İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 33 · 13 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 33

Bölüm 32 - İmam Nikahı

"Sen sev beni. Akşam uykuya dalar, sabah yeniden kalkar gibi. Basit, sade ve mucizevi. Kalbim israf etmez seni."

*

Öleceğimi düşünmüştüm.

Derlerdi de inanmazdım. Başıma gelene kadar, tüm hayatım adeta bir film şeridi gözlerimin önünden geçti lafı meğer gerçekmiş.

Ben hayatımı ikiye ayırmıştım. Kenan'dan öncesi ve Kenan'dan sonrası. Kenan'dan sonraki hayatım gözlerimin önünden geçmişti. Onunla ilk karşılaşmamız, evlerinde kalmaya başladığım zamanlarda ona kapıyı açmam, ona aşık olacağımdan habersiz onu inatla reddetmem... Kuş Cennetinde beraber yürümemiz, bana aşkını itiraf ettiği o gece, aşkını kabul ettiğim o hastane odasında beni kolları arasına alıp döndürmesi...

Meğer ne çok anılarımız varmış birlikte geçirdiğimiz. İyi, kötü yine de birlikte. Şimdi bütün bunlar son mu bulacaktı? Muhtemel sonumuz böyle mi olacaktı?

Hayır.

Sırtıma ve bacaklarımın altına uzanan ellerle beraber bedenimin havalandığını hissettim. Başım bir göğse yatırıldığında anladım yuvam olduğunu. Kenan'ım beni kurtarmaya gelmişti. Kollarımı boynuna dolamak istiyordum ama kollarımı kaldıramıyordum. Bir şeyler söylüyordu, bağırıyordu ama sesi çok uzaktan geliyordu. Onu duyamıyordum.

Hareket ettiğimizi hissettim. Sonra bir anda yaslandığım göğüsten ayrıldım. Sanırım yere düşmüştük. Gözlerimi açmaya zorlayarak ona bakmaya çalıştım. Görebildiğim tek şey alevler ve yerde hareketsiz yatan bir siluet.

"K-Kenan."

Bana ne oldu bilmiyorum ama gücümü buldum ve ona doğru uzandım. Titreyen parmaklarım ona neredeyse ulaşacaktı. Çekip alınmasaydım neredeyse ona ulaşacaktım.

"Kenan." Dedim bir kez daha. Ardından kuru öksürüklerim baş gösterdi.

Artık başka birinin göğsüne yaslanıyordum. Daha fazla gücüm kalmamıştı, kendimi karanlığa bırakırken aklımda yalnızca Kenan vardı.

"Uslu durun dedim! Babanız birazdan gelecek."

"Anne." Dedi oğlum, elimdeki tabakları masaya bırakarak ona döndüm. Kız kardeşi de hemen arkasındaydı. Sabah yaptığım iki kulak saçları çoktan dağılmıştı bile. Tüm gün yağmur yağdığından evden çıkamamışlar ve birbirlerine sarmışlardı. Yastıklar havada uçuşmuştu ve sanırım on beş dakika önce görmezden geldiğim ses vazonun kırılma sesiydi.

"Ne oldu, söyleyin bakalım?"

"Babam mavi kamyonumu alacak değil mi?"

"Benim de bez bebeğimi?"

İkisinin kahve gözleri yüreğime yüreğime işliyordu. Bugün sabah evden çıkarken Kenan'a çocukların uzun zamandır istedikleri oyuncakları almasını söylemiştim. Son zamanlarda işi başından aşkın olduğu için unutmuştu ama umarım bugün unutmazdı.

"Çok mu istiyorsunuz bakayım oyuncakları?"

Havalara zıplayıp ellerini çırptılar. "Çok! Çok istiyoruz." Dediler iki ağızdan.

Kollarımı göğsümde bağlayıp çenemi kaldırdım. "Ama siz bugün uslu durdunuz mu? Yaramazlık yaparsanız babanız hiçbir şey almaz ona göre." Başlarını eğdiklerinde üzüldüm. "Belki dağıttığınız oyuncakları toplarsanız alabilir."

İkisi beklemeden salona koşunca arkalarından bağırdım. "Belki dedim!"

Peşlerinden gidip ne yaptıklarına baktım. Hızlı hareketlerle ortalığı toplamaları beni güldürdü. Yanımda kalan birkaç oyuncağı da ben topladıktan sonra sepetlerine attım. O sıra zil çaldı. Çocuklar baba baba diyerek kapıya koştuklarında ben de peşlerinden gittim.

