah'ıma şükür. Eyisin eyi."

"Turp gibi maşallah."

Öfkeli bakışlarımı Kenan'a çevirdim.

"Bir şey mi hatırladın yoksa? O yüzden mi gittin apar topar?"

Başımı iki yana salladım. Tam olarak ne söyleyeceğimi bilene kadar onları oyalamam gerekiyordu.

"E bu kız niye hatırlamıyor Kenan?"

"Travma sonrası geçici hafıza kaybı yaşıyor ana. Yakında düzelir. Bayılması da açlıktan. Aç kalmış, kara kız." Dedi, manalı bakışlar atarken. Hala yalan söylediğimi sanıyordu muhtemelen. Dört yıllık tıp fakültesini bitirmişti. O yüzden böyle yukarıdan yukarıdan konuşuyordu.

"Ben şimdi onu bir güzel beslerim."

"İyi, ben gidiyorum anacığım. Dükkânı Cengiz'e bırakmıştım. Bu kaçağa da dikkat et, ben gelene kadar bir yere gönderme sakın. Geldiğimde yeniden bakacağım."

"Ama-"

"Kenan doğru söyler kızım. Sen misafirsin. Eyi olduğundan emin olduktan sonra göndeririz seni."

Bir şey söylemedim. Zaten muhtemelen gidecek bir yerim yoktu. Geçmişteydim ve ne tanıdığım birileri vardı ne de başımı sokacak bir çatım. Bunun farkındalığı yüreğime taş gibi oturdu. Bundan sonra ne yapacağımı ve yaşadığım zamana nasıl geri döneceğimi bulmam gerekiyordu. Ama önce karnımı doyurmalıydım, yoksa bir kez daha bayılabilirdim.

"Ne çorbası bu?"

"Tarhana. Kışın bizim karılarla mahallede yapmıştık bunu. Son bir kavanozum vardı, onu da sana çıkardım. Benim çocuklar deli oluyolar tarhana diye. Sever misin sen de?"

"Pek sayılmaz."

"Olmaz öyle. Benim tarhanalarımı bir mahalle bilir. Şimdi bunu içtin mi bir şeyciğin kalmaz. Aç bakayım ağzını."

Açmamak için çok direnmiştim ama zorla bir kâse çorbayı içirmişti. Tadı bu zamana kadar neden içmediğimi açıklıyordu aslında. Ağzımda bekletmeden hızlı hızlı yutmuştum. Bir daha içeceğimi de asla sanmıyordum.

Huriye teyze boş kâseyi tepsiye koyup yanımdan kalktı. "Bak ne diyeceğim kızım. Kaza yaptım dedin, gir bir banyoya yıkan. Evde çekineceğin adam yok nasılsa. Rahat rahat banyonu yap, bir kendine gel."

Aslında doğru söylüyordu ama tanımadığım birinin evinde yıkanacak kadar cesaretli değildim. Tam hayır diyecekken aklıma Kenan geldi. Akşam gelip bana bakacağını söylerken sorgulamaya da kaldığı yerden devam edeceğine adım gibi emindim. Düşünmek için zamana ihtiyacım vardı. Bu yüzden kabul ettim.

Birlikte aşağı kata indiğimizde tepsiyi bırakmak için mutfağa girmişti. Daha sonra Ayşenur'a banyo sobasını yakmasını söyleyip yukarıda kaybolmuştu. Geri geldiğinde elinde bir havlu ve eşofman takımı vardı.

"Ayşenur'un takımları sana olmazdı, sen derli toplusun maşallah. Benimkilerden vereyim dedim ama benim kilolar malum. Sana en iyi Kenan'ın takımı olur." Nasıl baktım bilmiyorum ama Huriye teyze hemen söze girdi. "Pis diye diyorsan temiz ha. Yeni yıkayıp yerine koyduydum. Hem benim deli oğlan atletlen yatıyo, sevmez bunları. Geceleri rahatsız oluyormuş zırto."

Bu bilgiyle ne yapacağım ben?

"Teşekkür ederim ama buna hiç gerek yok. Ben çıkarttığım kıyafetlerimi geri giyerim." Dedim. Daha bir önceki gün yıkamıştım bunları. Hem Kenan'ın kıyafetleri giyemezdim! Ne münasebet.

"Olmaz." Dedi, son harfi uzatarak. "Sen üstüne bakıyon mu heç? Toprak içinde üstün başın. Sen banyodayken yıkar asarım. Kuruyunca giyersin."

