"Gözlerinin şarkısını kim duyar bende başka?"
*
Düğün mü?
Kenan'ın dudaklarından dökülen cümleleri algılamaya çalışıyordum. Beni az önce öfkeli kalabalığa yem olmaktan kurtarmış, üstüne bir de savunmuştu. Bana inanmadığı halde beni savunmuştu.
"Biliyordum. Her zaman biliyordum bir şeyler sakladığını. Ama konduramadım işte, inanmak istemedim. Göz ardı ettim hep... Artık benden ne sakladığını sormayacağım sana ama şuna dürüstçe cevap ver. Abimin bu olaya karışmasında parmağın var mı?"
Ben her şeye onun için katlanmıştım. O yaşasın diye.
Sözleri canımı çok yakmıştı. Abisinin olayına karışmama inanması için kendince sebepleri olabilirdi belki ama bu kalbimin binlerce parçalara ayrılmasına engel olmuyordu.
Artık sadece o da değil, kimse bana inanmıyordu. Bir kişi hariç. Halil'den sonra bana inan tek kişi Cengiz'di.
Gülsüm'ün Halil'in başına gelenler yüzünden beni suçlu bulmasından ve bana neredeyse tokat atmasından sonra Cengiz beni evine götürmüştü. Eğer o araya girmeseydi o tokadı kabullenecektim. Bu yüzden beni alıp götürdüğü için kızgındım ona.
"...Ama kimse sana bunu yap demedi!"
"Sana tokat atacaktı."
"Umurumda değil Cengiz! Endişelisin biliyorum ama kendimi nasıl korumam gerektiğini biliyorum. Gülsüm öfkesiyle hareket eden biri, onu suçlamıyorum. Ama onlar beni suçluyorsa amenna. Kimseye ihtiyacım yok. Kenan bana inanır zaten."
Halil'in tutuklanma olayına karışmam, buna sebep olmam çok mantıksızdı. Kimse inanamazdı. Böyle bir saçmalığa Kenan da inanmazdı.
"Mesele o değil Meryem."
"Meselenin ne olduğuyla ilgilenmiyorum Cengiz. Beni neden buraya getirdiğini de anlamıyorum. Gitmem gerekiyor." Dedim, kapıyı açmadan önce.
Kenan'ı karşımda görünce şaşırmıştım. Ama suçlayan bakışlarını fark ettiğimde ikinci defa şaşırdım. Daha az önce Kenan bana inanır demiştim. Sözleriyle birlikte yüreğime binlerce hançer saplamıştı. Kırılmıştım, paramparça olmuştum. Yine de her bir parçam onun için atmaya devam ediyordu.
Arkasını dönüp gitmişti. Durmamıştı. Dursaydı ona ne söyleyebilirdim ki? Anlatabilir miydim ona da tüm sırlarımı? O da Halil gibi bana inanır mıydı? Yoksa az önce ki gibi yine beni mi suçlardı?
Kapı yüzüme kapandıktan sonra Cengiz yanıma geldi.
"Peşinden git Cengiz ne olur. Bir şey yapmasın."
Kapıdan çıkarken tereddütlüydü ya da daha çok beni yalnız bırakmakta diyebilirdim. Yine de o kapıdan çıktı ve ben de ardından çıktım. Doğrudan Huriye teyzenin evine gittim. Daha kapıda başlayan büyük bir kalabalıkla karşılaşmıştım. Geldiğimi gördüklerinde tüm bakışlar üzerime çevrilmişti. Çoğu biraz önce Gülsüm beni suçladığında buradaydı ve benim gibi bir yabancıyı dışlayıp yıllardır tanıdıkları kıza inanarak onlar da beni suçluyordu. Suçlamasalar bile şüphe çoktan içlerine peyda olmuştu.
Kendimi çakalların arasında kalmış yavru ceylan gibi hissediyordum. Yine de yürümeyi kesmeden açık olan kapıdan içeriye girdim.
"Sen yine mi geldin? Yüzsüz!"
Gülsüm'ün beni görür görmez böyle bir tepki vermesi şaşırtmamıştı.
"Senin için gelmedim."
"Bak bak nasıl da cevap veriyor." Bakışlarımı Hülya'nın annesine çevirdim. Sanki bu olayda bir söz sahibiymiş gibi konuşuyordu. "Sen git Halil'imizin başını belaya sok, bir de yüzsüz gibi gel burada çene çal."
