İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 30 · 13 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 30

Bölüm 29 - Fısıltılar

"Bütün gece balkonda sokağı ve sessizliği dinledim. Elimde bir bardak demli çay ve gökyüzünde yıldızlar."

*

Kenan gözleri önünde sevdiği kadının kapıdan dışarı çıkmasını izledi. Bu son zamanlarda çok sık oluyordu. Ondan gizli saklı işler yapmasına dayanamıyordu artık. Ona zaman vereceğini söylemişti ama daha ne kadar sürecekti bu sırlar?

Bekledi, bir süre daha bekledi fakat en sonunda dayanamayıp peşinden ilerledi. Kapıdan çıktığında abisiyle karşılaşmıştı. Dalgınlıktan önüne bile bakmadan yürüyen abisinin kolundan tutarak onu durdurdu.

"Abi?"

"Ne var oğlum? Ne var gene la! Meryem bitmedi bir de sen başlama. Kafam yerinde değil zaten bir de sizle uğraşamam."

Abisinin bu hırçın tarafıyla ilk defa karşılan Kenan şaşırdı. Son birkaç haftadır Meryem gibi onun da sakladığı sırlar canını sıkıyordu. Tüm bu entrikaların etrafında kendini yetersiz buluyordu.

"Ne oluyo abi? Hayırdır, ne bu tavır?"

"Oğlum, çık git önümden bak, gece gece papaz olmayalım."

"Meryem nerede abi?"

"Ne bileyim ben? Bekçisi miyim oğlum? Yürü git bak."

Kenan abisinin bu umursamaz tavırlarıyla daha sonra uğraşmak için şimdilik görmezden gelmeyi seçti. Hızlı adımlarla sokak sokak sevdiği kadını aradı. Onu belirli bir noktaya dalmış halde görünce korkmuştu. Abisinin ona söyleyeceği bir şeyden dolayı mıydı yoksa en kötüsü, ona bir şey mi yapmıştı? Eğer öyleyse... O zaman abisine söyleyeceği bir çift laf olurdu.

Ancak düşündüğü gibi bir şey yoktu ortada. Yine kendisinden saklanan o sırlardan birinin içerisine düşmüş gibi hissediyordu. Buna rağmen Meryem'e bir söz verdi. Onun için yapacağı son şey olsa da yarın abisinin evden çıkmasına izin vermeyecekti. Ya da o öyle sanmıştı.

Sabah saat dördü gösterdiğinde ezan okunurken kapının açılma sesine uyanmıştı. Abisi giyinmiş odadan çıkmaya çalışıyordu. O an Meryem'in bunu nasıl öngördüğünü anlayamadı.

"Abi?" diye sordu, yatağından kalkmaya çalışırken. "Nereye gidiyorsun?"

"İşim var. Kapıyı mı kilitledin sen?"

Kenan ayağa kalkarak abisinin karşısında durdu. "Ben kilitledim."

"Deli misin oğlum sen? Kapıyı niye kilitledin? Neyse tamam aç şu kapıyı hadi, işim var gideceğim."

"Ne işin var abi?"

"Sana hesap mı vereceğim bir de?"

"Abi saat sabahın dördü. Biz dükkânı yedide de açıyoruz. Senin bu saatte ne işin olabilir? Sen bizden gizli ne iş çeviriyorsun abi?"

"Ne iş çevireceğim la! Düzgün konuş benimle! Sabah sabah adamı dinden imandan çıkartma da getir şu anahtarı. Kapıyı açacağım."

Abisinin son zamanlarda sergilediği bu tavırlar ona yabancıydı. Sanki beraber büyüdüğü, oyunlar oynadığı, aynı yemekleri paylaştığı adam gitmiş yerine huysuz, kavgacı bir adam gelmişti.

"Getirmeyeceğim." Dedi, net bir tonda.

"Ne demek getirmeyeceğim? Oğlum delirtme beni getir şu anahtarı."

Halil kardeşinin yakasına yapıştığı gibi onu geriye savurdu. Ama Kenan kararlıydı. Olduğu yerden bir santim bile hareket etmedi.

