İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 34 · 15 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 34

Bölüm 33 - Gazete Başlığı

"Ben seni kaybetmek için mi buldum?"

İlya Ehrenburg, Dokuzuncu Dalga

*

"Hazır mısın?" Diye sordu Kenan.

Geçmişe geldiğimde girdiğim ilk kapının önündeydik. Burası kaderimin değiştiği evdi. Bir ailenin sıcaklığını damarlarıma kadar yaşadığım, kendimi oraya ait hissettiğim ilk evdi. Şimdi anlıyordum ki benim evim yanımdaydı. Avuçlarımın arasında.

Kenan elimi sıktığında bir cevap vermediğimi hatırladım. Başımı hafifçe sallayarak ona hazır olduğumu söyledim.

"Fazla durmayız. Hemen girip çıkarız zaten." Dedi. Sessiz kaldığımı görünce elimi dudaklarına götürerek tersine bir öpücük kondurdu. "Endişelenme artık gülüm. Ben yanındayım, kimsenin sana bir şey söylemesine izin vermem."

Endişem bana hareket edilmesine karşın değildi, huzursuzluk çıkmasına karşındı. Kenan'ın benim yüzümden ailesini karşısına almasını istemiyordum.

Kenan boştaki eliyle kapıyı çaldı. Bize kapıyı açan Ayşenur'du. Ayakkabılarımızı çıkararak içeriye girdiğimizde Huriye teyze mutfaktan çıkıyordu.

"Hayırdır, ne demeye geldiniz?" dedi. Yaş ellerini kuruladıktan sonra havluyu kenara bıraktı. "El öpmeye mi geldiniz? Kusura bakmayın altın alamadım."

Kenan annesinin alaycılığını duymazdan geldi. "Helallik almaya geldik ana. Eşyalarım var, onları da alıp gideceğiz."

Odaya doğru yöneldiğimiz sırada Huriye teyze önümüzü kesti.

"Nereye gidiyonuz?"

"İlk birkaç gün Alparslan abiler misafir edecekler bizi. Sonrasında bir ev bakarım, açıkta kalmayız yani merak etme."

Bunu gelmeden önce kararlaştırmıştık. Yem Yavuz'lar hem de Alparslan'lar bizi evlerinde kalmamız için davet etmişlerdi. Kenan biraz birikmişinin olduğunu söylemişti. Yeni bir ev bulana kadar bu şekilde idare edecektik.

Huriye teyzenin gözleri doldu. "Abin gibi sen de bırakacan mı beni?"

"Ne yapayım ana sen söyle!" Kenan bağırdı. "Kıza lanet demişsin, kalır mı bir daha senin evinde. Sofrana oturup yemeğini yer mi?"

"Kızgınlığınan söyledim ben onu!"

"Olan oldu ana." Dedi bu sefer, ses tonu sakindi. Bana dönerek, "Yukarı çıkıp valizi hazırlayana kadar burada kalabilir misin?"

"Yemeyiz karını merak etme."

Kenan annesine manalı bir bakış attıktan sonra tekrardan bana döndü. Ona her şeyin yolunda olduğunu söyleyen bir baş sallamasıyla cevap verdim. Emin olduktan sonra bizi yalnız bırakarak yukarıya çıktı.

Sessizlik hakimdi. Yanlış bir şey yaparım diye nefes almaya korkuyordum. Huriye teyze kanepeye oturunca Ayşenur da yanına oturdu. Ben de ayakta kalmamak için diğer koltuğa geçip oturdum. Ortamda çıt çıkmıyordu. Bir şeyler söylemem gerekiyormuş gibi hissediyordum.

"Senden gizli nikâh kıydığımız için özür dileriz."

"Haberim vardı."

