"Gör istedim, sana bir mucizeye bakar gibi baktığımı."
*
Öğrendiğim şeyden sonra ilk işim bu meseleyi bizimkilere anlatmak olmuştu. Akşam yemeğinin ardından lafı ilk açtığımda Kenan ondan gizli iş çevirdiğim için çok kızmıştı. Yani ondan gizli hareket edip etmediğimi sormuştu ve cevabı duyunca da öfkelenmişti. Bu sefer arkadaşlarımızın yanında bir şey dememişti ama yalnız kaldığımız ilk an içinde tuttuklarını kusacağına emindim.
"Adamı bulmamız gerekiyor."
"Meryem." Dedi Kenan.
Gülüm demesine o kadar alışmıştım ki adımı ağzından duymak istemiyordum. Küfürmüş gibi geliyordu.
"Sen bir dur, bir otur oturduğun yerde kız. Düğünün var ya, gelin oluyon sen. Bir de kalkıp sokak sokak adam mı arayacan?" diye kızdı Suna.
Bir bakıma haklıydı ama çözümü aramak varken öylece oturup gelin olmayı bekleyemezdim.
"Şimdi Suna haklı." Dedi Alparslan. Oturduğu koltukta geriye yaslandı. "Bak kızım, her şey bir yana senin kadın başına kalkıp elalemin orospu çocuğunu araman bir yana. Aklına mantığına yatıyor mu bir söyle hele? Ben Erkan'la konuşurum. Bizim dernekten adamları da katarız araya. El birliğiyle buluruz o şerefsizi. Merak etme."
"Aynı şeyi Sezen Kılıç'la da yaşadık. Eğer onunla konuşan ben olsaydım belki de ikna edebilirdik. Tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Bu son şansımız."
"Gülüm sen niye anlamıyorsun, kurban olayım ya?" dedi Kenan. Onu çileden çıkartıyormuşum gibi bakıyordu. "Sen o kadınla konuşsan da değişen bir şey olmayacaktı. Aynı şekilde sen şimdi o adamı aramaya çıksan bulabileceğini mi sanıyorsun, tek başına?"
"İyi de tek başıma olmayacağım ki, siz de olacaksınız. Burada elim kolum bağlı oturamam Kenan. Bir şey yapmak zorundayım."
"Bir şey yapmak zorunda değilsin!" diye bağırdı. "Sen sanıyorsun ki şuraya da ben koşayım şunu da ben halledeyim. Herkesi kurtaramazsın gülüm. Bu hayatta senden benden daha güçlü şeyler var. Anla artık."
Kenan oturduğu yerden kalkarak yanımızdan ayrıldı. Muhtemelen odamıza çıkıyordu. Sıkıntılı bir iç çektim. Haklı olabilir miydi? Hayatta bizden daha güçlü şeyler olabilirdi belki ama kimseyi kurtaramazsam özellikle bu yıla neden geldim o zaman? Hayır! Benim bir amacım vardı. O amacı yerine getirmek zorundaydım.
Kenan'ın peşinden ilerleyerek odaya girdim. Sırtı bana dönük bir şekilde yatakta oturuyordu. Usul adımlarla yanına oturdum. Dizlerinin üzerinde tuttuğu elini avuçlarımın arasına aldım ve narin dokunuşlarla tenini okşadım. Konuşmaya başlamadan önce bir süre sessiz kalmıştık.
"Ben yaşamayı istemez miyim gülüm? Abimin yaşamasını istemez miyim? Çocuklarımızın olmasını, onları büyütmeyi, beraber yaşlanmayı istemez miyim sanıyorsun sen gülüm? Olmuyor işte, bizim de kaderimiz buymuş."
"Ne olur öyle söyleme Kenan."
"Daha dün, bu adamlar kötü, bunlarla nasıl savaşacağız diyen sen değil misin gülüm? Bu adamlar kötü, tehlikeli. Sen kendi canının kıymetini bilmiyorsun ama o can artık benim de canım. Nasıl tehlikeye atarım?"
Elini çekerek ellerimi avuçlarının arasına aldı. Yanağıma dokundu sonra, elmacık kemiğimi okşadı. Şefkatle bakıyordu gözlerime.
"Yapma gülüm, kurban olayım yapma. Kendi canına acımıyorsan benimkine acı."
Yanağımdaki elini tuttum. "Ben her şeyi senin için yapıyorum zaten Kenan. Senin hayatını kurtarmak için yapıyorum. Eğer abini oradan çıkartamazsak seni de kurtaramam."
"Gülüm sen benim o Kadir denen şerefsizi öldürüp idam edileceğimden korkuyorsun ama öyle bir niyetim yok ki."
Sözleri beni şaşırtmıştı. "Yani, intikam almak istemiyor musun?"
"İstemiyorum." Dedi, başını iki yana sallarken. Gülümsedi. "Kaderimde belki ölmek var ama o şerefsizi öldürüp süreci hızlandırmayacağım. Ne kadar zamanım varsa da kullanacağım. Seni öyle kolay bırakmaya niyetim yok gülüm. Rabbim şu canımı alana kadar sana emanetim."
Kenan beni başımın arkasından tutarak göğsüne çektiğinde kollarımı gövdesine sardım. Beni yine sözleriyle ikna etmişti ama olasılıkları düşünmeden edemiyordum. Halil'in mahkemesindeyken Kenan'ın intikam alma fikrini düşündüğünü sanmıştım ama görünen o ki yanılmışım. Kenan intikam istemiyorsa eğer bu da idamı hakkında endişelenmemem gerektiğini anlamına geliyordu.
Sanırım tahmin ettiğim şey olmuştu. Zamanın akışını değiştirmiştim.
Yine de fazla emin olmamalıydım. Pazartesi günkü mahkemeden sonra neler olacağı belli olacaktı. Umarım her şey istediğimiz gibi giderdi de Halil'i hapisten çıkartabilirdik.
"Tamam." Dedim. "Hiçbir şey yapmayacağım ama siz de beni davadan haberdar edeceksiniz. Anlaştık mı?"
Kıkırdamasını duyduğumda başımı kaldırarak ona baktım. "Anlaştık gülüm."
Eğer Kenan'ın intikam alma gibi bir planı yoksa şimdilik düşünmeyi bırakmalıydım. Endişe etmeyi bırakıp anı yaşamalıydım. Onunla birlikte olduğum anların keyfini çıkartmalıydım.
