"Sonra bir gün aniden göz göze geldik, saatlerce bakmak istememe rağmen başımı çevirdim."
*
O akşam Kenan eve dönmemişti. Akşam yemeğinde Halil'in ağzını öfkeden bıçak açmamıştı. Öğleden sonraki olaydan sonra tekrardan işe gitmemişti ve bir ara kapalı kapılar ardına çekildikleri için Huriye teyzenin ona sabahki yaşananları anlattığını farz ediyordum. Çünkü o da annesi gibi yüzüme bakmamaya başlamıştı.
Bu iş hiç hoşuma gitmemişti. Benden utanıp çekinmelerini istememiştim ki.
Ertesi gün kahvaltı masasını toplarken kapı çalmıştı. Bir tabur kadını karşımda görünce şaşırmıştım. Ben daha buyur etmeden içeriye girmişlerdi. Huriye teyze alışmış olacak ki ses etmemişti. Hem zaten bizim olaydan dolayı biraz durgundu.
Sonradan gelen kızlarla keyfim yerine gelmişti biraz.
Gülsüm bir tencere iç yapmış, yer sofrasında oturan kadınların tam önüne bırakmıştı. Biz de kızlarla mutfaktaki masada toplanmış yaprak sarıyorduk.
"Kız Gülsüm senin de az işin olmuyor. Bu kadar içi ne demeye yaptın?" dedi Şüheda. O da iki kapı ileride oturuyordu.
"Ne bileyim? Huriye anne yap dedi yaptım işte. Kış geliyor ya, dondurucuya atacak herhalde."
"Yengem doğru söylüyor. Kışlık için bunlar." Dedi Ayşenur.
"Ben erken giderim kızlar, haberiniz olsun. Babamın durumu iyice kötüleşti."
Başımı kaldırıp Suna'ya baktım. Onun derdi de babasıylaydı. "Babanın tam olarak hastalığı ne?"
"Solunum yetmezliği." Diye açıkladı. "Nefes darlığı çekiyor işte. Doktor sigara içme diyor, inadına sigarı içiyor. Şu sıralar daha kötü oldu. Dün oturuyorduk salonda. Annemin duvardaki resmini görüp kim bu dedi."
Kızlar hep bir ağızdan şaşırdı. "Essah mı diyon gı?"
"Valla bak. Baba sen ne diyon dedim. Durdu böyle, düşündü. Seni kandırıyom dedi ama inanmadım. Doktor hafıza kaybının yaşanacağını söylemişti zaten. Şimdi tekrardan onu doktora götürecem. Bakalım ne diyecekler."
"Kız bu adam mezara girmeden sana hayat yok valla." Dedi kızlardan biri. "Ben senin yerinde olsam bir dakika durmam he derim Alparslan'a."
Bu mahalle kızları epey patavatsızdı. Bir insanın babası hakkında böyle şeyler söylenir miydi? Hem de yüzüne karşı!
Suna utandı, kızardı. Kendi öz babasının ölmesini isteyecek değildi herhalde. O cevap veremediğinden sözü Yasemin devralmıştı.
"O nasıl laf kız öyle? Ayı ayıp!"
"Ayşenur! Yaprak bitti kızım. Sık da getir."
İçeriden Huriye teyzenin sesini duyunca Ayşenur'u durdurup ben kalktım. Bu gergin ortamdan bir an önce sıyrılmam gerekiyordu. Yaprakları bir kez daha sudan geçirip sıktıktan sonra bir tabağa koyarak içeriye götürdüm.
Kadınlar ben gelince bir anda sus pus olmuştu. Tabağı sofraya bırakırken birkaç bakışların üzerime döndüğünün farkındaydım ama umursamadım. Salondan çıkarken adımı duymamla birlikte merdiven boşluğuna saklanmam bir olmuştu.
"Dün ablamın kaynanası geldi. Geçen gece Kenan'ı evin önünde görmüş. Meryem, Meryem diye bağırıp durmuş. Sarhoş dedi emme pek inanmadım. Çocukluğunu biliriz biz onun." Birkaçından onaylayan mırıltılar duydum. "Kızcağız da kapıyı açıp Kenan'ı içeri almış. Valla ben onun yalancısıyım."
"He gız Huriye. Ben de duydum. Aslı astarı var mı diye bir sorak dedik."
Demek bu kadınlar bu yüzden burada toplanmıştı.
"Yok anam öyle bir şey. Kimse uydurup uydurup ortalığa dökmesin." Dedi. Bizim yüzümüzden yalan söylemek zorunda kalıyordu. "Misafir kız. Acık sessiz konuşun, ayıp olacak."
