"Ve insan, tercihleriyle kaderini imzalar..."
*
Dolmuştan indiğimizde saat 11'e geliyordu. Duraktan eve doğru yürümeye başladık. İkimizde sessizdik, dolmuşta konuştuklarımızdan sonra daha hiç konuşmamıştık.
"Meryem?"
Başımı kaldırıp sevdiğim adama baktım. Sıktığı yumruklarından değil de beden dilinden anlaşılıyordu öfkeli olduğu. Hızlı adımlarla önümde durdu.
"Kenan?"
"Nereden geliyonuz siz böyle?"
Şivesi kaymıştı. Sinirlendiğinde bunu çok yapıyordu. Dün yaptığımız kavgadan sonra öfkesinin yerli yerinde olması beklediğim bir durumdu. Tabii gecenin bir vakti Cengiz'le olduğum için de ayrı öfkeli olmalıydı. Adamımı iyi tanıyordum.
"Dışarıda işim vardı. Cengiz de yardım etti." Dedim kısa keserek. Onun bana olduğu kadar ben de ona kırgındım.
Kenan'ın kahve gözleri karanlıkla bir oldu. "Meryem." Dedi dişlerinin arasından.
"Ben gideyim kardeşim. Size hayırlı akşamlar."
Cengiz gözden kaybolurken Kenan yine dişlerinin arasından konuştu. "Hayır mı şer mi birazdan öğreneceğiz." Kolumdan tuttuğu gibi beni peşinden çekiştirmeye başladı. "Gel bakayım sen benimle."
"Ne yapıyorsun be? Adam mı kaçırıyorsun, bıraksana kolumu!"
Kolumu ondan kurtaramaya çalıştım ama güçlüydü ve kesinlikle beni bırakmaya da niyeti yoktu. "Konuşacağız." Dedi, beni çekiştirmeye devam ederken. Karşı koymayı bıraktım. Birlikte aydınlatılmamış bir sokağa girdiğimizde kolumu ancak bırakabilmişti.
"Senin gecenin bir vakti Cengiz'le dışarıda ne işin var, gülüm? Bana kafayı yedirtmek mi istiyorsun sen? Niyetin bu mu?"
"Delirme Kenan! Saçmaladığının farkında mısın şu an?"
"Ne o zaman? Bu saate kadar ne işin vardı? Haber dahi vermeden gidiyorsun. Kafayı yiyecektim neredeyse."
"Dışarıda işim vardı. Tesadüfen Cengiz'le karşılaştık ve o da bana yardım etti. Ve lütfen ne işim olduğunu sorma. Bunu sana söyleyemeyeceğimi daha önce konuşmuştuk."
Ona ihanet etmişim gibi geriye çekildi. Bir yabancıya bakıyormuş gibi bakıyordu. Bundan nefret etmiştim.
"O önemli işini Cengiz'e söyleyecek kadar güveniyorsun ama bana, sevdiğin adama güvenmiyorsun, öyle mi gülüm?"
"Yapma Kenan. Sana herkesten çok güveniyorum ben." Ona doğru yaklaşıp elini tuttum. Usulca kafamı göğsüne yaslayıp ağırlığımı ona verdim. Biraz sonra eli belime uzanmıştı. "Cengiz bu mesele hakkında hiçbir şey bilmiyor. Soru sormaması şartıyla yardımını kabul ettim zaten."
Başımı kaldırdığımda belimdeki eli ensemi kavradı. Dokunduğu yerden tüm bedenime ulaştı ateş. O yüzden olmasa bile bu gözlerden alev alabilirdim.
"Bu mesele benim için fazla hassas. Sana güvenmediğimden değil, zamanı gelince anlatacağım zaten. Sadece biraz zaman istiyorum senden. Lütfen Kenan. Sadece biraz daha."
Beni tekrardan göğsüne çekti. "Tamam gülüm. Sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Buna da eyvallah."
