İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 37 · 15 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 37

Bölüm 36 - İkinci En Güzel Gün

"Yarım kalan her şey biraz iz bırakır."

*

Annemin küçükken anlatmasını istediğim babamla düğün hikâyelerinin aynısıydı benim düğünüm.

Cengiz beni dualarla evden çıkartarak kapıda bekleyen Kenan'a teslim etmişti. Kenan ise beni arabaya bindirerek düğünün yapılacağı yere, meydana getirmişti. Meydan henüz gündüz vakti olduğu için asılan aydınlatmalar yanmıyordu. Çok kilolu bir insanın oturduğu anda kırılacak olan tahta sandalyeler teker teker sıralanmıştı. Normalde olsa 19 Mayıs etkinliklerinden biri için yer ayırtıldığını sanırdım. Ama burası benim evleneceğim yerdi.

Kendi düğünümde her şeyle kendim ilgilenmek istediğimi düşünürdüm hep. Ancak sevdiğim adamla evleniyordum. Bana kalsa düğün bile yapmazdım.

Kenan'la düğünümüz, Yasemin ve Yavuz'un veya Alparslan ve Suna'nın düğünü gibi kalabalık değildi. Muhtemelen çoğu Halil hapisteyken düğün yaptığımız için bizi kınıyordu. Gelenlerin de meraktan geldiğine emindim.

İmam nikâhında da olduğu gibi şahitlerimiz Suna ve Alparslan'dı. O masada sevdiğim adama evet derken yüreğim ağzıma gelmişti. Son saniyesine kadar bir engel çıkacağına emindim ama hiçbir şey olmamıştı. Ve ben bana karşı olan zamana rağmen sevdiğim adamla evlenmiştim.

Artık resmi olarak Meryem Mollaoğlu'ydum.

Tabii ne kadar resmi olabilirse artık...

İlk dansımızı yaparken kalabalığın gözlerinin doğrudan üstümüzde olması beni rahatsız etmişti. Gözlerini kaçırmadan bakıyorlardı bize.

"Düğün yapmak zorunda mıydık Kenan? Gözlerini dikmiş bize bakıyorlar resmen."

"Zorundaydık gülüm. Öyle kuru bir nikahla gelin mi edecektim seni? Hayatta olmaz. Hem bizim sülale de burada. Ağızlarına laf vermek olmaz şimdi. Biraz sabret yav."

"İyi."

"Gülüm, şimdi bana gönül koymanın sırası mı Allah aşkına? Düğün fotoğraflarımız kötü çıkacak sonra. İleride çocuklarımıza gösterirken ben derim, ananız düğün yaptık diye bana küstü derim."

Kenan'ın gülümsemesi acı gerçeği hatırladığı an soldu. Çocuk sahibi olamadan öleceğini, son günlerimizi yaşadığımızı sanıyordu. Onunla inatlaşmayacaktım artık. İnanmak istediği o şeye inanmasına izin verecektim.

"Tamam, bir şey demiyorum. Bari düğünü erken bitirelim."

"Gülüm anlaşma yapacak pozisyonda değilsin. Düğündeyiz yav, bizim düğümüzde. Asma şu suratını. Bir gül bakayım bi, göreyim."

Yalandan bir gülümseme sundum ona. Bana alttan bir bakış atınca dayanamayıp gerçekten güldüm. Dansı bitirdikten sonra oyun havaları çalmaya başladı ama ben oynayamadım. Çünkü Huriye teyze beni akrabalarıyla tanıştırmak için kenara çekiştirmişti. Benimle iki kelimeyi zor konuşuyordu ama akrabalarına düzgün bir şekilde tanıtmaktan geri durmamıştı. Dün kınada tanıştıklarım haricinde bugün Kenan'ın anne memleketi Kayseri'den gelenlerle tanıştım. Kenan'ın anne tarafı akrabaları, baba tarafı akrabalarından daha anlayışlıydı. Halası dün akşam benim duymadığımı düşünerek Fatma teyzeyle dedikodumu yapmaya bile çalışmıştı.