"Aman öyle diyon da Yasemin'in düğününde hepimiz şahit olmadık mı? Karşılıklı zeybek oynadılar ya."
Hep bir ağızdan onayladılar.
"Halime de bu yüzden gelmedi. Benim oğlumu beğenmemiş kendi oğluna yapacak kızı diye. Gönül koymuş sana."
"Koyarsa koysun. Onunlan mı uğraşacağım. Yok diyom daha gı, niye inanmıyonuz. Ben kızla konuştum. Yok öyle bir şey dedi. Hem gidecek yakında."
"Ben onu bunu bilmem anam. Gözümle gördüğüme mi inacam yoksa sana mı? Aha bak buraya yazıyom. Senin bu oğlan bu kızı almadan rahat durmayacak."
"He valla."
Kadınlar konuşmaya devam ettiler. Ben hala dün sabahki yaşananlarda kalmıştım. Sırf bunun yüzünden Huriye teyze diğer kadınlara yalan söylemek zorunda kalmış ve onlara karşı mahcup olmuştu. Onu önemsiyordum ve diğerlerine karşı başının eğik olması kabul edebileceğim bir durum değildi.
Tekrardan içeriye girerek yalnızca ona baktım. "Huriye teyze ben biraz hava alacağım. Hemen gelirim."
"Tamam kızım, geç kalma."
Evden çıkar çıkmaz bildiğim yolu arşınlamaya başladım. Öfkeliydim ve bu öfkemi ona kusmadan rahat edemeyecektim.
Dükkânın önüne vardığımda içeri girmemek için kendimi zor tutmuştum. Eğer içeri girersem dedikoduların daha fazla büyümesine neden olacaktım ve bu da benim istemediğim bir şeydi. Bu yüzden dükkânın etrafında dönüp durmuştum. Biraz sonra Kenan dükkânın kapısından çıktığında kendimi kaybetmemek için sakin kalmaya çalıştım.
Adımlarımı önünde durdurduğunda bizi izleyen insanların bakışlarını fark edince ona ara sokağı işaret ederek yürümeye başladım. O da peşimden geldi.
"Hayırdır gülüm, bir sorun falan mı var?"
Sorunun büyüğü vardı.
Gülümsedi. O gülümserken öfkem azalır gibi oldu ancak biraz sonra söyleyecekleri öfkemi harlamaya yetmişti. "Geldiğin iyi oldu. Bende seninle konuşacaktım. Geçen akşamla ilgili." Başının arkasını kaşıdı. Yeniden söze başlamak için doğru kelimeleri arıyormuş gibiydi. "O sabah uyanıktın değil mi? Anam odaya girmeden önce uyanıktın."
"Sen bana ne anlatıyorsun Kenan? Sen ne anlatıyorsun!"
Benden böyle bir şeyi beklemiyormuş gibi şaşırdı. Başını geriye çekti.
"Beni ne kadar zor bir duruma soktuğunun farkında mısın? Utançtan kadının yüzüme bakamıyorum. Sen ise karşıma geçmiş bana neler diyorsun... İnsanların bizim dedikodumuzu yapmaya başladığını biliyor muydun? Senin yüzünden!"
Bana onu ihanete uğratmışım gibi bakıyordu.
"Seni istemiyorum Kenan. Bunu kabul etmek bu kadar zor mu gerçekten? Sana seni istemediğimi defalarca kez söyledim. Neden anlamak istemiyorsun? Ne olmasını bekliyorsun? Sana aşık olmamı mı bekliyorsun? Senin gibi bir adama?" Sahte bir kahkaha attım. "Senin gibi bir adam bana yalnızca acı verir. Sen beni üzersin."
"Üzmem!" dedi hızla. "Yemin ederim üzmem."
Kahve gözleri dolu dolu olmuştu. Çaresizce beni üzmeyeceğine dair çırpınışları canımı yakmıştı. Onu üzmekten nefret etmiştim ama benden uzak kalması için buna mecburdum.
"Üzersin! Üzeceksin." Benim de gözlerim doldu ama durmadım. Bıçaklarımı saplamaya devam ettim. "Sana söylemiştim Kenan. Benden sana yalnızca zarar gelir demiştim. Keşke beni dinleseydin. Şimdi seni istemediğim gerçeğiyle yan bakalım."
Onu arkamda bırakıp gitmek hayatımın en zor, en acı anıydı. Ona o sözleri sarf etmek beni paramparça etmişti.