"Yok öyle bir şey."
"Benim kızım yalan mı söyleyecek?" diye sordu Gülsüm annesi Hüsne. "Gizli gizli işler çeviriyormuşsun işte. Tüm mahalleli de görmüş senin Halil'le dışarılarda konuştuğunu. Söyle bakayım ne konuşuyodunuz?"
Suna ile Yasemin araya girecekmiş gibi oldularsa da kadın onlara engel oldu.
"Siz susun bakayım! Sizi de güzel yüzüyle boyamış belli oldu. Allah bilir İstanbul'da ne haltlar yedi de geldi buraya. Sana buradan ekmek çıkmaz kızım. Yürü haydi, başka kapıya!"
Gülsüm ve annesi bir yandan, diğer kadınlar bir yandan beni göndermek için ağızlarına her türlü kötü kelimeleri almışlardı. Huriye teyzenin ağzını açıp bir şeyler söylemesini, beni savunmasını beklesem de onun derdi başkaydı. Kenan son anda gelmeseydi eğer ağlayarak buradan gidebilirdim. Hem beni savunmuş hem de yakında evleneceğimizi söylemişti.
Ben az önce olanları algılamaya çalışırken Kenan tuttuğu elimi bırakmadan bizi yukarıya odasına çıkartmıştı. O kapıyı arkamızdan örttükten sonra ayakta kalırken ben de onun yatağına geçip oturdum.
"Ben aşağıda düğün falan bir şeyler saçmaladım ama evlenmek zorunda değiliz. Bir süre konuşurlar sonra unutulur gider zaten, merak etme."
Başımı kaldırarak ona baktım. Neyden bahsediyordu bu adam?
"Neden?"
"Neden?" Karşımdaki yatağa oturarak gözlerimin içine baktı. "Evlenmek istemiyorum diye tutturan sendin Meryem."
"Evlenmek istemiyorum dedim ama seninle evlenmek istemiyorum demedim."
Kenan sanki saçmalamışım gibi güldü. "Yapma gülüm, ayarlarımla oynama benim." Dedi. "Sen değil misin ne zaman evlilik lafı açılsa konuyu değiştiren? Şimdi ne değişti?"
"Benimle evlenmek istemiyor musun?"
Yanıma oturdu. Elimi tutup tersine bir öpücük koydu. Dudaklarının dokunduğu yere bahar değmiş, çiçekler filizlenmişti.
"O nasıl söz gülüm? Bu dünyada seninle evlenmekten, yuva kurmaktan başka istediğim hiçbir şey yok ki. Ben hep sen istemiyorsun diye kendimi geride tuttum. Yoksa çoktan takmıştım parmağına o yüzüğü."
"Sana yalan söylemeyeceğim Kenan. Ben hiçbir zaman kendimi gelin olarak veya bir eş olarak hayal etmedim. Nasıl olunur onu da bilmiyorum. Ama bir gün bu gerçekleşirse seninle olacağını biliyorum." Elimi elinin arasından kurtardım. "Ben sadece biraz zaman istemiştim. Halil abinin meselesini hallettikten sonra seninle bu meseleyi konuşacaktım."
"Abimi kurtarmaya mı çalışıyordun?"
Bugün beni suçladıktan sonra bunu sorması beni şaşırmıştı. Nereden veya nasıl öğrendiğini sormak istemedim.
"Çalıştım ama başaramadım."
"Bunun olacağını nereden biliyordun?"
Ne cevap vereceğimi bilemedim. Ona saklamak zorunda kaldığım sırlardan bahsetmem gerekiyordu. Gerçekleri bilmesi, gelecek olanlara daha iyi hazırlanmama ve farklı çözücü fikirler üretmeme yardımcı olabilirdi. Yine de bunun doğru bir zaman olduğundan emin değildim. Kaldı ki Kenan da tereddütlü sessizliğimi bir cevap olarak algılamıştı.
"Tamam, ısrar etmeyeceğim artık. Sen ne zaman söylemeye hazır olduğunda ben de dinlemeye hazır olacağım."
Beni kendine yasladığında kollarımı beline sarıp başımı boynuna gömdüm. Huzur... Bu hissi özlemiştim. Çam kokusunun verdiği rahatlık ciğerlerimden başlayıp tüm kaslarıma yayılırken mayıştığımı hissediyordum. Uykusuz değildim belki ama günlerdir hissettiğim yorgunluğu onun boyun girintisinde dindirebilirdim.