Canım arkadaşlarım, beni bayramda gelen misafirlere zorla görünmem gerektiği gibi bir durumdan çekip kurtardıklarında neredeyse boyunlarına sarılacaktım. Birlikte kurtlarımızı döktük, Kenan'la karşılıklı oyandık. Daha sonra Kenan ondan istediğim şeyi yaparak kaşık oynamaya başladı.

Ceketini çıkartmıştı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katladı. Zaten iki düğmesi açıktı ve bana kol ve göğüs pornosu izlettiriyordu. Bu akşam bu adamla beraber olacaktım. Düşününce bile yanaklarıma sıcak basmıştı.

Kenan kollarını kaldırdıkça beyaz gömleği üzerinde geriliyordu. Gece onu üzerinden nasıl çıkartacağımı düşündükçe içim bir hoş oluyordu. Bu kadar insanın içinde akşam olacakları düşündüğüm için biraz utanıyordum aslında. Biraz. Ama el insaf yani, Kenan Mollaoğlu karşımda tüm asaletiyle sanılırken başka ne yapabilirim ki?

"Bak bak, benimkinin aynısı yav." Dedi Alparslan. Yanındaki Suna'nın kulağına eğilmiş yüksek sesten dolayı bağırmak zorunda kalmıştı. "Ama ben daha güzel oynadım."

"Aynen kocacığım, sen daha güzel oynadın." Dedi Suna. Onu pek de ciddiye almıyor gibiydi.

"İnanmıyon mu?"

Cevap gelmedi.

Alparslan hırslanıp ceketini çıkarmaya başlayınca Suna güldü. "Otur oturduğun yere! Adam oynuyo görmüyon mu?"

Onların bu çocuk gibi zıtlaşmaları beni öldürüyordu. Kahkaha atarak Kenan'ı izlemeye döndüm. O kaşıklarla harikalar yaratmıştı resmen. Türkü bittiğinde nefes nefese kalmıştı. Hızla inip kalkan göğsü bana birazdan baygınlık geçirtecekti.

Kenan kaşıkları kuzenlerinden birine teslim ettikten sonra yanıma geleceğini sandım ama sonra türkü değişti. Ellerimle yüzümü kapattım. Ben ona düğünü erken bitirmekten bahsediyordum o ise beni oynamaya davet ediyordu.

"Meryem!" diye bağırdı.

Başımı iki yana salladım.

"Git kız, yürü!" dedi Suna, hemen yanı başımdan.

"Hadi!" diyordu Kenan.

Şu an gözlerimi devirmeyi o kadar çok istiyordum ki, akrabaları da ne düşünürse düşünsündü artık. Ayağa kalkıp karşısına geçtim. Davul ve zurna, birlikte dans ettiğimiz ilk türküyü çalıyordu. Zeybek türküsünü.

Dansımız ilkinden daha farklıydı. O yabancılık yoktu bir kere. Kalplerimizde birbirimiz için hissettiğimiz o sevgi bedenlerimizden taşarak dansımızı yönetmişti adeta. Birbiri ardına attığımız adımlarımız bize rehber olmuş, yol gösteriyordu. Ayırmaya gücümüzün yetmediği gözlerimizin arasında sağlam bir köprü vardı sanki sözlerimizle değil, gözlerimizle konuşuyorduk. Orada anlaşıyorduk.

Onunla aramdaki bu görünmez bağ sandığımdan daha güçlüydü. Düşüncelerimi, hareketimi, her anımı bu bağ yönetiyordu. Nasıl oluştu, ne zaman oluştu, eskiden beri var mıydı bilmiyorum ama tek bildiğim halimden memnun olduğumdu.

Göz temasını kesmediğimiz dansımız ne kadar güzel olursa olsun hiçbir zaman ilk dansımız kadar hoşuma gitmeyecekti. Onunla olduğum her an gibi bunu da sevecektim ama ilklerimiz her zaman daha güzeldi.