"Getirmeyeceğim abi! Gizli gizli ne haltlar yediğini bana söylemeden-" Sözlerinin devamını getiremeden abisinden bir yumruk yemişti. İleri gitmişti belki ama böyle bir dönütü de beklemiyordu. Babaları öldükten sonra ona hem abilik hem babalık yapan adam ona ilk defa elini kaldırmıştı. Bu yumruk yüzüne değil, gururuna atılmış ve onu ayaklar altında paramparça etmişti.

Kimdi bu adam? Tereddüt bile etmeden ona yumruk atan bu adam yabancıydı.

İfadesinden pişman olduğu okunuyordu belki ama artık çok geçti.

"Anahtar?"

Kenan çenesiyle işaret etti. "Çekmede."

Halil çekmeceden anahtarı alarak kapıyı açtı ve hızla odadan çıktı. Kenan abisinin gidişini izlerken içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. Kolay kolay kırılan, kin tutan bir adam değildi ama bu yumruğu uzun süre aklından çıkartamayacaktı.

O saatten sonra bir daha uyuyamamıştı. Hoş, yatağına uzansa bile gözüne uyku gireceğinden emin değildi. Giyindiği gibi evden çıktı ve bu sabah dükkanı erkenden açtı. Temiz olduğu halde düşüncelerinden kurtulmak için dükkanı temizlemeye koyuldu. Yine de onu kemiren düşüncelerinden kurtulamadı.

Gün boyunca dalgın gezmişti. Beş defa yanlış siparişi götürmüş, iki tane bardak kırmıştı. Cengiz neyi olduğunu sorsa da kimselere anlatmaya yüzü yoktu. Çocukluğundan beri yediği içtiği ayrı gitmeyen arkadaşına bile...

Halil'in mahallede telaşla koşturduğu haberi kıraathanede duyulduğunda Kenan, Cengiz ve Yavuz'la oturuyordu. Olayın aslını öğrenmek için Cengiz'le beraber eve koştuğunda Yavuz'da Alparslan'ı almaya gitmişti.

Kapı belki onuncu çalışınca açılmıştı. Ayşenur'un telaşlı halinden anlamıydı ama yukarıdan gelen seslerle bir şeylerin ters gittiğinden emin oldu.

"Ayşenur ne oluyor kızım, bu sesler ne?"

Kız kardeşinin sessizliği çok şey söylüyordu. Onun peşinden ilerleyerek yukarıya çıktılar. Annesi ve yengesi onu görünce kapıya vurmayı kesip sustular.

"Ne oluyo ana?"

"Abin Meryem'i kolundan tuttuğu gibi içeri soktu oğlum. Kapıyı da kilitledi, sabahtı belli bağırıyuz kapıyı açan yok. Bi şey yap yavrum."

O an ilk düşündüğü şey abisinin Meryem'e bir zarar vermiş olacağıydı. Keşke abim yapmaz diyebilseydi ama o yabancı biriydi artık. Hem sabahki yumruğun ardından bu ihtimal hiç de imkansız değildi.

Kapıyı yumrukladı, avazı çıktığı kadar bağırdı ama nafile. İçeriden Meryem'in güvende olduğuna dair ufak bir ses bile çıkmamıştı. Onun zincirlerini kopartan asıl şey Meryem'in ağladığını duymasıydı. O an öfkesi gözlerinin önüne karartmıştı. Kapıyı nasıl kırdığını veya abisinin yakasını nasıl kavradığını anlayamadı. Kendine geldiğinde abisinin ağladığını ve bakışlarındaki o hüznü fark etmişti.

Abisinin en son daha önce ne zaman ağladığını hatırlayamadı veya hiç ağlamış mıydı?

Siyah kirpikleri yaşlıydı. Kahve gözleri daha önce hiç olmadığı kadar pişman bakıyordu.

Kenan geriye çekilerek bir de sevdiği kadına baktı. Çok şükür, çok şükür ona bir şey olmamıştı. Abisinin bakışlarında gördüğü pişmanlığın sebebi bu değildi.

O zaman pişmanlığın asıl sebebi neydi?

"Ben büyük bir suç işledim ana."

Abisinin tek söylediği buydu. Bundan ne anlam çıkarmalıydı? Ağlamasına sebep olacak nasıl bir suç işlemiş olabilirdi ve bunun Meryem'le ne ilgisi vardı? Sonra anladı. İkisinin ortak bir tanıdıkları vardı. Kadir Bektaş. Abisi onu mu öldürmüştü?