Sevdiğim adam yağmurdan ıslanmış ceketiyle kapıdan içeriye girdi. Çocuklar elindeki poşetleri es geçerek doğrudan ona sarılmışlardı.

"Babacığım!"

"Oyuncaklarımızı aldın mı babacığım?"

"Almaz olur muyum güzelim? Aldım tabii." Dedi, kızımızın boyuna eğilerek aldığı poşetleri açtı ve oyuncakları sahiplerine verdi. İkisi de çok sevinmişti. "E bir şey unutmadınız mı?"

"Teşekkür ederim babacığım." Dediler yine anı anda. Sonra babalarına bir öpücük bırakarak salonda kayboldular.

İkimizde çocuklarımızın gidişini izledik. Babaları ayaklanarak boynuma bir öpücük bıraktığında huylanarak başımı geriye çektim. Kolu belimi sarmış ve beni kendine çekmişti. Ellerimi göğsüne koydum.

"Nerede kaldın sen? Yarım saattir yoksun."

Elindeki poşeti kaldırarak, "Hanımefendinin istediği pastayı alana kadar üç pastane gezdim. Geç kalmamı mazur görün."

"Zahmet oldu size de."

"Oldu ama yapacak bir şey yok. Karım için feda olsun."

Her zaman gönlümü almasını iyi biliyordu. Bir kez daha boynumu öptü ve birlikte içeriye girdik. Çocuklar oyuncakların sevdasına yemek yemek istememişti. En son babaları çağırdığında mecbur yemek zorunda kaldılar.

Akşam yemeğinden ardından çocuklar erkenden uyudular. Bizde sofrayı kaldırdıktan sonra kanepeye kurulup getirdiği pastayı yiyorduk.

"Bugün hiç durmadılar. Dışarıda yağmur da yağıyordu bir de, evin altını üstüne getirdiler anlayacağın. Ama babanız size oyuncak almaz deyince nasıl da topladılar ortalığı bir görsen."

"Öyle deme gülüm ya, çocukları öyle korkutma."

"Tüm gün evde onlarla uğraşsan sen de aynısını yaparsın Kenan."

"Olsun gülüm, sen bir daha öyle konuşma çocuklarla. Korkarak büyümesin çocuklarım."

"Kenan ya, öyle bir konuşuyorsun ki sanki çocukları korkutuyorum. Asıl onlar beni korkutuyor."

Kenan gülümsedi. Parmağı çeneme dokunarak usulca itti. "Bak sen, benim korkusuz karım el kadar çocuklardan mı korkuyor?"

"Öyle deme, çok yaramazlar. Senden yüz alıyorlar hep!"

"Alsınlar," Çocuk gibi omuzlarını kaldırıp indirdi. "Varım yoğum iki tane evladım var. Gözümden sakınıyorum ben onları. Bırak istedikleri kadar şımarsınlar. Çocuklarıma laf yok."

"Aman Kenan ya, seninle de konuşulmuyor!"

Gitmek için ayağa kalktığımda kolumdan tutarak beni kendine çekti. Kucağına düştüğümde ellerimi göğsüne koydum. Kalkmak için hareketlensem de kollarını belime sararak engel oldu. "Uslu dur karıcığım." Dedi, altımda sertliğini hissedebiliyordum. "Ha yok, üçüncüyü yapalım diyorsan durma."

"Kenan!" Koluna yapıştırdım bir tane. Şu sıralarda iyice arsız olmuştu bu adam. Çocuklar ortalıkta olmayınca fırsat kollayıp hemen dibimde bitiyordu. Ondan daha istekli olmama rağmen bazen izin vermiyordum ve cezayı hak ediyordu. "Olmaz, başım ağrıyor."

"Başın ağrıyor ha?"

"Evet başım ağrıyor." Dedim, gülmemeye çalışarak.

Kenan beni kucakladığı gibi kanepeden kaldırdı. Çocuklar uyuduğu için bağıramıyordum da. Omuzlarına vurup beni yere indirmesini söylemesem de dinlemiyordu. İnatçı adam! Debelenmeyi kestim bir süre sonra, kalçama attığı şaplaklar kahkaha atmama neden olmuştu. Bazen nazlanıyordum falan ama hoşuma gidiyordu bu tavırları. Mutlu oluyordum. Mutluydum.

Gözlerimi araladığımda karşılaştığım ilk şey beyaz tavandı. Daha sonra evin yandığını hatırladım. İçeride mahsur kalmıştım, Kenan gelip beni kurtarmıştı ama... Hayır.