Kadın hayır kelimesi asla tanımıyordu. Ne dediysem de illa bana o kıyafetleri giydirecekti. Ayşenur banyo sobasını yaktıktan sonra Huriye teyzenin elindekileri alarak banyoya girdim. Kıyafetlerimi çıkarıp almaları için kapının önüne bıraktıktan sonra kapıyı kilitledim.

O ara saatimin bileğimde olmadığını fark etmiştim. O saati bana annem vermişti. Ona da anneannem vermişti. Benim için önemi büyüktü ve kaybetmiş olduğuma inanamıyordum. Yarın sabah ilk iş saatimi aramak olacaktı.

Banyo tıpkı anneannem ve dedemlerin eski fotoğraflarında gördüğüm gibiydi. En son on üç yaşımdayken kazanlı (sobalı) banyoda yıkanmıştım sanırım. Müstakil evimiz iki katlıydı ve her banyo yapmamdan sonra koşa koşa üst kata çıkar giyinirdim.

Havluyu ve kıyafetleri kenara bırakarak musluğu açıp kovayı doldurmaya başladım. Bu sefer her zaman yaptığım banyo rutinimi gerçekleştiremeyecektim. Kenarda duran şampuan kutusu alıp burnuma götürdüm. Çam kokusu bana istemsizce Kenan'ı hatırlatmıştı.

Kenan daha düne kadar yazdığım makaleden ibaretti benim için. Şimdi nasıl oldu da onun zamanına, onun evine düştüm bilmiyordum.

Yıkanmaya başlarken bir yandan da söyleyeceğim yalanları düşünüyordum. Söyleyeceklerim mantık çerçevesine uygun olmalıydı ki göze batmayayım.

Yıkanmayı bitirdiğimde söyleyeceğim yalanları da bulmuştum. Normalde yalan söylemeyi hiç sevmezdim. Becerebilirdim ama sevmezdim. Bu sadece mecbur kaldığım bir durumdu. Yoksa bu insanları tanıyordum, onlar beni tanımasa bile...

Kenan'ın kıyafetlerini giymeden önce neden kokladığımı bilmiyordum. Zaten sabun kokuyordu. Bir çırpıda üzerime geçirdim. Genel olarak biraz bol gelmişti. Ben de belini katlayıp içine sıkıştırdım. Banyodan çıktığımda burnuma et kokuları geliyordu. Ciğerlerime kadar çektim. Tarhana çorbasıyla asla doymamıştım ve karnım tekrardan guruldamaya başlamıştı bile.

"Sıhhatler olsun abla." Dedi Ayşenur yanımdan geçerken.

"Sağ ol canım. Et kokusu mu bu?" Guruldayan karnımı tutunca güldü kız.

"Annem seversin diye dondurucudan et çıkardı. Yedirmeden göndermez."

"Yerim valla." Dedim, ikimiz de güldük.

Mutfağa girdiğimizde kokular daha da yoğunlaştı. Huriye teyze arkası dönük ocaktaki kazanı karıştırıyordu. Beni fark edince "Sıhhatler olsun kızım." Dedi. "Kenan'ın pijamaları tam olmuş sana."

Allah'tan esmerdim de yanaklarımın kızardığı belli olmuyordu. Ona pijamalar için teşekkür ettim ve yardım edilecek bir şey olup olmadığını sordum. Misafir olduğumu söyleyerek beni mutfak masasının sandalyesine oturttular. Onlar iş yaparken ben de onları izliyordum.

"Bak ne diyeceğim kara kız. Sen banyodayken düşündük de biz sana adını hiç sormadık. Adın ney senin?"

"Meryem." Dedim.

Bunu banyodayken düşünmüştüm. Adımın Liya olduğunu söylediğimde verecekleri tepkiyi kafamda canlandırabiliyordum. 1983'te bir kadının adının Liya olması konuşulacak bir konuydu. Bunun için babaanneme teşekkür etmeliydim. Uyuz adının bir gün işe yarayacağını kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

"Ne güzelmiş adın. Bana da Huriye ana derler. Ayşenur'u zaten biliyon. Onun küçüğü Bekir var. Kenan'ı gördün. Bir de en büyükleri Halil'im var işte. Babaları Bekir'im daha kundayken öldü. O zamandan beri ben bakarım bu yavrulara. Bir dediklerini iki etmem. Allah onlardan da razı olsun, bir kere olsun sözümden çıktıklarını bilmem. Hayırlı evlat hepsi."

Huriye teyze zaten bildiğim şeyleri anlattıktan sonra Ayşenur'un yanağını öpmüştü.