Sonsuza dek sürmesini istediğim dansımız duyduğumuz sesle kesilmek zorunda kalmıştı. Çalmayı bıraktılar, hepimiz tek bir yöne bakıyorduk.

Gülsüm, peşinde annesi ve babasıyla adeta perişan bir halde koşarak buraya geliyordu. Yaklaştıkça ağlamaktan kızardığı çakır gözlerini görebiliyordum. Onu en son annesiyle bana hakaret ettiği gün görmüştüm. Şimdi onu bu halde görmek yutkunmama engel oldu.

Tam önümüzde durdu. Ayakta kalmaya mecali yokmuş gibi görünüyordu. Huriye teyze, Suna Yasemin, hepsi yanımıza geldiler.

"Ben daha Halil'imin ölmeden yasını tutayım, siz burada düğün yapın. İş mi bu sizin yaptığınız ha? Söylesene Huriye anne. Ya sen Kenan?" dedi, bakışları Kenan'ı bulurken. "Sana da yazıklar olsun. Abinin hapse girmesine neden olan kıza bir de düğün mü yapıyorsun?"

"Gülsüm, bacım bir dinlesen." Diye araya girmeye çalıştı Suna.

"Sen hele hiç karışma." Dedi işaret parmağını ona doğrulturken. Yasemin ile ikisine baktı. "Beni acımda, üzüntümde yalnız bırakıp, ne idüğü belirsiz bu kızın yanında durdunuz. Dostumdunuz be siz benim! Siz gibi dost olmaz olsun!"

"Ağır konuşuyorsun Gülsüm." Dedi Yasemin.

Gülsüm onu umursamadı bile. Sırada ben vardım.

"Ama tebrik ederim seni de. Bana yapılmayan düğün sana nasip oldu. Allem ettin, kallem ettin Mollaoğlu gelini oldun sonunda. Allah seni de nasıl biliyorsa öyle yapsın." Her şey için beni suçluyordu. Yine. "Mutlu olma şansımı elimden çaldın. Yılanın başı sensin."

Gülsüm'ün öfkesi hararetlendi. Üzerime yürüyüp bana saldırmak istemişti. Geri çekilmedim. Kenan hemen önüme geçerek Gülsüm'ü tuttu. Arkasında annesi ve babası onu tutmaya çalışıyordu.

"Allah senin belanı versin! Her şey senin yüzünden oldu, sen hayatımıza girmeseydin Halil'im hala burada olacaktı. Bu düğün benim düğünüm olacaktı! Hırsız!"

"Yeter!" diye bağırdı Kenan. Çekişmeyi durdurmuştu. "Kasım abi al şu kızını yoksa elimden bir kaza çıkacak şimdi!"

Babası Gülsüm'ü geri çekince Gülsüm, alınmış gibi Kenan'a baktı.

"Sen ne biliyon da ne konuşuyon?" dedi Kenan. Öfkelenmişti o da. "Bak sen hala abimin nişanlısısın, kapımız sana sonuna kadar açık. Bugüne kadar sana saygıda kusur da etmedim ama bundan sonra karıma söylediğin tek bir kötü sözde karşında beni bulursun."

"Öyle mi oldu Kenan?" Gülsüm'ün annesi ellerini belinin iki yanına koydu. "Bu saatten sonra eşiğinizden adım atmayız zaten. Merak etmen."

"Hüsne, ne diyon ki kız?"

"Bırak anne." Dedi Kenan. Elimi tuttu, arkaya dönerek bağırdı. "Sizde çalın haydi, ne duruyonuz?"

Şarkılar çalmadı. Gerginliğin sona erdiğinden emin değillerdi.

"Gel kızım." Dedi babası. Gülsüm ailesiyle gitmeden önce gözlerimin içine baktı ve uzun süre aklımdan çıkartamayacağım o sözleri sıraladı. "Sen benim mutluluğumu çaldın, hayatımı kaydırdın. Dilerim Allah'tan sen de mutlu olmayasın, sevdiğin adamdan ayrı kalasın. Dilerim Allah'tan ahım ahirette de yakanı bırakmasın."

