İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 32 · 12 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 32

Bölüm 31 - Çatırdayan Alevler

"Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?"

William Shakespeare

*

"Yani açığı kısası Halil mümkün olan en kısa sürede oradan çıkmalı. Yapabilir misin yapamaz mısın, bana bunu söyle?"

"Yapacağımı biliyorsun Alparslan."

Adliyeden döndükten sonra doğrudan ofise geçtiğimizde Kenan da yanımızdaydı. Alparslan önceki konuşmamızın ardından ofisten ayrılırken haber saldığı avukat arkadaşı bizi orada bekliyordu.

Erkan Kaya, Alparslan'ın üniversiteden arkadaşıydı. Aynı fakülteye gittiklerini söylediğinde Alparslan'ın da hukuk okuduğunu ancak mesleğine devam etmediğini de anlamıştık.

Dediğine göre Erkan Kaya Alparslan'ın tanıdığı en korkusuz, en gözü kara avukattı. Zaten ofisten içeriye girip onu ilk gördüğümde de aynı izlenime kapılmıştım ancak cesur olması yeterli değildi, Halil'i oradan çıkartabileceğine inanmam gerekiyordu.

"Net bir cevap vermeniz gerekiyor." Diyerek ısrar ettim.

Adam başını bana çevirdi ve istediğim netlikte ama ukala bir tavırla cevap verdi. "Yapabilirim."

Buna rağmen rahatladığımı söyleyemezdim. Bir yanım her zaman en kötüsünü düşünüyor ve ona göre hareket etmemi söylüyordu ancak böyle bir durumda nasıl hareket edeceğimi kestiremiyordum.

"Meryem Hanım." Dedi Erkan ve ona bakmama neden oldu. "Birbirimizi henüz tanımıyor olabiliriz ama yapabilirim diyorsam yaparım. Bunu kibirli biri olarak değil, kendine güvenen biri olarak söylüyorum. Halil'i ben de tanıyordum ve bile isteye bir adamı hele de bir polis memurunu öldüreceğini sanmıyorum. Zaten bu işi oldubittiye getirmişler. Altında farklı bir şeylerin yattığı bariz. Benim görevim de bunu ortaya çıkartmak."

Sözleri güven vericiydi ancak sözleri değil eylemleri önemliydi.

"Siz sadece topladığınızı söylediğiniz o belgeleri bana getirmeniz yeterli."

"Ne belgesi?" diye sordu Kenan.

"Meryem kendince birkaç belge toplamış." Diye açıkladı Alparslan, benim sessiz kaldığımı görünce. "Kadir Bektaş'ın illegal işler yaptığını gösteren belgeler."

Kenan bana döndü. O akşam Cengiz'le beraber mahalleye girdiğimizi gördüğünde ne yaptığımızı anlamıştı. Ve ifadesinden pek de mutlu olmadığı anlaşılıyordu. Herkesin içinde bunu dile getirmemesi daha sonra benimle konuşacağı anlamına geliyordu.

"Bugün getiririm. Hatta şimdi almaya gidiyorum." Dedim oturduğum yerden kalkarken. Kenan da benimle beraber kalktı.

"Acelesi yok, yarın getirseniz de olur."

"Acelesi var. Şu andan itibaren her dakikamızın kıymeti var."

Ofisten ayrıldıktan sonra evin yolunu tuttuk. Kenan sessizdi. İkimizde sessizdik tabii bir yere kadar.

"Cengiz'le o gün bunları araştırmaya gittiniz değil mi?"

İç çektim. "Evet."

"Gülüm, her şeyi geçtim bana niye söylemiyorsun? O gün sana sordum, niye söylemedin?"

"Kenan, tekrar tekrar aynı şeyleri konuşmanın anlamı ne Allah aşkına?"

Bunu daha önce birbirimizi kırma derecesinde konuşmuştuk. Tekrardan aynı şeyleri yaşamak istemiyordum. Aramızın bir kez daha bozulmasına katlanamazdım.

"Bugün yaptığın neydi o zaman?" diye sordu. Yürümeyi kestiğinde ona bakmak zorunda kaldım.

"Gerekliydi."