Suna hastaneden çıkmadan önce kıyafetlerimin yangında yandığından ve hala pijamalarımla durduğumdan, bana giyebileceğim birkaç kıyafet getirmişti. Hazırlanmama yardımcı olurken laf arasında nikahımızın mahalle camiinden duyurulduğunu söylemişti. Kenan da bunun nikahımız için gerekli bir adım olduğundan bahsetmişti.

Ben de Huriye teyzenin nikahımızdan bu şekilde haberi olduğunu sanmıştım.

"Bilmiyordum."

"Hastaneden çıkarken Kenan sana nikah kıyacağını söylediydi. Allah var yukarıda ikinizin evlenmesini, Halil'le Gülsüm'ün evlenmesinden daha çok istedim. Ben seni özümden ayırmadım kızım. Ayşenur neyse sen de oydun. Emme bak, Halil'im hapiste, Kenan'ım..." Yüzünü çevirdi. Söylemek isteyip de söyleyemediği bir şey var gibiydi. "Omuzunda ne zaman geçeceği belirsiz bi yanık var."

"Sen evlatlarının başına gelenler yüzünden beni suçluyorsun ama ben hiçbir şey yapmadım Huriye teyze."

"Kenan doğru diyo. Olan oldu artık."

Ellerini karnının üzerinde birleştirmişti ve yüzüme dahi bakmıyordu. Beni işlemediğim bir suç yüzünden hiçbir zaman affetmeyecekti.

Kenan ellerindeki valizlerle merdivenleri indi. Onları kapının önüne bırakarak annesinin önünde durduğunda ben de ayağa kalkarak yanına geçtim.

"Hakkını helal et ana." Dedi.

Huriye teyze oğlunun uzattığı eline baktı uzunca bir süre. Ona elini uzatmayacağını düşündüm ama beni şaşırttı. Ayağa kalktı ve oğluna elini öptürdükten sonra ona sarıldı. Gözleri dolmuştu.

"Helal olsun oğlum."

Uzun süre birbirilerine sarılı halde kaldılar. Bir annenin evladından ayrı kalmasını anlayamazdım ama bir evladın annesinden ayrı kalmasının ne demek olduğunu biliyordum. Bir yanı eksik demekti. Kenan'ı çok iyi anlıyordum.

Kenan geri çekilerek kız kardeşiyle sarılırken ben de Huriye teyzenin önüne geçtim.

"Ben buraya geldiğimde gidecek bir yerim yoktu. Beni evine aldın, aç bırakmadın. Beni evlatlarından ayrı koymadın, ben de seni bir anne olarak gördüm. İstesem de hakkını ödeyemem. Üzerimde çok emeğin var. Her şey için teşekkür ederim."

Huriye teyze elini uzatmıştı. Ben de uzattığı elini öperek alnıma koydum.

"Hakkım helal olsun." Dedi.

Kızgın olduğu için bana hakkını helal etmeyeceğini düşünmüştüm ama etmişti. Anne yüreği bu olsa gerekti.

"Nereden tutacan evi?" diye sordu, biz kapıdan çıkmaya hazırken. Kenan valizleri bana bırakmadan aldı ve annesine döndü.

"Bilmiyorum, daha belli bir şey değil."

"Buralardan tut. Yakın olsun."

Kenan'la göz göze geldik. Annesi hem kızgındı hem de bizi düşünüyordu. Bu hali beni mutlu etmişti.

Kenan çantaları arabanın arka koltuğuna yerleştirirken Huriye teyzeyle Ayşenur bizi yolcu etmek için kapıya çıkmışlardı. Kenan çantaları yerleştirmeyi bitirdi. Arabaya bineceğimiz sırada bir ses bizi durdurmuştu. Bekir, abi diye bağırıyordu. Sürdüğü bisikletten gelişi güzel inerek abisine koştu. Kenan ona kollarını açıp kucağına kaldırdı.

"Nereye gidiyonuz abi? Beni bırakacak mısınız?"

"O nasıl söz oğlum lan?" Kenan ağlayan kardeşinin ensesine yavaştan vurdu. "Niye seni bırakalım biz, gitmiyoruz bir yere. Buradayız daha."

