İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 17 · 12 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 17

Bölüm 16 - Kaybetme Korkusu

"Ah sana sarılsam şimdi. Kırılsa yalnızlığımın kemikleri."

Özdemir Asaf.

*

Kulaklarım uğulduyordu. Adamın attığı tokat yüzünden mi yoksa Kenan'ın önüne atıldığı kurşun yüzünden miydi bilmiyorum. Belki de korkuyla atan kalbimin sesiydi sebep...

Kenan vurulmuştu.

Kahretsin! Gerçekten vurulmuştu. Hem de benim yüzümden. Onun önüne atlamama bile izin vermeden kurşunu göğüslemişti.

Nefes almayı bıraktım. Kaskatı kesilmiştim. Bir şey yapmam gerekiyordu. Kahretsin! Bir şey söylemeliydim ama yapamadım. Sanki bir şey bana engel oluyordu.

"Kenan!"

Halil'in sesini duydum. Cengiz ve Alparslan da az önce silahı ateşleyen adamın yanındalardı.

"İyiyim bir şey yok." Dedi Kenan geri çekilirken. "Sıyırdı sadece."

Kolunu tuttuğunu o an fark ettim. Kanlar beyaz gömleğini ıslatmış, bileğine doğru akıyordu. Bir anda kendime geldim.

"Hastaneye gitmeliyiz." Dedim, sesimi bulur bulmaz.

"Meryem doğru söylüyor, hastaneye gidelim hemen!"

"Abi." Dedi Kenan. "Önemli bir şey değil diyorum. Hastaneye gerek yok. Ben bile hallederim."

"Olmaz öyle şey." Cengiz arkadaşının diğer yanına geçti. Halil'e dönerek, "Sen merak etme abi. Ben onu götürürüm hastaneye. Siz de diğeriyle ilgilenin." Dedi, başıyla arkasını işaret ederken.

Adamın eli yüzü morluk ve kan içindeydi. Ayakta bile duramazken ateş etmeye kalkışmıştı!

Halil'i zar zor ikna ettikten sonra Cengiz arabayı getirdi. Kenan'la ben de arka koltuktaydık. Aklım az önceki yaşananlardaydı. Önüne geçmek isterken beni kendiyle korumuştu. Benim için kurşunun önüne atlamıştı. Benim yüzümden yaralanmıştı. Benim yüzümden neredeyse ölebilirdi. Sikeyim! Hepsi benim yüzümden!

"Meryem!"

Cengiz'in sesiyle düşüncelerimin arasından sıyrıldım. Dikiz aynasından göz göze geldik.

"İyi misin?"

Başımla onayladım onu. İyiden çok uzaktım. Yine de bunu bilmesini istemedim.

"Gülüm." Dedi, Kenan hemen yanı başımdan. Ona döndüm. "İyiyim bak, korkma. Kurşun sıyırdı sadece."

Ne söylerse söylesin. Kanlar kolundan akmaya devam ederken, farklı bir şey düşünmemi sağlayamazdı. Korkmuştum. Kahretsin! Çok korkmuştum hem de. Bir anlığına da olsa onu kaybetme düşüncesi canımı fena yakmıştı. Böyle göğsümün tam ortasına tarifi olmayan bir his çökmüştü. Nefes almama engel oluyordu.

Sessiz ve korku içinde geçirdiğim yolculuktan sonra en yakın hastaneye vardık. Şansımıza doktor Kenan'ın arkadaşı çıktı. O içeride kurşunu çıkartırken, bizde Cengiz'le beraber dışarıda bekliyorduk.

Kabul ediyordum artık. Kenan'ı seviyordum! Onu seviyordum ve onu kaybetmek istemiyordum... Onu kaybedemezdim.

"Meryem!"

Başımı kaldırıp Cengiz'e baktım.

"Sana sesleniyorum sabahtan beri. Duymuyor musun beni?" Cevap vermedim. "İyi değilsin sen. Bak, hazır gelmişken bir doktora görünelim."

İhtiyacım olan son şey bir doktora görünmekti.

Oturduğum yerden kalktığım gibi muayene odasına girdim. Doktor Kenan'ın kolunu sarıyordu.

"Tamam!" dedim.