"Kenan!"

Yattığım yerden kalmaya çalıştığımda Suna'yı ve Yasemin'i fark ettim. Bana engel oldular.

"Meryem?"

"Kenan nerede?" dedim, ayağa kalkmaya çalışırken. Omuzlarımdan ve kollarımdan tutuyorlardı.

"Sakin ol önce. Bir dur."

"Yaşıyor mu bir şey söyleyin! Kenan nerede?"

Tam o sırada kapı açıldı. Kenan'ın içeriye girmesini ummuştum ama gelen Cengiz'di. Sanki uyanmamı beklemiyormuş gibi şaşkındı. "Kenan nerede?" dedim bir kez daha.

"Kızım bir sakin ol gı. Kenan da yaşıyor, diğer odada." Dedi Suna.

"Niye? Ne oldu ona?" Hepsi sessizdi. "Kötü bir şey mi oldu, niye söylemiyorsunuz?"

Yasemin, Suna ve Cengiz'le bakışarak onay aldı. "Biz hepimiz alevleri sonradan gördük. Ne olduğunu anlamak için dışarı çıktığımızda Kenan abinin çoktan içeriye girdiğini söylediler. İkiniz beraber çıkacaksınız diye bekledik ama çıkan olmadı. O zaman Cengiz abim girdi yanan eve. Kucağında seni çıkardı ilk, sonra Kenan abiyi çıkartmak için yeniden girdi. O sırada itfaiye gelmişti zaten. İkisini de çıkarttılar."

"Eee? Devam et Yasemin. Kenan'a ne olduğunu söyle!"

Yasemin yerine Cengiz devam etti. "Sol omuzunun üzerine moloz düşmüş. Ben gittiğimde yerde baygın yatıyordu. Hastaneye getirdiğimizde de çok fazla duman yuttuğunu söyledi doktorlar. Omuzunun bir bölümü yanmış, yanık bölümünde kalıyor şu anda."

Sol omuzunun üzerine moloz düşmüş.

Çok fazla duman yuttuğunu söyledi doktorlar.

Omuzunun bir bölümü yanmış.

Gözlerim dolduğu gibi bir damla yanağımdan aktı. Duyduklarım zihnimde çınlıyordu. Benim yüzümden canı yanmıştı. Beni kurtarmak için gelmeseydi bunların hiçbiri olmayacaktı. Şimdi omuzundaki yanıkla ömür boyunca yaşayacaktı. Tabii yaşayabilirse.

Bakışlarımı Cengiz'e çevirdim. "Neden önce onu kurtarmadın?"

"Meryem ne diyon sen?" diye sordu Suna. Muhtemelen beni kurtardığı için ona teşekkür etmemi falan bekliyordu.

"Kenan'ı görmek istiyorum." Dedim, bakışlarımı Cengiz'den çekerek. Ayaklarımı yataktan sarkıttım. Terliklerimi giyerken hepsi önüme durdu.

"Doktor bir gelsin önce. Seni görsün, bir dur."

"Bekleyemem Suna!" dedim. Serum askısını alarak ayaklandım ama başımın döneceğini tahmin edemedim. Cengiz beni kolumdan yakaladığı gibi olası düşmeme engel oldu. Kolumu ondan kurtararak itirazlarına kulaklarımı kapattım ve kendimi odadan dışarı attım. Elbette peşimden geliyorlardı. Beni yanık bölümüne kadar götürmek zorunda kalmışlardı.

Herkes buradaydı. Huriye teyze, Alparslan, Yavuz. Beni gördüklerinde şaşırdılar. Uyanır uyanmaz ayağa kalkacağımı düşünememişlerdi sanırım.

"Meryem, senin burada ne işin var?" diye sordu Alparslan, oturduğu yerden kalkarak.

"Kenan'ı göreceğim."

"Durduramadık." Dedi Yasemin arkamdan.

Kenan'ın kapısına yaklaştım. Kapı kulpuna uzandığımda Huriye teyzenin eli beni durdurdu. Kafa karışıklığıyla ona baktım. Neden beni durdurmuştu ki?

"Bak kızım, benim bir oğlum hapiste, diğeri sevdasının peşinden yanan evin içine kadar girdi gerisin geri çıkamadı. İçeride canıyla cebelleşiyo." Dedi, parmağıyla kapıyı göstererek. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı. "Sana sen yaptın demeyecem emme sen olmayaydın oğlum içeride yatmazdı. Seni alıp eve getirdiğim gün iyilik yaptığımı sandım emme yook, ben hataların en büyüğünü yapmışım. Gülsüm haklıymış, sen hayatımıza girdiğin gün ailemin üzerine bir lanet çöktü sanki. Bak sen hala bizim evde yaşıyo olaydın belki de bizim evimiz yanacaktı. Hayatımızdan çık git artık. İstemiyoz seni. Oğullarımı da rahat bırak. Yakamızdan düş!"