Kenan'ın omuzumdaki parmakları tenimi usulca okşuyor, göz kapaklarımı indirmeme neden oluyordu. Sanki neredeyse uykuya dalacağımı biliyor ve bunun için uğraşıyordu. Buna karşı koyamadım. Gözlerimi kapattım ve onun nefes alışlarını saymaya başladım. 1,2,3...28,29,30...35,36-
Kendimi uykuya kaptırmak üzereyken kapının açılma sesi beni yerimden sıçrattı.
"Oğlum niye dam edene kapıyı açıyorsun lan!"
Yaslandığım yerden kalkarak Kenan'ın kızdığı kardeşine baktım. Masumluk dolu kedi bakışlarıyla bize bakıyordu.
"İçeri gel." Dedim, kapıda beklemeye devam ettiğini görünce.
Bekir sevindi. Kapıyı örterek hemen ortamıza oturdu. Kara saçlarını okşayıp başının tepesine bir öpücük kondurdum.
"Gülsüm yengem sana bağırdı ama sen üzülme tamam mı? Ben sana inanıyorum, sen bir şey yapmadın."
Küçücük çocuğun söylediklerine bakın... Onun yaşındaki çocuklar kim haklı kim haksız ayrımı yapmaya zorlanmamalıydı. Tüm bu kavga dövüşe şahit olmaya mecbur bırakılmamalıydı.
Gözlerim dolduğu gibi bakışlarımı çevirdim. Kenan kardeşini kucağına oturttuğunda hızla gözyaşlarımı sildim.
"Laflara bak, ne ara bu kadar büyüdün lan sen? Sıpa."
"Büyüdüm tabii. Halil abim hepinizi bana emanet etti."
Halil'in adı geçince yumuşayan hava hızla tekrardan soğumuştu. Bekir ikimizin sessizliğini hemen kaptı. "Halil abim kimseyi öldürmez değil mi abi? O çok iyi biri. Beni çok seviyor."
"Halil abim hapisten ne zaman çıkacak abi? Hasan var ya, abin ömür boyu hapiste kalacak dedi. Sen polislerle konuşursan onlar seni dinler. Halil abimi çıkartırlar oradan. Konuşacaksın değil mi abi?"
"Konuşacağım." Dedi Kenan. Halil abin hapisten çıkacak diyememişti. Çünkü kendisi de bunun olup olmayacağını bilmiyordu ve kardeşine yalan teselli vermek istemiyordu. Onu anlamaya çalışmak üzücüydü.
Kenan Bekir'in saçlarını okşayıp onu göğsüne yatırdı. Diğer tarafına da ben sarıldım. Kenan ikimizin de sığınağı gibiydi. O çökerse enkaz altında kalır ve bir daha da kalkamazdım. Bu yüzden gerekirse duvarların arasındaki çatlakları kendi ellerimle dolduracaktım yine de sığınağımın çökmesine izin vermeyecektim.
Bir süre daha öyle kaldıktan sonra Kenan'a eve gideceğimi söyledim. Gitmemi istememişti ama onca hakaretten sonra orada kalamazdım. Bugünlük daha fazla göze batmamalıydım. Gitmeden önce Kenan'a yarın sabah polislerin evde arama yapmak için geleceklerini ve hazırlıklı olmalarını söyledim. Yine şaşırmıştı şaşırmasına ama bir şey dememişti.
Eve döndüğümde aç olmama rağmen hiçbir şey yiyemeyeceğimi bildiğimden doğruca yatağıma uzandım. Gözlerimin önündeki beyaz tavanda Halil'in kelepçelerle götürülmesi, Kenan'ın kapıdan içeriye girerek abisine olanlar için beni suçlaması, Huriye teyzenin yaşlı gözleri hepsi birer sinema filmi gibi geçip gitmişti.
Nerede hata yaptım? Neden bunun önüne geçemedim?
Kenan ilk darbeyi almıştı. Bundan sonraki süreç hem onun hem de benim için daha sancılı geçecekti. Bir sonraki darbe için onun koruyucu kalkanı olacaktım. Ona zarar gelmesine asla izin vermeyecektim.
Ertesi sabah kendimi yemeye zorladığım ayaküstü kahvaltıdan sonra siren seslerini duyar duymaz evden çıktım. Üç polis aracı Kenanların evinin önünde durdu. Benim gibi birçok meraklı ya pencerelere ya da kapılara çoktan çıkmıştı bile. Alparslan'la Suna diğer sokaktan gelirken ben de peşlerine takıldım.