Huzursuzdu. Ondan sakladığım şeyi bilmek istiyordu ama bunu ona söyleyemezdim. Onun ve abisinin ölümüne engel olmaya çalıştığımı ona söyleyemezdim. En azından şimdilik...
"Özür dilerim." Dedim, eve dönüş yolunda. "Endişelenmene sebep oldum."
"Özür dilenecek bir şey yok gülüm. Buraları bilmiyorsun, ya kaybolsaydın. Seni yalnız bıraktığım için kendime kızdım asıl."
"Senin bir suçun yok."
"Var. Dün akşam sana öyle çıkışmamalıydım. Kavga ettik diye beni bırakıp gittin sandım."
Yürümeyi bırakarak ona döndüm. Bu saf düşünceleri göğüs kafesimi çiçeklerle doldurup yumuşacık yapmıştı. Onun yanındayken kendimi böyle hissetmekten alıkoyamıyordum ve bu hoşuma giden bir şeydi. Bir gün bu duygu elimden alınacak diye çok korkuyordum.
"Çok büyük kavgalar etsek de seni bırakıp gidemem artık. Korkarım başının belası olarak kaldım."
"Sen yanımda ol da bela olmana da razıyım."
İlk yaptığımız kavgaya atıfta bulunması beni güldürmüştü. Ona sarılmak istiyordum. Elini tutup bir daha bırakmamak istiyordum. O an kendi zamanımda olsaydık ilişkimiz bu kadar içten, bu kadar samimi olur muydu diye düşündüm. El alem ne der demeden sokaklarda el ele tutuşup yürüyebilir miydik? Kimselerin itiraz etmesine izin vermeden ayrı eve çıkabilir miydik? Tüm bunları bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı. Hangi zamanda olursak olalım, onu yine bugünkü gibi severdim.
Ne kadar daha fazla vakit geçirmek istesem de Kenan beni evime bırakmıştı. Suna evlendikten sonra artık tek başıma yaşamaya başlamıştım. İlk defa bir evde tek başıma yaşıyordum. Daha önce hep annemle yaşardım, şimdi ise ev çok büyük ve çok boş geliyordu gözüme.
Acaba Kenan'la evlendiğimde hayatım nasıl olurdu?
Bakışlarım mutfaktan çıkan Kenan'ın hayaline kaydı. Kahve gözleri gülümsüyordu. Benim için yemek yapmaya çalıştığını ama beceremediğini söylüyordu. İkimizin birer kopyası olan bir çocuk onun etrafında neşeyle zıplıyordu.
Bir gün böyle bir hayata sahip olabilir miydim gerçekten?
Ancak öyle olmasını umabilirdim.
Gelecek günlerde dernek ve Kenanların ev arasında mekik dokumuştum. Aklımdaki kötü düşünceleri hayata geçirmemek için kendime böyle bir plan bulmuştum.
Suna yeni evliydi. Dernekte görmesem Alparslan'ın onu kendiyle birlikte eve hapsettiğini düşünürdüm. Kızın yüzünü bir elin parmağını geçmeyecek kadar görebilmiştim. Arkadaşımı özlemiştim!
Kenan birlikteliğimizi açıkladıktan sonra Huriye teyze sanki evlenmişiz de beni gelini olarak görüyordu. Öyle bir değer görüyordum evde. Bekir beni seviyordu ama sokakta oynamaktan, umurunda olduğunu sanmıyordum. Ayşenur o günkü konuşmamızdan sonra bana karşı mesafeliydi. Onu korumaya çalıştığımı anlayamamasını yaşının genç olmasına yoruyordum. Halil... Onunla göz göze gelmek beni geriyordu. Özellikle de onu kurtarmaya çalışırken. Bunu ona söyleyemeden beni dinlemesini sağlamak ise deveye hendek atlatmakla eş değerdi. Beni anlaması gerekiyordu.
Bu yüzden onunla bir kez daha konuşacaktım.
Yaptığım keki keserek tabağa koydum. Sıcaklığı gitmesin diye üzerine örtü örterek evden çıktım. Bugün cumartesiydi ve henüz iş saati olduğu için adımlarımı doğrudan kıraathaneye yönlendirdim.
