"En kötüsü de sahip olmadığın şeylere ait olmandır."
Franz Kafka.
*
"Meryem!"
Uykumdan sıçrayarak uyandım. Biri adımı sesleniyordu. Rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu algılamak için başımı yastıktan kaldırarak sese biraz daha kulak kesildim.
"Meryem!"
Gerçekten de biri adımı sesleniyordu. Biri değil Kenan adımı sesleniyordu. Yataktan doğrulduğum gibi kalktım. Perdeyi aralayarak, lambaların sarı ışıklarıyla aydınlatılmış sokağa baktım. Kenan kapının önünde sağa sola yalpalanıyordu. Sarhoş muydu bu?
"Bir içip içip kapıya dayanman eksikti zaten!"
"Meryem!" dedi bir kez daha. Başını kaldırıp buraya baktı. Bu vaziyette beni gördüğünden şüpheliydim. Kaldı ki tekrardan başını eğdi, ayakta kalmaya çabalarken.
Perdeyi kapatarak pencerenin önünden ayrıldım. Eğer bu adamı susturmazsam mahallede konuşulacak ağızları hiç susturamazdım. Odadan çıktığım gibi merdivenleri indim. Kimseden ses çıkmadığına göre hala yatıyorlar demekti. Kapıyı açıp Kenan'ın karşısına dikildim.
"Gecenin bir saatinde burada ne işin var? Mahalleyi ayağa kaldırmak mı niyetin?"
"Meryem'im."
Öyle içten söylemişti ki neredeyse yelkenleri indirecektim. Boynu bükük, aşık gibi bakıyordu.
"Gülüm." Dedi uzatarak. "Mer-"
Bir kez daha bağırarak adımı söylemesine izin veremezdim. Bu yüzden avucuma dudaklarıma kapattım.
"Sus!" dedim. "Sus bakayım. Nereden Meryem'in oluyorum ben senin?"
Ellerimi tutup avucumu öpmeye başladı. Yüzbinlerce kelebeğin bir anda kanat çırpması gibi karnımda bir ağrı hissettim. Bedenimin onu tanımasından ve bu şekilde tepki vermesinden nefret etmiştim.
Onu daha fazla insanı uyandırmadan içeriye aldım. Kapıyı kapattıktan sonra ayakkabılarını çıkartıp içeriye geçmesini izledim. Bugün Salih'le yaptığı kavga yüzünden ona zaten öfkeliydim. Şimdi bir de sarhoş olup kapıya dayanması çıkmıştı.
"Ne yapıyorsun sen Kenan? Gece gece kafayı mı yedin? Sarhoş olup kapıya dayanmak da ne demek?"
Diğerleri hala uyuduğu için sesimi yükseltemiyordum bile. Sesimin tınısından ve gözlerimden öfkeli olduğumu anlaması gerekiyordu. Tabii ayakta durmayı başarabilirse.
Koca elleri birden yanaklarımı kavradığında şaşkınlıktan gözlerim irice açıldı.
"Meryem'im. Asi bakışlım benim."
Yüzüme doğru eğilmeye başladığında korkudan onu itmiş bulundum. Kenan koltuğun üzerine düştü.
"Kenan! Bir kendine gel!"
Bu böyle olmayacaktı. Mutfağa gittiğim gibi masanın üzerinde duran sürahiyi kapıp içeri döndüm. Kenan oturduğu yerde bile duramıyordu. Bakalım başından aşağıya bir sürahi su döküldüğü zaman durabilecek miydi?
Suyu kara saçlarından aşağıya döktüm.
"Geldin mi kendine?"
Boş sürahiyi kenara bırakıp kollarımı göğsümde birleştirdim. Kenan ellerini saçlarına götürdükten sonra yüzünü sıvazladı.
"Şimdi söyle bakalım. Gece gece derdin ne?"
Başını yerden kaldırmadan konuşmaya başladı. "Yavuz söyledi. Ona da Yasemin söylemiş. İstanbul'a geri dönüyormuşsun."
Demek derdi buymuş.
Bende sabah Salih'le yaptığı kavga yüzünden böyle olduğunu sanmıştım. Meğer gideceğimi öğrendiği için sarhoş etmiş kendini. Eh Yasemin! Ben sana sormaz mıyım?