Kahve gözlerindeki ışığın söndüğünü görmek, gülüşünün solmasına şahit olmak... Canım yanıyordu. Kalbinin kırıkları benim canımı yakıyordu.
Başka bir sokağa girdiğimde tuttuğum gözyaşlarıma daha fazla direnemedim. Sırtımı duvara dayayarak ufak bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Hayatımda hiç böyle ağladığımı hatırlamıyordum. Sanki birileri çıplak elleriyle ciğerimi sökmeye çalışıyor ve elimden hiçbir şey gelmiyor gibiydi.
Olduğum yere çöküp dizlerimi kendime doğru çektim. Aptalın tekiydim. Onu kendimden uzaklaştırmak için canını yakmak istemiştim ama sonunda benim canım yanmıştı. Kendi hislerimi bile itiraf edemeyen bir korkaktım!
Affet beni Kenan. Senin kadar cesur olamadığım için beni affet.
Ağlamaya devam ettim. Eve erken döneceğime dair Huriye teyzeye verdiğim sözü unuttum ve gökyüzü karanlığa hapsolana kadar orada kaldım. Ağladığımı kimsenin görmesini istemiyordum, bu yüzden eve dönerken çeşmeden elimi yüzümü yıkadım. Ayaklarım beni geri geri götürüyordu ama mecburdum. Eninde sonunda onunla yüz yüze gelecektim.
Eve girdiğimde çoktan yemek masasının kurulduğunu gördüm. Gülsüm, Suna ve Suna'nın babası da buradaydı.
"Kızım nerdesin sen? Hemen gelecem dedin akşam oldu."
"Kayboldum." Dedim, masadaki yerimi alırken. Karşımdaki adama kaçamak bir bakış attım. Başını yerden kaldırmamıştı.
"Amaann! Nasıl buldun ya gerisin geri burayı?"
"Sora sora buldum işte. Merak edilecek bir şey yok."
"Biz de seni bekledik emme millet acıkınca mecbur kurduk sofrayı."
"İyi yapmışsınız." Dedim.
Hiç iştahım yoktu yine de tabağımı bitirmeye çalıştım. Bir yandan da onu izliyordum. Gözerinin feri gitmiş, ölü gibi tek bir noktaya bakıyordu. Onu kırmıştım. Paramparça etmiştim. Hevesini, ümidini, sevgisini yok etmiştim. İstediğimi yapmıştım ama mutlu olmaktan çok uzaktım. Onu böyle görünce yüreğime bir taş oturmuştu.
"He mi Meryem?"
Onu izlerken kendimden geçmiştim ki Suna'nın bana seslenmesini duymadım bile.
"Efendim?"
"Halil abi ev arıyormuş sana." Dedi. Başımla onayladığımda babasına baktıktan sonra bana döndü. "E bizde kal."
Şaşkınlıktan kala kaldım. "Gerçekten mi?"
"Gerçekten diyom kız. Hem bana da arkadaşlık etmiş olursun."
Hala inanmıyordum. Diğerlerine baktım. Huriye teyze yeni bir ev bulduğum için sevinmişti. Halil de benim gibi şaşkındı. Belli etmese de Kenan'ın tüm dikkatinin bu konuşulanlarda olduğunu biliyordum.
"Suna." Dedim, babasına bakarak. "Emin misin bak, rahatsızlık vermek istemem."
"Senin vereceğin rahatsızlıktan ne olacak kız? Bir babam bir de ben varız. Gül gibi geçinir gideriz işte. De mi baba?"
Basri amca başını usulca salladı. Zaten pek fazla konuşan bir adama benzemiyordu. "Başımızın üstünde yerin var kızım. Gel, buyur." Dedi.
"Teşekkür ederim ama öyle bedavadan oturamam. Bir işe girdikten sonra kiranızı öderim."
Suna itiraz edecek gibi olmuştu ama Gülsüm'ün sesi onu durdurdu. "Halil söylediydi. Senin buradaki iş de yalan olmuş. E araban da bulunamadı hala." Omuzlarını silkerek bakışları kaçırdı. "Ben senin yerinde olsam bu kadar rahat duramazdım."
"Ne yapayım Gülsüm? Oturup ağlayayım mı?"
Zaten öfkeliydim. Bir de bununla uğraşıyordum. Derdi neydi ki? Beni istemediğini daha nasıl farklı şekilde belli ederim diye düşünüyordu herhalde. Varlığım onun için başlı başına bir sorundu zaten.