Göğsünden ayrıldım. "Neden bana Liya demiyorsun? O da benim adım sonuçta."
Yanlarıma düşen saçlarımı okşarken yüzümü inceliyordu. "Sen benim kara kızımsın, asi bakışlımsın, gülümsün. Meryem'imsin... Liya başka biri." Dedi.
"Başka biri olsun veya olmasın. İkisi de seni çok seviyor."
Beni tekrardan göğsüne yatırdı ve saçlarımı okşama devam etti. "Biliyorum gülüm, biliyorum."
Ertesi gün neden olduğunu anlamadığım bir şekilde Suna ve Yasemin tarafından erkenden uyandırılmıştım. Dediklerine göre yapacak çok işimiz varmış, iki kişilik kına gecesi için nasıl çok iş oluyor anlamamıştım ama anlamış gibi yapıp geçmiştim. Kızdıklarında acayip oluyorlardı çünkü.
Önce yemekleri hazırlamıştık. Ben poğaçaları yapmıştım, Yasemin tatlıları ve Suna da ana yemekleri yapmıştı. Ardından Yasemin bir koşu evine gidip akşam giyeceği kıyafetini alıp gelerek Suna ile beraber ütü yaptılar. Bu bir hafta boyunca Suna evi bal dök yala yapmıştı, yani ev temizdi.
Onlar ütülerini yaparken ben de saçlarımı ve makyajımı yaptım. Göğsümün altına kadar uzanan kahve saçlarımı dalgalandırmıştım ve benimkiler yangında eridiği için kızlar malzemelerini kullanmama izin vermişlerdi. Ve ben de hafif, belli olmayacak bir makyaj yaptım.
Bindallımı giymeden önce kızların saçlarını ve makyajlarını yaptım. Kızlar hazırlandıktan sonra benim de giymeme yardımcı olmuşlardı, karşı çıkmama rağmen. Bindallım kırmızı rengindeydi, bindallı diye almıştık ama ondan çok fırfırlı, taşlı kabarık bir elbiseye benziyordu ve o kadar dükkan gezdikten sonra içlerinde en iyisi buydu. Tabi ona da iyi denilebilirse. Neyse ki gelinliğim içime sinmişti.
İki kişilik diye düşündüğüm kına gecemin bu kadar kalabalık olacağını tahmin edememiştim. Suna ve Yasemin, Yasemin'in annesi, ablası. Cengiz'in annesi Fatma teyze. Geleceğinden haberim bile olmayan Huriye teyze, Ayşenur. Beni epey şaşırtmışlardı. Kenan'ın halaları, kuzenleri. Alparslan'ın annesi. Yavuz'un annesi ve kız kardeşleri...
Evet, bugün ciddi ciddi kına gecem vardı.
Eh ne kadar garip bulsam da asla oturmamıştım. Bu benim kına gecemdi ve bir daha gerçekleşmeyecekti. Sevdiğim adamla evleniyordum, neden bir köşeye oturup surat asacaktım ki? Elbette oynayacaktım.
Yavuz'un gün içerisinde getirdiği ses sistemiyle genel olarak bilmediğim şarkılar çalıyordu ama bu oynamamam için bir engel değildi.
Geç saatlere doğru kınamın yakılması için salonun ortasına bir sandalye koydular ve beni de oraya oturttular. Kırmızı renkte bir tülbendi kafama örttükten sonra genç kızlar etrafımda dönerek o meşhur şarkıyı söylediler.
Suna elindeki tepsiyle örtüyü kaldırıp ağlayıp ağlamadığıma baktı. Elbette ağlamıyordum. Sevdiğim adamla evleniyordum, neden ağlayacaktım?
"Ağlasana kız!" dedi, kolumu dürterken.
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. Ağlamayacaktım.
Suna bir tur daha döndükten sonra tekrardan örtüyü kaldırıp yüzüme baktı. "Niye ağlamıyon kız, ağlasana!"
Beni tekrar dürtmeye başladı. "Ağlamayacağım ya, bırak."
Sonuç olarak Suna beni ağlatmayı başaramamıştı. Bugün sabah ondan istediğimi yaparak kınamı o yakacaktı. Elimi açtığım gibi yumruk yaparak kapattı. Açmama engel oluyordu. "Gelin elini açmıyor, kaynanası." Dedi ve beni yerin içine gömmüştü.
Daha fazla nasıl rezil olabilirim diye düşünürken Huriye teyze ayağa kalkarak Suna'ya altın uzattı. Rüya falan değildi ve bu gerçekten yaşanmıştı. Oğullarının başına gelenlerin benim yüzümden olduğunu düşünen kadın az önce bana altın vermiş ve ilk kaynanalık görevini yerine getirmişti. Yeri olmasa buna kahkahalarla gülerdim.
Suna altınla beraber kınayı avucuma sürdü. Sonra oynamaya devam ettik. Bir ara Yasemin, Kenan'ın beni arka bahçede beklediğini söyleyince kimseye çaktırmadan aradan sıvıştım.
Bugün onu çok özlemiştim. O benden de önce kalkıp doğrudan kıraathaneye gitmişti. Bu akşam dükkanı kapattıktan sonra erkekler olarak orada takılacaklardı. Bir ara beni görmeye geleceğini tahmin etmiştim zaten. Onu çok iyi tanıyordum.
Elbisemin kabarık eteğini kaldırarak bahçeye çıkan merdivenleri yavaşça indim. Kenan hemen yandaki duvarın önünde ona aldığım çakmakla sigarasını ateşledi. Beni fark edince çakmağı ceketinin cebine atarak önüme çıktı. Sigarasını parmaklarının arasına sıkıştırdığı elleriyle yüzümü tuttu.
"İyi ki geldin." Dedim. Dudaklarına uzanacaktım ancak omuzunun üzerinden az ileride duran Cengiz'le karşılaştım. Gülümseyerek ona el salladığımda baş selamı verdi.
"O neden orada?"
"Kapıyı gözlüyor." Dedi, ardından sigarasını içine çekti.
"Bak." Dedim. Elime sardıkları şeyi çıkartarak avucumu açtım ve kınamı Kenan'a gösterdim. "Bana serçe parmağını uzat." Kenan dediğimi yaptı. Sol elinin serçe parmağını bana uzattığında kınamdan bir parçayı parmağına sürdüm ve eklemine kadar yedirdim. Ardından bir daha giymeyeceğimden emin olduğum elbisemden uzun bir parçasını güçlükle yırtarak parmağına sardım.