Öldürmek.

Abisi ve öldürmek... Bu ikisini aynı cümlede kullandığına inanamıyordu.

Kenan ne olduğunu anlamaya çalışırken polisler abisinin bileklerine kelepçeler takarak onu evden çıkartmışlardı. Kulağında annesinin yakarışları çınlıyor, zihninde abisinin gözyaşları tekrar tekrar akıyordu. Neler oluyordu böyle? Her şey bir anda nasıl bu hale gelmişti?

Toparlanması gerekiyordu. Ailesinin ona ihtiyacı vardı, özellik de abisinin.

Elini cebine attığı gibi anahtarı çıkarttı. Cengiz'in karşısına geçip ailesine ve Meryem'e göz kulak olmasını isteyerek Alparslan ve Yavuz'la beraber polis arabasının arkasından ilerledi.

"Oğlum ne oluyor la, ben hiçbir anlamadım?" dedi Alparslan. Şoför koltuğundaki Kenan'a ve arka koltuktaki Yavuz'a baktı. "Ne demek polis memurunu öldürdü, kafam almıyor la."

"Valla benim de abi. Bin kere düşünsem Halil'in böyle bir şey yapacağına hayatta inanmam." Dedi Yavuz.

"Oğlum, size bir şey dedi mi polisler?"

"Yok abi, yok. Hiçbir şey bilmiyoruz, kimse bir şey demedi." Diye cevap verdi Kenan. Bakışları hemen önündeki araçtaydı. Gözünü bile kırpmıyordu çünkü eğer kırparsa abisinin içinde olduğu aracı kaybedeceğinden korkuyordu.

Yarım saat sonra Sincan Polis Merkezi binasının önüne gelmişlerdi. Abisi çoktan içeriye götürülmüştü. Bir polisi öldürdüğü haberi çoktan yayılmıştı ve kimse onlara herhangi bir bilgi vermeye yanaşmıyordu. Alparslan tanıdıklarını ortaya koymaya çalıştıysa da nafile. Sadece ifadesinin alındığı biliyorlardı. Odadan çıkartılırken hepsi yanındaydı.

Alparslan beş dakika konuşmalarını rica etti memurlardan.

"Gardaşım ne oluyor kurban olayım ya, kimse bir şey demiyor? Sen bari söyle."

"Abi?" dedi Kenan. "Doğru mu söylüyorlar, sen polisi mi öldürdün?"

Halil başını sallayarak ona cevap verdi. "Yemin ederim polis olduğunu bilmiyordum. Bilerek yapmadım. Ben kimseyi öldürmek istemedim. Abinim ben senin. Bana inanıyorsun değil mi?"

Kenan abisinin bakışlarındaki o yalvaran ifadeyi gördüğünde ona inanacağını biliyordu. Karşısındaki abisiydi. Son zamanlarda önüne çıkan o yabancı adam değil, tanıdığı adamdı. Ona babalık yapan, düştüğünde elinden tutup kaldıran, onu koruyup kollayan adamdı.

"İnanıyorum abi."

Polisler Halil'i götürmeye başladıklarında Kenan ve Yavuz arkada kaldı. Alparslan peşlerinden ilerleyip onları az ilerde tekrardan durdurdu.

"Alparslan."

"Gardaşım?"

"Ben buradan çıkamayacağım. Bizimkilere bir şey söyleme. Onlar sana emanet." Dedi, yorgun bir sesle. Omuzunun üzerinden arkaya baktı. "Kenan'a göz kulak ol. Ona sahip çık. Benim yokluğumu aratma. Az çok tanıyorsun onu, kötü bir şey yapmasına izin verme."

"Hepsi bana emanet." Dedi Alparslan, kehribar tespihini göğsüne götürerek. "Gözün arkada kalmasın Halil'im."

Gözü arkada kalmazdı belki ama her şey öyle beklenmedik öyle ani olmuştu ki bir yanı hep geride bıraktıklarını düşünecek ve kendine eziyet edecekti. İçinden keşke her şey çok farklı olsaydı diyordu ama bunun için artık çok geçti. Bundan sonra olacak olan gerçekleri tüm çıplaklığıyla duymak da işe yaramamıştı. Sizi kurtaracağım demişti Meryem. Geçmişi değiştireceğim. Şu anda tek umudu bu iki cümleydi.