"Yapma gülüm, kurban olayım. Kimse senden orada konuşmanı istemedi. Abimi kurtarmaya çalıştığını biliyorum, bunu senden daha çok istiyorum ama bu şekilde değil. Senin her şeyin ortasında kalmanı izleyerek değil. Buna izin vermeyeceğim. Kendini bile bile ateşe atmana izin vermeyeceğim."

Benim onu koruma içgüdümle onun beni koruma içgüdüsü sonsuza kadar savaşabilirdi.

"Devletten bahsediyoruz. Bunlar eli kolu her yere uzanan insanlar. Bize neler yapacaklarını, sana neler yapacaklarını düşünmek bile istemiyorum. Bu olay bizi aşar gülüm. Bırak avukat halletsin."

"Yapamam!" diye çıkıştım. "Anlamıyorsun Kenan. Senin hatırın için olsa bile bu işin peşini bırakamam. Daha başlamadım bile."

Kahve gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir ifade vardı. Korku ve şaşkınlığın birleşimi ve en çok da yabancılık... Gözlerini hızla kırptı. Yutkunduğunu gördüm.

"Beni korkutuyorsun gülüm."

Senin ölme ihtimalin de beni korkutuyor Kenan.

Sevdiğim adamı korumak istiyordum. Onunla daha fazla zaman geçirmek, daha önce yapmadığım şeyleri ilk defa birlikte yapmak istiyordum. Artık evlilik fikri bana o kadar da yabancı gelmiyordu. Onunla evlenmek ve bir yuva kurmak istiyordum. Doğacak çocuklarımızı birlikte büyütmek istiyordum. İçinde onun dahil birçok şey istiyordum ama bu sadece garip bir hayalden başka bir şey değilmiş gibi geliyordu.

Tüm bunların bir hayal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşmesini istiyordum.

"Sadece... yapamam. Benden bunu bekleme. Halil oradan çıkana kadar durmayacağım."

"Bende öyle gülüm." Dedi, kendinden emin bir şekilde. "Ben de durmayacağım. Başarmak için aklına koyduğun o şeyin sana zarar verdiğini sana göstermeden durmayacağım. Anladın mı beni? Seni bu işten vazgeçirene kadar durmayacağım!"

Ve böylece Kenan'la hiç beklemediğim bir çekişmenin içerisine girmiştik.

Beni geri çekilmeye zorlamaya çalışmıştı. Bunu ilk, yapacağımız eylemi iptal etmek zorunda kaldığımız zaman anlamıştım. Ondan önce sadece laf üzerinde konuştuğunu sanıyordum. Onu hafife almıştım.

"Her şey hazır değil mi?" diye sordum son kez.

"Hazır hanımefendi." Dedi Filiz, alayla. Etrafına toplanan küçük kalabalığı aşarak yanıma geldi. "Reisin hareketini bekliyoruz."

O sırada Alparslan salondan içeriye girdi. Platformun üzerine çıkarak herkesin dikkatini üzerine çekti. "Bizler her zaman garibanın yanında durup haklının hakkını aradık. Bugünde hepinizin tanıdığı Halil yoldaşımızın hakkını arayacağız. Vali Vedat Bektaş'ın oğlu Kadir Bektaş'ın iftirasına uğrayarak işlemediği bir suç yüzünden cezaevine gönderildi."

Valinin adı duyulduktan sonra fısıldaşmalar başladı. "Vali'den bahsediyoruz. Başımız ağrımasın sonra?" Dedi içlerinden biri. Bu Mehmet'ti.

"Hangi davamızda başımız ağrımadı ki? Valiyse ne olmuş? Hangi birimizi durdurabilir? Biz bir ölürsek bin diriliriz." dedi. "Bugün o meydanda mümkün olduğunca çok ses çıkartmalıyız. Gazeteciler de orada olacak. Kimseye karışmadan sloganlarımızı atacağız. Halil gardaşımız için. Benimle misiniz?"

"Seninleyiz!"

Çığlıklar koro halinde geldi.

Salonda bulunan herkesin elinde bir sloganla binadan ayrıldık. Kapıda bizi bekleyen minibüslere doluştuktan sonra da yola çıktık. Yalnızca iki sokak gidebilmiştik çünkü önümüzü büyük bir kalabalık kesmişti.