Dükkanın önüne bir kuş gibi pinekleyen adamlar daha sokağından başından geldiğimi gördüklerinde ürkütücü bakışlarını üzerime salmışlardı. Onları umursamadım. Kapıyı tek elimle açarak dükkandan içeriye girdim. Gözlerim Halil'i arıyordu fakat onun yerine Kenan'ı bulmuştum. Çattığı kaşlarıyla bana doğru geliyordu.
"Halil abi-"
Daha cümlemi tamamlama izin vermeden beni dirseğimden yakalayarak dükkandan çıkarttı. Hemen yan taraftaki boş araziye geldiğimizde kolumu ondan kurtardım.
"Şunu yapmaktan vazgeç artık! Ne diye sürekli beni peşinden sürükleyip duruyorsun?"
"Gülüm senin o kadar adamın içinde ne işin var?"
"Halil abiyle sana kek yapmıştım ama görüyorum ki hata etmişim." Tabağı ellerine sertçe bıraktım. "Ye bari, ziyan olmasın!"
Onu arkamda bırakıp eve doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Artık ezberlediğim sokakları arşınlarken Kenan da peşimden geliyordu. Omuzumun üzerinden baktığımda elindeki tabakla koşarken gerçekten komik görünüyordu ama durmaya niyetim yoktu.
Yine etrafına topladığı kızlarla oturan Hülyaların evinin önünden geçiyorduk ki Kenan'a seslenmesi hem onu hem de beni durdurmuştu.
Kenan niye duruyordu ki?
Ne münasebet?!
Kaşlarımı çatarak ona baktım. Elindeki tabağı Hülya'ya vererek bana doğru gelmeye başlamıştı. Saçlarımı savurarak seri adımlarla yoluma devam ettim.
"Gülüm? Bir dinle yav."
Son zamanlarda tamamen farklı birine dönüşüyordum ve bu hiç hoşuma gitmiyordu. Peşimdeki bu adam beni değiştiriyordu.
"Gelme peşimden!"
"Gülüm! Ne olursun bak bir dur, bir konuşalım."
Aniden durdum. Kollarımı göğsümde bağlayarak ona döndüğümde peşimden iki sokak koşmuş olan bu adam nefes nefeseydi. Bu hali de benim nefesimi kesiyordu. Neyse!
"Önce kıskançlık krizlerine giriyorsun, sonra senin için yaptığım keki Hülya'ya veriyorsun!-"
"Benim için mi yapmıştın?"
Bak ya!
"Halil abi için de yapmıştım. Üzerine alınma... Sahi o neredeki?"
"İşi var. Gelir akşam." Dedi. Birkaç adım atarak önümde durdu. Bağladığım kollarımı çözüp ellerimi tuttu. "Gülüm bak, gerekirse ayaklarına kapanırım ama bir daha iş saatlerinde dükkana gelme."
Gözlerimi kıstım. "Bu kadar kıskanç olacağını tahmin etmemiştim."
Kenan gülümsedi. Kulağıma eğilip, "Hz Ali'nin bir sözü var. Vallahi şu misvak insan olsaydı kellesini uçururdum." Dedi.
Utançtan kızardığımı biliyordum ama bunu kabul etmeyecektim.
"Gidiyorum ben."
Arkamdan güldüğünü duyuyordum. Şuna bak, güya ona kızgın olmalıydım. Bu adama bağımlıydım. Kalbimi elleriyle söküp yerinden çıkartsa bile onu affederdim.
O gün gece yarısına kadar Huriye teyzelerin evinde oturmuş ve Halil'in gelmesini beklemiştim. Ama o gelmemişti. Evdekiler onun ilk defa böyle bir şey yaptıklarını söyleyip şaşırmışlardı. Ben de ertesi sabah doğrudan kıraathaneye gitmeye karar verdim. Bu saatten sonra vakit kaybedemezdim. Her saniyenin değeri vardı artık.