Umarım değiştirirsin.

Kenanlar kendileriyle konuşmayı ve ufak bir bilgi vermeyi kabul eden polis memuruyla konuştuktan sonra polis merkezinden ayrılmışlardı. Evin önüne geldiklerinde Kenan'ın ayakları geri geri gidiyordu. Fakat yine de bunu yapmalıydı, bununla yüzleşmeliydi.

Kapıdan içeriye adımını attığında ağzından çıkacak olan en ufak bir sözü bekleyen ailesinin bakışları hızla onu bulmuştu.

"Noldu oğlum, ne dedi polisler?"

"Halil nerede?"

Önce annesi sonra yengesi sormuştu. Gözlerinin içine bakıyorlardı. Dili varmıyordu konuşmaya. Hemen bir adım arkasında duran Alparslan'a baktı yardım diler gibi.

"Halil'i gözaltına aldılar anacığım. Yirmi dört saat kaldıktan sonra savcılığa sevk edeceklermiş. Kasten adam öldürme bir de... Uyuşturucu kaçakçılığı suçundan yargılanacakmış." Dedi Alparslan.

Şaşırma nidaları havada uçuştu. Destek bahanesiyle dedikodu koparmaya gelen insanların çoğu elini ağzına kapatmıştı. Hepsi de Halil'i çocukluğundan beri tanırlardı. Ama insanoğlu çiğ sütü emmişti. Yapmaz dediyseler de inanarak dememişlerdi. Evden çıktıklarında ilk işleri bunu konuşmak olacaktı.

Kenan annesinin olduğu yere yığılmasını izledi. Yanı başındaki Yasemin ve Ayşenur onu tutmaya çalışıyordu. "Allah'ım, başımıza bunlar da mı gelecekti ya rabbim?" diye yakındı.

"Halil'im böyle bir şey yapmaz, Kenan." Dedi Gülsüm.

Kendi aralarında fısıldaşan herkesi susturmuştu.

"İftira atmışlardır, yalan söylüyorlardır. Halil'im kimseyi öldürmez! Uyuşturucunun adını bilmez, kurban olayım inanmayın. İftira atıyorlar..." Gülsüm sevdiği adamı canı gibi savunurken fark ettiği şeyle ağlamayı kesti. Çakır gözlerini hızla Kenan'a kaldırdı. "Meryem atmıştır iftirayı. Zaten gizli bir şeyler karıştırdığı belliydi, o yapmıştır!"

"Gülsüm ne diyon sen?" dedi Suna. Hemen yanı başında duran çocukluk arkadaşının ağzından dökülenlere şaşırdı.

"Yalan mı? Kız hiç yoktan var oldu, tabii o yapmıştır başka kim yapacak."

Kenan bunu daha fazla dinleyemezdi. Arada abisinin hatırı olmasa Gülsüm'e katlanıyor olmazdı. Acısına veriyordu bu patavatsızlığını.

"Meryem nerede?" diye sordu onu göremeyince. Cengiz de ortalıkta yoktu, hâlbuki ailesini ona emanet etmişti.

"Cengiz götürdü Meryem'i." Dedi Suna, kimseden ses çıkmayınca.

"He ya, ben ona tokat atmaya kalkışınca Cengiz kolundan tuttuğu gibi aldı götürdü Meryem'ini."

"Meryem'e tokat atmaya mı çalıştın?"

Gülsüm'ün sessizliği, bakışlarını kaçırışı ona gereken cevabı vermişti. Gülsüm ona tokat atmaya çalışmıştı. Kıymetlisine zarar vermeye çalışmıştı. Bu bardağı taşıran son damlaydı onun için. Geldiği gibi çıktı evden. Soluğu Cengiz'in evinde aldığında kapıyı hırsla çaldı. Anında kapı açılmış, Meryem karşısına çıkmıştı.

Sanki onu karşılamak için değil de evden çıkmaya çalışıyormuş gibi bir hali vardı. Onu görünce şaşırmıştı. Arkasından gelen Cengiz'le göz göze geldi Kenan. Hemen ardından eve adım attı.