Bir damla gözyaşını yanağımda aktığı gibi sildim. Acı ve nefretle bir olan sözleri yüreğime işlenmiş canımı yakmıştı. Böyle bir anın yaşanacağını tahmin etmiştim ama etkisinin bu kadar büyük olacağını düşünmemiştim.

Kenan olan onca şeye rağmen düğüne devam etmek istedi. Bu olayın keyfimizi kaçırmasına izin vermek istememişti. Ancak tadım kaçmıştı bir kere, hiçbir şey olmamış gibi gülüp oynayamazdım. Yine de ona ayak uydurmaya çalıştım.

Bir saat, bir saat dayanabilmiştim. Düğünü erken bitirerek eve dönmüştük. Bizim olmayan eve. Alparslan ve Suna sağ olsunlar bir günlüğüne Yaseminlerin evine giderek bizi yalnız bırakma nezaketinde bulunmuşlardı.

Şimdi ise bize verilen yatak odasında yatağın üzerinde oturuyordum. Kızlar az önce bana malum geceyle ilgili belli başlı tavsiyeler vererek gitmişlerdi. Onların gülüşmeleri beni az sonra Kenan'la birlikte olacağım gerçeğini hatırlamama sebep olmuştu. Ne kadar hayretler etsem de bugün gerçekten de yaşanıyordu.

Kenan kapıyı usulca açtığında duvağımı kaldırmamak için savaşıyordum. Oturduğum yerden epey uzun görünüyordu. Adımlarını tam önümde durdurduğunda ben de ayağa kalktım. Duvağımı açtı. Kahve gözleri her zaman yaptığı gibi yüzümde gezindi önce. Sonra gerdanıma indiğinde kaşlarının çatışına şahit oldum.

"Ne oldu?"

"Bunu sana kim verdi?"

"Kuşağımı bağladığı zaman Cengiz verdi. Ne oldu ki?"

"Yok bir şey." Dedi sadece.

Gülümsedi. Her şeyin yolunda olduğunu söyleyen ama aslında olmayan bir gülüştü bu. Kolyeyle ilgili bir sorunu mu vardı? Öyleyse bile bana söyleyeceğinden emin değildim.

İfadesi az öncekine nazaran yumuşaktı. Başımı avuçlarının arasına alarak, "Güzel karım benim." Dedi, yüzümü dünyadaki en güzel manzarayı izler gibi inceledikten sonra alnıma öpücük kondurdu. "Seni böyle gördüm ya, rabbime bin şükürler olsun."

"Bana tamam dediğin o gün beni öyle mutlu ettin ki yüreğim kanatlanıp uçtu sandım. Aklımı da beraber götürdü, yerine seni koydular. Bir olup senin adını haykırdılar. Meryem. Meryem'im." Sesi bir kemanın notlarından dökülen ahenk kadar uysaldı. "Öylesine çok seviyorum seni ama öylesine değil. Bir anlığına harlanan ateş gibi, kavurucu güneş gibi. Bir bakışınla küle dönmeye hazırım. Bir sözün, tek bir sözün yeter başımı yoluna sermeme. Söyle gülüm, söyle de şu canımı çıkartıp yoluna sereyim."

"Kenan."

"Kenan'ın kurban olsun sana."

"Hala evlendiğimize inanamıyorum." Dedim. Kafası karışmış gibi bana baktı. "Yine senin makaleni yazdığım bir akşam aldatıldığımı öğrenmiştim, ağlıyordum. Neden aldatıldığımı, sevilme layık olup olmadığımı sorguladım. Sonra gökyüzüne bakıp bir dilek diledim... Ben senin gibi bir adam tarafından sevilmek istedim Kenan. Senin gibi bir adamla evlenmek istedim. Farkında olmadan gerçekleşecek bir dilek tutmuşum." Bazen düşünmeden edemiyorum. Acaba tuttuğum bu dilek yüzünden mi buraya geldim yoksa başka bir nedenden dolayı mı?

