"Onu sevmek nefes almak gibiydi. Gel de nefes almaktan vazgeç şimdi."
*
Sevdiğim adamın arkamdan gelmesi içimde farklı bir his uyandırmıştı. Sanki o bir avcıydı ve ben de tuzağa düşürmeye çalıştığı avdım. Sorun şuydu ki o tuzağa girmeyi kendim istiyordum. Ve kahretsin ki, bundan başka istediğim hiçbir şey yoktu.
Adımlarımızı onların evinin önünde durduğumuzda bana kafa karışıklığı ile baktı. "Gülüm, bir şey mi oldu?"
"İçeri geçelim anlatacağım." Dedim sadece. Beni sorgulamadan anahtarı çıkartıp kapıyı açtı. İçeriye girdiğimizde yapacağım şey yüzünden fazla heyecanlıydım. Ya beni reddederse diye düşünüyordum. Bunu yapmazdı değil mi?
Hayır. Hiçbir erkek karşısında dokunulmak için neredeyse yalvaran bir kadını geri çevirmezdi. En azından hiçbir aşık erkek.
"Ee gülüm? Ne oldu, anlatmayacak mısın?"
"Önemli bir şey değil, biraz yoruldum." Dedim, elbette yalandı. Parmaklarım elbisemin yaka kısmına uzanarak dekoltemi biraz daha açtım. "Bugün hava çok sıcaktı değil mi?"
Kenan'ın bakışları hızla gerdanıma düştü. Onu bir kere bile olsun beni cinsel anlamda süzerken görmemiştim ve lanet olsun, şuan ki bakışları çok iyi hissettiriyordu. Onun karşısında savunmasızdım.
Yutkunduğunu gördüm.
Beni istiyordu.
Başını salladı. "Sıcak."
"Ceketini çıkartmak ister misin?" diye sordum, ona doğru ilerlerken. Çıkartmamı istediğini dair bir cevap vermedi ama aksini de söylemedi. O yüzden hemen önünde durarak ceketini çıkarttım. Bakışları üzerimdeydi. Sonraki hamlemin ne olduğunu bilmek ister gibi bakıyordu. Parmaklarım gömleğinin düğmelerine uzandı bu sefer. İlk iki düğmesini açtım. Üçüncüyü de açarken eli bileğimi kavrayarak beni durdurmuştu ama düğme çoktan açılmıştı. Tabi ki de gözlerim hızla oraya inmişti.
Kenan'ın göğsü mavi gökyüzü kadar genişti. İçimde ona sığınma isteği uyandırıyordu. Aynı zamanda ona dokunma ve onu öpme... Yalayıp ısırmak istiyordum.
Sağ elimi gömleğinden içeriye daldırdığımda Kenan bileğimi bırakmak zorunda kaldı. Parmaklarımı göğüs kıllarının içinden gezdirip okşadım. En az bıyıkları kadar hoşuma gidiyordu bunlar. Omuzlarımdan tutulup durdurulduğumda göğsünü öpmek için uzanmıştım.
Başımı kaldırarak beni izleyen kahve gözlere baktım. Az öncekinden çok daha farklı bir duyguyla dolmuştu. Şehvetle.
Çenemi tutarak dudaklarını benimkilere bastırdı. Hızla karşılık verdim. İlkinden daha rahat ve istekliydik. Birbirimizi istediğimizi biliyorduk ve bunu belli etmekten geri durmuyorduk.
Elleri belimde ve boynumaydı. Dokunduğu yerleri cayır cayır yakıyordu. Bense yanmaya çoktan hazırdım. Onun için hazırdım. Bunu bilmesine ihtiyacım vardı. Boynuma değen dudaklarıyla zaten bildiğini anlamıştım. Kenan'ın dudakları en hassas olduğum noktamı, boynumu öperken ensesini kavradım. Ondan hiç beklemediğim bir açlıkla boynumu tüketirken çoktan ıslanmıştım bile. Boynumdaki elini tutup aşağılara indirdiğimde geri çekildi.
"Ne yapıyorsun gülüm?"
"Daha fazlasına ihtiyacım var." Dedim, elini elbisemin eteğini kaldırarak kadınlığıma götürdüğümde bir inleme kaçtı boğazımdan. "Lütfen Kenan."
Ademelmasının inip kalkmasını izledim. O da bunu istiyordu. Bunu kadınlığımı avuçlamasından çıkartmıştım.