Kenan başını kaldırıp bana baktı. "Ne tamam gülüm?"

"Geçen akşam bana bir şey demiştin. Deneyelim demiştin. Tamam diyorum işte, deneyelim."

Şaşkınlıktan gözleri irice açıldı. Ağır hareketlerle oturduğu sedyeden ayağa kalktı. Önce bana, sonra Cengiz'e en sonra doktora baktı. Doğru duyup duymadığını anlamaya çalışıyor gibiydi.

"G- gerçek mi diyon gülüm?"

"Gerçek diyom." Dedim, heyecandan kayan şivesine uyarak.

"Allah be!" Sevinçle bağırdı. Ardından beni kolları arasına alıp döndürdü.

"Dur. Dur dedim Kenan. Yaran açılacak!"

"Durmam gülüm! Bu saatten sonra duramam."

Beni yere indirdiğinde bu sefer Cengiz'e sarıldı. "Tamam dedi oğlum! Tamam dedi lan!" Ardından doktora sarıldı. "Tamam dedi, tamam!"

Nefes nefese karşıma dikildi. Günler sonra ilk defa yüzü gülüyordu. Sebebi ben olduğum için mutluydum. Bundan sonra sürekli gülmesi için her şeyi yapacaktım.

"Kenan." Dedim. "Dur artık. Doktor yeni sardı sargıyı. Kanatacaksın şimdi!"

"Yenge hanım doğru diyor kardeşim. Valla kanarsa bir daha saramam. Stajyerlerle uğraşmak zorunda kalırsın."

"Yenge hanım." Dedi kendi kendine, fısıldayarak güldü. Sanki gözlerinin içi gülüyordu. Hemen önümde durup başımı tekrardan avuçları arasına aldı. Yüzüme eğildi, "Gülüm sen bana dünyaları verdin." Dedi beni göğsüne çekerken.

Kollarımı beline dolayıp ona sarıldım. Kokusunu içime çekerken onu neredeyse kaybedeceğimi hatırlayıp daha çok sokuldum göğsüne doğru. Kenan saçlarımın üzerine bir öpücük bıraktı.

Omuzunun üzerinden Cengiz'le göz göze geldim. Bakışlarında anlamlandıramadığım donuk bir ifade vardı. Kenan adına mutlu görünmüyordu. Belki de o da benim gibi olayın şokundaydı hala. Üzerinde durmadım.

Geri dönüş yolunda yine sessizdik. Kenan'ın koluna girip başımı omuzuna yaslamıştım. Artık bir an olsun yanından ayrılmak istemiyordum. Hastanedeyken onu dışarıda beklemek bile bana işkence gibi gelmişti. Bundan sonra benim yüzümden kaybettiğimiz o kısacık zamanı telafi etmek için çabalayacaktım.

Korkuyla bir yere varamayacağımı anlamıştım. Hem de çok sert anlamıştım.

"Benim için kurşunun önüne atladın."

"Önce sen atladın benim önüme."

"Sen için her şeyi yaparım." Dedim düşünmeden.

"Ben yapmaz mıyım sanıyorsun?" Söylediği şeyle başımı kaldırıp ona baktım. Koyu kahve gözleri içime işliyordu. "Senin için ölüm-"

Kalbim sıkıştı. Devamını getirmesine izin vermeden avuçlarımı dudaklarına kapattım. "Yapma." Dedim, başımı iki yana sallayarak. "Bir daha ölümden bahsetme."

Buna dayanamazdım. Bana bir daha ölümden bahsetmesine dayanamazdım. Bugün onu neredeyse kaybediyordum. Ona onu sevdiğimi söyleyemeden, doğru düzgün elini tutup ona sarılamadan. Bir kez olsun dudaklarına dokunamadan... Ona çok kötü davranmıştım. Canını yakmıştım. Benden hala nefret etmemesi bir mucizeydi ve bende o mucizeyi en iyi şekilde değerlendirecektim.

Onun yanında olacaktım.

Ölümüne engel olacaktım.

Kenan dudaklarına kapadığım elimi bileğimden tutarak yavaşça indirdi. Gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmamıştı. Başını sallayarak isteğimi onayladığında tekrardan huzuru bulduğum omuzuna yaslandım.