Ne yediğimi bile bilmediğim yaptığım kahvaltıdan sonra doğrudan kıraathaneye geldim. Yani en azından sokağına diyebilirim. Kenan'la bir kez daha tartışmak istemiyordum. Hem görmeyi istediğim adam da oradaydı zaten. Kıraathanenin yanında ki arazide Kadir Bektaş ile konuşuyordu.
Bir saniye bile beklemeden yanlarına vardım. Geldiğimi gördüklerinde hararetli konuşmalarını kestiler. Ne konuştuklarını merak etmiştim.
"Halil abi, neredeydin? Dün akşamdan beri yoksun. Merak ettik."
"İşim vardı. Sabah gelebildim ancak-"
"Meryem?"
Kenan'ın sesiyle hızla ona döndüm. Arkasında Cengiz'le beraber yanımıza geliyordu. Onların burada ne işi vardı? Kenan'ın hızlı öfkelenen bir yapısı vardı. Bu Kadir denen herifin yanlış bir lafında ortalığı dağıtabilirdi ve bu da benim istemediğim bir durumdu.
"Gülüm." Dedi, bana sonra abisine baktı. "Abi, hayırdır?"
"Sen Cengiz olmalısın. Kadir Bektaş."
Yüzünde bilerek yaptığına dair bir sırıtışla elini Kenan'a uzatmıştı. Öğrenmişti. Onun hakkında araştırma yaptığımı öğrenmişti. Faruk söylemiş olmazdı, Sezen korkusundan ağzını açmaya bile çekinmiştir. Geriye vergi olayının planlanandan daha erken gerçekleştiği kalıyordu. Bu iyi olmuştu.
"Kenan." Dedi sevdiğim adam. Sesi, dosyanın içinde yazan ismin ona ait olduğunu anlamış gibi çıkıyordu. "Kenan Mollaoğlu."
"Cengiz benim kardeş."
Cengiz Kenan'dan sonra Kadir'in elini sıktı. İkisi de ortaokulda başı belaya giren küçük kız kardeşlerini korumaya çalışan abilere benziyordu.
"Adını duymuştum." Dedi, Kadir. Bakışları üzerimdeydi. Bunu fark eden yalnızca ben değildim. Kenan içgüdüleriyle hareket eden bir varlık olduğu için birazdan Kadir'in gözlerini oyacakmış gibi önüme geçince Halil adamın omuzunu pat patladı.
"O da gidiyordu zaten."
Onlar gittikten sonra ben de peşlerinden gitmek istedim ama sadece isteyebilmiştim. Çünkü Kenan bir kez daha bana izin vermedi. Dirseğimden tuttuğu gibi beni geriye çekti.
"Halil abiyle konuşmam gerekiyor."
"Önce biz bi konuşalım bakalım... O adamdı değil mi?"
Cevap vermedim.
"Tipinden belli zaten ne mal olduğu." Dedi, sıktığı dişlerinin arasından. "Tipine soktuğum."
"Kenan!"
"Anladık, Cengiz'i de tanıyor ama abimi nereden tanıyor?" Kenan meseleyi anlayana kadar birkaç saniye geçti. "Bu yüzden o adamı araştırıyorsun değil mi? Çünkü adamın abimle bir ilgisi var. Başı mı belada?"
"Hayır."
"Bir şey var. Bana söylemiyorsunuz." Dedi, yanında ki Cengiz'e bakarak. "Bu adam abime bir şey mi yapacak?"
"Bilmiyoruz! Tamam mı? O yüzden araştırıyorum ama bunu ona söyleyemezsin, Kenan. Söz ver bana. Sen de Cengiz. İkiniz de ben bu durumu halledene kadar ona bir şey söyleyemezsiniz."
"Hay sikeyim! Sıçarım böyle işin içine!!"
Kenan bir hışımla yanımızdan ayrılırken Cengiz'le göz göze geldik. "Hayatını kurtarman gereken Halil abi miydi?"