Kenan sigarasını içmiş ve beni izlemişti. Ansızın boynumu öptüğünde utanmıştım.
"Annen bana altın verdi. Sanırım çeyrek. Sence bu ne kadar eder?"
Kenan güldü. "Ne yapacaksın gülüm ne kadar edeceğini?"
"Satacağım. Ev alacağız ya." Dedim. Gülüşü hızla solunca sıralayacağı cümleleri hemen anladım. "Hiç, o senin paran diye başlama Kenan, büyük kavga ederiz. Ben senin karın değil miyim? Bu saatten sonra senin paran benim param, benim param senin paran. Anlaşıldı mı?"
Ona doğru uzattığım işaret parmağın üzerine ufak bir buse koydu. "Anlaşıldı hanım."
Hareketi beni utandırınca yüzümü göğsüne gömdüm. Kolları hızla belimi sarmış ve usulca okşamaya başlamıştı. Birden terli olduğum aklıma gelince ondan ayrıldım. "Terliyim." Dedim, deli gibi oynamıştım, nasıl terlemezdim ki? Kenan duymamış gibi beni tekrardan kendine çekti. "Gel buraya."
Bir süre beni göğsünde dokunuşlarıyla mayıştırdı. Hissettiğim duygular tarifsizdi.
"Gülüm." Dedi, başını kaldırıp ona baktım. "Biz şimdi yarın evleneceğiz ya. Şu net met bir şeyler demiştin. Onun içinde şey var mı? Şey..."
Lafı ağzında geveliyordu resmen. Utanmıştı ve bakışlarını kaçıyordu.
"Porno mu?"
"Yuh be gülüm!" Etrafa bakarak yalnız olduğumuzdan emin oldu. Sonra sesini alçalttı. "Gerdek gecesi giyecektim."
"Porno işte." Dedim, bunu sorması beni epey şaşırmıştı. Ama hoşuma da gitmişti. Gülümseyerek kurnazca ona sataştım. "Var. Çeşit çeşit, aklının anlamayacağı pozisyonlarda. Hem de videolu."
Kavruk teni olmasa yanaklarının kızardığını açıkça görebilirdim. Onunla biraz daha oynamak istedim.
"Bak sen." Dedi, kaşlarını kaldırarak. "İzledin herhalde."
Başımı salladım. "İstersen sana birkaç numara gösterebilirim."
Karanlıkta ona biraz daha yanaşarak parmaklarımı boynunda gezdirdim. İki düğmesi açık gömleğinin içinden göğsüne uzandığımda çenesine bir öpücük kondurdum. Bileklerimi tutarak ben kendinden uzaklaştırmaya çalıştı ama onunla savaştım.
"Gülüm ne yapıyorsun? Cengiz hemen şurada."
Omuzunun üzerinden Cengiz'in durduğu yere baktım. "Arkasını dönük. Bize bakmıyor bile."
Kenan sözlerime inanmadığı için başını çevirerek arkaya baktığında fırsattan istifade öpücüklerimi boynuna ve göğsüne kondurmaya başladım. Adem elması inip kalkıyordu. Parmaklarım pantolonun üzerinden şişliğine uzanırken beni başımın arkasından yakalayarak geri çekti.
"Benim sabırsız karım, bir gün daha sabredeceksin." Dedi çenemi tutarak kaldırdı.
"Sendeki bu sabır da taş çatlatır Kenan. Sanki hiç yapmadın."
"Yapmadım tabii. Anamdan doğma hür pakım." Dedi, gurur duyar gibi sinesini kabarttı.
Şaşkınlıkla gövdesinden ayrıldım. "Kenan sen ciddi misin? Mahallede sana aşık bir sürü kız var, Hülya başta. Sen daha önce hiçbir kızla beraber olmadın mı şimdi?"
"Ne diyon ki gülüm, olmadım kimseyle beraber." Dedi kızgın bir ifadeyle. "Kendimi karıma sakladım."
Şaşırmıştım. Hem de çok şaşırmıştım. Yetişkin, sağlıklı bir erkeğin kendini gelecekteki karısına saklaması görülmedik bir şeydi, özelliklede benim zamanımda. Kimsenin iffetini sorgulayamazdım ama insanlığın yozlaştığı zamandan geliyordum. Emin olduğum bir şey varsa da bunun zamanla değil kişinin iradesiyle ilgili olduğuydu.
"Gülüm, sormaya korkuyom ama orada yavuklun var mıydı?" Dedi, titreyen sesiyle. Kendi zamanımdan bahsediyordu. "Kimseyle... Kimseyle yaptın mı o işi?"
"Bulduğum her fırsatta üzerine atladığım için şaşıracaksın belki ama kimseyle yapmadım." Dedim gülümseyerek. Sonra kocamın ne kadar kıskanç bir adam olduğunu hatırlayınca bakışlarımı kaçırdım. "Ama bir sevgilim vardı."
Bu yaşıma kadar doğru düzgün sevgilim bile olmamıştı ki. Evlenmeden önce sevdiğim adamla sevişmek istemiştim, bu doğru ama o kişi asla Fatih olmamıştı. Fatih beni yalnızca öpme şerefine nail olabilmişti. Daha fazlasını istemişti ama ona izin vermemiştim. Belki de bu yüzden ihtiyaçlarını başkasında gidermeye çalışmıştı. Piç.
"Buraya gelmeden önce de sevgili miydiniz?"
Başımı iki yana salladım. "Sevgili değildik. Zaten o şerefsiz beni buraya göndermiş oldu, bir bakıma yani."
"Nasıl?"
"Ben bu zamana gelmeden iki yıl boyunca biz sevgiliydik. Senin makaleni yazmaya başlamamdan birkaç ay sonra beni aldattığını kendi gözlerimle gördüm. Onunla yüzleştim bile. Şerefsiz herif. Buraya geldiğim günün akşamı ofiste senin makalenle uğraşıyordum. Birkaç kez beni aramıştı, ben de cevap vermedim. Sonra eve dönüş yolumda da aradı. Açmadım ama ısrarla arayınca sinirlendim. Telefona açmak için başımı yoldan çevirmiştim, sadece birkaç saniyeliğineydi. Sonra bir baktım karşıdan bir araç geliyor. Ben de arabayı yoldan çıkartıp bir ağaca çarptım. Sonra da buradaydım. Annen beni buldu."
Anlatmayı bitirdiğimde gülümsüyordum ama o gülmüyordu. Fatih'e sinirlenmiş olmalıydı.