Huriye teyze gerilen ortamı yumuşatmak için çabaladı. "İyi o vakit. Suna'nın evi hemen şurada zaten. Gidip gelmeye de iyi oldu. Hayırlısıyla bir iş de buldum mu tamamdır."
Kendi zamanıma dönme arayışım belli sebeplerden dolayı bir süreliğine durmak zorunda kalmıştı. Suna'nın evinde kalacaksam da kirasını ödeyerek ona destek olmalıydım. Kirayı ödemek için de bir işe girmek zorundaydım. Aslında iş alımı çoktan yapılmasaydı eski iş yerimde çalışabilir ve böylece iş aramak zorunda kalmazdım. Şimdi baştan bir iş arayacaktım.
"Bende bugün Hülya'ylan karşılaştım." Huriye teyze yemeğini karıştırırken bir yandan da çaktırmadan Kenan'a bakıyordu. "Sarma yaptığımızı duyunca yardıma gelmek istemiş. O da pek bir hamarat."
"Kim? Hülya abla mı?" Ayşenur şaşırdı. Annesi masanın altından etini sıkıştırınca yüzünü ekşitti.
"Hülya tabii." Dedi gülümseyerek. Hala Kenan'a bakıyordu. "Eh biz de sarmaları çoktan sardıydık zaten. Yarın madımağa çağırdım ben de onu. Elinden her iş gelir. Pek de güzel."
"Anne." Dedi Ayşenur, hala şaşkın şaşkın annesine bakıyordu. "Sen Hülya abladan hiç haz etmezsin. Bugün ne oldu da onu övüyorsun?"
"Kızım önemli olan benim sevip sevmemem değil. Kenan'ın sevip sevmemesi."
Huriye teyze benden ret yiyince Hülya'yı Kenan'a almak için kollarını sıvamıştı resmen. Öfkeden kudurma terimi tam da şu anda beni tanımlıyordu. Kenan'ın o kızla evlenmesini istemiyordum. Evlenemezlerdi! Hem Kenan ondan hiç haz etmiyordu ki. O da kabul etmezdi. Edemez yani!
"Size afiyet olsun."
Kenan'ın sandalyesinin yerde çıkarttığı ses kafamın içimi tırmalamıştı sanki. Benim ona yaptığım gibi o da beni arkasında bırakıp gidiyordu. Ve sanırım en kötüsü de bunu hak etmiş olmamdı.
*
O akşam geç saatlere kadar oturmuştuk. Diğer herkes için sohbet koyuydu. Bense öylesine soyutlanmıştım ki, bedenim oradaydı ancak aklım Kenan'daydı. Son hali gözümün önünden gitmiyordu. Onu üzmüştüm, kırmıştım, parçalamıştım. Onunla beraber bende üzülmüş, kırılmış ve parçalanmıştım.
Bu durumun -onu kendimden uzaklaştırmanın- en iyisi olacağını düşünmüştüm. Aksinin canımı bu kadar yakacağını hesaba katmamışım.
Çoktan hazır ettiğim çantamı alıp diğerleriyle vedalaştıktan sonra Suna ve babasıyla beraber yeni evime geçtim. Daha kapıdan içeriye girer girmez hoş geldin diyerek güler yüzleriyle beni buyur etmişlerdi. Suna yorgun olduğumuzu söyleyerek beni kalacağım odaya çıkartmıştı. Temiz çarşaf, yastık kılıfı ve battaniye çıkartıp beni yalnız bırakarak odadan çıkmıştı. O gidince çarşafları kokladım. Tertemiz sabun kokuyordu. Suna titiz biri olmalıydı. Annem de öyleydi.
Bir iç çekip yatağımı hazırlamaya başladım. Üzerimi değiştirip pijamalarımı giydim. Kenan'ın pijamalarını. Huriye teyze hazırlandığımı görünce Kenan'ın pijamalarını almam için ısrar etmişti. İtiraz bile etmeden almıştım.
Şimdi onun pijamaları içinde yeni yatağımda oturuyordum. Saat gece 3'e doğru geliyordu. Gözüme gram uyku girmemişti. Ne zaman gözlerimi kapatsam Kenan'ın bakışları önüme düşüyordu. Onu ruhu çekilmiş bir halde görmekten nefret etmiştim. Mutlu olduğunu görmek istiyordum. Ancak onun mutlu olması, günün sonunda benim üzgün olmam demekti.
Bu fedakârlığı yapamazdım. Onun için bile olsa.