"Benim gibi birini dilemişsin rabbim sana beni vermiş bak." Elleri ellerimi hapsetti. "Şanslı kuluymuşsun."

Şanslı mı şanssız mı orası meçhuldü.

"Ben beş dakika namazı kılayım, sen otur burada." Dedi. Abdest almak için odadan çıkmıştı. Geri geldiğinde elinde seccade vardı. O namazını kılarken ben de oturup onu izledim.

Kenan'ın namaz kılan görüntüsü öyle huzur vericiydi ki, tüm gün onu izleyebilirdim.

Bitirdiğinde seccadeyi katlayarak kenara bıraktı. "Allah kabul etsin." Tekrardan ayağa kalktım. "Sevişecek miyiz artık?"

Kenan kulaklarımın hoşuna giden bir kahkaha attı. Ardından dudaklarını benimkilere bastırdığında aralayarak onu içeri aldım. Tenlerimiz birbirine değdiği an sıcaklık yayılmaya başladı. Karnımın altında beklentiyle kabaran bir heyecan başlamıştı.

Geri çekildiğimde şaşkınlığa uğradığını fark ettim. "Geceliğimi giymem lazım."

"Gülüm çıkartmayacak mısın zaten? Niye giyiyorsun bir daha?"

"Olsun." Dedim, omuzlarımı umursamazca kaldırıp indirirken. "Hem saçımı tarayacağım, makyajımı çıkartmam lazım. Bekleme sırası sende hayatım, üzgünüm."

Ona üzgün surat yapıp dolaptan aldığım gecelikle odadan çıktım. Banyoda önce duvağımı çıkarttım. Dolaşan saçlarımı taradıktan sonra ıslak mendille makyajımı sildim. Gelinliğimi çıkarttığımda bu hafta ondan gizli aldığım siyah renkli geceliği giydim.

1983'teki gecelikler benim zamanımdakilere göre fazla sadeydi. Babaanne geceliklerinden hallicelerdi. Benim aldığımın onlardan tek farkı kısa ve dantelli olmasıydı. Fırsatım olsaydı daha seksi daha açık alırdım ama elimdekiyle yetinmek zorundaydım.

İpek kumaş cildimin üzerinde hoş bir esinti bırakıyordu. Askıları inceydi ve v yakaydı. Eteğin bittiği yerden dört parmak kalınlığında dantel kumaş eklenmişti. Aynı dantelin kollarına işlendiği sabalığımı da üzerime geçirdikten sonra küçük aynadan kendime baktım. Üzerimde büyük bir cesaret pelerini varmış gibi hissediyordum. Az sonra Kenan'ı içime alacaktım. Kahretsin! Buna çoktan hazırdım.

Derin bir nefes alıp banyodan çıktım. Odaya girdiğimde onu bıraktığım şekilde ve bıraktığım yerde buldum. Beni görünce nefesini tutmuştu. Hızla ayağa kalktı, ortada buluştuk. Gözleri üzerimde gezindi.

"Rabbim seni özene bezene yaratmış." Dedi.

Çeneme dokunarak okşadı. Diğer eli de belimdeydi. Beni kendine çektiğinde öpüşmeye başladık. Aceleydik ve aynı zamanda değildik de. Dudaklarımızın birleştiği noktada ilk defa birlikte olacağımızın bilincinin getirdiği çekingenlik vardı. Ne kadar bunu istiyor olsam da birazcık utandığımı inkâr etmeyecektim.

Kenan alt dudağımı çekiştirmeye başladı. Deli gibi emiyor, ağzımı mahvediyordu.

Dudaklarımı aralamam için baskı yaptığında onu içeriye aldım. Bu konuda tecrübesizdi, yine de elinden geleni yapıyordu. Dilini ağzımın içinde dolaştırıyor, dilime sürtüyordu. Aklımla oynuyordu.