Gözlerim doldu. Sanki ağırca bir taş yüreğime oturmuş gibiydi. Anne yerine koyduğum kadının ağzından dökülmüştü bu sözler. Onu anlamam gerekiyordu belki ama ilk defa bencillik yaptım.

Etrafıma kör ve sağar oldum. Tuttuğum serum askısı olmazsa düşerdim ama ayakta kalmaya zorladım kendimi. Ve geldiğim gibi geri döndüm.

Odama girdiğimde doğrudan yatağa uzandım. Üzgün olduğumda yaptığım o şeyi yaptım. Uyudum.

Duyduğum o kin ve öfke dolu sözleri bir an olsun aklımdan çıkartabilmeyi düşünmüştüm ama uyandığımda aklıma düşen ilk şey oydu. Buruk bir hüzün kapladı her yanımı. Onun sesini duyana kadar.

"Gülüm?"

"Kenan?"

Başımı hızla çevirip ona baktım. Buradaydı. Gözlerim dolduğu gibi beklemeden boynuna sarıldım. "Özür dilerim. Özür dilerim. Özür dilerim Kenan. Çok özür dilerim."

Beni kendinden uzaklaştırarak yüzümü avuçlarının arasına aldı. "Asıl ben özür dilerim gülüm. Seni orada bırakmamalıydım, daha önce gelmeliydim. Affet bu adamı."

Başparmağı ıslak yanaklarımı silse de gözlerimden daha fazla akmaya devam ediyordu. Bedenim ondan ayrı kalmaya alışık değilmiş gibi tekrardan boynuna sarıldım. Bir daha duymayacağımı sandığım çam kokusunu ciğerlerime doldurdum. O da aynısı yapıyordu. Kokumu içime çekip saçlarımı okşuyor ve üzerine öpücükler bırakıyordu.

"Omuzun!" dedim, hızla geri çekilirken. "Acıyor mu?"

"Çok değil."

Başımı üzüntüyle eğdim. "Özür dilerim Kenan. Benim yüzümden omuzun yandı. Benim yüzümden belki de hiç geçmeyecek bir yanıkla yaşamak zorunda kaldın."

"Ne diyorsun gülüm sen Allah aşkına?"

Parmakları çeneme uzanıp başımı kaldırırken bileğine dokundum. "İsterlerse şu kolumu boydan boya kessinler, yine de seni kurtarmaya çalıştığım için pişmanlık duymam."

Bileğini dudaklarıma götürerek avucunun içine uzunca bir öpücük bıraktım. Gözyaşlarım yavaştan duruldu. "Beni korkutuyorsun." Dedim, gülümsemeye çalışarak. Onun sözlerine atıfta bulunmuştum.

Göğüs kafesimi ısıtan gülümsemesini sundu. "Benden değil, aşkımdan kork."

Beni korkutan şey o veya aşkı değildi. Onu kaybetmekti.

Kenan saçlarımı okşayarak kulaklarımın arkasına sokuşturdu. Omuzlarıma dökülen tutamları sırtımdan aşağıya salladı. Islanan yanaklarımı tenime dokunan bir pamuk misali sildi. Ardından yüzümde bir santim bile bırakmayacak şekilde her bir zerresine uzunca baktı.

"Cengiz hocayı almaya gitti. Birazdan burada olur." Dedi.

"Ne hocası?"

"Bu kadar kısa sürede resmi nikah için işlemleri halledemem ama yakında o da olacak. Şimdilik imam nikahımız bir kıyılsın. Meydanda dosta düşmana duyuracağımız düğünümüzü de yaparız evvel Allah."

"Kenan."

Sesim zar zor çıktı dudaklarımdan. Evlenmekten bahsediyordu. Tamam, bunu ben de istiyordum ama gerçek zaman akışında Kenan ölmeden önce bekârdı. Hem artık Huriye teyze bu evliliğe rıza göstermezdi.