"Ne oluyor?" diye sordum.

Alparslan ile Filiz birbirilerine baktılar. Sessizliği bozan arkamızdan gelen sesti.

"Solcular."

"Onların burada ne işi var?"

Yine sessizlik. Alparslan kalabalığın önünde adeta ben liderleriyim diye bağıran adamla bakıştı. O minibüsten inerken "Kimse inmesin." Dedi.

"Reis?"

Alparslan Filiz'in ikazını duymazdan gelerek kapıyı sertçe kapattı. Onun geniş sırtı bize bakacak şekilde kalabalığın önünde dikildi.

"Onların nasıl haberi olmuş?" diye sordum.

"Bilmiyorum." Dedi Filiz. Bakışlarını önünde sabit tutuyordu. Çenesi kasılmıştı ve kaşları çatılmaktan neredeyse düz olacaktı. Alparslan'ın önünde durduğu grup hareketlenince daha ne olduğunu anlayamadan, önce Filiz ardından diğerleri minibüsten indiler. Göz açıp kapayıncaya kadar kalabalık birbirine girdi.

Ne yapacağımı bilmiyordum. Daha önce kimseyle kavga etmemiştim ama onları da yalnız bırakamazdım. Ben de minibüsten inerek aralarına daldım. Başta amacım onları ayırmaktı ama nereden geldiğini bilmediğim bir tekmeyi yiyince kendimi gerçek bir kavganın içinde buldum. Siren sesleri uzaktan duyulana kadar neredeyse yarım saat geçmişti. Birbirini yiyen kalabalık hızla dağıldı. Biz de minibüse atladığımız gibi geri dönmek zorunda kaldık.

Eylem iptal olmuştu.

Alparslan akşama doğru beni evlerine davet ettiğinde kabul etmek zorunda kaldım. Suna'nın kapıdaki halimizi gördüğünde verdiği tepki takdire şayandı. Gözlerini öyle bir açmıştı ki yerinden fırlayacaklarını düşünmüştüm.

"O haliniz ne gı?!"

"Yemek var mı sultanım? Karnımız aç."

Alparslan ayakkabılarını çıkarıp içeriye girdiğinde ben de aynısı yapıp Suna'ya sarıldım. "Alparslan davet etti, umarım sorun olmaz."

"O ne demek kız! Gir çabuk içeri."

Dediği gibi içeri geçtim. Alparslan banyodan çıktıktan sonra ben de elimi yüzümü yıkayıp içeriye geri döndüm. Suna sofrayı kurarken Alparslan kuyruk gibi peşinde dolanıyordu.

"Bırak ben yapayım sultanım, sen ağır kaldırma."

"Ağır değil bunlar! Git üstünü başını değiştir. Şu yüzünün haline bak!" dedi, Suna. Hemen arkasında dolanan kocasına bakmıyordu bile. "Kendin yetmiyomuş gibi bir de kızı da peşinden sürükledin. Ama iyi oldu size. Müstahak!"

"Sultanım yüzüme bari bak."

Suna tabakları koymayı bırakarak durdu ve kocasına döndü. "Üzerini değiştir dedim Apo."

Alparslan kedi gibi sessizce yukarıya çıkarken Suna ile yalnız kaldık. Hemen yanına gidip ona yardım ettim. "Bırak kız sen de! Şu yüzüne bi bak! Yine ne yaptınız da bu hale geldiniz?"

"Halil abi için eyleme gidiyorduk. Solcular önümüzü kestiler. İlk defa kavgaya karıştım."

"Şuna bak, bir de çocuk gibisin ya kız." Suna güldü. Sonra bakışları yüzümde dolandı. "Acıyor mu? Krem falan sür bari, dur getireyim."

Suna'nın getirdiği kremi boynumda ve kollarımdaki birkaç sıyrığa ve yanağımdaki kızarıklara sürdüm. Alparslan üzerini değiştirip aşağıya indiğinde yemeye oturduk. Yemek boyunca onun karısına daha fazla yemek yedirme çabasını huşu içinde izlemiştim. Birbirilerini seviyorlar ve mutlulardı. En önemlisi bu noktaya gelmek için çok yol kat etmişlerdi. Hak etmişlerdi.