Belimdeki elini kalçama indirerek beni sertliğine bastırdığında inledim. Bizi yatağa götürüyordu. Uzanmadan önce sabahlığımı çıkarttım. O da gömleğinin düğmelerini açıyordu. Ona yardım ederek gömleğini üzerinden çıkartıp kenara attım. Avuçlarımı çıplak kalan göğsüne yerleştirdiğimde ellerini kalçalarıma yerleştirerek yukarıdan beni izlemeye başladı. Öpücüklerime boynundan başladım. Adem elmasını öptüğümde bedeni kasıldı. Omuzlarını öptüm, göğüslerini. Sonra ısırdım.

Gülümseyerek ona baktığımda gözbebeklerinin titrediğini gördüm.

Onu göğsünden iterek yatağa oturmasını sağladım. Parmaklarım kumaş pantolonun düğmesine uzandığında beni durdurdu.

"Gülüm."

"Hoşuna gidecek." Dedim. "Güven bana."

Parmaklarını ellerimin üzerinden çektiğinde düğmesini açtım ve iç çamaşırıyla beraber pantolonunu indirdim. Sikeyim! Büyük ve kalındı. Evlendiğim adamın koca bir aletinin olması hiç beklemediğim bir durumdu. Umudum yoktu ama bu beni gerçekten şoka uğratmıştı.

Kenan yutkunduğumu gördü. Beni izliyordu ve izlemesi bana cesaret verdi. Önünde diz çökerek ona dokundum.

"Ha siktir!"

Çarşafı sıktığı elini alarak başımın arkasına, saçlarıma götürdüm. "Yanlış yaparsam veya herhangi başka bir şeyde saçlarımı çek."

"Canını yakarsam?"

"Yakmazsın." Dedim.

Kenan başıyla onayladığında aletinin ucundan gelen sıvıyı yukarı aşağı yaydım. Çoktan saçımı yumruğunun arasına almıştı bile. Onu okşayarak ağzıma aldığımda inlemesi kulaklarımı doldurdu.

Aleti büyüktü ve hepsini ağzıma almam imkansız olduğundan kalan kısmını elimle çekiyordum. Dilimi uzunluğu boyunca gezdirirken gözlerimi ondan ayırmadım. Şu an ikimizde aşırı tahrik olmuştuk. Onu tekrar ağzıma alarak hızlı hareketlerle emdim. Gelmeye yakındı, bu yüzden daha da hızlandım.

"Gülüm çekil, boşalacağım!"

Çekilmedim. Saçlarımı çekiyordu ama beni ayırmaya yetecek kadar güçlü değildi. Canımın yanacağından korkuyordu. En sonunda ağzıma geldi. Meni tadının nasıl olduğunu hep merak etmiştim, şimdi öğrenmiştim.

İkimizin de göğsü hızla inip kalkıyordu. Bana şaşkın bakışlar atarken güldüm. Saçlarımdaki eli çenemi tutarak okşadı.

"İzlediğin o videolardan mı öğrendin bunu?"

Sessizce başımı salladım. Ayağa kalkarak geceliğimi askılarından tutup indirdim. Kumaş hızlıca bedenimden kaydı. Kenan yine dünyanın en güzel manzarasıymışım gibi izledi beni. Önünde çırılçıplak duruyordum. Savunmasız, zayıf...

Ayağa kalktı. Altında utanmama neden olan bakışları üzerimdeyken ellerimle kendimi kapatmaya çalıştım ama bana engel oldu. "Yapma." Dedi. "Kendini benden saklama gülüm."

Tekrardan öpüşmeye başladık. Beni yatağa yatırarak üzerime çıkmıştı. Dudakları hassas noktama uzandığında kollarımı boynuna sardım. Boynuma bir hazine bulmuş korsan gibi saldırıyordu. Emiyor, yalıyor, dişleriyle çekiyordu. Hissettiğim bu zevk yüzünden birazdan aklımı kaçıracaktım.

Dudakları göğüslerime indi. Birini elleriyle yoğururken, diğeri emiyordu. Asla göğüsten tahrik olan biri değildim ama o dişleriyle göğüs ucumu çektiğinde inleyerek saçlarını tuttum.