"Bavulları arabaya koydun, gördüm! Gidiyonuz da bana söylemiyonuz mu?"

Kenan kardeşini kucağından indirdi. Ardından boyuna eğilerek omuzuna dokundu. "Sen Meryem yengenle evlendiğimizi duydun mu?" diye sordu. Bekir başını salladı. "He işte biz evlendik ya, artık başka evde yaşamamız gerekiyor. Çünkü evli insanlar başka evde yaşar. Yine geleceğiz zaten, ağlama bakayım."

Bekir gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. "Ha şöyle. Erkek adam ağlar mı lan?"

Kenan kendi sözleriyle çelişti. Bekir'i kendine çekip sarılırken gözleri dolmuştu. Neyse ki o fark etmeden sildi.

Bekir abisinden sonra bana sarıldı. Ardından annesinin yanına koştu. Hepsinin gözlerinde hüzün vardı. Birbirlerinden ayrı düşüyorlarmış gibi üzgünlerdi. Ama öyle değildi. İstedikleri zaman birbirilerini görebilirlerdi. Ya da ben fazla umursamaz davranıyordum.

Alparslanların evine geldiğimizde Yasemin ve Yavuz da oradaydı. Cengiz yine babası yerine dolmuşa çıkmıştı. Suna'nın hazırladığı masada öğlen yemeğimizi yemeye başladık.

"...Konuştum yav, rica ettim o da kabul etti sağ olsun. Pazar gününe anlaştık." Dedi Alparslan.

"Ne?"

"Bu pazar mı?"

"Bu kadar çabuk mu?"

Suna ve Yasemin benim şaşkınlığıma ortak olurken hızla Kenan'a döndüm. Masanın altından elimi sıkarak güven verdi. Alparslan neler yapacağımız konusunda bize bilgi verirken içimdeki endişeyi göz ardı etmeye çalıştım. Biz zaten evliydik. Evet. Düğünün ne zaman olacağı sorun teşkil etmemeliydi.

"Siz kına gecesini falan halledersiniz zaten."

"Hayır, kına gecesi olmayacak." Dedim. Düğünün olmasını kabul etmiş olabilirdim ama o tarz adetler ve geleneklerle uğraşamazdım.

"Kına gecesi olmayacak ne demek kız?" Suna hemen yanımda olduğu için dirseğimden yakalayarak ona bakmamı sağladı. Hayli kızgın görünüyordu. "Kına gecesiz düğün mü olurmuş. Te Allah'ım ya."

"Gülüm."

Kenan döndüm. Düğümüzün bir kez yapıldığını ve içimde kalmaması gerektiğini söyleyecekti muhtemelen.

"Kına gecesine gerek yok."

"O zaman kendi aramızda yapalım." Diye ortaya bir fikir attı Yasemin. Suna ve diğerleri de ona katıldı. Israrlarıyla beni de kabul etmeye mecbur bırakmışlardı.

Yemekler yenildi. Biz kadınlar sofrayı toplayarak mutfağa geçmiştik. Yasemin bulaşıkları yıkıyor, Suna da soyduğum meyveler için tabakları çıkartıyordu. Aklım yapılacak olan düğündeydi. Heyecanlıydım ve aynı zamanda korkuyordum. Neden korktuğumu bilmiyordum. Annem yanımda olsaydı beni rahatlatacak en doğru cümleleri bulurdu. Ama yanımda yoktu. Çok uzun süre önce onun yerine Kenan'ı seçmiştim.

"...Ben de gazetede gördüm. Kocaman harflerle yazmışlar."

"Neyi?" diye sordum. Sohbete katılmaya çalışarak.

"Senin yangını." Dedi Yasemin.

"Yangın gazeteye mi çıkmış?"