Başını kaldırıp delici bakışlarını yüzüme doğrulttu. Koyu kahve gözleri sarhoşluktan mı yoksa başka bir nedenden midir bilinmez kıp kırmızıydı. Gözlerinin altı siyahtı. Bir insan sadece birkaç saat içerisinde nasıl bu kadar çökebilirdi?
"Ben sana sevdalıyım Meryem."
Onu ilk gördüğüm günkü gibi zamanın durduğunu hissettim. Zaman durmuştu, yaşam durmuştu. Sadece kalp atışlarımızın sesi vardı.
"Bir insan tanımadığı bir insanı sevemez."
"Birini sevmek için tanımak mı gerekir illa? Öyleyse biz birbirimizi tanıyoruz zaten. Senin gözlerin tanıyor beni. Benim yüreğim tanıyor seni."
Bu kadar belli miydi onu tanıdığım? Gözlerim beni ele vermişti.
Ayağa kalktı. Tam önümde durarak aramızdaki mesafeyi sıfıra indirdi. Bedenlerimiz birbirine değiyordu. Parmakları usulca avucuma uzanıp elimi tuttu. Bir eli başımın arkasındaydı. Çenesini alnıma sürttüğünde gözlerim anlık olarak kapandı.
"Gitme." Dedi.
Nefesim kesildi.
"Gitme gülüm. Kurban olayım gitme." Bir damla gözyaşı yanağıma düştü. Bu benim gözyaşım değildi. Bu onun gözyaşıydı. "Beni sensiz bırakma."
Hızla geri çektim kendimi. Kenan'ın hem bedenimde hem de ruhumda bırakacağı hasarın altından kalkamazdım ben.
Yanağımdaki yaşı hızla sildim. Onu arkamda bırakıp odaya çıktım. Amacım ondan uzaklaşmaktı ama kapı arkamdan açıldı. Arkamı dönmeye fırsat bırakmadan kollarını belime dolayıp sırtımı göğsüyle birleştirdi.
"Gidemezsin Meryem. Kolay mı öyle çekip gitmek? Beni bu sevdanın içine atıp gidemezsin!"
Nefesi ensemdeydi. Başıyla başıma dokundu, okşadı. Belimdeki kollarını sıkılaştırdı. Gerçekten de gitmemi istemiyormuş gibi tutuyordu beni.
"Yapma Kenan. Ateşe atıyorsun beni."
Hızla döndürdü beni kendine. Kollarımdan sertçe tutup yüzüme tükürür gibi bağırdı.
"Yan Meryem! Sen de benim gibi yan." Gözlerim doldu. Görüntüsü bulanıklaşsa bile ifadesinin yumuşadığını anlamıştım. "Birlikte yanalım." Dedi bu sefer beni kendine daha çok çekmeye çalışırken.
Bunu yapamazdım. Yanarsam kül olurdum.
"Bırak." Dedim. Kendimi kollarından kurtarmaya çalışıyordum. "Bırak beni Kenan. Bıra-"
Beni bırakmamıştı. Sonuç olarak ikimiz birlikte yatağa düşmüştük. Bir eli belimde diğeri başımın arkasındaydı. Düştüğümde kafamı çarpmamam için yapmıştı ve bu hareketi kalbimi tekletmişti. Bedeninin yarısı üzerimdeydi yine de ağırlığının vermemeye çalışıyordu.
Gözleri doğrudan gözlerimin üzerindeydi. Sıcak nefesini dudaklarıma üflüyor göğüs kafesimin sıkışmasına neden oluyordu.
Hızla başımı sola çevirip ona arkamı döndüm. Bir süre öyle kaldı, ardından sağ tarafıma uzandı. Kolu karnımın üzerindeydi ve yüzünü başımın arkasına gömmüştü.
"İzin ver. İzin ver deneyelim." Dedi yalvarır gibi. "Asla üzmem seni. Mutlu olman için varımı yoğumu ortaya koyarım. Çok severim seni be Meryem. Çok severim."
Sesi sonlara doğru kayboldu. Sarhoş olduğu için uykuya daldığını düşünmüştüm ancak beni yakan o kelimeyi bir kez daha söyledi.
"Gitme."
Gitme demişti. Canımı istemişti sanki.