"Sabah sabah seslere uyandık. Noluyo gine gı?" diye sordu Suna.
"Arama yapıyorlar." Dedim.
Ses tonum nasıldı bilmiyorum ama Alparslan hızla bana döndü. Bakışlarımı yanıp sönen ışıklardan çekerek ona çevirdim. Kaşları çatıktı, bana beni tanımaya çalışıyormuş gibi bakıyordu.
O sırada Yavuz Yasemin'le beraber koşarak yanımıza geliyordu. "Sesleri duyduk da geldik. Ne oluyor abi ya?"
Alparslan cevap vermeyince Suna konuştu. "Biz de ona geldik, bilmiyoz ki."
Dışarıda bekleyen kalabalığı aşarak eve girdik. Huriye teyze koltukta oturuyor, öylece tek bir noktaya bakıyordu. Kenan hemen yanında ayaktaydı. Diğer tarafta ablasıyla birbirlerine destek olan Bekir beni gördüğü gibi koşarak belime sarıldı.
"Polisler evimizi dağıtıyorlar Meryem yenge."
"Bekir! Buraya gel."
Ayşenur'un seslenmesiyle Bekir utana sıkıla ablasının yanına gitti. O sırada Kenan yanımıza gelmişti.
"Ne oluyor oğlum hayırdır?" diye sordu Alparslan.
"Yarım saat oldu abi. Uyuşturucu silah falan var mı diye arıyorlarmış." Dedi, yorgun bir tonda. Gece uyuyamamış olmalıydı. Onu böyle görmek göğsümde bir sızıya neden oluyordu.
Sadece ikimizin duyacağı şekilde "İyi misin?" diye sordum.
Sessizce başını salladı. Beni kendine çekerek alnıma bir öpücük bıraktı. "Şimdi daha iyiyim." dedi, kulağıma eğilerek. Ardından ellerimizi birleştirdiğinde az önceki sızı kayboldu.
Baş parmağı usul usul tenimi okşuyordu. Ellerimizin birleştiği noktadan başlayıp kolumdan devam ederek enseme kadar uzanan sıcaklık Huriye teyzenin bakışlarını fark etmemle hızla kayboldu. Huriye teyze doğrudan ellerimize bakıyordu. Bana karşı beslediğini sempatisini kaybettiyse bile şaşırmazdım. Gülsüm aleyhime işlenen olayları kullanmakta ustaydı.
Elimi çekmeye çalışsam da Kenan buna izin vermedi. Polisler aramalarını bitirip elleri boş dönene kadar o pozisyonda kaldık.
En nihayetinde polisler gittikten sonra bizi büyük bir karmaşa bekliyordu. İşinin ehli olmayan yirmi tane hırsız gelse bu dağınıklığı beceremezdi. Hepimiz işin ucundan tutup evi toplamaya başladık. Arada gelip yardımcı olmak isteyen meraklı komşulara Kenan izin vermemişti. Zaten yeterince fazlaydık ve neredeyse bir saatin ardından etrafı eski haline getirmeyi başarmıştık.
Diğerleri hala uğraşırken Alparslan'ın yanına geçtim. "Konuşmamız lazım."
Alparslan kaşlarını çattı. Etrafına bakınarak bana döndü. "Ne hakkında?"
"Halil abi hakkında. Önemli."
Cevap vermeden önce biraz bekledi ve daha sonra ofise geçmemizi söyledi. Evden çıkacağımız sırada Kenan arkamızdan seslenerek bizi durdurmuştu.
"Gülüm? Nereye gidiyorsunuz böyle?"
"Ofiste önemli bir işim vardı, şimdi hatırladım. Meryem de bana yardım edecek. Bir saate kalmadan gelir seni alırım, öyle geçeriz karakola. Tamam mı?"
Kenan cevap vermek yerine başını salladı. Ona her şeyin yolunda olduğunu söyleyen bir gülümseme sundum. Yeterli değildi ama öyle olmasını ummuştum.
Ofise girdiğimde Alparslan kapıyı arkamızdan kapattı ve yerini aldı. "Konuş bakalım. Halil hakkında söyleyeceğin önemli şey neymiş bilelim."