Aynı şeyi Kenan ve kendim için istemem çok muydu?

"...Yav ben de ye diyorum işte!"

"Yemek istemiyom diyom ben de! Zorlama be adam!"

"Yiyeceksin lan! Aç ağzını." Alparslan karısının çenesini tutarak çatalı kızın ağzına götürdü. O an bir şey fark ettim. Geldiğimden beri Alparslan Suna'nın üzerine titriyordu. Ağır kaldırmamasını söylüyor, ona her zamanki yediğinden daha fazlasını yediriyordu. Bu onların her zamanki hali diyecektim ama bu biraz fazlaydı.

"Bir dakika." Dedim, farkındalıkla. Dudaklarım o şeklini aldı. "Hamile misin yoksa?"

Suna utandı. "Daha belli bir şey yok."

"Kesin gebesin ya. Ben öyle hissediyorum." Dedi Alparslan. Bizi de güldürdü.

"Sen ne bilecen acaba?"

"Bilirim ben. Kaç gündür öğürüp duruyorsun. Dün de Apo bana bir şeyler oluyo deyip koltuğa yığıldın." Bu sefer sessizce söyledi. "Adetin de gecikti. Ne olacak başka, gebesin işte."

"O öyle diyo ama yok öyle bir şey."

"Yarın gidip öğreneceğiz bakalım." Dedi meydan okur gibi.

Ben biliyordum. Kenan'ın makalesini yazarken bunları araştırmıştım. Alparslan'ın dosyası üzerinde pek durmamıştım ama kaç çocuğu olduğunu ve isimleri detayını hatırlıyordum.

"Kız mı istiyorsunuz yoksa erkek mi?" diye sordum.

"Sağlıklı olsun da-"

"Erkek olacak benim oğlum. Adı da hazır. Turan Türkoğlu." Dedi göğsünü gere gere. "Ha kız olursa da Ülkü olur adı."

"Bana niye sormuyon, benim de çocuklarım değil mi?"

Günüm olmasa da akşamım onlar sayesinde harika geçmişti. Uzun zaman sonra gülüp eğlenmiştim ve keyfim yerine gelmişti. Kendi zamanımda çektiğim arkadaş eksikliğini olabilecek en iyi şekilde kapatıyorlardı.

Yemekten sonra çaya kalmamı isteseler de kabul etmeden evimin yolunu tuttum. Kendi zamanımda da çok yaptığım şeylerden biri gece vakti dışarıda dolaşmaktı. Bu kendimi özgür hissetmemi ve düşüncelerimden uzaklaşmamı sağlıyordu. Başımı gökyüzündeki yıldızlara kaldırıp giderken arkamdan onun sesini duydum.

"Eylem nasıl geçti?"

Arkamı dönerek Kenan'a baktım. Sırtını elektrik direğine yaslamış elleri cebindeydi. Işık doğrudan onun yüzüne vuruyordu. İfadesi alaycıydı.

Sonra anladım. "Sen yaptın."

Hissettiğim farkındalıkla ona doğru yürüdüm. Az önce karanlıkta kaldığım için ışığa doğru geldiğimde bakışları yüzüme kaydı. İfadesi hızla değişti ve olduğu yerden ayrılarak yanıma geldi.

"Gülüm, bu yüzünün hali ne böyle? Kim yaptı bunu sana?"

"Bilmiyorum." Dedim parmaklarıyla tuttuğu çenemi ondan kurtararak. "Çok fazlalardı. Hangisi yaptı, nereden bileyim?"

"Ne diyon gülüm sen?"

"Diyorum ki solcular önümüzü kesti. Diğerlerini yalnız bırakamazdım, o yüzden ben de kavgaya karıştım." Kenan geri çekildi. "Solculara sen haber verdin değil mi? Bunu nasıl yaparsın Kenan? Önümüze nasıl taş koyarsın? Alparslan duysa nasıl delirir. Biz senin abini oradan kurtarmaya çalışıyoruz."

"Ben de seni kurtarmaya çalışıyorum!"

Onunla neredeyse aynı şeyi yapıyor olmamıza rağmen onu anlayamıyordum.