O an dikiz aynasından Cengiz'le göz göze geldim. Ona gerçek olmayan bir gülümseme sunduğumda bana aynı şekilde karşılık verdi.

Eve döndüğümüze karşılaşacağımız manzarayı tahmin etmeliydim. Daha kapıyı çalar çalmaz arkasında bekliyorlarmış gibi saniyesinde açmışlardı. En başta endişeli bakışlarıyla Huriye teyze, yanında ondan farksız olan Halil ve arkalarında da Ayşenur, Bekir, Gülsüm ve onun annesi vardı.

Bu insanlar Kenan için endişelenip de gelmişlerdi. Kalabalıklardan nefret ederdim ama onun için birkaç saatliğine seve seve katlanırdım.

Kenan ailesi tarafından esir alındığında istemesem de kenara çekilmek zorunda kalmıştım. Annesi oğluna sarılarak ağlıyordu. Abisi soğukkanlı bir adamdı yine de onun için endişelendiğini bakışlarıyla bile belli ediyordu. Ayşenur de abisi için üzülmüş ve annesi gibi o da gözyaşı akıtmıştı.

Ağlamalar durulana kadar bir yabancı gibi Cengiz'le odanın en köşesinde durmuştuk. Hoş, onlar için zaten bir yabancıydım.

"Allah o şerefsiz İsmail'i yer yesin yarabbim!" dedi Huriye teyze, dizlerine vura vura. "Gebermiyesice!"

"Alparslan polisin yanında şimdi. Nezarethaneye atmışlar."

"O dört duvar arasında çürüm çürüm çürüsün inşallah!"

Huriye teyzenin beddua etme seansına biraz daha katlanacağımı sanmıyordum.

"Nasıl oldu bu oğlum? Bir daha baştan bir anlatın hele." Dedi, Gülsüm'ün annesi. O neden buradaydı?

Tamam, huysuz olmayı bırakmalıydım.

En azından Kenan için.

"Yav dedim ya anne. Bizim Emre yok mu, Nazım amcanın oğlu? O geldi dükkana. Meryem bacımı birkaç kez yanımızda görünce tanımış. İsmail'le kavga ettiğini söyleyince koşarak gidip baktık. Essahtan da öyleydi." Halil çenesiyle yanındaki kardeşini işaret etti. "Sonra bizim bu öfkelendi. Adamı bir güzel patakladı. O da gururuna yediremedi tabi. Şerefsiz! Silahını çıkartıp ateş etti. Meryem bacım Kenan'ı korumak için kurşunun önüne atladı ama Kenan ondan önce davrandı."

Sesi sonlara doğru azalmıştı. Bakışlar bir anda beni buldu. Benimkiler ise yalnızca ona bakıyordu.

"Yani Kenan senin yüzünden vuruldu?"

Gülsüm'ün sözleri canımı yakmıştı. En çok da doğru söylüyor olması bıçağı daha derine indirmişti.

"Evet." Dedim. "Benim yüzümden."

Dayanamayıp mutfağa attım kendimi. Arkamdan Kenan'ın, Gülsüm'e bağırdığını duymuştum. Gülsüm'ün ne yapmaya çalıştığı artık umurumda değildi. Doğruları konuştuğu gerçeğini hiçbir şey değiştiremezdi.

Doğru olan buydu.

Kenan benim yüzümden vurulmuştu.

Benim yüzümden neredeyse ölecekti.

Gözlerim dolmaya başladı. Ağlamamak için yukarıya baktım ama başarılı olamadım. Bir damla gözyaşı yanağımdan aşağı firar etti.

Arkamdan birinin geldiğini duydum ama dönüp bakmak için acele etmedim. Gelen kişi kimse mutfak kapısını arkamızdan örttüğünde ona baktım.

"Sen Gülsüm'ün kusuruna bakma bacım." Dedi Halil. "Aslında iyi kızdır ama o da Kenan için çok korktu."

Ben de korktum.

Bu benim için son noktaydı. Artık ağlıyordum.

Vücudum bugün olanlara en fazla bu kadar dayanabilmişti.