"Sinirlenme hemen." Dedim, ellerini tutarak. "O şerefsiz bana bir iyilik yapmış oldu, hatta ona teşekkür bile etmeliyim. Ne dersin?"
"O orospu çocuğu burada olsaydı amına koyardım derim."
"Kenan!"
Bir kahkaha attım. Bazen beyefendi çizgisini aşıyordu ve bu benim aşırı hoşuma gidiyordu. Uzanıp boynuna bir öpücük kondurdum.
"Boş yere sinirleniyorsun. Biz evlendik unuttun mu? Kocamsın sen benim. Yarın da düğünümüz var."
Kenan beni belimden tutarak göğsüne çekti. "Kocanım tabii."
"Kocamsın." Dedim.
Kocam... Kendi zamanımdan ayrıldığımdan beri hayatımda çok fazla değişiklik yaşanmıştı. En büyüğünden bahsetmiyordum. Küçük şeylerden bahsediyordum. Hayatım boyunca hep dışlanan biri olmuştum. Bastırılmıştım ama asla ezilmemiştim. Onun yanındayken kendimi onun sevgisine muhtaç ve zayıf biri gibi hissediyordum. Normalde olsa bundan nefret ederdim ama sorun da buydu ya, hoşuma gidiyordu. Ağır değil, aksine hafiflemiş hissediyordum.
Bir de temastan hoşlanmadığım halde onun ufak bir dokunuşuyla kendimden geçip daha fazlasını arzulamam vardı.
"Kız!" Kenan'la birbirimizden ayrıldığımız gibi arkamı dönüp Yasemin'e baktım. "Gel hadi içeri, herkes seni soruyor."
"Tamam geliyorum."
Kenan son kez yüzümü avuçlarının arasına aldı. "Bu akşam Cengizlerde kalacağım, biliyorsun. Anam adet madet bir şeyler söyledi, güya seni düğüne kadar göremezmişim. İstersen gelirim. İstemezsen de Cengiz'i yollarım, bir eksik gedik olursa ona söylersin."
"Annen adet dediyse sorun değil." Dedim. Beni öpmesine izin vererek ben de onu öptüm yanağından. "Dikkat et kendine. Seni seviyorum."
Kenan'ın ben de seni seviyorum deme gibi bir alışkanlığı yoktu ama ben onun yüreğini biliyordum. Benim onu sevdiğim kadar seviyordu beni. Canımdan geçecek kadar...
O akşam Kenan'ın yanından ayrıldıktan sonra kınaya bir saat daha devam ettik. Sonra misafirleriz ayrılarak Yasemin'i, Suna'yı ve beni etrafı toplamak için yalnız bırakmıştı. Kızlar gelin olduğumu, ertesi gün erken kalkacağımı söyleyerek beni başlarından def etmek istediler ama ben de birkaç bir şey yaptım. Sonra ısrarlarına dayanamayıp odama çıktım. Zaten yorgundum ve başımı yastığa koyar koymaz uyumuştum.
Ertesi sabah bu sefer onların yardımı olmadan uyanmıştım. Uyandığım gibi de banyoya girdim. Kenan saç ve makyaj için birilerini göndermek istemişti ama ev alacağımız için fuzuli para harcamak istemedim. Hem kendim de yapabilirdim ve yapmıştım da. Gelinliğimi de giydikten sonra hazırlığımı tamamlamıştım. Boydan ayna olsaydı kendime iyice bakmak isterdim ama yoktu. Ben de küçük aynadan kendime baktım.
Bir yıl önceki Liya bugünün geleceğini bilse ne düşünürdü acaba?
Saat bire geliyordu, aşağıdan davul zurna seslerinin ardı arkası kesilmedi. Kızlar odaya heyecanla odaya girdiklerinde Kenan'ın düğün alayıyla beraber geldiğini söylediler. Artık ben de heyecanlanmıştım.
O sırada Cengiz odaya girdi. Mahalleden gelen meraklı genç kızları aşarak yanıma geldi. Kızlara kapıyı örtmelerini söyleyerek bizi yalnız bıraktıklarında ona baktım. Elinde kırmızı bir kurdele vardı.
Göz devirdim. "Bu adet o kadar saçma ki... Kesin Huriye teyze söylemiştir, ben biliyorum." Cengiz'in ciddi ifadesine rağmen güldüm. "Neyse, eğer burada olsaydı Halil abinin yapmasını isterdim ama malum. Bence de senin yapman daha iyi olur."
Cengiz adımlarını hemen önümde durdurdu. O an onu inceledim. Giydiği gri takımı üzerine yapışmış gibiydi, geniş omuzlarını öne çıkarıyordu. Ve Cengiz sakallarını kesmişti.
"Sakallarını ne ara kestin?" diye sordum, şaşkınlıkla.
"Bu sabah."
"Yakışmış."
Elini ceketinin cebine atarak bir şey çıkarttı. Bu bir kolyeydi. Gümüş, çiçekleri olan beyaz taşlı harika bir kolyeydi. Ve epey pahalı gözüküyordu.
"Cengiz. Bu çok güzel." Dedim. Bakışlarım, onun ve elinde tuttuğu kolyenin arasında gidip geldi. "Çok pahalıdır şimdi bu."
"Almadım, kendim yaptım."
"Sen mi yaptın?" Gözlerim şaşkınlıktan irice açılmıştı. Çünkü elinde tuttuğu o kolye detay işçilikle doluydu. Sanırım bu da onun maharetlerinden biri olmalıydı. "Hangi ara?"
"Yaptım işte." Dedi, basit bir şeymiş gibi omuzlarını kaldırıp indirdi. "Dön arkanı da takayım."
Dediğini yaparak arkamı döndüm. Cengiz kolyeyi boynuma taktı. Tekrardan ona döndüğümde bir damla gözyaşının sol yanağından aktığını gördüm. Ağlıyordu. "Kardeşim iyi bir adam. Seni çok mutlu edecek. Sen de onu mutlu et. Bunu hak ediyor."
Bunu yapacağımı biliyordu. Sevdiğim adamı üzmeye cesaret bile edemezdim.
Cengiz kuşağımı üç kez bağladı. Duvağımı örtmeden önce alnıma bir öpücük kondurmuştu. Dışarıdan gelen sesler çoğalınca uzattığı koluna girdim. Derin bir nefes aldım ve beni sevdiğim adama götürmesine izin verdim.
Bölüm Sonu!