"Burada olmaz." Dedim inlemelerimin arasından. Elini tutarak onu çekiştirmeye başladım. Birlikte onun odasından içeriye girdiğimde Kenan başını iki yana salladı.
"Olmaz gülüm."
"Niye olmazmış. Burası senin de odan değil mi?"
Kenan dudaklarıma yapışmadan önce nefesimi kesen bir gülümseme sundu. Gülüşüne aşıktım. Ona aşıktım!
Onun fotoğrafını o kitabın arasında gördüğümden beri içimde var olmaya başlayan hislerimi görmezden gelmiştim. Her fırsatta ona doğru çekilmiştim ama bunu reddetmekle o kadar çok meşguldüm ki farkına bile sonradan varmıştım. Belki ona olan sevgim yavaşça gelişmişti ama öylesine kuvvetli, öylesine şiddetli bir hale gelmişti ki onsuz nefes dahi alamaz olmuştum.
Onsuz nefes almak istemiyordum.
Özellikle de nefesi nefesime karışmışken.
Kenan bu sefer daha istekliydi. Beni kalçalarımdan tutarak sertliğine bastırdı ve adıyla inlememe neden oldu. Bu, onu zincirlerinden kurtarmıştı sanki. Daha sert öpüyordu beni. Benim de istediğim buydu zaten.
Sırtım yatakla buluşana kadar hareket ettiğimizi bile bilmiyordum. Kenan ağırlığını vermeden üzerime çıkmıştı. Elbisemin eteklerini kaldırıp bacaklarım arasına girdi. Dudakları boynumdaydı, hassas noktamın orası olduğunu öğrendikten sonra asla rahat bırakmıyordu. Nasırlı elleri elbisemin üzerinden göğüslerimi avuçladığında ensesini tutup kendime daha çok çektim. Sadece dudaklarıyla bile beni mahvediyordu.
"Kenan." dedim inleyerek.
"Söyle gülüm."
"Hadi artık. Daha fazla bekleyemem. Ellerini oramda hissetmek istiyorum!"
Boynuma doğru gülümsedi. Birden ellerini iç çamaşırımdan içeriye soktuğunda kendime engel olamadan tırnaklarımı ensesine geçirdim. Karşılığını göğsümü ısırarak vermişti. Parmağı ıslaklığımı yaydı ve dairesel hareketlerle beni okşamaya başladı. Resmen canıma okuyordu ve ben de bundan acayip zevk alıyordum. Parmağı kadınlığımda ileri geri yaparken yaklaştığımı biliyordum. Sırtım yay gibi gerilmişti. Ben boşalırken Kenan tekrardan boynuma gömülmüştü. Artçı dalgalar bedenimi terk ettiğinde Kenan üzerimden kalkarak yanıma uzandı.
"Daha ileri gidemeyiz gülüm." Dedi nefes nefeseyken.
Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Kulaklarım kapanmış gibiydi. Nefeslerimi toparladığım an ona döndüm. Elimi çenemin altına dayayarak onu izledim. Az önce beni zevkin doruklarına çıkartan adamı.
Kalemle çizilmiş kara kaşları, kıvrılmış kirpikleri, erkeksi çene çizgisi, bronz teni, üzerinden ellerimi çekmek istemediğim geniş göğsü... Bu adam her şeyiyle benimdi. Az önce bana hayatımdaki en iyi orgazmı yaşatmıştı.
"O zaman seninle ilgilenmeme izin ver." Göğsünden başlayıp pantolonunu yırtmaya çalışan sertliğine doğru götürdüğüm elimi bileğimden kavradı.
"Dur gülüm, dur. Kalbim daha fazlasını kaldıramayacak."
Bir kahkaha attım. Kenan benim için fazla gerçekçiydi. Onu bu kadarını yapmaya zorlamam bile bir mucizeydi.
"Seni seviyorum."
Tıpkı benim gibi elini çenesine dayayarak bedenini bana çevirdi. Kahve gözleri kurnazca yüzümün her bir noktasında gezinirken beni karşısında çıplak kalmamdan daha savunmasız bırakıyordu.
"Az kalsın unutuyordum!" Hızla doğrularak elbisemin cebinden çakmağı çıkarttım. "Bunu sana aldım."
Kenan yatakta doğrularak çakmağı elimden aldı. Çattığı kaşlarıyla önce bana sonra çakmağa baktı. Baş parmağı gül deseninde geziyordu.