"Halil bulaşmaması gereken insanlara bulaştı. Bu insanlar tehlikeli. Tek bir sözleriyle hepimizin hayatını mahvedebilirler. Halil'e de iyi davranmayacaklar..." Sustum. Bundan sonra söyleyeceklerimi en iyi şekilde nasıl söyleyeceğimi kafamda tarttım. "Halil bugün cezaevine gönderilecek. Üç hafta sonra bizzat vali tarafından emredilerek çıkacak olan kavgada Halil bıçaklanarak öldürülecek. Bizim amacımız o kavga yaşanmadan Halil'i oradan çıkartmak."
Duyduklarını sindirmesi için Alparslan'a zaman tanıdım. Kolay bir şey değildi ve önceki de kolay olmamıştı.
Alparslan beş dakika kadar zaman sonra bana tek bir şey söyledi.
"Bunları nereden biliyorsun?"
"Nereden bildiğim önemli değil. Önemli olan Halil'in yaşaması."
Ve dolaylı olarak Kenan'ın da...
Alparslan yine sessizliği seçti. O bir sonuca varmadan ondan önce davrandım. "Muhtemelen şu anda dost veya düşman olduğumu kafanda tartıp biçiyorsundur. Bu insanlar ben nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde beni hayatlarına dahil ettiler. Bana bu zamana kadar görmediğim ilgiyi, sevgiyi, şefkati gösterdiler. Eğer Halil ölürse Kenan'ı kaybederim. Ve inan bana, Kenan'ı kaybetmemek için her şeyi yaparım."
"Tüm bu söylediklerime rağmen hala düşman olduğuma inanıyorsan sorun değil ama en azından sözlerime inan. Çünkü senin yardımın olmadan bu işin altından kalkamam."
Hakkımda ne karar verdiğini bilmiyordum ama gözlerimdeki o kararlılığa inanmıştı.
"Ne yapmamız gerek?" diye sordu.
"Birkaç gerekli belge toplamaya başardım. Kadir Bektaş'ı babasının onun için yaptırdığı sarsılmaz tahtından düşürmemize yetmez ama insanları sorgulamaya iter. Bir tane şahidim de var. İkinciyi de ikna etmeye çalışacağım. İhtiyacımız olan tek şey güçlü, korkusuz bir avukat bulmak. Bu durumda sen devreye giriyorsun. Makamının gereğince çevrenin geniş olduğunu biliyorum. Bu davayı sonuna kadar yürütecek olan avukatı bulabilir misin?"
Alparslan biraz düşündü. "Tamam. Tamam, öyle biri var. Halloldu bil. Sonra ne olacak?"
"Sonrası olabildiğince ses çıkartacağız. Dernek bunun için biçilmiş kaftan. Birkaç mitingle basının gözüne girmiş oluruz. Bu olay her yerde duyulacak. Devlet adamlarının kendi yolsuzluklarıyla birlikte masum birini kullandıklarını söyleyerek halkın vicdanına oynayacağız. Kaos çıkacak, halk ayaklanacak ve Halil'i serbest bırakmaya zorlanacaklar."
Halil yaşayacak.
Böylece Kenan da hayatta kalacak.
"Plan iyi. Tamam." Dedi. Başını salladı, daha çok ikna olmuş gibiydi. "Tamam, bunu yapabiliriz."
"Bugün avukatla konuşabilir miyiz?" diye sordum. Bileğimdeki saat on bire geliyordu. Alparslan da duvardaki saati görmüştü.
"Şimdi olmaz, akşama doğru buluşur konuşuruz. Şimdi karakola gideceğiz."
"Ben de sizinle geleceğim."
Alparslan itiraz etmedi. Ofisten çıktıktan sonra Kenan'ı evden aldık ve doğruca karakola geçtik. Memurlar Halil'in iki koluna girmiş onu binadan çıkartarak araca bindiriyorlardı. Halil bizi fark etti.
"Abi." Diye seslendi Kenan. Alparslan'la ikisi ona doğru koştu.
"Geldik gardaşım. Akşam avukatla konuşacağız, kalmayacaksın orada. Biz yanındayız."
Halil cevap vermedi. Araca bindirilmeden önce başını bana çevirdi. Ona, onu kurtaracağıma dair verdiğim sözleri yerine getireceğimi söyleyen bir ifadeyle başımı salladım. Gözlerindeki umut bana devam etmem için adeta meydan okuyordu. Çıktığım yola devam edecektim.