"Bizi yalnız bırak, kardeşim." Dedi, gözlerini Meryem'den ayırmadan kapıyı kapattı.

Cengiz gitmeden önce tereddüt etti. O an Kenan ona döndü. Bakışlarıyla anlaştılar ve Cengiz onları yalnız bıraktı.

"Biliyordum. Her zaman biliyordum bir şeyler sakladığını. Ama konduramadım işte, inanmak istemedim. Göz ardı ettim hep... Artık benden ne sakladığını sormayacağım sana ama şuna dürüstçe cevap ver. Abimin bu olaya karışmasında parmağın var mı?"

Onun o çölü anımsatan gözleri dolduğunda bu soruyu sorduğu için kendinden nefret etti. Ama bilmek zorundaydı. İçini kemiren sorulara cevap bulmak zorundaydı.

"Hayır." Dedi Meryem. Ona ihanet edilmiş gibi bakıyordu. "Kenan, bunu bana nasıl sorarsın?"

"Bilmiyorum anasını satayım! Hiçbir şey bilmiyorum. Neye inanacağımı şaşırdım artık. Gülüm kafayı yiyeceğim, abim gözlerimin önünde kelepçelerle evden çıkarıldı. Adam öldürdü diyorlar, uyuşturucu satıyor diyorlar. Aklımı oynatacağım!"

"Kenan?" dedi Meryem.

Ona ulaşmaya çalışıyordu ama Kenan buna izin vermedi. Soğuk ve sert duvarlarını hızla kaldırmıştı. Doğru olup olmadığından şüphe ettiği şeyleri duymaya dayanamıyordu artık. Yalnız kalmaya ihtiyacı vardı, uzaklaşmak istiyordu.

Arkasında kimi bıraktığını umursamadan evden çıktı. Ayakları onu genç bir oğlanken kaçtığı tepeye çıkarttı. Tüm Ankara gözükemese bile Sincan ayaklarının altındaydı. Boğulduğunu hissediyordu. Uzun uzun nefesler alıp verdi.

Peşinden gelen ayak sesleri duyabiliyordu. Kim olduğuna bakmak için arkasını dönmesine gerek yoktu. Bu onun dostunun sesiydi.

Sırtını duvara yaslayarak yere çömeldi. Cengiz de aynısını yapmıştı.

"Ne dedi polisler, Halil abi nerede?"

"Nezarethanede. Yarın savcılığa sevk edeceklermiş. Adam öldürme ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlarından." Dedi Kenan, başını çevirip ona baktı. "Memurlar çok iyi konuşmadılar Cengiz. İçeride kalır diyorlar."

Kenan'ın gözleri çoktan dolmuştu bile. Yanındaki adamdan sakınmadan akıttı onları. Cengiz çoğu defa şahit olmuştu onun gözyaşlarına. Yabancı değildi. Abisinin yanında ağlamaz ama onun yanında ağlardı.

"Anam orada üzüntüsünden kahroldu, Gülsüm öfkesinden Meryem'i suçluyor, çocuklar desen... Her şeyden haberleri var. Kahretsin ki var. Diğer tarafta benden sürekli bir şeyler gizleyen Meryem var. Ben bu işin altından kalkamam Cengiz. Ne yapacağım ben kardeşim, bana bir akıl ver gözünü seveyim."

Kenan omuzları sarsılarak ağlamaya başladı. Kendini o kadar çaresiz hissediyordu ki arkadaşının onu kendine çekip yaslamasına izin vermişti.

"Hallolacak her şey kardeşim. Allah derdini verdiyse dermanını da verir, hiç sıkma canını."

Cengiz her daim doğru zamanda söylenecek doğru cümleleri bulurdu.

"Huriye annemin oğlunu gözleri önünde kelepçelerle götürdüler, kolay mı öyle? Tabi üzülecek. E çocukların her şeyden haberi var dedin. Zaten yarın bir gün öğreneceklerdi, böylesi daha iyi oldu, inan bana. Gülsüm'e diyecek bir şeyim yok ama Meryem'in bir suçu olmadığını bil."

Kenan yaslandığı yerden kalktı.