Dışarıdan tanıdık bir melodi yükselmeye başlayınca kulak kesildim. İstemsizce kaşlarım çatıldı. Alparslan mı gelmişti yoksa?
Benim olduğum oda arkaya bakıyordu. Dayanamayıp Suna'nın kapısını çaldım. İçeriden gel sesini duyduktan sonra içeriye girdim. Suna yatakta oturuyordu.
"Uyuyamadın mı?"
"Bu adamda uyku mu bırakır Allah aşkına?" dedi, eliyle pencereyi işaret ederken. Yanına oturdum. "Sen niye uyumadın?"
Omuzlarımı silktim. "Bilmem. Uyku tutmadı."
Bir süre sessiz kaldık. Aşağıdan ses yükselmeye devam ediyordu. Sezen Aksu'nun sesinden hata şarkısı çalıyordu. Yataktan kalkıp pencerenin önüne geçtim. Perdeyi hafiften aralayarak aşağıda duran adama baktım. Alparslan deli aşıklar gibi kollarını iki yana açıp buraya bakıyordu. Sarhoş olduğu belliydi. Ayakta zor duruyordu.
"Zalımın kızı!" diye bağırdı. "Yaktın lan beni, yaktın! Şimdi sen yan bakalım."
Şimdi seni istemediğim gerçeğiyle yan bakalım.
Hatırladığım şeyle pencerenin önünden ayrıldım. Bir iç çekiş duydum. Arkamı döndüğümde Suna ağlıyordu. Hemen yanına oturdum.
"Ne oldu? Neden ağlıyorsun?"
"Duymuyon mu şarkının sözlerini?"
Yüreğimden zincire vurulmuşum
Anılar her bir halkayı bağlıyor
Ben duygularımın esiri olmuşum
Hatalar yalan duygularla başlıyor
Gözlerimi kapatıp sakinleşmeyi diledim. Bu göndermeli bir şarkıydı. Alparslan böyle bir şarkıyı çaldığına göre bir şey olmuş olmalıydı.
"Ne oldu, anlat bana."
Bir iç çekerek gözlerini elinin tersiyle sildi. "Kavga ettik." Dedi. "Dün fabrikaya giderken yolda önümü kesti. Yine alacağım seni falan demeye başlayınca bende onu tersledim. Babam yüzünden sinirliydim zaten. Sinirimi ondan çıkartmış oldum. O da kızdı işte. Baksana manalı manalı şarkılar çalıyo."
Tekrardan ağlamaya başlayınca başını omuzuma yasladı. Sırtını sıvazlayarak onu sakinleştirmeye çalıştım. Ancak şarkının nakaratı gelince daha şiddetli ağlamadı.
Sen de benim hatalarımdan birisin
Sen en büyük günahların bedelisin
Senin için harcanan zamana yazık
Sen en güzel duyguların katilisin
"Ben hata mıyım, Meryem?" dedi burnunu çekerek.
"Değilsin." Dedim, sırtını sıvazlamaya devam ederken. "Sen hata değilsin."
Şarkı çalmaya, Suna da ağlamaya devam ediyordu. Onun bu halini ilk defa görüyordum ve doğruyu söylemek gerekirse üzülmüştüm bile.
"Onu seviyorsun değil mi?"
Başını salladı.
Onu seviyordu. Suna, Alparslan'ı seviyordu. Buna rağmen neden ona kötü davrandığını sormadım. Zaten ağlıyordu. Bu konuyu başka bir zamanda da konuşabilirdik. Şimdilik ağlamasına izin verdim. Şarkı ikinci kez çaldığında Suna uykuya dalmıştı. Onu yerine yatırıp üzerini örttüm.
Şarkı çalmaya devam ediyordu. Odama gitmek yerine tekrardan pencerenin önüne geçtim. Perdeyi usulca kenara çekip dışarıyı baktım. Alparslan hala aşağıda duruyordu. Arabanın kaputuna yaslanmış kaba sesiyle şarkıya eşlik ediyordu. İzleniyormuş gibi bir his kapladı bedenimi. Bakışlarım çevirdiğim an onunla karşılaştım.
Evlerinin duvarına yaslanmış, sigara içiyor ve doğrudan bana bakıyordu.
Şarkı çalmaya devam etti.
Biz de bakışmaya devam ettik.
O an Alparslan ve Suna'nın durumunun bizimkine ne kadar benzediğinin farkına vardım. Kenan'da Alparslan gibi bana kızgın olmalıydı. Çünkü ben de Suna gibi üzgündüm.
Bölüm Sonu!