"Sana beni hatırlaması için aldım. Altında da bak."
Dediğimi yaparak çakmağı kaldırıp altına baktığında adının baş harflerinin kazındığını gördü.
"Nasıl, beğendin mi?"
Tepkisini ölçmek için gözümü bile kırpmıyordum. Çakmağı yumruğunun arasına aldı ve diğer avucuyla yanağımı okşadı. "Çok beğendim gülüm ama seni hatırlatması için bana bir şey almana gerek yoktu. Sen zaten aklıma da yüreğime de çoktan kazındın. Her daim hatırımdasın."
"Kenan ya..." Yanağımdaki elini tutup avuçlarımın arasına aldım. "Nereden buluyorsun böyle sözleri?"
"Eee, Cengiz Bey kadar olmasa da biz de bir şeyler biliyoruz elbet."
"O ne demek şimdi?"
"Cengiz edebiyat öğretmeni ya, ondan dedim."
Cengiz edebiyat öğretmeni mi? "Ama ben onu dolmuş sürerken gördüm."
Başını sallayarak onayladı beni. "O da benim gibi atanamayınca babasına yardım etmek için dolmuşa çıkıyor."
"Cengiz kitaplar okuyor, saz çalıp şarkı söylüyor, dolmuş sürüyor ve bir de edebiyat öğretmeni ha? Daha bilmediğim ne gibi maharetleri var acaba?"
Kenan kaşlarını kaldırarak bana ciddi misin der gibi bir bakış attı. İfadesi kahkaha atmama neden olmuştu. "Kıskanma hemen. Benim için senden başka kimse yok." Çene çizgisine parmağımla vurdum. "Hem bugün senin de marifetlerini görmüş oldum."
"Gülüm bak, beni kandırıp yatağa attın ama bu bir daha tekrarlanmayacak haberin olsun."
"Tamam, tamam." Dedim. "Senden bir şey isteyebilir misin peki?"
"Canımı iste."
Gülümsedim. "Bana evden yeni bir iç çamaşırı ve makyaj malzemelerimi getirir misin? Bu şekilde düğüne geri dönemem. İnsanlar anlar."
Boynum, göğüslerim, kısaca elbisemin açıkta bıraktığı yerlerim muhtemelen birazdan kızarıp moraracaktı. Bu şekilde insanların karşısına çıkmam, hey millet Kenan az önce beni elleriyle becerdi demekle aynıydı. Yüzlerindeki şaşkınlığı görmek istemeye can atmam Kenan'la adımızın çıkmasına izin vereceğim anlamına gelmiyordu.
"Tamam gülüm. Kapıyı kimseye açma tamam mı? Ben hemen gelirim."
Düğün evi olduğumuz için kapı muhtemelen açıktı yine de anahtarı Kenan'a verip eşyalarımı nerede bulacağını ona söyledim. O gittikten sonra banyoda kendimi temizleyip tekrardan odaya girdim. O gelmeden önce Kenan'ın abisiyle paylaştığı odayı biraz incelemek istiyordum. En azından onun tarafını.
Kenan'ın odası evin diğer odalarından farksız değildi. Sade döşenmişti ve duvarlar tertemizdi. İki yatak bir dolap ve bir de aynalı tuvalet masası. Masanın üzerinde çeşitli parfüm şişeleri ve bir de ailecek çekindikleri bir fotoğraf çerçevesi vardı. Çerçeveyi elime alarak fotoğrafı inceledim. Birkaç yıl öncesine aitmiş gibiydi. Çünkü hepsi çok genç duruyordu. Genç Kenan ne kadar da mutlu görünüyordu. Dertsiz, tasasız, başına geleceklerden habersiz...
Onu kurtarmayı şimdi daha çok istiyordum.
Kenan'ın odadan içeriye girdiğini fark edince çerçeveyi yerine bırakarak ona döndüm. Kaşları çatıktı ve öfkeli görünüyordu. Öfkesinin sebebinin ne olabileceğini düşünürken elinde tuttuğu dosyayı gördüm.
Kahretsin!
Kendimi anın akışına o kadar çok kaptırmıştım ki böyle bir ihtimali göz önünde bulundurmamıştım.