Halil bir süre ne yapacağını bilemiyormuş gibi orada durdu. Sonra usulca, beni ürkütmemeye çalışarak yanıma yaklaştı. O an birine ihtiyacım vardı ve yakınlardaki tek kişi de oydu. Kollarımı beline sarıp göğsünde hıçkırarak ağlamaya başladım. Bir abi edasıyla başımı okşadı.

"Ben ona bir şey olsun istemedim, zarar gelsin istemedim."

"Biliyorum kızım, biliyorum." Dedi sırtımı pat patlarken. Geri çekilmeden önce omuzlarımdan tuttu. "Tamam. Tamam, ağlama artık. Bir sakinleş bakalım. Kendine gel, ondan sonra içeri gelirsin. Tamam mı kızım?"

Başımı sallamakla yetindim. Haklıydı, kendime gelmem gerekiyordu. Beni böylesine çökmüş bir halde görmelerini istemiyordum. Özellikle de Kenan'ın.

Akşam olduğunda Halil, Gülsüm'ü ve annesini evlerine bırakmaya gitmişti. Huriye teyze Kenan'a oturma odasındaki koltukta yatması için –çünkü Kenan odasında yatmak istememişti- yastık ve battaniyeyi almaya yukarı çıkmıştı. Hızla peşinden ilerleyip odaya girdim. Dolaptan çıkarttığı battaniyeyi yatağın üzerine bıraktı.

"Huriye teyze." Dedim. Bana aldırış etmeden işine devam etti. "Bu gece burada kalsam olur mu? Kenan'a yardımım dokunur hem."

"Biz buradayız ya kızım. Gerek yok senin de kalmana." Dedi. Anlamamıştı beni.

"Yok, ondan demedim..."

Huriye teyze dolaptan çıkarttığı yastığı battaniyenin üzerine koyduktan sonra bana baktı. "Kal kızım, kal." Dedi. Bakışları anlayışla parladı. "Netice de sen de korktun."

Korktum.

Kenan'a oturma odasındaki koltuğu açarak bir yatak yaptık. Saatler gece yarısını gösterene kadar yanından ayrılmamışlardı. Onlar yatamaya giderken ben biraz daha Kenan'ın yanında kalacağımı söylediğimde tereddüt etseler de bir şey demediler. Onlar gidince Kenan'la baş başa kaldık. Aşkını kabul ettiğimden beri ilk defa yalnız kalıyorduk.

Bir süre konuşmadan durduk.

En sonunda Kenan konuşmaya karar verdi. "Gülüm." Dedi. "Sen Gülsüm'ün kusuruna bakma. Hiç böyle bir kız değildi, ne oldu ben de anlamadım. Sen onun kötü bir niyetinin olmadığını bil yeter. Ben onunla bir daha konuşurum."

"Gülsüm'ün söylediklerine alınmıyorum." Omuzlarımı silktim. "Ben daha çok haklı olduğu için biraz kırgınım. Benim için kurşunun önüne atladın."

İtiraz etmek için dudaklarını araladığında onu durdurdum. "Bana bir söz ver Kenan. Bir daha nasıl olursa olsun benim için atılan kurşunun önüne durma."

Sessizdi.

"Kenan." Dedim. "Söz ver."

"Veremem gülüm. Yine olsa yine atlarım o kurşunun önüne. Senin için seve seve göğüslerim ölümü."

Gözlerim bana ihanet ederek dolmaya başladı. O benim için bir saniye bile düşünmeden canından vazgeçmeye hazırken bense onu her fırsatta kendimden uzaklaştırmaya çalışmıştım. Korkunun pençelerine kapılıp büyük bir hata yapmıştım. Sırf bu yüzden kendimden nefret ediyordum.

"Ölümden bahsetme artık."

"Nasıl bahsetmem gülüm, sen bana böyle güzel bakarken?"

Bir damla firar eden gözyaşımı hızla sildim.

"Gel." Dedi, battaniyenin ucunu açarken.

"Yaran?"

"Gel sen."

Merdivenlere doğru baktım. Herkes yatmıştı. Biri gelecek olursa da hızla kalkardım yataktan.