Suna sözlerimi doğruladı. Ardından ondan bir gazete getirmesini istediğimde ikiletmeden gazeteyi getirmiş elime vermişti.

Doğru diyorlardı. Yangın gerçekten de gazeteye çıkmıştı. Başlıkta Validen Göz Korkutan Tehdit yazıyordu. Altına yazdıkları yazıyı okudum.

"Bir polis memurunun şehit olduğu Mollaoğlu davasında tansiyonlar yükseliyor. Eylemlerde en ön sıralarda yer alan Sincan Ülkücüler Derneğinin Kadın Kolları Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda suçlu Halil Mollaoğlu'nun akrabası olduğu bilinen Meryem Başer'in kaldığı ev dün gece çıkan yangında kül oldu. Can kaybının yaşanmadığı yangının, ses getiren eylemlerin hemen ardından çıkması akıllara şu soruyu getirdi. Ankara Valisi Vedat Bektaş dava hakkında konuşan insanları susturmaya mı çalışıyor?

Vali Bektaş sessizliğini korurken oğlu Kadir Bektaş'tan da ses çıkmıyor. Yangının ardından insanlar, haklarındaki suçlamaların doğruluğunu tekrardan tartışmaya başladılar."

Soluksuz okuduğum paragraftan sonra koşarak içeriye gittim. Kızlar de peşimden geldiler. Erkekler konuşmalarını keserek bana döndüklerinde onlara gazeteyi gösterdim.

"Bunu okudunuz mu?"

Alparslan başını salladı. Ama Kenan gazeteyi elimden alarak okumaya başladı. Yavuz da hemen yanına geçip gazeteye göz gezdirdi.

"Bu çok iyi." Dedim.

Alparslan onayla başını salladı. "Şimdi vali kıytırık bir basın açıklaması yapacak. Oğlu da süs köpeği gibi yanında durur. Suçlamaları kabul etmediğini söyleyecekler. Bu saatten sonra onlara kim inanır?"

"Avukatın haberi var değil mi bu olaydan?"

"Var var."

"Bu yangın olayı çok işimize yaradı." Dedim gülümseyerek. Ancak bir hata yaptığımı Kenan ayağa kalktıktan sonra anladım.

"Gülüm, ne diyorsun sen?" diye sordu, kaşlarını çatarak. Ardından elindeki gazeteyi kaldırarak sesini yükseltti. "Ben neredeyse canımı kaybediyordum bu yangında, ben seni kaybediyordum. Bu kız doğup büyüdüğü evi kaybetti. Sen ne anlatıyorsun?"

"O sesini bir alçalt bakayım." Dedi Alparslan, ayağa kalktı.

Arkamı dönerek Kenan'ın işaret ettiği Suna'ya döndüm. "Özür dilerim. Öyle söylemek istemedim."

Hastanedeyken bu konuyu konuşmuştuk ve o gün de ağlayarak ondan özür dilemiştim. Sonuçta evini bana emanet etmişti ve ben de yanmasına sebep olmuştum. Suna da güler yüzüyle eski evini pek de sevmediğini söylemişti. Ama bir parçasının üzüldüğünü anlamıştım. Kim doğup büyüdüğü, her bir köşesinde anılarının olduğunu evinin küle döndüğünü görse üzülmezdi ki?

"Biliyorum ben seni." Dedi yine gülümseyerek.

"Bak oğlum, bu kız bir yerde haklı şimdi. Bu olay davada çok işimize yarayacak. Erkan da böyle söyledi. Kapana kıstırdık onları."

"Abi ben davasında değilim. Dava umurumda değil, ben canımın canının derdindeyim."

Benden bahsediyordu. Canı bendim ve benim canım için endişeleniyordu. Ona benim canımın bir önemi olmadığını nasıl söyleyebilirdim? Nasıl inandırabilirdim? Zihnimden bir ses duyuldu. Gerçek. Ona bunu yalnızca gerçekleri anlatarak inandırabilirdim.