"Senin o yüzünde açılan tek bir çizik benim kalbimde koca bir hançer yarası." Yaklaşarak önümde durdu. Parmakları boynumda ve yanağımdaki çizikleri okşuyordu. "Senin canın bir yansa benimki bin yanar. Sana bir şey olacak diye çok korkuyorum gülüm, hala anlamıyor musun?"

Başımı tutarak beni göğsüne çektiğinde ona sarıldım. Parmakları bu sefer saçlarımı okşuyordu. Kimse saçlarımı onun gibi okşamamıştı. Meğer saçlarım onun dokunuşlarını bekliyormuş.

"Ne olur gülüm, gel vazgeç bu işten. Karşı karşıya değil, yan yana olalım."

Geri çekildim yuvamdan.

"Yapamam Kenan. Bunu biliyorsun."

"O zaman ben de yapamam."

"Niye inat ediyorsun? Halil abiyi kurtarmaya çalışıyoruz, onun için çabalıyoruz. Niye karşı çıkıyorsun?"

"Niye karşı çıktığımı biliyorsun. Abim benim canımsa sen burasısın." Dedi kalbini göstererek. "Bencilce gelecek ama seni bin tane abiye değişmem. Hala onu canımdan çok seviyorum. Hala onu kurtarmak istiyorum. Ama bunu yaparken seni kaybedersem ne anlamı kalır amacımın? Hadi gülüm, gel benimle. Ben Alparslan abiyle konuşurum, sen yeter ki vazgeçtim de. Hadi."

Hayatımda ilk defa sevildiğimi iliklerime kadar hissediyordum. Onun sözleri beni bulutların üzerine çıkarsa da gerçek ve gelecek hızla yere çakılmama sebep olmuştu.

"Yapamam."

Sesim bir fısıltıya dönüştü. Kenan'ın bakışlarındaki hüzün, hayal kırıklığıyla harmanlandı ve göğsüme tam on ikiden isabet etti.

Arkasını dönüp giderek beni sokakta yalnız bırakmıştı. O gittikten sonra ışığım da gitmiş, karanlıkta kalmıştım. Yuvam gitmiş, soğukta kalmıştım.

*

Haftayı eylemlerle geçirmiştim. Tam sekiz farklı yerde Alparslan ve Filiz'in önderliğinde eylemler yapmıştık. Bir kez daha solcularla karşılaşmamak için planları gizli tutmuş ve son iki polis baskını haricinde başarılı olmuştuk. Yaptığımız her eylem gazeteciler tarafından çekilmiş ertesi sabah basımlarına konu olmuştuk. Ünlü gazeteler kalın başlıklarla birinci sayfada yayınlamıştı haberimizi.

Vali Kapana Kısıldı.

Ülkücü Birliğinden Valiye Büyük Suçlama.

Dava Yeniden Açıldı.

Çığ Gibi Büyüyen Dava.

Eylemlere Polis Baskını!

Lehimize haberler yapılırken aleyhimize haberler de yapılmıştı. Ama haberin kötüsü olmazdı. İki türlü de halkın konuştuğu tek şey bu davaydı. Radyolar, gazeteler, haber kanalları herkesin gündeminde bu dava vardı. Amacımıza ulaşmıştık.

Gazetelerin de dediği gibi, hem vali hem de Kadir Bektaş sessizlik içinde kapana kısılmıştı.

Avukat Erkan Kaya, itiraz davasını gerekli günler içerisinde çoktan açmıştı bile. Ve dediğine göre olumlu bir karar almamız çok olasıymış.

Başarmıştım. Her şey istediğim gibi gidiyordu. Bu gidişle Halil de oradan çıkacaktı. Çok az kalmıştı. Asıl başarıya ulaşmama çok az kalmıştı.

"...Zaten diğerleriyle de konuştum. Onlar da gelecek." Dedi Alparslan.

Diğerleri dediği, diğer Ülkücü Derneklerinden bahsediyordu. Biz söylemeden onlar katılmak için yanımıza geldiklerinde o kadar şaşırmıştım ki, mutlu olmuştum.

"Polis?"