"Gör istedim, sana bir mucizeye bakar gibi baktığımı."
*
Öğrendiğim şeyden sonra ilk işim bu meseleyi bizimkilere anlatmak olmuştu. Akşam yemeğinin ardından lafı ilk açtığımda Kenan ondan gizli iş çevirdiğim için çok kızmıştı. Yani ondan gizli hareket edip etmediğimi sormuştu ve cevabı duyunca da öfkelenmişti. Bu sefer arkadaşlarımızın yanında bir şey dememişti ama yalnız kaldığımız ilk an içinde tuttuklarını kusacağına emindim.
"Adamı bulmamız gerekiyor."
"Meryem." Dedi Kenan.
Gülüm demesine o kadar alışmıştım ki adımı ağzından duymak istemiyordum. Küfürmüş gibi geliyordu.
"Sen bir dur, bir otur oturduğun yerde kız. Düğünün var ya, gelin oluyon sen. Bir de kalkıp sokak sokak adam mı arayacan?" diye kızdı Suna.
Bir bakıma haklıydı ama çözümü aramak varken öylece oturup gelin olmayı bekleyemezdim.
"Şimdi Suna haklı." Dedi Alparslan. Oturduğu koltukta geriye yaslandı. "Bak kızım, her şey bir yana senin kadın başına kalkıp elalemin orospu çocuğunu araman bir yana. Aklına mantığına yatıyor mu bir söyle hele? Ben Erkan'la konuşurum. Bizim dernekten adamları da katarız araya. El birliğiyle buluruz o şerefsizi. Merak etme."
"Aynı şeyi Sezen Kılıç'la da yaşadık. Eğer onunla konuşan ben olsaydım belki de ikna edebilirdik. Tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Bu son şansımız."
"Gülüm sen niye anlamıyorsun, kurban olayım ya?" dedi Kenan. Onu çileden çıkartıyormuşum gibi bakıyordu. "Sen o kadınla konuşsan da değişen bir şey olmayacaktı. Aynı şekilde sen şimdi o adamı aramaya çıksan bulabileceğini mi sanıyorsun, tek başına?"
"İyi de tek başıma olmayacağım ki, siz de olacaksınız. Burada elim kolum bağlı oturamam Kenan. Bir şey yapmak zorundayım."
"Bir şey yapmak zorunda değilsin!" diye bağırdı. "Sen sanıyorsun ki şuraya da ben koşayım şunu da ben halledeyim. Herkesi kurtaramazsın gülüm. Bu hayatta senden benden daha güçlü şeyler var. Anla artık."
Kenan oturduğu yerden kalkarak yanımızdan ayrıldı. Muhtemelen odamıza çıkıyordu. Sıkıntılı bir iç çektim. Haklı olabilir miydi? Hayatta bizden daha güçlü şeyler olabilirdi belki ama kimseyi kurtaramazsam özellikle bu yıla neden geldim o zaman? Hayır! Benim bir amacım vardı. O amacı yerine getirmek zorundaydım.
Kenan'ın peşinden ilerleyerek odaya girdim. Sırtı bana dönük bir şekilde yatakta oturuyordu. Usul adımlarla yanına oturdum. Dizlerinin üzerinde tuttuğu elini avuçlarımın arasına aldım ve narin dokunuşlarla tenini okşadım. Konuşmaya başlamadan önce bir süre sessiz kalmıştık.
"Ben yaşamayı istemez miyim gülüm? Abimin yaşamasını istemez miyim? Çocuklarımızın olmasını, onları büyütmeyi, beraber yaşlanmayı istemez miyim sanıyorsun sen gülüm? Olmuyor işte, bizim de kaderimiz buymuş."
"Ne olur öyle söyleme Kenan."
"Daha dün, bu adamlar kötü, bunlarla nasıl savaşacağız diyen sen değil misin gülüm? Bu adamlar kötü, tehlikeli. Sen kendi canının kıymetini bilmiyorsun ama o can artık benim de canım. Nasıl tehlikeye atarım?"
Elini çekerek ellerimi avuçlarının arasına aldı. Yanağıma dokundu sonra, elmacık kemiğimi okşadı. Şefkatle bakıyordu gözlerime.
"Yapma gülüm, kurban olayım yapma. Kendi canına acımıyorsan benimkine acı."
Yanağımdaki elini tuttum. "Ben her şeyi senin için yapıyorum zaten Kenan. Senin hayatını kurtarmak için yapıyorum. Eğer abini oradan çıkartamazsak seni de kurtaramam."
"Gülüm sen benim o Kadir denen şerefsizi öldürüp idam edileceğimden korkuyorsun ama öyle bir niyetim yok ki."
Sözleri beni şaşırtmıştı. "Yani, intikam almak istemiyor musun?"
"İstemiyorum." Dedi, başını iki yana sallarken. Gülümsedi. "Kaderimde belki ölmek var ama o şerefsizi öldürüp süreci hızlandırmayacağım. Ne kadar zamanım varsa da kullanacağım. Seni öyle kolay bırakmaya niyetim yok gülüm. Rabbim şu canımı alana kadar sana emanetim."
Kenan beni başımın arkasından tutarak göğsüne çektiğinde kollarımı gövdesine sardım. Beni yine sözleriyle ikna etmişti ama olasılıkları düşünmeden edemiyordum. Halil'in mahkemesindeyken Kenan'ın intikam alma fikrini düşündüğünü sanmıştım ama görünen o ki yanılmışım. Kenan intikam istemiyorsa eğer bu da idamı hakkında endişelenmemem gerektiğini anlamına geliyordu.
Sanırım tahmin ettiğim şey olmuştu. Zamanın akışını değiştirmiştim.
Yine de fazla emin olmamalıydım. Pazartesi günkü mahkemeden sonra neler olacağı belli olacaktı. Umarım her şey istediğimiz gibi giderdi de Halil'i hapisten çıkartabilirdik.
"Tamam." Dedim. "Hiçbir şey yapmayacağım ama siz de beni davadan haberdar edeceksiniz. Anlaştık mı?"
Kıkırdamasını duyduğumda başımı kaldırarak ona baktım. "Anlaştık gülüm."
Eğer Kenan'ın intikam alma gibi bir planı yoksa şimdilik düşünmeyi bırakmalıydım. Endişe etmeyi bırakıp anı yaşamalıydım. Onunla birlikte olduğum anların keyfini çıkartmalıydım.