"Abi, Meryem bugünden sonra bu davada çalışmayacak."

"Kenan!"

"Hayır!" diye bağırdı. Tamamen farklı bir adam gibi görünüyordu. "Hayır gülüm. Kocanım ben senin ve kocan olarak buna izin vermiyorum."

Kaşlarım alnıma kadar çıktı. Hayatımda hiç bu kadar şaşırdığımı hatırlamıyordum. Tanıdığım, sevdiğim, aşık olduğum adam yoktu karşımda. Bambaşka bir adam vardı. Kendimi üzgün hissediyordum. Bana bu sözleri sarf ettiği için değil, bana dayatmaya çalıştığı bu emri yerine getirmeyeceğimi bilecek kadar beni iyi tanıyamadığı içindi.

Ona beni anlayacağı bir tonda tane tane konuştum. "Kocam olman hayatıma karışabileceğin ve aldığım kararlarda söz sahibi olabileceğin anlamına gelmiyor! Ben sana bu hakkı vermiyorum."

Beni anladı mı yoksa anlamadı mı bilmiyordum. Bunu görmek için orada değildim. Arkamı döndüğüm gibi çıkmıştım evden. Kışın geldiğini kapıdan üzerimde hırka bile olmadan çıktığımda ve soğuk ayazın yan tarafıma çarptığında anlamıştım. Ama çok geçti. Geri dönemezdim ve bunu istemiyordum da.

Beni arkadaşlarımızın önüne küçük düşürmüş, yüzüme karşı bağırıp sırf kocam olduğu için seçimlerime karışabileceğini düşünmüştü.

Bu adamı tanımıyordum. Tanımak dahi istemiyordum!

Saat akşama doğru geliyordu ve hava kararmak üzereydi. Hava deli gibi esiyordu. Yakın zamanda kar yağacağına emindim. Bedenimi esir almaya çalışan titremeyi görmezden gelerek kollarımı birbirine bağladım ve emin adımlarla yürümeye devam ettim. Öfkeliydim ve bu şekilde içeriye girmeyi reddediyordum.

Arkamda çalan korna beni irkiltip yerimden sıçratana kadar ne kadar gittiğimi bilmiyordum bile. Omuzumun üzerine ona baktım. Arabayı hemen yanımda sürmeye başlamıştı.

"Gülüm bin şu arabaya."

"Gülüm deme bana!"

"Yavrum biner misin şu arabaya? Bak hasta olacaksın hadi."

"Binmiyorum Kenan! Defol git!"

Yol zaten dardı. Kenan arabayı hemen önüme kırdı. "Ne yapıyorsun be manyak! Beni ezecektin!"

O arabadan inerken ben de geldiğim yolun tersine doğru yürüdüm. Arkamdan gelerek beni bileğimden yakalamış ve kendine çevirmişti. "Bırak!" dedim kendimi ondan kurtarmaya çalışırken. "Bırak diyorum be adam! Bıraksana!"

"Ben bu eli bir kere tutmuşum, bir daha bırakır mıyım sanıyorsun?"

Debelenmeyi bıraktım. Şu an üzerimdeki etkisinden nefret ediyordum. Resmen tek bir sözüyle beni durdurmuştu.

Tuttuğu elimi bırakmadan beni arabaya bindirdi. O kendi tarafına binene kadar kaçmayayım diye de kemerimi bağlamıştı. Sanki kaçmak istesem kemer beni durdurabilirmiş gibi.

Kenan arabayı çalıştırmadı. İkimizde sessizce oturuyorduk. Ben onunla konuşmak istemediğim için sessizdim. O ise nasıl başlayacağını bilmediği için sessizdi ta ki konuşmaya karar verene dek.

"Ben senin kararlarına karışmak istemedim..." İç çekti. "Gülüm, sen niye beni anlamaya çalışmıyorsun Allah aşkına? Ben seni gözümden sakınıyordum. Sana zarar gelecek diye nasıl korkuyorum. Senin şu yaptıklarına bak."