Dediğini yaparak yanına uzandım. Battaniyeyi üzerimize örttükten sonra göğsünü sırtıma yaslamıştı. Karnımın üzerinden attığı kolunu tutup daha çok kendime çektim. Parmaklarımı nazikçe elinin tersinde gezdirmeye başlayarak okşadım.

O gece, o an dünyada huzurlu olduğum tek yer orasıydı. Onun kollarının arası...

Bugün neredeyse onu kaybedecek olmamı asla atlatamayacaktım.

"Gülüm?" dedi saçlarımın arasından. "Konuşmamız lazım."

Ne konuşacağını bilmiyordum ve önemli de değildi. Bugün zihinsel olarak çok yorulmuştum. "Başka bir zaman konuşsak olur mu? Şu an için tek isteğim kollarının arasında uyumak."

Elini elimden çekerek saçlarımı okşadı. Bir öpücük bıraktı. Bu sefer beni kendine daha çok çekerek tekrardan sarıldı.

Dokunuşları ve sıcaklığının beni mayıştırıp rahatlatması gerekiyordu. Ancak gözlerim inatla kapanmayı reddetti. Uyumayacaksın diyordu. Ya gözlerini kapattığın an ona bir şey olursa? Bu da benim cezamdı işte.

Saat ikiye doğru gelirken Kenan'ın yanından kalktım. Üzerini iyice örttükten sonra bir süre onu izledim. Bıyıklarını düzeltip saçlarını okşadım.

Geçmişe, özellikle de bu zamana gelmemin bir nedeni vardı. Ve o nedeni artık çok iyi biliyordum. Buraya onu kurtarmak için gelmiştim. Kurtaracaktım da!

Hem Halil'in hem de onun ölümüne engel olacaktım!

Gözlerim tekrar dolmaya başladığında yataktan kalkarak mutfağa ilerledim. Sandalyelerden birine çöktüğümde artık ağlıyordum. Onu ilk gördüğüm zamanı hatırladım. Onun fotoğrafını ilk kez bir kitabın içinde görmüştüm. Beni ona çeken neydi bilmiyorum ama birinin hayatını araştırmayı hiç bu kadar istememiştim. Demek o zamandan beri kaderin bir bildiği vardı. Onu ikinci defa karşımda gördüğümde bunu anlamalıydım. Kendi zamanıma dönmekle kafayı bozduğum için bunu gözden kaçırmıştım.

Gözyaşlarım durmuyordu. Hıçkırıklarımı bastırmak için avuç içlerimi dudaklarıma kapadım. Onu kaybedemezdim. Kaybedemem!

Ağlamam durulduğunda tekrardan içeriye girdim. Başlarımız yan yana gelecek şekilde diğer koltuğa uzandım. Onun nefes alışlarını sayarken uykuya dalmıştım. Ertesi sabah uyandığımda üzerimde Huriye teyzenin getirdiğini tahmin ettiğim bir battaniye vardı. Kahvaltıyı beraber yaptık. Henüz Kenan'ı bırakmaya niyetim yoktu ve kalabildiğim kadar yanında kalmak istiyordum.

Hasta ziyareti bahanesiyle birazcık dedikodu koparmaya gelip giden insanlardan sonra biraz daha orada kalırsam sinir krizi geçireceğimden emin olduğum bir sırada bizimkiler gelmişti. Gülsüm zaten evden çıkmıyordu. Halil de işe geç gideceğini söylediği için hep beraber oturuyorduk.

"Alparslan'ın ofisine giderken onu gördüm. Karısını dövüyordu. Ben de engel olmak istedim. Kavgaya tutuştuk. Sonra bir an dikkatim dağıldı ve kendimi yerde buldum. Sonra da siz geldiniz zaten."

Kenan yanımdan, "Şerefsiz." Diye mırıldandı.

"O zaten içip içip dövüyordu Ayten'i. İyi oldu. Birinin ona haddini bildirmesi gerekiyordu." Dedi Yasemin. Suna da ona katıldı.

"Duyduğuma göre adamı bir güzel dövmüşün. Bizim kızlar görmüş, öve öve bitiremediler seni." Yasemin'le ikisi gülüştü. "Koca adamı yere çalmışın."

Onların yanındayken moralim her zaman yerime geliyordu. "Çocukken dövüş dersleri almıştım." Dedim gülümseyerek.