"Gizliliği artırdık, daha nasıl bilecekler?" diye sordu Filiz.

"Son iki eylemde üzerime üzerimize çöktüler. Bir şey yapmamız lazım."

Alparslan düşündü. Kehribar tespihi elinde dönüyordu. "Ya polisin haberi olsaydı?" diye bir soru attı ortaya. Anladığımda gülümsedim. "Kasıtlı olarak polise eylemin yapılacağı yerin adresini vereceğiz."

Devamını ben getirdim. "Ama eylemi başka yerde yapacağız."

Filiz'in gözleri irice açıldı. "Ula reis, aklın cinliğe nasıl da basıyor. Tamam, güzel plan." Dedi gülümseyerek. "O zaman pazar günü?"

Hepimizden onay geldikten sonra ofisten ayrıldık. Filiz'in evi diğer tarafta kaldığı için benim evin önüne kadar Alparslan bana eşlik etti. Ona iyi akşamlar diledikten sonra içeriye girdiğim gibi kendimi kanepeye attım. Bugün epey yorulmuştum. Solcularla yaptığımız kavgadan sonra kendimi tecrübeli hissediyordum. Bunu bugün polisten kaçarken fark etmiştim.

Bir iç çekip yukarıya odama çıktım. Üzerimi değiştirip pijamalarımı giyerken aklımda Kenan vardı. Hiç düşünmeden eskiden Suna'nın kaldığı odaya girerek pencereden baktım. Onu son kez görüştüğümüzden beri görmemiştim. Ben de sürekli ofiste ve eylemlerle meşguldüm. Fakat içimde Kenan'ın kendini bilerek geriye çektiğine dair bir his vardı.

Boş sokakla bir süre bakıştıktan sonra perdeyi örterek odama döndüm. Yorgundum ve gözlerim kapanıyordu. Tüm bunlara onun için katlanıyordum. Ayrı kalmamız, kavga etmemiz... Halil hapisten çıktıktan sonra çabalarım buna değecekti. İşte o zaman hak ettiğimiz mutluluğu yaşayacaktık.

Gözlerimi açtığımda beni uyandıran şeyin duman olduğunu fark etmem zamanımı aldı. Genzime kaçan duman beni birkaç defa öksürtürken hızla yataktan kalktım.

Ev yanıyordu!

Bunun farkındalığı beni korkuttu. Odamın kapısını açmaya çalışırken ellerimin yanacağını akıl edemedim. Dudaklarım bir inilti çıktı. Yanan ellerim canımı yaksa da buradan kurtulmam gerçeği bunu umursamıyordu. Kenarda duran tişörtümü alarak kulpu tuttum ve kapıyı açtım. Kapı açıldığı gibi alevler yüzümü ısıttı.

Geriye düştüm. Alevler kapı pervazlarından tutunarak tavana ulaşıyordu. Bağırdım. Avazım çıktığı kadar bağırdım.

"Yardım edin! Kimse yok mu?"

Burada yalnız başıma, yanarak ölmek istemiyordum.

Kendi zamanımdan geçmişe ölmek için mi gelmiştim?

Hayır! Hayır, bunu reddediyorum! Daha yapmadığım çok şey vardı. Kenan'a gerçeklerden bahsetmeliydim. Halil'i hapisten kurtarmalı, Kenan'ı yaşatmalıydım.

Dumandan korumak için burnumu kolumla kapattım. Ama yapamıyordum. Nefes alamıyordum. Öksürüklerim arasında ayağa kalkmaya çalıştım. Üzerime örttüğüm pikeyi yataktan alıp kafamın üzerine kapattım. Buradan çıkmalıydım. Kapıdan geçmeyi denediğim sırada pike yandığı gibi üzerimde attım. Alevler hızla yayılıyordu. Burada kapana kısılmıştım.

Kendimi en uzak köşeye zor attım. Öksürüklerim çoğaldı. Artık nefesim kesiliyordu. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Hayır! Hayır, biraz daha dayanmalıydım. Kenan beni kurtarmaya gelene kadar dayanmalıydım.

Yapamadım. Alevler galip geldi. Gözlerim kapanırken birinin adımı seslendiği hayal meyal duydum.

"MERYEM!!"

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.