"Kenan sen az önce içeride ne kadar saçmaladığının farkında mısın?"

"Farkındayım. Öfkeme yenik düştüm, bunun için senden özür diliyorum gülüm ama ne olur beni de anlamaya çalış. Yav sen o yangında neredeyse ölüyordun gülüm. Benim aklım çıktı ya. Sana yetişemeyeceğim, o evden- o evden ölünü çıkartacağım diye bin ölüp bin dirildim ben. Yapma bunu bana."

Dediğini yaparak onu anlamaya çalıştım. Aslında zor değildi. İkimizde aynı şeyi yapıyorduk. Sevdiğimiz insanları korumaya çalışıyorduk, ne pahasına olursa olsun.

"Bir daha bana bağırma Kenan. Bunu ikinci kez yapıyorsun ve sen bağırdığında gördüğüm o adamı sevmiyorum."

"Söz veriyorum gülüm, bir daha bağırmayacağım. Özür dilerim."

"Özür dileme, sadece yapma işte."

"Tamam. Affettin mi beni?"

Arabaya bindiğim beri ilk defa adam akıllı ona baktım. Hata yapıp annesine açıklamaya çalışan masum çocuklar gibi bakıyordu bana.

Sağ avucumu yanağına götürerek dudaklarına uzandım. Dudaklarını aralayarak öpücüğüme karşılık verdi. Geri çekildiğimizde uğruna canımı vereceğim gözlerinin içine baktım. "Seni çok seviyorum."

Yanağındaki elimi tutarak avucunu öptü. "Ben de seni seviyorum gülüm."

"Bugün sana söyleyemediğim, senden saklamak zorunda kaldığım o şeyi sana söylemek istiyorum." Dedim, cesaretimi toplayarak. "Sadece ikimizin olacağı sakin bir yere geçebilir miyiz?"

"Emin misin gülüm?"

Başımı salladım. "Çok eminim."

Kenan arabayı çalıştırmadan önce arka koltuğa uzanarak evden çıkarken benim için aldığı hırkayı üzerime örttü. "Üşüme." Dedi. Bedenim üşüse bile kalbim sıcacıktı artık.

Yarım saat otuz beş dakikalık bir yolculuğun ardından Kenan bizi kaleye getirmişti. Arabayı park ederek yürümeye başladık. Hava kararmıştı ve etrafta kimseler yoktu. Ankara Kalesi hatırladığımdan daha sessizdi bugün. Beni az sonra olacaklara hazırlıyormuş gibi hissettim.

Az sonra ne olacaksa olsun, benim Kenan'a olan aşkım asla azalmayacaktı. Bana inanmasa bile onu sevmeye devam edecektim.

Yürümeyi kestiğimizde ayaklarımızın altında kalan manzaraya baktık. Hem gündüz, hem akşam bir başka oluyordu burası.

"Burayı ilk defa kalabalık olmadan görüyorum." Dedim. Bakışlarımı manzaradan çekmeden bile kaşlarını çattığını hissedebiliyordum.

"Daha önce çıktın mı ki buraya?"

"Çoğu kez."

O yanlış düşüncelere kapılmadan önce ona döndüm ve derin bir nefes alarak konuşmaya başladım. "Benim tam adım Liya Meryem Başer. Ankara'da doğup büyüdüm."

Kenan şaşırdı. Az önce ona söylediğim şeyi idrak etmeye çalıştı. "Gülüm, sen bana yalan mı söyledin?"

"Söylemek zorunda kaldım."

"Anlamıyorum gülüm. Sen bana yalan söyledin. Niye, neden?"

"Önce oturalım." Dedim. Kolundan çekerek onu oturmaya zorladım. Ben de yanındaki yerimi aldım. "Bugün ne duyarsan duy sana sadece doğruları söyleyeceğimi bil. Seni çok seviyorum ve bu gerçeği hiçbir şey değiştirmeyecek."