"Başınız sağ olsun." Demekle yetindim ben de.

"Dostlar sağ olsun kızım."

O an kapı çaldı. Bakmak için ayaklandım ama Ayşenur beni durdurarak ellerini kuruladı ve kapıyı açmaya gitti. Biraz sonra yanında küçük bir oğlan çocuğuyla içeriye girmişti. Bu Bekir'di. Kirli futbol topunu kolunun arasına sıkıştırmış, ter içinde kalmıştı.

"Anne çok acıktım, ne yaptın?"

"Zıkkımın pekini!" Huriye teyze beklemediğim bir anda ayağındaki terliğini çıkarmış çoktan topuklayan oğlunun arkasından fırlatmıştı. "Git üstünü değiştir, elini yüzünü yıka sıpa!"

"Her gün akşama kadar dışarıda sürtüp sonra ne yaptın anne diye gelip yemek soruyor! Anam ben daha ne yapayım buna."

Benim zamanımdaki çocukların elinde telefon ve tabletlerde evden çıkmadıklarını görse oğluna şükrederdi herhalde.

Mutfak penceresinden dışarıya baktığımda havanın gerçekten de karardığını fark ettim. Banyoda düşündüğümden daha çok kalmış olmalıydım.

Yarım saate kalmadan yemekler hazır olmuştu. Sofrayı kurmasında Ayşenur'a yardım etmeye başladım. Bekir annesinin korkusuna elini yüzünü yıkamış geri gelmişti. Sanki ailesinin bir parçasıymışım ve beni her gün görüyormuş gibi benimle ilgilenmemişti. Huriye teyze Kenan'ın biraz sonra geleceğini ve onu beklemememiz gerektiğini söyleyerek bizi sofraya oturtmuştu.

Şehriye pilavı, patlıcan musakka, tarhana çorbası ve salata vardı sofrada. Bekir ve Ayşenur'un iştahlarına bakılırsa uzun zaman sonra böyle bir sofrayla karşılaşıyorlardı sanırım. Gerçi benim de onlardan aşağı kalır yanım yoktu, kaşık kaşık götürüyordum pilavı.

"Eline sağlık Huriye teyze, çok güzel olmuş bunlar."

"Afiyet olsun kuzum, hepsinden ye ha çekinme."

Çekinmeden yiyordum zaten. Hızlı yediğim içim boğazımda bile kalmıştı. Ayşenur boşalan sürahiyi doldurmak için ayağa kalkınca onu durdurdum. Mutfakta bir bardak su içip sürahiyi de doldurduktan sonra geri döndüm ama oturamadan zil çalmıştı. Ayşenur tekrar ayaklanınca onu bir kez daha durdurdum.

"Otur sen, ayaktayım zaten. Ben bakarım." Dedim kapıya doğru ilerlerken.

Kapıyı açtığımda karşımda Kenan vardı. Onu ne zaman görsem istemsizce irkiliyordum. Görünüşe bakılırsa irkilen yalnızca ben değildim. Kenan da karşısında beni gördüğü için şaşırmıştı.

"Hoş geldin." Deyiverdim, ne söyleyeceğimi bilmeden.

"Hoş bulduk kara kız." Demişti o da. Bakışları üzerimde haddinden fazla oyalanınca tek kaşını alayla kaldırmıştı.

"Üstündekiler yakışmış."

Dediği şey beni o kadar utandırmıştı ki hızla bakışlarımı kaçırdım. Üzerime doğru gelince birkaç adım geriledim. Ayakkabılarını çıkarmaya başlamıştı. Yanımdan geçip gideceğini sanmıştım ama o yerinde kalmıştı. Hemen önümde.

"Annen verdi bunları. Banyo yapmıştım da." Allah'ım bu adamla konuşmak neden bu kadar zordu? Yüzüne bile bakamıyordum.

"Belli oluyor."

Başımı kaldırdığımda hala nemli olan saçlarıma baktığını gördüm. İfadesi hızla değişmiş, yumuşamıştı. Onu arkamda bırakıp içeri geçtiğimde o da kapıyı kapatıp arkamdan gelmişti.

"Hoş geldin oğlum. Otur hemen sofraya, acıkmışsındır."

"Hoş bulduk anacığım."

Kenan hemen karşımdaki sandalyeye oturmuştu. Şimdi onun önünde nasıl yiyecektim?

"Abi, annem musakka yapmış." Dedi Bekir. "Meryem abla olmasaydı, anca rüyamızda görürdük."

"Sus lan şükürsüz! Evimize et giriyor diye şükür edin azcık!"