"Belki inanmazsın ama Meryem son dakikasına kadar Halil abiyi kurtarmaya çalıştı. Tamam sana söylemedi, bana da söylemedi ama ben anladım. İşlerini tek başına yapmaya çalışıyor çünkü böyle alışmış. Hayatı boyunca hep yalnız kalmış ama şimdi yanında sen varsın. Sen de ona sırtını çevirirsen yine kimsesiz kalır. Bunu ona yapma kardeşim. Sevdana sahip çık."

Sevdana sahip çık.

Cengiz'in bu sözlerinin nedeni onu Meryem'le konuşmasını duymuş olmasıydı. Onu yalnız bırakacağını düşünüyorsa yanılıyordu. Kenan Meryem'i geç bulmuştu ama erken kaybetmeye niyeti yoktu. Gerekirse onun hem annesi hem babası olurdu ama kimsesiz bırakmazdı.

"Meryem abimi kurtarmaya mı çalıştı? Nasıl?"

"Bunu bana değil ona sorman daha yakışı kalır. Bende senden farksızım çünkü."

"Her şey birden nasıl bu hale geldi?" diye sordu Kenan. "Abimin böyle bir şey yapacağına asla inanmıyorum. Onu kandırmış olabilirler değil mi? Ya da ne bileyim suçu üstüne atmış olabilirler."

"Mümkün."

Kenan ıslanmış gözlerini silip kendini toparladı. "Abimi orada bırakamam."

"Kurtaracağız onu. Hep birlikte kurtaracağız. Ama şimdi ailenin sana ihtiyacı var, Meryem'in sana ihtiyacı var. Sen gittikten sonra o da sizin eve gitti. Kızı yalnız bırakmayalım. Kalk hadi."

Önce Cengiz kalktı yerden sonra kardeşini kaldırdı. Hızlı adımlarla tepeden inip mahalleye vardılar. Önünü kesip geçmiş olsun diyerek ayak üstü onları sohbet etmeye zorlayan insanlardan sonra Kenan nihayet evinin önüne gelebildi. Kapı açıktı ve önü de en az içerisi kadar kalabalıktı. Ancak onu durduran şey meraklı kalabalık değil başka bir şeydi.

"Kız ben senin kadar yüzsüz bir kız tanımadım. Git diyorlar ya niye gitmiyon?"

"Sana mi kaldı gidip gitmeyeceğim, sen kimsin? Ben buraya Halil abi için geldim. Huriye teyzenin yanında olmak için."

"Sana hacet yok, nerde fışkı yediysen oraya git haydi, yallah."

"Hüsne abla ayıp oluyo ama ne diyon ki, kızın ne suçu var?" Bu Suna'ydı, sesinden tanımıştı.

"Kızım sen bi sus hele. Büyükler konuşuyor bak, sen bir dur. Hüsne doğru diyo, kimse istemiyo kızı burada. Başımıza iş açmadan gitmesi makbuldür."

"Daha ne kaldı ki başımıza açacağı? Allah'ın belası, uğursuz!"

"Gülsüm!"

"Ne var be! Daha geldiğin ilk gün anladım ben senin niyetini. Halil'ime göz diktin ama olmayınca kendini Kenan'a yamamaya çalıştın, şimdi de Cengiz mi var sırada? Yollu-"

Kenan daha fazlasını kaldıramazdı. Onlar sevdiği kadına hakaret ederken o öylece durup dinleyemezdi.

"Ne oluyor burada?" diye sordu tok sesiyle. "Ne oluyor dedim! Hiç utanmıyor musunuz bu kadar kadın bir kızın üzerine gitmeye? Ne yaptı bu kız, ne biliyorsunuz, ne gördünüz? Hiçbir şey. O zaman kimseye laf düşmez."

Kurt sürüsünün arasında kalmış kuzu misali duran kadının elinden tuttu. "Bu kız benim helalim. Her kim ona bir söz söylerse şahsıma söylenmiş sayarım. Yakında düğünü de yapacağız. Gelen varsa başım üstüne. Şimdi, lafı olan varsa buyursun."

Kimseden ses çıkmıyordu.

Gözü yaşlı annesi gözlerinin içine bakıyordu. Ciddi olup olmadığından emin olmak istiyordu belki de ama Kenan ciddiydi. Kararlıydı ve söz ağızdan bir kez çıkardı.

Meryem'le evleneceğim dediyse evlenirdi tabii onun da aynı fikirde olduğu sürece...

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.