Göğsünden ayrıldım. "Neden bana Liya demiyorsun? O da benim adım sonuçta."
Yanlarıma düşen saçlarımı okşarken yüzümü inceliyordu. "Sen benim kara kızımsın, asi bakışlımsın, gülümsün. Meryem'imsin... Liya başka biri." Dedi.
"Başka biri olsun veya olmasın. İkisi de seni çok seviyor."
Beni tekrardan göğsüne yatırdı ve saçlarımı okşama devam etti. "Biliyorum gülüm, biliyorum."
Ertesi gün neden olduğunu anlamadığım bir şekilde Suna ve Yasemin tarafından erkenden uyandırılmıştım. Dediklerine göre yapacak çok işimiz varmış, iki kişilik kına gecesi için nasıl çok iş oluyor anlamamıştım ama anlamış gibi yapıp geçmiştim. Kızdıklarında acayip oluyorlardı çünkü.
Önce yemekleri hazırlamıştık. Ben poğaçaları yapmıştım, Yasemin tatlıları ve Suna da ana yemekleri yapmıştı. Ardından Yasemin bir koşu evine gidip akşam giyeceği kıyafetini alıp gelerek Suna ile beraber ütü yaptılar. Bu bir hafta boyunca Suna evi bal dök yala yapmıştı, yani ev temizdi.
Onlar ütülerini yaparken ben de saçlarımı ve makyajımı yaptım. Göğsümün altına kadar uzanan kahve saçlarımı dalgalandırmıştım ve benimkiler yangında eridiği için kızlar malzemelerini kullanmama izin vermişlerdi. Ve ben de hafif, belli olmayacak bir makyaj yaptım.
Bindallımı giymeden önce kızların saçlarını ve makyajlarını yaptım. Kızlar hazırlandıktan sonra benim de giymeme yardımcı olmuşlardı, karşı çıkmama rağmen. Bindallım kırmızı rengindeydi, bindallı diye almıştık ama ondan çok fırfırlı, taşlı kabarık bir elbiseye benziyordu ve o kadar dükkan gezdikten sonra içlerinde en iyisi buydu. Tabi ona da iyi denilebilirse. Neyse ki gelinliğim içime sinmişti.
İki kişilik diye düşündüğüm kına gecemin bu kadar kalabalık olacağını tahmin edememiştim. Suna ve Yasemin, Yasemin'in annesi, ablası. Cengiz'in annesi Fatma teyze. Geleceğinden haberim bile olmayan Huriye teyze, Ayşenur. Beni epey şaşırtmışlardı. Kenan'ın halaları, kuzenleri. Alparslan'ın annesi. Yavuz'un annesi ve kız kardeşleri...
Evet, bugün ciddi ciddi kına gecem vardı.
Eh ne kadar garip bulsam da asla oturmamıştım. Bu benim kına gecemdi ve bir daha gerçekleşmeyecekti. Sevdiğim adamla evleniyordum, neden bir köşeye oturup surat asacaktım ki? Elbette oynayacaktım.
Yavuz'un gün içerisinde getirdiği ses sistemiyle genel olarak bilmediğim şarkılar çalıyordu ama bu oynamamam için bir engel değildi.
Geç saatlere doğru kınamın yakılması için salonun ortasına bir sandalye koydular ve beni de oraya oturttular. Kırmızı renkte bir tülbendi kafama örttükten sonra genç kızlar etrafımda dönerek o meşhur şarkıyı söylediler.
Suna elindeki tepsiyle örtüyü kaldırıp ağlayıp ağlamadığıma baktı. Elbette ağlamıyordum. Sevdiğim adamla evleniyordum, neden ağlayacaktım?
"Ağlasana kız!" dedi, kolumu dürterken.
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. Ağlamayacaktım.
Suna bir tur daha döndükten sonra tekrardan örtüyü kaldırıp yüzüme baktı. "Niye ağlamıyon kız, ağlasana!"
Beni tekrar dürtmeye başladı. "Ağlamayacağım ya, bırak."
Sonuç olarak Suna beni ağlatmayı başaramamıştı. Bugün sabah ondan istediğimi yaparak kınamı o yakacaktı. Elimi açtığım gibi yumruk yaparak kapattı. Açmama engel oluyordu. "Gelin elini açmıyor, kaynanası." Dedi ve beni yerin içine gömmüştü.
Daha fazla nasıl rezil olabilirim diye düşünürken Huriye teyze ayağa kalkarak Suna'ya altın uzattı. Rüya falan değildi ve bu gerçekten yaşanmıştı. Oğullarının başına gelenlerin benim yüzümden olduğunu düşünen kadın az önce bana altın vermiş ve ilk kaynanalık görevini yerine getirmişti. Yeri olmasa buna kahkahalarla gülerdim.
Suna altınla beraber kınayı avucuma sürdü. Sonra oynamaya devam ettik. Bir ara Yasemin, Kenan'ın beni arka bahçede beklediğini söyleyince kimseye çaktırmadan aradan sıvıştım.
Bugün onu çok özlemiştim. O benden de önce kalkıp doğrudan kıraathaneye gitmişti. Bu akşam dükkanı kapattıktan sonra erkekler olarak orada takılacaklardı. Bir ara beni görmeye geleceğini tahmin etmiştim zaten. Onu çok iyi tanıyordum.
Elbisemin kabarık eteğini kaldırarak bahçeye çıkan merdivenleri yavaşça indim. Kenan hemen yandaki duvarın önünde ona aldığım çakmakla sigarasını ateşledi. Beni fark edince çakmağı ceketinin cebine atarak önüme çıktı. Sigarasını parmaklarının arasına sıkıştırdığı elleriyle yüzümü tuttu.
"İyi ki geldin." Dedim. Dudaklarına uzanacaktım ancak omuzunun üzerinden az ileride duran Cengiz'le karşılaştım. Gülümseyerek ona el salladığımda baş selamı verdi.
"O neden orada?"
"Kapıyı gözlüyor." Dedi, ardından sigarasını içine çekti.
"Bak." Dedim. Elime sardıkları şeyi çıkartarak avucumu açtım ve kınamı Kenan'a gösterdim. "Bana serçe parmağını uzat." Kenan dediğimi yaptı. Sol elinin serçe parmağını bana uzattığında kınamdan bir parçayı parmağına sürdüm ve eklemine kadar yedirdim. Ardından bir daha giymeyeceğimden emin olduğum elbisemden uzun bir parçasını güçlükle yırtarak parmağına sardım.