"İlk tanıştığımızda yalan söylediğim doğru ama seni veya aileni incitmek için değil, bir nevi kendimi korumak içindi. Eğer gerçekleri söylersem bana inanmayacağınızı düşünmüştüm." Ve beni deliler hastanesine kapatacağınızı.

"Şimdi niye anlatıyorsun?"

"Çünkü beni seviyorsun, beni tanıyorsun. Sana zarar verecek hiçbir şeyi yapmayacağımı biliyorsun."

Başını çevirerek manzaraya baktı. Şimdiden kendi içinde çelişkiye girdiğini görebiliyordum. Sessiz kalarak ona biraz zaman tanıdım. Ama Kenan ısrarcıydı.

"Anlat gülüm. Anlat yoksa birazdan delireceğim!"

Ben de manzaraya döndüm. Bu şekilde anlatmanın daha kolay olacağını düşündüm. Kolay veya değil. Bugün Kenan her şeyi öğrenecekti.

"Ben gelecekten geliyorum Kenan. 2023 yılından." Sözlerimin ardından hızla bana döndü. Gerçek mi yoksa saçma bir şaka mı olduğunu anlamaya çalışıyordu sanırım. "Bana inanmayacaksın ama doğru. Bana inanman için sana birkaç şey söyleyebilirim istiyorsan." Cevap vermedi ve ben de devam ettim. "Baban bir trafik kazasında öldü. Bunu bana söylemiştin ama söylemediğin bir şey daha vardı. Baban aynı zamanda başka bir adamın ölümüne sebep olmuştu. Bunu bilen tek kişi Halil abiyle sendin. Halil abi kimsenin bilmesini istememiş ve bunu bir sır olarak saklamıştınız. Huriye teyze kocasının bir katil olarak öldüğünü öğrenmesin diye... Baban bir katil değildi Kenan. Hiçbir zaman olmadı."

"Nasıl? Bunu nasıl biliyorsun? Nereden öğrendin?"

"Bana hakkında söylediğin her şeyi sen daha söylemeden önce biliyordum zaten."

"Gülüm sen-"

Devamını getiremedi. Ne söyleyeceğini bilemiyordu. Ondan bunu bekliyordum. Konuşmaya devam etmeden önce ona biraz daha zaman tanıdım. Buna ihtiyacı olacaktı çünkü. "Kenan ben kendi zamanımda araştırmacı gazeteci olarak sana daha önce gösterdiğim ve hatta beraber gittiğimiz o şirkette çalışıyordum. Bir yıl önce ben kütüphanede çalışırken bulduğum bir kitapta, eskimiş bir fotoğraf gördüm. Bu senin fotoğrafındı Kenan. Ben o gün üzerinde çalışacağım makaleyi senin hakkında yazmaya karar verdim."

Kenan artık tamamen sessizdi. Söylediklerimi hazmetmeye çalışıyordu. Bundan sonra söyleyeceklerim onu daha çok etkileyecekti ama durmadım. Her şeyi duymalıydı.

"Kenan sen, 18 Ocak 1984 tarihinde asılarak idam ediliyorsun." Dedim.

"Ne?"

"Senin beni uzak tutmaya çalıştığın o dava ölümüne sebep olacak." Yine sessizleşti. "Başlarda seni reddetmemim sebebi buydu. Öleceğini bildiğim bir adama aşık olmak istemedim. Sandım ki seni kendimden uzak tutarsam hislerin başlamadan biter ama geç kalmıştım. Benim için kurşunun önüne atladığın o gün hislerimi fark ettim. Seni kaybetmek istemiyordum Kenan. O günden sonra ölümüne engel olmak için her şeyi yapmaya başladım."