Nasıl bir tepki verecekti? Bana kızacak mıydı? Peki sorduğu sorulara ne cevap verecektim? Lanet olsun! Keşke önceden bunları düşünseydim. O zaman bu soruların cevabını kolayca vermiş olurdum.
"Bu ne gülüm?"
Verecek bir cevabım yoktu.
Kenan ondan istediklerimi yatağın üzerine gelişi güzel fırlattı ama elindeki dosyayı bırakmadı. "Kim bu adam gülüm?"
Bir kez daha sessiz kalmam onu kızdırdı. Bana doğru birkaç adım attı.
"Belli ki adamı araştırıyorsun. Niye? Tehdit mi ediliyorsun, tehlikede misin?"
"Değilim." Dedim kısık sesimle.
"Kim bu adam Meryem? Bir şey söyle."
"Söyleyemem."
"Söyle Meryem!"
"Söyleyemem!"
Sessizlik çöktü aramıza. Gözlerindeki soğukluk yavaş yavaş yayıldı etrafa. Beni tanımıyormuş gibi bakıyordu bana. Bir yabancıymışım gibi... Bundan nefret etmiştim. Birbirimize bağırıyor olmamızdan, beni tanımıyormuş gibi bakmasından nefret etmiştim.
"Kim bu adam Meryem?" dedi bu kez daha normal bir tonda.
"Söz verdim Kenan. Söyleyemem."
Elindeki dosyayı fırlattı. Dosya çerçeveye çarpıp yere düşmesine neden oldu. Cam kırıkları ayaklarımıza batmıştı ama ikimizde hareket etmiyorduk. Bir oyun oynuyorduk sanki. İlk önce kim hareket ederse o kaybedecekti. Hareket eden o olmuştu. Geriye doğru çekilmişti. Benden uzaklaşmıştı.
"Nereye gidiyorsun?"
"Biraz daha kalırsam istemediğim sözler çıkacak ağzımdan. Seni incitmek istemiyorum."
Ağlamamalıydım. Ağlamamalıydım ama beni öylece bırakıp gitmesi canımı acıtmıştı. Gözyaşlarım birer birer yanaklarımdan döküldü. Keşke onu korumak için sessiz kaldığımı ona söyleyebilseydim. Beni anlamasını sağlayabilseydim.
Ruhuma karanlık gibi çöken bu yükten kurtulmak istiyordum artık. Sırlarla yaşamak istemiyordum. Ona gerçekleri anlatmak istiyordum!
Anlatacaktım da.
Valinin oğluyla girdiğim o savaşı kazandığımda Kenan'a her şeyi anlatacaktım!
*
Yazardan
Bugün genç kadının en mutlu günüydü. Evlenmişlerdi. Dosta düşmana duyurdukları düğünleri olmuştu ve şimdi de Allah katından evleniyorlardı. Her şey hayal ettiğinden, düşündüğün çok daha güzel gerçekleşiyordu. Hepsi de bu yanındaki iri yarı adam sayesinde olmuştu. Kocası sayesinde.
İmam Mehir olarak ne istediğini sorduğunda, "Sadakatli olmasından, beni gözü gibi sakınmasından başka bir şey istemiyorum." Demişti.
"Senden başkasına gözüm kayarsa şu başım yoluna düşsün."
Kocasının sözleri kalbini eritmişti.
"Yaz hoca. Düğünde takılanlar hariç, onlar sultanım parası. Ağırlığınca altın." Alparslan'ın sözleri odadaki insanların ağzını açık bırakmış ve onu da şaşkınlığa uğratmıştı. Daha bunu hazmedemeden konuşmaya devam ediyor olması şok ediciydi. "Oturduğumuz evin, Haymana'daki yazlığın, Ayaş'ta ki elli dönüm arazinin tabusu. Arabam. Ha bir de canım."
"Alparslan sen ne yaptın?"
"Ne yapmışım sultanım?"
Alparslan'ın Mehir olarak söyledikleri imamı bile şaşırtmıştı ki yazıp yazmamasını ona sormuştu. Mehir faslı bittiğinde Halil ve Gülsüm'ün şahitliğiyle imam nikâhları kıyılmıştı. Artık hem resmi hem de Allah katında karı koca olmuşlardı.
Misafirler yavaş yavaş evi terk ederken Huriye teyze onunla yatak odasına kadar gelmişti. Annesi olmadığı için ona gerdek gecesi hakkında bilmediği şeyleri söylemeyi kendine görev edinmişti.