Kenan sigarasını içmiş ve beni izlemişti. Ansızın boynumu öptüğünde utanmıştım.
"Annen bana altın verdi. Sanırım çeyrek. Sence bu ne kadar eder?"
Kenan güldü. "Ne yapacaksın gülüm ne kadar edeceğini?"
"Satacağım. Ev alacağız ya." Dedim. Gülüşü hızla solunca sıralayacağı cümleleri hemen anladım. "Hiç, o senin paran diye başlama Kenan, büyük kavga ederiz. Ben senin karın değil miyim? Bu saatten sonra senin paran benim param, benim param senin paran. Anlaşıldı mı?"
Ona doğru uzattığım işaret parmağın üzerine ufak bir buse koydu. "Anlaşıldı hanım."
Hareketi beni utandırınca yüzümü göğsüne gömdüm. Kolları hızla belimi sarmış ve usulca okşamaya başlamıştı. Birden terli olduğum aklıma gelince ondan ayrıldım. "Terliyim." Dedim, deli gibi oynamıştım, nasıl terlemezdim ki? Kenan duymamış gibi beni tekrardan kendine çekti. "Gel buraya."
Bir süre beni göğsünde dokunuşlarıyla mayıştırdı. Hissettiğim duygular tarifsizdi.
"Gülüm." Dedi, başını kaldırıp ona baktım. "Biz şimdi yarın evleneceğiz ya. Şu net met bir şeyler demiştin. Onun içinde şey var mı? Şey..."
Lafı ağzında geveliyordu resmen. Utanmıştı ve bakışlarını kaçıyordu.
"Porno mu?"
"Yuh be gülüm!" Etrafa bakarak yalnız olduğumuzdan emin oldu. Sonra sesini alçalttı. "Gerdek gecesi giyecektim."
"Porno işte." Dedim, bunu sorması beni epey şaşırmıştı. Ama hoşuma da gitmişti. Gülümseyerek kurnazca ona sataştım. "Var. Çeşit çeşit, aklının anlamayacağı pozisyonlarda. Hem de videolu."
Kavruk teni olmasa yanaklarının kızardığını açıkça görebilirdim. Onunla biraz daha oynamak istedim.
"Bak sen." Dedi, kaşlarını kaldırarak. "İzledin herhalde."
Başımı salladım. "İstersen sana birkaç numara gösterebilirim."
Karanlıkta ona biraz daha yanaşarak parmaklarımı boynunda gezdirdim. İki düğmesi açık gömleğinin içinden göğsüne uzandığımda çenesine bir öpücük kondurdum. Bileklerimi tutarak ben kendinden uzaklaştırmaya çalıştı ama onunla savaştım.
"Gülüm ne yapıyorsun? Cengiz hemen şurada."
Omuzunun üzerinden Cengiz'in durduğu yere baktım. "Arkasını dönük. Bize bakmıyor bile."
Kenan sözlerime inanmadığı için başını çevirerek arkaya baktığında fırsattan istifade öpücüklerimi boynuna ve göğsüne kondurmaya başladım. Adem elması inip kalkıyordu. Parmaklarım pantolonun üzerinden şişliğine uzanırken beni başımın arkasından yakalayarak geri çekti.
"Benim sabırsız karım, bir gün daha sabredeceksin." Dedi çenemi tutarak kaldırdı.
"Sendeki bu sabır da taş çatlatır Kenan. Sanki hiç yapmadın."
"Yapmadım tabii. Anamdan doğma hür pakım." Dedi, gurur duyar gibi sinesini kabarttı.
Şaşkınlıkla gövdesinden ayrıldım. "Kenan sen ciddi misin? Mahallede sana aşık bir sürü kız var, Hülya başta. Sen daha önce hiçbir kızla beraber olmadın mı şimdi?"
"Ne diyon ki gülüm, olmadım kimseyle beraber." Dedi kızgın bir ifadeyle. "Kendimi karıma sakladım."
Şaşırmıştım. Hem de çok şaşırmıştım. Yetişkin, sağlıklı bir erkeğin kendini gelecekteki karısına saklaması görülmedik bir şeydi, özelliklede benim zamanımda. Kimsenin iffetini sorgulayamazdım ama insanlığın yozlaştığı zamandan geliyordum. Emin olduğum bir şey varsa da bunun zamanla değil kişinin iradesiyle ilgili olduğuydu.
"Gülüm, sormaya korkuyom ama orada yavuklun var mıydı?" Dedi, titreyen sesiyle. Kendi zamanımdan bahsediyordu. "Kimseyle... Kimseyle yaptın mı o işi?"
"Bulduğum her fırsatta üzerine atladığım için şaşıracaksın belki ama kimseyle yapmadım." Dedim gülümseyerek. Sonra kocamın ne kadar kıskanç bir adam olduğunu hatırlayınca bakışlarımı kaçırdım. "Ama bir sevgilim vardı."
Bu yaşıma kadar doğru düzgün sevgilim bile olmamıştı ki. Evlenmeden önce sevdiğim adamla sevişmek istemiştim, bu doğru ama o kişi asla Fatih olmamıştı. Fatih beni yalnızca öpme şerefine nail olabilmişti. Daha fazlasını istemişti ama ona izin vermemiştim. Belki de bu yüzden ihtiyaçlarını başkasında gidermeye çalışmıştı. Piç.
"Buraya gelmeden önce de sevgili miydiniz?"
Başımı iki yana salladım. "Sevgili değildik. Zaten o şerefsiz beni buraya göndermiş oldu, bir bakıma yani."
"Nasıl?"
"Ben bu zamana gelmeden iki yıl boyunca biz sevgiliydik. Senin makaleni yazmaya başlamamdan birkaç ay sonra beni aldattığını kendi gözlerimle gördüm. Onunla yüzleştim bile. Şerefsiz herif. Buraya geldiğim günün akşamı ofiste senin makalenle uğraşıyordum. Birkaç kez beni aramıştı, ben de cevap vermedim. Sonra eve dönüş yolumda da aradı. Açmadım ama ısrarla arayınca sinirlendim. Telefona açmak için başımı yoldan çevirmiştim, sadece birkaç saniyeliğineydi. Sonra bir baktım karşıdan bir araç geliyor. Ben de arabayı yoldan çıkartıp bir ağaca çarptım. Sonra da buradaydım. Annen beni buldu."
Anlatmayı bitirdiğimde gülümsüyordum ama o gülmüyordu. Fatih'e sinirlenmiş olmalıydı.