Gideceğimi öğrendiği için ağlamıştı. Benim için ağlamıştı. Hiçbir erkek benim için ağlamazdı ama o ağlamıştı. Kenan Mollaoğlu onun için ördüğüm duvarları birer birer yıkmayı başarıyordu.
Şimdi bile tüm ilkelerimi, kurallarımı altüst etmişti. Yanından kalkıp gidebilirdim ama bunu yapmayı hiç istemiyordum. Aksine bana daha çok sarılsın istiyordum. Beni hiç bırakmasın, yüzleşmem gereken gerçeklerden beni saklasın istiyordum.
Yavaşça arkamı döndüm. Kenan'ın gözleri kapalıydı.
"Kenan?" diye seslendim. Cevap gelmedi. Gerçekten de uyuya kalmıştı. Bir daha bu fırsatı yakalayamayacağımı biliyordum. Bu yüzden değerlendirmek istedim ve onu izlemeye başladım.
Kaşları çatıktı. Sanki uykusunda bir şey onu huzursuz ediyormuş gibiydi. Rüyasında bile gitmeme engel olduğuna yemin edebilirdim.
Onun huzursuzluğu bulaşıcıydı. Sıkıntılı bir iç çekip nefeslerini saymaya başladım. Bir yandan da yüzünü inceliyordum.
Kalemle çizilmiş gibi bir güzelliği vardı. Kaşları, kirpikleri, bıyığı bile özenle yaratılmış gibiydi. Gülümsedim. Parmaklarımı uzatıp gür bıyığına dokundurdum. Uzun zamandır bunu yapmayı dilemiştim. Şimdi özgürce ona dokunabiliyordum. Kaşına uzandı parmaklarım. Alnına düşen saçlarını okşayarak geriye yatırdım.
O an fark ettim.
Kenan Mollaoğlu kendime bile itiraf edemeyeceğim duyguları ortaya çıkarmıştı.
"Yan Meryem! Sen de benim gibi yan. Birlikte yanalım."
Benden diri diri ateşe atlamamı istiyordu. Ondan uzaklaşmak zorundaydım. Ama şimdilik içinde olduğum bu anın tadını çıkarmaya karar verdim. Biraz daha sokuldum ona doğru. Çam kokusunu içime çekerek uykunun huzurlu kollarına bıraktım kendimi.
*
Ertesi sabah ondan önce uyanmıştım. Hala Kenan'ın kolları arasındaydım. Onu biraz daha izleme fırsatını kaçırmadım elbette. Dün geceye ait anılar birer birer aklıma düşünce hüzünlenmeden edemiyordum. Belki de bu yakınlaşabildiğimiz ilk ve son an olabilirdi.
Kenan kıpraşmaya başlayınca gözlerimi kapattım. Beni izlediğini hissedebiliyordum. Çok geçmeden parmaklarının tersiyle elmacık kemiklerimi okşamaya başladı.
"Ah be gülüm. Asi bakışlım benim." Dudaklarını alnıma bastırdığında bedenim sıcacık olmuştu. "Kaçma artık."
Keşke dediğin kadar kolay olsaydı her şey. Ben bildiğim gerçekleri unutsam, eski hayatımı bir köşeye atsam, sana olan hislerimi kabul etsem mutlu olabilir miydim? Gerçeklerden kaçabilir miydim?
Kapının açılmasıyla ikimiz birden aynı anda doğrulduk. Huriye teyze tam karşımızda irice açılmış gözleriyle bize bakıyordu.
"Hiiii!! Ne yapıyonuz len burda?"
Sıçtık!
Valla sıçtık!
Huriye teyze bir bana bir yanımdaki oğluna bakıyordu. Arkasında da Ayşenur ve Bekir vardı. Çoluk çocuğa bile rezil olmuştuk. Nasıl kalkacaktık şimdi bunun altından?
"Ana." Dedi Kenan. Kolunu önüme uzattı, beni korumaya çalışır gibi. "Meryem'in bir suçu yok. Gece ben girdim yattım yanına."
"Sus! Edepsiz." Huriye teyzeyi ilk defa böylesine öfkeli görüyordum. Tiksinir gibi bakıyordu bize. "Kalk çabuk yataktan! Kalk. Kudurmuş seni."
Kenan yataktan kalkarken hareketleri temkinliydi. Bana dönüp bakmamıştı ama annesinin olası gazabından da beni kurtarmak için tetikteydi. Odadan çıkmadan önce son kez arkasını döndü ama yüzüme bakmadan çıktı.