O kapıdan çıkarken Suna duvağını çıkartıp kendini eliyle yelledi.
"Ateş bastı, ateş!"
Huriye teyzesi ona ilk gece hakkında neler olacağına bahsederken ömrü hayatı boyunca ilk defa böylesine kızardığını hatırlıyordu. Onu dinlerken yanakları al aldı. Tecrübesiz olabilirdi ama kızlarla toplandığı zamanlarda çok şey duymuştu. Yine de bedeninin titrediğini inkâr edemiyordu.
Dışarıdan sesler gelince hızla duvağını indirdi. Kocası tüm heybetiyle kapıdan içeriye girdiğinde titreyen ellerini birbirine geçirdi. 'Kapı gibi adam.' Diye düşündü içinden. Kapıdan eğilerek geçmek zorunda olduğunu görünce.
Tülün ardından onu izlemeye devam ederken ceketini çıkarttığını gördü. Gözlerini gözlerinden kaçırmıyordu.
"Soyun karı."
Duvağını hırsla başından kaldırdı. "Ney?"
Kocasının yüzündeki sinsi sırıtışı korkmasına eden oldu. Gömleğinin düğmelerini tek seferde açıp çıkartmıştı üzerinden. Parmakları pantolonunun kemerini çözerken üzerine doğru geliyordu. Suna korkuyla oturduğu yataktan kalktı.
"Ne yapıyon lan?"
Alparslan tek kaşını kaldırdı. "Kocana lan?"
Doğru. Kocaya lan denir miydi? Ya kızsaydı? Alparslan'ın öfkesini herkes bilirdi. Bundan sonra onun karşısındayken söylediklerini daha dikkatli olmasında fayda vardı. Ne olur olmaz.
"Yüz görümlüğüm nerede benim?"
"Göstereceğim ben sana yüz görümlüğünü." Korkuyla yutkundu Suna. "Soyun."
"Namaz da kılmadın." Dedi yana doğru kaçarken.
"Sabah iki rekat şükür namazı kıldım ben yavrum. Soyun haydi."
Alparslan çoktan pantolonunu çıkartmıştı bile. Şimdi karşısında alet ve iç çamaşırıyla duruyordu. Bu Suna'nın ilk defa bir erkeği çıplak gördüğü andı. Alparslan öylesine bir erkek de değildi. Nikahlı kocasıydı. Bakmaması gerekiyordu ama ela gözlerinin, adamın iç çamaşırına takılmasına engel olamadı. Kabarıklığı görünce gözleri irice açıldı.
"Olmaz, soyunamam! Korkuyom."
"Korkma Suna'm. Bugüne bugün nikahlı kocanım ben senin." Bunu gurur duyuyormuş gibi sinesini kabartarak söylemişti. "Niye korkuyorsun söyle bakayım?"
"Öyle gelir gelmez soyun karı diyon, korkarım tabii. Kibar olsana biraz."
"Bugün benden kibarlık bekleme Suna'm. Bugün kibar olamam. Otuz üç yıllık bekarlığımın anasını sikecem bu akşam!"
"Ya Apooo! Düzgün konuşsana ya."
"Sultanım bak, ya sen soyunursun ya da ben seni soyarım. Hiç de kibar olmam, ona göre."
"Tamam, tamam. Sen çık, ben öyle soyunacam."
"5 dakikan var. Beş dakika sonra kapıyı kırarım."
"Yuh! 10 dakika."
"5."
"9 olsun bari."
"4."
"İyi be!"
Kocası odadan çıkar çıkmaz vakit kaybetmeden seri hareketlerle gelinliğinden kurtuldu. Çünkü onu çok iyi tanıyordu. 4 dakikanın ardından o kapıyı gerçekten de kırardı. Meryem'in aldığı hediyeyi paketinden çıkartıp üzerine geçirdi. Kapı açıldığında geceliğin askısını omuzundan geçiriyordu.
Alparslan daha girişte gördüğü manzarayla olduğu yere çivilenmişti. Daha yirmi üç yaşında genç bir delikanlıyken vurulduğu, hayatında başrol oynayan bu kadın şimdi karşısında duruyordu. Onu gördüğü ilk andan beri bu günün hayalini kurmuştu. Dile kolay on yıl! Zalımın kızı, az çektirmemişti ona. Olsun diye düşündü. Onun için bir on yıl daha beklerdi.