"Halil'in karıştığı o dava gelecekte de büyük ses getiren bir olaydı. Halil..." Devam etmeden önce bir nefes verdim. Bu çok zordu. Gözlerim dolmuştu bile. "Halil hapse girmesinden üç hafta sonra vali tarafından emir verilerek koğuşta çıkan bir kavgada bıçaklanarak öldürülecek. Sen onun ölümünün ardından intikam isteyeceksin ve bütün bu olayların sebebi olan adamı, Kadir Bektaş'ı öldüreceksin. Senin hapse girmenden bir hafta sonra ise gizlice verilen bir hükümle idam edileceksin."

Artık ağlıyordum. Bu söylediklerim o kadar ağır şeylerdeki ki ben söylerken dayanamamıştım o nasıl dayanıyordu duymaya?

Gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken boynuna sarıldım. "Ben sana deli gibi aşığım Kenan. Seni sevdikçe anladım sensiz yapamayacağımı. Bana çok uzak olan her şeyi seninle istedim. Evlenmeyi, çocuklarımızın olmasını istedim. Seninle bir hayat yaşamak istedim Kenan. Kaderini değiştirmek istedim."

Yüzümü omuzuna gömüp hıçkırıklarım bastırdım. "Sensiz yaşayamam Kenan. Seni kaybedemem."

Kenan uzun süre sağlam omuzunda ağlamama izin verdi. Sessizce belime sarılıp saçlarımı okşadı. Beni kendinden ayırdığında yüzümü avuçlarının arasına alarak yaşlı gözlerimin içine baktı. Sanki bir şeyler söylemek istiyordu ama dile dökemedi. Alnımı öperek beni göğsüne yatırdı.

Ona öleceğini söylemiştim. Abisinin öleceğini söylemişti. Anlattığım onca şeyden sonra bile kendini değil beni düşünüyordu. Daha ne kadar parçalanabilirdim?

Ağlamam durulduğundan yuvamdan ayrılmak için acele etmedim. Kenan da beni bırakmaya niyetli değildi zaten. Bu yüzden yanımda olmasının keyfini çıkartmak istedim. Nefeslerini sayarak. Ancak bu bir çözüm değildi. Onunla konuşmaya devam etmeliydim.

İstemesem de göğsünden geri çekildiğimde ıslanmış kirpiklerimi sildim. "Halil'in tutuklandığı gün sen gelmeden önce onunla bunu konuşuyorduk. Gerçekleri bile tek kişi oydu ve artık sen de biliyorsun. Halil bana inandı Kenan. Sen inanıyor musun bilmiyorum ama bu saatten sonra beni durdurmaya çalışma artık."

"Hayır, gülüm."

"Kenan. Benim bu davadaki rolüm önemli. Eğer abini oradan çıkartırsak onun ölümünü engelleyebiliriz. Ve seninkini de. Neden hala inat ediyorsun?"

"Bilmiyorum gülüm. Bundan sonra ne söyleyeceğimi ne yapacağımı bilmiyorum ama sana inanıyorum. Kulağa garip gelse de söylediğin her şeye inanıyorum." Dedi. Bunu söylerken gözleri dolmuştu. "Niye inat ediyorum? Kendi canımı kaybetme uğruna bile olsa seninkini riske atamam gülüm..."

Pantolonun cebine uzanarak içinde yüzüklerimizin olduğu kırmızı kadife bir kutu çıkardı. Kendininkini parmağına taktıktan sonra elimi avucunun içine alarak önce alyansı sonra mehir olarak istediğim o yüzüğü parmağıma taktı. Yüzük, incileri olan zümrüt taşlı eski bir yüzüğe benziyordu. Elimi bırakmadan dudaklarına götürerek öptü.

"Kaderin değişebileceğine inanmıyorum gülüm ama ben hala seninle bir hayat kurmak istiyorum. O düğünü yapacağız. Çocuklarımız olmasa da olur. Ömrüm yettiğince sana iyi bir koca olacağım. Bu da benim sana sözüm olsun."

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.