"Kenan'ın peşinden git. Ağzından bir şey kaçırmasına izin verme nolur."
Sorusuna cevap vermememe rağmen başını salladı. O gittikten sonra hissettiğim huzursuzluk hissi bir süre beni bırakmadı. Şimdi tüm gün acaba Kenan öfkesine kapılıp yanlışlıkla her şeyi açık mı etti diye düşünüp duracaktım. Kıraathaneye gidip Halil'le konuşamazdım da. Tekrardan Kenan'la yüz göz olmak istemiyordum. Yine akşamı beklemek zorundaydım anlaşılan.
Eve dönüş yolunda Kadir yolumu kesti. Öfkesini kusup beni tehdit edeceğini sanmıştım ama yanılmıştım.
"İtiraf etmeliyim, karşıma çıkıp meydan okuduğunuzda hakkımda bu kadar bilgiye ulaşacağınızı düşünmemiştim."
Bu sadece başlangıç.
"Eh, beni hafife almamayı öğrenmiş oldunuz."
"Öğrendim. Açıkçası hoşuma bile gitti. Şimdi sizinle o yemeği yemeyi daha çok istiyorum. Ama bunun için önce savaşmalıydık değil mi?"
"O yemeği cehennemde zebanilerle baş başa yiyeceksiniz." Diyerek karşılık verdim. "Size ailemden uzak durun demiştim. Vergi olayı başınıza geleceklerin ufak bir göstergesi sadece. Yaptıklarınız ortaya çıkınca sevgili babacığınızın yapacaklarını çok merak ediyorum. Kimse koltuğunu riske atan bir evlat istemez değil mi?"
Onu kızdırmıştım. Ama hızla kendini toparladı.
Kıstığı gözleriyle gözlerim içine bakıyordu. "Akıllı kadınlar her zaman daha çok ilgimi çekmiştir. Tekrar görüşeceğiz."
"Hiç şüphesiz."
O gün doğruca Huriye teyzelerin evine gitmiştim. Pek gazete okuyan biri olmadığım için fark etmemiştim ama bütün gazeteler valinin oğlunun vergi kaçaklığı yaptığından bahsediyordu. Sevinmek için henüz çok erkendi. Daha çok şey başarmalıydım. Önce Halil'i bu işten uzak tutmakla başlamalıydım.
O gelene kadar pencerenin önünde nöbet tuttum. Kenan ondan önce gelmişti ve Halil eve geldiğinde saat on biri gösteriyordu. Onu sokağın başında görünce önüne çıktım.
"Konuşmamız lazım Halil abi."
"Ne hakkında?"
"Kadir Bektaş."
"Bak kızım, yine yapma etme abi konularına gireceksin hiç girme. Bugün keyfim yok zaten." Diyerek yanımdan geçip gitmişti. Ama onu bu kadar kolay bırakamazdım. Peşinden ilerledim.
"Neden anlamıyorsun? Adam başına bela olacak diyorum. O kötü biri. Seni kullanacak, işi bu."
"Nereden biliyon?"
"Biliyorum! Bilmediğin çok şey biliyorum."
Tıpkı kardeşi gibi bana sanki bir yabancıymışım gibi bakmıştı. Bu böyle olmayacaktı.
"Vergi kaçakçılığından kumar borçlarına kadar, aklına gelebilecek her türlü pisliği yapmış bir adam. Bana yaş tahtaya basmayacağını söylemiştin ama daha adamın kim olduğunu bile bilmeden onunla iş yapmaya kalkışıyorsun! Başı sıkıştığı an ilk seni kullanacak. Ne olur bu tuzağa düşme."
"Bak bacım, yakında Kenan'la evlenip ailemize gelin geleceksin. Ona gösterdiğim saygıyı sana da göstereceğim amma velakin yerini bil, üzerine vazife olmayan şeylere karışma!"
İşaret parmağını bana doğrulttu. O an anlamıştım. Halil'i kurtarmak zor olacaktı. Umarım çok geç olmazdı.
Bölüm Sonu!