O her şeye değerdi.
Karşısındaki bu savunmasız hali bile ona diz çöktürürdü.
Bir iç çekerek bacaklarını işvelerini yerine getirmeye zorladı. Daha önceden laflarını esirgemeden dile getiren kadın şimdi sus pustu. Onun utanıp kaçırdığı bakışları için Alparslan canını verirdi.
Titreyen elleriyle karısının çenesini tutup ona bakmasını sağladı. "Hangi duamın kabulüsün sen böyle?"
Seyrine doyamadığı yüzü avuçlarının arasına aldı. "Rabbim kaderlerimizi bir yazsın diye çok dualar ettim. Sonunda yüzüm güldü." Baş parmağı elmacık kemiğini okşadı. "Seninkini ağlatmayacağıma namusum ve şerefim üzerime yemin ederim. Uğruna can vereceğim iki şey var bu dünyada. Biri sensin, diğeri de vatanım. Al bayrak şahidim olsun ki," Elini tutup kabinin üzerine götürdü. "Burası yalnızca senin için atacak."
Tuttuğu eli bırakmadan dudaklarına götürdü. Kokusuna ciğerleri bayram ediyordu.
"Şimdi, izin var mıdır?" diye sordu. Onu çok seviyordu ama onun izni olmadan ona dokunamazdı.
Suna başını salladı.
"Duymam gerekiyor sultanım?"
"İznim var."
Bir saniye bile beklemeden kucağına aldı onu. Artık sabredecek gücü kalmamıştı, bu gece muradına erecekti.
Suna'nın kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Bu tür heyecanlara alışık değildi ve bedeni de tepki gösteriyordu. Göğüsleri acıyordu. Bacaklarının arasındaki nemin nedenini anlayamıyordu. Bedeninin onun yanındayken gösterdiği tepki her neyse hoşuna gidiyordu.
Kollarını adamının boynuna sardı. Erkeksi kokusunu korkmadan içine çekebiliyordu.
"Bu akşam seni öyle bir sikeceğim ki ayakta bile duramayacaksın." Naneli nefesi yüzünü yalıyordu. "Böylece seni her yere kucağımda götürmek zorunda kalacağım. Ama ondan önce..."
Suna nasıl olduğunu bile anlamadan birden kocasının dizlerine yüz üstü uzanırken buldu kendini. Adamın elleri geceliğine uzandığında bir kuş gibi çırpınarak elinden kurtulmaya çalıştı ama nafile. O çok güçlüydü. Geceliğinin eteğini kaldırarak çıplak kıçını gözler önüne sermişti.
"Alparslan, ne yapıyon sen?"
Kocasının cevabı ona bir çığlık attırmıştı. Kıçına yediği tokat derisini yaktığında omuzunun üzerinden ona bağırdı.
"Ne yapıyon sen ya! Delirdin mi?"
"Bir daha kocana lan diyecek misin?" dedi, kıçına tekrardan vurdu.
"Demeyecem! Valla demeyecem Apo, bırak kıçımı!"
"Demeyeceğim kocacığım." Alparslan'ın sesi çok sakin çıkıyordu. "Demeyeceğim kocacığım, diyeceksin."
Bir şaplak daha geldi.
"Aaah! Demeyecem kocacım! Valla billa demeyecem. Canım kocam, aslan kocam... Hadi bırak beni. Nolursun bak, söz verdim ya bırak artık!"
Alparslan hiç zorlanmadan onu yatağa sırt üstü yatırdığında üzerine uzandı. Yanan kıçının acısını hissetmesin diye altına bir yastık koyduğunda Suna'nın ona olan öfkesi azalmamıştı. Öfkeliydi ama aynı zamanda bundan sonra olacakları merakla bekliyordu.
Suna kocasının iri ellerinin gerdanından başlayıp vücudunda gezinmesini izledi. "Meryem'in aldığı hediye bu muydu?" Suna başını salladı. O anda beklemediği bir şey gerçekleşti. Alparslan geceliği yakasından tutarak bir paçavra gibi ikiye ayırmıştı.
"APOO!!!" Çığlığı dışarıdan duyulacak kadar güçlüydü. "Hediyeydi o!" dedi bu sefer ağlamaklı bir sesle.
"Ben sana daha güzellerini alacağım sultanım. Şimdi arkana yaslan ve kendini kocana bırak."
Bölüm Sonu!