Huriye teyze Bekir'in ensesine bir tane yapıştırınca Ayşenur ile güldük. Karşımdaki Kenan'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. İstemsizce ona baktığımda göz göze gelmiştik.

"Meryem demek." Diyerek fısıldadı.

"Günün nasıl geçti oğlum? Abin yok diye yoruldun mu yoksa?"

"Yok anacağım, yorulmadım. Cengiz yardım etti sağ olsun."

Cengiz Kenan'ın en yakın arkadaşıydı. Onu da araştırmıştım. Kenan'ın idamından sonraki birçok yürüyüş ve protestoyu o yönetmişti. Birbirlerini öz kardeşleri kadar seviyorlardı.

"Abin nerede ki şimdi?"

Ağzımdan kaçan soruyla Kenan kaşlarını çattı. İfadesi hızla sertleşmişti. Neden kızmıştı ki?

"Halil'imin yakın bir dostu evleniyor. Konya'ya düğüne gitdiydi. Yarın burada olacak, Allah nasip ederse." Diye açıklamıştı Huriye teyze.

"Anlat bakalım Meryem." Dedi Kenan. İlk defa adımla sesleniyordu. "Bir şeyler hatırlayabildin mi?"

Beklediğim soru da gelmişti. Diğerleri de merakla bakarken başımı olumlu anlamda sallayarak onu onayladım ve anlatmaya başladım. "Ben aslında İstanbul'da yaşıyorum. Gazeteciyim. Çalıştığım firma beni Ankara'daki bayisine transfer edince İstanbul'daki evi satıp buraya taşınmak zorunda kaldım. Dün gece buraya geliyordum. Nasıl oldu bilmiyorum ama önüme birileri çıkınca direksiyonu kırmak zorunda kaldım. Gerisini biliyorsunuz zaten."

İnandıklarını fark edince devam ettim.

"Sattığım evin parası, kimliğim, üzerinde çalıştığım makalem her şey o arabanın içindeydi."

Anlattıklarım bir bakıma doğruydu. Yalnızca detaylarını değiştirmiştim.

"Hırsızları görüyon mu? Gece vakti kızın arabasını çalmışlar. Allah güle güle yemeyin parasını yarabbim. İğne ilaç parası olsun inşallah." Huriye teyze olmayan hırsızlara saydığı beddualarından sonra bana döndü. "Kızım anan baban yok mu? Gidecek bir yerin neyin?"

Başımı iki yana salladım. "Babam ben küçükken bizi terk etti. Annemi de yakın bir zamanda kaybettim." Diye açıkladım. Kaybetme metaforunu saymazsak bu söylediklerim de doğruydu.

"Yarın tanıdıklarla konuşur, soruştururuz." Dedi Kenan. Başını kaldırmadan yemeğini yiyordu. "Sen de araban bulunana kadar burada kalırsın."

Kenan az önce bana evlerinde kalmamı mı teklif etmişti? Kulaklarım gayet iyi duyardı ve duyduklarımda yanılmıyordum.

"Hayır, buna gerek yok." Dedim hemen.

"Gidecek bir yerin, otel tutacak paran var mı?" Başını kaldırıp bana baktı. Cevap veremedim. "O zaman burada kalacaksın diyorsam burada kalacaksın."

"Ama-"

"Aması falan yok kızım. Kenan haklı. Vallahi de billahi de seni hiçbir yere göndermem. Hem ben seni çok sevdim. Bundan sonra sen de benim bir kızım sayılırsın."

"Ama- ama beni tanımıyorsunuz bile. Ya hırsız çıkarsam, en kötüsü ya katil çıkarsam? Böyle birini neden evinize almak isteyesiniz ki?"

Kenan'ın homurtusunu duydum. Gülüyor muydu o?

Diğerleri de gülüyordu. "Allah iyiliğini versin kız. Katil çıkarsam diyor bir de."

"Sen aynada kendine baktın mı hiç? Bu yüzle olsan olsan ancak karınca katili olursun. Katilmiş." Son kelimesini ağzının içinde söylemişti ama yine de duymuştum. Resmen benimle alay ediyordu.

Ona kızmayı isterdim ama aklım evinde kalmamı istemesindeydi. Bırakın gidecek bir yeri, hiçbir yeri tanımıyordum bile. Doğru söylüyordu. Otele verecek beş kuruş param bile yoktu. En mantıklısı burada kalmamdı sanırım. En azından kendi zamanıma nasıl döneceğimi bulana kadar tabii.

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.