Göğüslerimle işi bittiğinde tekrardan boynuma çıkarak parmaklarını kadınlığıma götürdü. Islaklığı yaydı. Aleti hala dimdikti ve oraya konumlandırdığında ellerimi göğsüne koyarak onu durdurdum.

"Dur, bekle."

"Ne oldu gülüm?"

İçime girdiğinde hissedeceğim acı yüzünden korktuğumu ona nasıl söyleyecektim şimdi? Çenemi okşayan parmaklarına bakılırsa pek de bir şey söylemeye gerek yoktu.

"Korkma. Yavaş yavaş yapacağım, acıtmadan."

Ona güveniyordum. Kollarımı boynuna sıkı sıkı sardım ve bekledim. Kenan dediği gibi içime yavaş bir şekilde girmişti. Acıyı hissetmiştim. "Tamam. Tamam, hareket et şimdi." Dedim nefes nefese.

İçime girip çıkarken hissettiğim tek şey acıydı fakat sonradan değişti. Tarif ettikleri o zevki de hissetmeye başlamıştım. Müthiş bir histi. Bunu onunla paylaştığım için ayrı hoşuma gitmişti.

"Daha fazla."

Hareketleri hızlandı ve beni uçurumun kenarına getiren o darbeyi vurdu. O benden çok sonra boşalmıştı. İkimizde nefes nefeseyken yatakta uzanıyorduk. Elimi yanağımın altına koyarak ona döndüm. "Harikaydı." Dedim gülerek. "Yine istiyorum."

İkinci seferimizde üstte olan bendim. Tırnaklarımı göğsüne geçirerek doyuma ulaşmıştım.

Saat on iki olmamıştı bile. Kenan yıkanmamız gerektiğini söylediğinde birlikte banyoya indik. O kazanı yakarken ben de onu izledim. Odunları sıkıştırıp ateşi yakmasını izlemek çok havalıydı. O an, bu havalı adamın tamamen benim olduğunu hatırladığım andı. Kenan Mollaoğlu benimdi.

Önce o beni yıkadı. Çocukken annemin yıkadığı gibi yıkamıştı. Sonra ben onu yıkamaya başladım. Tabureye oturunca benden kısa kalmıştı. Önce saçlarını köpürttüm, sonra sırtını. Omuzunun üzerindeki yanık izine dikkat ediyordum. Bir elin büyüklüğü kadardı. Doktor Kenan'ın o yanıkla yaşamak zorunda olduğunu söyleyince içim parçalanmıştı.

O olmasaydı o yangından ölüm çıkardı.

Hala beni öldürmek için yangın çıkardıklarına inanamıyordum. Resmen beni yollarından çekerek ortadan kaldırmak istemişlerdi.

"Şu Erdem Şanlı denen adamdan haber var mı? Bulabilmişler mi onu?"

Kenan bir iç çekti. Bunu inip kalkan sırtından anlamıştım. "Henüz bulamamışlar ama enselerindelermiş. Yarın mahkeme saatine kadar buluruz diyor ki Erkan."

"İnşallah bulurlar onu. Her şey ona bağlı."

"Tüm umudunu ona bağlama gülüm." Dedi Kenan. Omuzunun üzerinden bana baktı. "Onu bulduğumuzda konuşup konuşamayacağı belli değil daha."

Konuşmak zorundaydı. Sevdiğim adamın ve abisinin hayatı onun ağzından çıkacak iki cümleye bakıyordu. Zamanın akışını değiştirmiş olabilirdim belki ama bu yarından sonra netleşecekti.

Kenan'a bir şey söylemedim. Banyodan çıkınca kurulanıp pijamalarımızı giyindik. Uykum yoktu ve ona aç olup olmadığını sorduğumda benimle birlikte yiyebileceğini söylemişti. Mutfağa inip dünkü kına gecesinden kalanları masaya çıkarttım. Ben tatlı yerken o da benim yaptığım poğaçalardan yiyordu.

"Nasıl olmuş, beğendin mi?"