"Dövüş derslerinin yanında cesaret dersleri de mi aldın? Resmen kurşunun önüne atlamışın ya bacım. Senin yaptığını başka bir kadın yapmaz valla." Yavuz bu sözlerinden sonra karısından bir dirsek yedi. Birbirine atışmaya başladılar.

Benim aklım ise bambaşka bir yerdeydi. Yanımdaki adam bunu anlamış olacak ki yumruk yaptığımı sonradan fark ettiğim elimi tutarak dizinin üzerine çıkarttı. Huriye teyze ve Halil başta olmak üzere hepsinin bakışları birleşmiş ellerimize kaydı. Benim bakışlarım ise sadece Kenan'daydı. Bana iyi olmamı söyleyen kahve irislerinde.

Bu yaptığı birlikte olduğumuzu herkese göstermekti. Bu kadar erken olacağını tahmin etmemiştim ama umursamadım da.

Kapı çaldı. Ayşenur kapıya bakmaya giderken ben de elimi çekmek istedim ama Kenan izin vermemişti.

Hülya ve annesi gelmişti. Ne görmeyi bekliyorlardı bilmiyorum ama gülüşleri birleşmiş ellerimizi gördükleri hızla solmuştu.

"Biz de geçmiş olsuna geldiydik. Misafiriniz olduğunuzu bilmiyoduk." Dedi annesi, burun kıvırarak. Hülya ise öfkeli bakışlarını ellerimizden çekmiyordu.

"Ayakta kalacam diye korkma Hacer. Koca ev, herkese yetecek yer var."

Huriye teyzenin sözlerinden sonra Ayşenur'un içeriden getirdiği sandalyelere oturdular. "Ondan demedim gız Huriye. İyi oldu demek istedim. Kenan oğlumun da seveni çok diye."

"Öyle öyle." Dedi Huriye teyze gururlanarak.

"Kenan abi?" Suna'nın bakışları hala ellerimize bakan Hülya'daydı. "Siz şimdi Meryem'le birlikte misiniz?"

Hülya'yı kıskandırmak için sormadıysa ne olayım? Başarmıştı da. Kızın kıskançlıktan rengi atmıştı resmen. Yanındaki annesi de ondan farksızdı.

Kenan önce annesine sonra abisine baktı. Sanki onların desteğini istiyormuş gibiydi. Bana döndüğünde başını salladı. Gözlerimin içine bakarak "Birlikteyiz." Dedi.

"Meryem abla benim yengem mi oldu şimdi?" Kenan onu onayladıktan sonra Bekir koşarak bana sarıldı. "Oley be!" Dedi bağırarak. Onun ardından Ayşenur sarıldı. Kenan'la ellerimizi bırakmak zorunda kalmıştık. İki kardeşi iki yanıma oturduğunda kenara kaydı. Ben de çocuklara sarıldım.

"Hayırlı olsun kardeşim." Dedi Yavuz.

"Allah tamamına erdirsin Kenan'ım." Alparslan da Kenan'ın sırtına vurmuştu. Kızlar da aynılarına bana söylemişlerdi. Halil'le Gülsüm'ün sesi az çıksa da onlar da söylemişti. Sessiz kalan tek kişi Huriye teyze ve Cengiz'di.

Beni karşısına alıp oğlunu isteyip istemediğimi sorduğu gün gideceğimi ve bu nedenle bir ilişki istemediğimi söylemiştim. Şimdi ise oğlunun elini tutup onunla bir ilişkim olduğunu söylüyordum. Bu yaptığım şey tamamen ikiyüzlülüktü.

Huriye teyzeye önem veriyordum. Anne yarım gibi olmuştu benim için. Onu üzmeyi istemiyordum ama Kenan'ın mutlu olması onun üzülmesi demekse bunu seve seve yapardım. Tek dileğim sessizliğinin kötü bir sonuç vermemesiydi.

Kenan kolunu arkama atarak kardeşleriyle iyi anlaşmamı gülümseyerek izledi. Başımı ona çevirerek gülümsemesine karşılık verdim. Onu seviyordum. Gülümsemesinin sonsuza dek sürmesi için elimden gelen her şeyi yapacaktım.

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.