Halil araca bindirildiğinde biz de arabaya binerek onun peşinden ilerledik. Diken üzerinde geçirdiğimiz otuz beş kırk dakikanın ardından Ankara Adliye binasının önüne vardığımızda bizi bekleyen gazeteci ordusundan habersizdik.
Halil kelepçelerle araçtan indirilirken hepsi bir anda üzerine üşüşmüştü. Ona akla gelecek en kötü soruları sorarlarken o yalnızca başını eğmiş ve sessiz kalmıştı. Onun eğilmiş başı Kenan'ı paramparça etmiş olmalıydı çünkü olduğu yere çivilenmiş gibi duruyordu. Alparslan omuzuna dokunarak onu kendine getirdi. Ve binaya girdik.
Beklenildiği gibi olmuş ve savcılık Halil'in tutukluğuna karar vermişti.
Tüm süreç boyunca Kenan'ı izlemiştim. Yalnız kalsa bırakacağı gözyaşlarını tutmak için çok çaba sarf etmişti. Kenan abisinin tutuklanma kararını dişlerini sıkarak izlemişti. O an anlamıştım. İntikam tohumları Kenan'ın aklına o an ekilmişti.
Halil bir kez daha kelepçelerle salondan çıkarılırken peşinden ilerledik. Kenan abisini son defa göreceğinin bilincindeydi. Bu yüzden onunla konuşmak için çabalıyordu ama Halil sessizdi. Binadan çıktığımızda gazeteciler hızla önümüze çıkarak sorularını sormaya başladılar.
"Bir örgüte bağlı olduğunuz doğru mu?"
"Uyuşturucu alıp sattığınız söyleniyor. Bu işi de uyuşturucunun etkisindeyken yapmışsınız. Bu konu hakkında ne diyeceksiniz acaba?"
"Öldürdüğünüz adamın polis memuru olduğunu biliyor muydunuz?"
"Masum insanları da bu işe alet etmişsiniz. Söyler misiniz acaba, onların kanına girerken hiç utanmıyor musunuz?"
İlk defa seçtiğim meslek yüzünden utanç duymuştum.
Halil ona yönetilen tüm bu sorular karşısında yalnızca sessiz kalmıştı. Başını eğmiş ve kaderine razı gelmişti. Ama ben razı gelemezdim. O cezaevi aracına bindirildikten sonra kendimi daha fazla tutamadım. Çünkü gazeteciler bizim etrafımıza doluşmuştu. Onlar aynı çirkin ithamlarla Kenan'a suçlamadan önce devreye girdim.
"Suçlamanız gerek biz değiliz, bizzat Ankara Valisi Vedat Bektaş'ın oğlu Kadir Bektaş'tır."
Sözlerim aç pirana sürüsüne bir parça et atmışım gibi bir etki yaratmıştı.
"Meryem?" dedi Kenan ama durmadım.
"Kadir Bektaş kaçakçılık, kumar, uyuşturucu gibi birçok kötü işlere bulaşmış bir adam. Masumları peşinden sürükleyip kanlarına giren de bir başkası değil, ta kendisidir. İşlediği suçları başkalarının üzerine atarak bu işten sıyrılacağını sanıyorsa yanılıyor. Bu işin peşini bırakmayacağız. Adalet tecelli edecektir."
Etmek zorunda!
"Bunlar çok büyük ithamlar."
"İtham değil, gerçek."
"Peki siz kimsiniz?"
"Ailedenim."
Eve dönüş yolunda sessizdik. Olanlar hepimizi yıpratmıştı. Üstüne benim gazetecilerle konuşmamda iyi bir etki yaratmamıştı. Özellikle de Kenan için. Okları üzerime çevirdiğim için bana kızmıştı. Alparslan ona plandan bahsettiğim için sessizdi. Çünkü bir yerden başlamamız gerektiğini o da biliyordu.
Sessizliğimizi radyodan gelen cızırtılar bozdu.
"... Aralarında bir polis memurunun hayatını kaybettiği operasyonda Halil M. adlı şahıs bugün savcılık kararıyla tutuklanarak Merkez Cezaevine gönderildi. Muhabir arkadaşlarımızın öğrendiğine göre şahsın yakınları Ankara Valisi Vedat Bektaş'ın oğlu Kadir Bektaş'ı suçluyor. İftiraya kurban gittiğini ve adalet önünde savaşacaklarını da ekliyorlar..."
Bölüm Sonu!