"Annen-"

"Hepsinden haberim var gülüm. Anam bilmeden bir densizlik etmiş. Ben onun adına senden özür diliyorum." Dedi, parmakları artık çenemi okşuyordu. Elmacık kemiklerime uzandı. "Anamın bir şey bildiği yok. Sen benim hayatıma lanet değil, ışık getirdin. Bu saatten sonra sensiz aldığım nefes haramdır bana. Gel evet de, bugün kıyılsın nikâhlarımız. Hadi gülüm."

"Yapma Kenan. Bunu yaparsak annen ikimizden de nefret edecek."

"O zaman ben de seni ana yaparım. Üzerine titrerim, gözünün içine bakarım."

"Kenan."

Geri çekilerek temasımızı kesti. "Bugün benimle evlenecek misin evlenmeyecek misin? Bana sadece bunun cevabını ver."

Onunla evlenmeyi her şeyden çok istiyordum artık. Ama zaman akışını bozarsam neler olacağını tahmin edemiyordum. Şimdiye kadar her şey aynı ilerlemişti. Bu olay geleceği nasıl etkileyecekti? Evlenmeyi kabul etsem de bir sorun çıkmadan evlenebilir miydik? Huriye teyze ne olacaktı? Bugün açık açık Kenan'dan uzak durmamı istedikten sonra onunla evlenirsem bana cephe alacaktı. Onu karşıma almak zorunda kalacaktım. Hepsi de Kenan'la mutlu olmak için...

O yangında neredeyse ölecektim. Mutlu olmak istiyordum artık. Sebeplerini ve sonuçlarını düşünmeden Kenan'la olmak istiyordum. Her şeyi feda etmeye razıydım.

"Evlenirim."

Kenan cevabımı duyduğunda adeta bir çocuk gibi sevinmişti. Beni kucağına almaya çalışmış ama damar yolu hortumu yüzünden bunu yapamadı. O da başımı göğsüne yaslamış, üzerine öpücükler bırakmıştı. Mutluydu. Ben de öyleydim.

Yarım saat geçmeden Cengiz gerçekten de imamla birlikte kaldığım hastane odasından içeriye girmişti. Yanlarında arkadaşlarımız da vardı. Kenan bana Huriye teyzenin eve gittiğini söylemişti ancak nikâhtan haberi olup olmadığına dair bir şey söylememişti.

Suna'nın getirdiği başörtüsünü başıma kapattıktan sonra yatakta oturur vaziyete geçtik. Kenan şahidinin Cengiz olmasını istemişti ve ben de Suna'yı şahidim yaptım. Hoca duaya başladı. Beyanlarımızı vermeden önce mehiri sorduğunda bunu daha önce hiç düşünmediğimi fark ettim.

"B-bilmiyorum." Dedim, Kenan'a baktım. "Bir şey istemiyorum."

"İstemen gerekiyor gülüm."

"O zaman yüzük istiyorum." Dedim. Kenan bana bir evlilik teklifi bile etmediğinden yüzüklerimiz yoktu. Ve aklıma yalnızca bu gelmişti.

Hoca deftere yazdıktan sonra önce bana sonra Kenan'a kabul edip etmediğimizi sordu. Şahitlerden de onay alarak nikâhımızı gerçekleştirdi.

Artık evliydik. Bu gerçekten olmuştu. Kenan'la evlenmiştik. Hem de hiçbir sorun çıkmadan, hiçbir engel olmadan kolayca gerçekleşmişti. Şaşkındım ama mutluydum. Aklımda hiç evlilik yokken bir anda sevdiğim adamla evlenmiştim. Sonuçlarını düşünmeyi sonraya bırakarak ilk defa gerçekten mutlu olmamın keyfini çıkartmak istiyordum.

Dua okunduktan sonra Cengiz hocayı evine bırakmaya gitmişti. Diğerleri de bizi tebrik ettiler.

"Sizinki gibi bir nikâha da ilk defa denk geliyom. Eee nasipse düğün ne zaman?" Diye sordu Suna.

"Resmi nikâh olacak değil mi?" Alparslan sordu bu sefer.

"Olacak tabii. Sen yıldırım nikâhı için belediyeden izin alırsın diye düşünmüştüm abi."

"Ayıp ettin Kenan'ım. O iş bende."

"Yüzüksüz nikâhı da yaptın ya helal olsun sana Kenan'ım." Dedi Yavuz. Kenan'ı utandırdı.

"Yüzükleri almıştım aslında ama aceleye gelince evde kaldı yüzükler." Kenan başının arkasını kaşıdı gergince. Beni şaşırtmamıştı bile. Kulağıma eğilip, "Mehir yüzüğün de onların yanında. O incecik parmağına takılmayı bekliyorlar gülüm."