"Sen mi yaptın?" diye sordu, şaşkınlıktan kaldırdığı kaşlarıyla. Başımı salladığımda elimi tutup tersini uzunca öptü. "Eline sağlık gülüm, çok güzel olmuş. Sen yaparsın da kötü olur mu hiç?"

Utanarak tatlımı yemeye geri döndüm. Sessizlik içinde yemeye devam ettik. Sessizlikten nefret ediyordum.

"Biliyorsun, evlenmeyi düşünmüyordum ama evlenirsem de bunun sade, aile arasında bir törenle olmasını isterdim hep." Kaşlarımın altından ona baktım. "Sen bütün kurallarımı bozuyorsun sevgilim."

Boynumdan yakalayarak beni kendine çekti ve dudaklarımızı birleştirdi. Öpücüğü aidiyet kokuyordu. Geri çekilmeden önce boynuma bir öpücük kondurdu.

"Kusura bakma gülüm, bugün istediğin gibi bir düğün yapamadım sana."

"Kenan."

"Hayır gülüm. Gülsüm'ün düğünü basacağını tahmin etmem gerekiyordu. Düşünemedim. En güzel günümüzü mahvetmesine izin verdim."

"Kenan. Hayır." Yerimden kalkarak kucağına oturdum. Kollarımı boynuna sardığımda o da belime doladı kollarını. "Sakın böyle düşünme! Bugün hayatımın ikinci en güzel günüydü."

"Birinci hangisiydi?"

"Hep beraber piknik yapmaya gittiğimiz gün. Çünkü hayatım boyunca pek arkadaşım olmamıştı. O gün gerçekten çok eğlenmiştim. Hem o gün biz ilk defa öpüşmüştük. Sevdiğimi, sevildiğimi, değer gördüğümü hissetmiştim. Bugünse evlendiğimiz gün. İlk defa beraber olduğumuz gün. Gülsüm'ün öfke nöbeti yüzünden gölgelenmesine izin vermeyeceğim. Sen de verme."

Parmakları saçlarıma uzandı, onları incitmeden okşadı. "Ben nasıl bir sevap işledim de rabbim seni çıkardı karşıma?"

"Saymaya başlasam bitiremem muhtemelen."

Gülüşümü dudaklarıyla bastırdı. Yemeyi bırakarak öpüşmeye başladık. O da yatakta sonlanmıştı. Kenan ilk iki turumuzdan sonra epey açılmıştı ve şimdi benden daha istekliydi. Şöyle bir şey daha vardı ki artık geç boşalıyordu. Gelene kadar beni mahvediyordu.

Bir iki turun ardından daha yorgunluktan bayılacak gibi olduğumda Kenan merhamet gösterme şerefinde bulunmuştu. Yüzümü boynuna gömdüm ve kendimi uykunun derin kollarına bırakmadan önce nefesini sayıyordum.

Bizi uykumuzdan uyandıran şey bir sesti. Deli gibi Kenan'ın adını haykıran kaba bir ses. Gözlerimi kırpıştırarak ona döndüm.

"Kim bu?"

"Bilmiyorum gülüm." Dedi. Yataktan kalkarak üzerine bir şeyler giydi ve ardından pencerenin önüne geçti. Perdeyi kaldırarak aşağıya baktı. "Alparslan abi."

"Ne istiyormuş?" diye sordum. Bileğimdeki saat dördü gösteriyordu. Sadece bir saat mi uyumuştuk? "Bu saatte?"

"Bilmiyorum. Ben bi bakıp geleyim. Sen burada kal."

Üzerine hırka alıp odadan çıktı. Sesi endişeli gelince beni de telaşlandırmıştı. Yataktan kalktığım gibi hızlıca üzerimi giyinip peşinden gittim. Kenan kapıyı açmıştı bile. Arkasında durdum. Alparslan nefes nefeseydi. Yüzü sanki hayalet görmüş gibi bembeyazdı.

"Söylesene abi!" dedi Kenan.

"Halil." Dedi Alparslan.

Anladım. Keşke anlamasaydım ama anladım.

"Başımız sağ olsun kardeşim."

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.