"Sinirlenme hemen." Dedim, ellerini tutarak. "O şerefsiz bana bir iyilik yapmış oldu, hatta ona teşekkür bile etmeliyim. Ne dersin?"
"O orospu çocuğu burada olsaydı amına koyardım derim."
"Kenan!"
Bir kahkaha attım. Bazen beyefendi çizgisini aşıyordu ve bu benim aşırı hoşuma gidiyordu. Uzanıp boynuna bir öpücük kondurdum.
"Boş yere sinirleniyorsun. Biz evlendik unuttun mu? Kocamsın sen benim. Yarın da düğünümüz var."
Kenan beni belimden tutarak göğsüne çekti. "Kocanım tabii."
"Kocamsın." Dedim.
Kocam... Kendi zamanımdan ayrıldığımdan beri hayatımda çok fazla değişiklik yaşanmıştı. En büyüğünden bahsetmiyordum. Küçük şeylerden bahsediyordum. Hayatım boyunca hep dışlanan biri olmuştum. Bastırılmıştım ama asla ezilmemiştim. Onun yanındayken kendimi onun sevgisine muhtaç ve zayıf biri gibi hissediyordum. Normalde olsa bundan nefret ederdim ama sorun da buydu ya, hoşuma gidiyordu. Ağır değil, aksine hafiflemiş hissediyordum.
Bir de temastan hoşlanmadığım halde onun ufak bir dokunuşuyla kendimden geçip daha fazlasını arzulamam vardı.
"Kız!" Kenan'la birbirimizden ayrıldığımız gibi arkamı dönüp Yasemin'e baktım. "Gel hadi içeri, herkes seni soruyor."
"Tamam geliyorum."
Kenan son kez yüzümü avuçlarının arasına aldı. "Bu akşam Cengizlerde kalacağım, biliyorsun. Anam adet madet bir şeyler söyledi, güya seni düğüne kadar göremezmişim. İstersen gelirim. İstemezsen de Cengiz'i yollarım, bir eksik gedik olursa ona söylersin."
"Annen adet dediyse sorun değil." Dedim. Beni öpmesine izin vererek ben de onu öptüm yanağından. "Dikkat et kendine. Seni seviyorum."
Kenan'ın ben de seni seviyorum deme gibi bir alışkanlığı yoktu ama ben onun yüreğini biliyordum. Benim onu sevdiğim kadar seviyordu beni. Canımdan geçecek kadar...
O akşam Kenan'ın yanından ayrıldıktan sonra kınaya bir saat daha devam ettik. Sonra misafirleriz ayrılarak Yasemin'i, Suna'yı ve beni etrafı toplamak için yalnız bırakmıştı. Kızlar gelin olduğumu, ertesi gün erken kalkacağımı söyleyerek beni başlarından def etmek istediler ama ben de birkaç bir şey yaptım. Sonra ısrarlarına dayanamayıp odama çıktım. Zaten yorgundum ve başımı yastığa koyar koymaz uyumuştum.
Ertesi sabah bu sefer onların yardımı olmadan uyanmıştım. Uyandığım gibi de banyoya girdim. Kenan saç ve makyaj için birilerini göndermek istemişti ama ev alacağımız için fuzuli para harcamak istemedim. Hem kendim de yapabilirdim ve yapmıştım da. Gelinliğimi de giydikten sonra hazırlığımı tamamlamıştım. Boydan ayna olsaydı kendime iyice bakmak isterdim ama yoktu. Ben de küçük aynadan kendime baktım.
Bir yıl önceki Liya bugünün geleceğini bilse ne düşünürdü acaba?
Saat bire geliyordu, aşağıdan davul zurna seslerinin ardı arkası kesilmedi. Kızlar odaya heyecanla odaya girdiklerinde Kenan'ın düğün alayıyla beraber geldiğini söylediler. Artık ben de heyecanlanmıştım.
O sırada Cengiz odaya girdi. Mahalleden gelen meraklı genç kızları aşarak yanıma geldi. Kızlara kapıyı örtmelerini söyleyerek bizi yalnız bıraktıklarında ona baktım. Elinde kırmızı bir kurdele vardı.
Göz devirdim. "Bu adet o kadar saçma ki... Kesin Huriye teyze söylemiştir, ben biliyorum." Cengiz'in ciddi ifadesine rağmen güldüm. "Neyse, eğer burada olsaydı Halil abinin yapmasını isterdim ama malum. Bence de senin yapman daha iyi olur."
Cengiz adımlarını hemen önümde durdurdu. O an onu inceledim. Giydiği gri takımı üzerine yapışmış gibiydi, geniş omuzlarını öne çıkarıyordu. Ve Cengiz sakallarını kesmişti.
"Sakallarını ne ara kestin?" diye sordum, şaşkınlıkla.
"Bu sabah."
"Yakışmış."
Elini ceketinin cebine atarak bir şey çıkarttı. Bu bir kolyeydi. Gümüş, çiçekleri olan beyaz taşlı harika bir kolyeydi. Ve epey pahalı gözüküyordu.
"Cengiz. Bu çok güzel." Dedim. Bakışlarım, onun ve elinde tuttuğu kolyenin arasında gidip geldi. "Çok pahalıdır şimdi bu."
"Almadım, kendim yaptım."
"Sen mi yaptın?" Gözlerim şaşkınlıktan irice açılmıştı. Çünkü elinde tuttuğu o kolye detay işçilikle doluydu. Sanırım bu da onun maharetlerinden biri olmalıydı. "Hangi ara?"
"Yaptım işte." Dedi, basit bir şeymiş gibi omuzlarını kaldırıp indirdi. "Dön arkanı da takayım."
Dediğini yaparak arkamı döndüm. Cengiz kolyeyi boynuma taktı. Tekrardan ona döndüğümde bir damla gözyaşının sol yanağından aktığını gördüm. Ağlıyordu. "Kardeşim iyi bir adam. Seni çok mutlu edecek. Sen de onu mutlu et. Bunu hak ediyor."
Bunu yapacağımı biliyordu. Sevdiğim adamı üzmeye cesaret bile edemezdim.
Cengiz kuşağımı üç kez bağladı. Duvağımı örtmeden önce alnıma bir öpücük kondurmuştu. Dışarıdan gelen sesler çoğalınca uzattığı koluna girdim. Derin bir nefes aldım ve beni sevdiğim adama götürmesine izin verdim.
Bölüm Sonu!