Misafirlerimiz gitti. Güneş batalı hayli zaman olmuştu. Küçücük yatakta Kenan'la beraber uzanıyorduk. Hemşire az önce gelip serumu değiştirmişti.

"Dün gece rüyamda bizi gördüm." Dedim. Karnıma sardığı elleriyle parmaklarımın arasında oynuyordum. "Biz evliydik. Sen işteydin ve ben de akşam yemeğini hazırlıyordum. Senin ve benim kopyam olan iki tane çocuk yanıma gelerek babalarının onlara oyuncak alıp alamayacağını sordular. Kenan, görmeliydin. İkisinin de yüzü çok güzeldi. Biri oğlan biri kız."

"İkimizden parça."

"İkimizden parça." Diyerek tekrar ettim. "Sonra sen geldin. Ellerinde poşetlerle. Çocuklara oyuncak almıştın ve bana da pasta. Onu bulabilmek için yağmurda birkaç tane pastane dolaşmışsın. Tam senlik bir hareket. Çocukları uyuttuktan sonra pastayı televizyonun ışığında oturup yiyorduk. Bir ailemiz vardı ve mutluyduk."

"Ne ileri görüşlü karım var benim böyle." Dedi, beni utandırarak. "Geleceğimizi görmüşsün bak."

"Evlenerek iyi mi yaptık kötümü yaptık bilmiyorum. Bir de düğün yapmaktan bahsediyorsun, Kenan. Herkes konuşacak."

"Konuşsunlar da göreyim. Hepsinin alnını karışlarım. Kimse karıma tek bir söz söyleyemez bundan sonra. Düğünümüzü de yapacağız tabii. Seni gelinliksiz mi gelin edeceğim? Yok öyle bir şey."

Yaslandığım göğsünden kalkarak ona döndüm. "Kenan, abin hapisteyken düğün yapmak ne kadar doğru sence?"

"Doğruyla yanlışla ilgilenmiyorum artık. Gerçekle ilgileniyorum. O gerçek de sensin gülüm."

"Bilmiyorum Kenan. Kimse bir şey demese bile annen çok kızacak."

"Anamı bana bırak sen." Dedi. Beni tekrardan göğsüne yasladı. "Düşünme artık bunları. Güzel şeyler düşün. Karı koca olduk bak, onu düşün."

"Elimde değil Kenan ya. Ben bundan sonra nerede kalacağım? Ev de yandı."

"Gülüm sen olayın farkında değilsin herhalde. Evlendik ya biz. Kocan var senin, kocan. Kocanın evinde kalacaksın tabii. Başka nerede kalacaksın."

"Ben o evde kalmam Kenan. Sakın ısrar etme."

Huriye teyzeden duyduğum onca sözden sonra bir de yüzsüz gibi onun evinde oturamazdım. Elbette ona hala değer veriyordum ama kırıldığımı da saklamayacaktım. Bana lanet demişti. Ben onun oğullarını kurtarmaya çalışırken oğullarımın peşini bırak, yakamızdan düş bile demişti. Uzun süre aklımdan çıkartamayacaktım o sözleri.

"Tamam gülüm. Ben bir şeyler bulurum o zaman. Sen kocana güven. Hem ben sana iyi şeyler düşün diyorum hala neler düşünüyorsun ya."

"Haklısın kocacığım." Dedim, aklımdan türlü olumsuz düşünceler geçerken.

"Kocacığım mı dedin sen bakayım?" Kenan beni göğsünden kaldırarak ona bakmamı sağladı. Çenemi tuttu ve dudaklarımı dudaklarına hapsetmeden önce gülümsüyordu. "Senin o kocacığım diyen ağzını yerim ben."

Öpücüğümüz geç kalınmış bir davet gibiydi. Kenan sabırsızdı ama acele de etmiyordu. Öpücüğümüzü o yönetiyordu ve oldukça başarılıydı da. Dilini ustalıkla ağzımın içinde dolandırıyordu.

O dudaklarıma hükmederken elleri sanki ona ait olduğumu belli eder gibi bedenimde geziyor, görünmez izler bırakıyordu. Her bir parçam onun adını haykırıyordu. Kalbim onun için atıyor, aklım onu düşlüyordu. Varlığımın nedenine büyük bir cevap gibiydi.

Kenan dudaklarımızı ayırdı. Yüzümü avuçlarının arasına alarak göz kapaklarımı öptü. O gece birbirimizin kollarında uyurken hayatımda ilk defa bu kadar huzurlu hissediyordum.

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

2 yorum