Huriye teyzenin tiksinti ve öfke dolu bakışları beni bulduktan sonra kapıyı çarparak odadan çıktı.
Kalakalmıştım öyle.
Ne yapacaktım ben şimdi?
Huriye teyzenin o son bakışlarına göre bu evdeki misafirliğim buraya kadardı. Kahvaltıya kalmama izin verseydi bari.
Halil'in benim için bulduğu ev olmasaydı bu kadar rahat olmazdım belki de. Daha önce hiç tek başıma yaşamamıştım ama alışacaktım artık. Kenan'dan uzak kalmak için buna mecburdum.
Hem bu durum bir bakıma iyi olmuştu. Huriye teyze tüm öfkesini oğluna kusup benden uzaklaşmasını sağlayacaktı. Aslında ona karşı biraz mahcup olmuştum. Benim hakkımda ne düşünecekti kim bilir? Eh, bu da ödemem gereken bir bedeldi.
Yataktan kalkıp önce yatağı düzelttim. Ardından pijamalarımı çıkartıp üzerimi değiştirdim. Onları katlayıp yatağın üzerine bırakırken bir tuhaf olmuştum. Bir daha onları giyemeyecektim. Bunu söyleyeceğimi hiç düşünmezdim ama bu pijamaları özleyecektim.
Ayşenur'un yatağı hiç bozulmamıştı. Dün akşam hasta olduğunu söyleyip annesin yanında uymuştu. Bunun için sevineceğimi düşünmemiştim.
Kenan'ın parasıyla aldığım bütün kıyafetlerimi dolaptan çıkartıp bir kenara yığdıktan sonra odadan çıktım. Etraf bir hayli sessizdi. Fırtına öncesi sessizliği misali korkutucuydu. Merdivenleri inerken sofrayı kurmaya çalışan Huriye teyzeyi gördüm. Geldiğimi fark edince duraksadı. Başımı kaldırıp yüzüme bakmadı.
"Yardım edeyim mi?"
"Yok kızım, sen otur. Ayşenur yapar." Dedi, düz bir sesle.
Mutfağa gideceği sırada arkasından seslendim. "Huriye teyze. Biraz konuşsak olur mu?"
Arkasını döndü ufaktan. Yine yüzüme bakmadan salondaki koltuğa oturdu. Hemen yanındaki koltukta yerimi aldım. Aramızda gergin bir sessizlik vardı. Lafa nasıl başlayacağımı bile bilmiyordum. O yüzden uzatmadım.
"Sana karşı çok mahcubum Huriye teyze ama gerçekten yanlış anladın. Kenan'la aramızda öyle bir şey olmadı, yemin ederim. Hem kıyafetlerimiz de üzerlerimizdeydi zaten-"
Elini dizime koyarak beni durdurdu. "Dur kızım, dur." Dedi. "Ben seni tanıyom kızım. Kaç gündür evimizde kalıyon, bize bir yanlışın olmadı. Şimdi mi olacakmış? Asıl ben mahcubum sana karşı. Yüzüne bile bakamıyom, görmüyon mu? Benim dana etmiş bir cahillik, affet. Ben onunlan konuştum. O da pişman."
Kaç yaşında kadın karşımda ezilip büzülüyordu. Hepsi Kenan'ın halt yemesi yüzündendi... Biraz da benim yüzümden tabii.
"Bak kızım, sana bir şey diyeceğim emme beni yanlış anlama." Bakışları saniyelik olarak yüzümde oyalandıktan sonra yere düştü. "Ben onunlan konuştum konuşmasına emme... Oğlum da olsa erkek milletidir sonuçta. Bir daha yapmaz diyemem. Sen en iyisi mi git."
Yüzüme karşı git demesi hoşuma gitmemişti ama ona hak veriyordum.
"Ben de onu diyecektim Huriye teyze. Kıyafetlerimi çıkardım ben. Pek fazla yok zaten, bana küçük bir çanta verebilir misin?"
Başını salladıktan sonra ayağa kalkarak yanımdan ayrıldı. Biraz sonra yanında küçük bir çanta getirmişti. Ona bütün kıyafetlerimi koyup kenara bıraktım.
Birlikte son zamanlarımızı geçirdiğimizin farkındalığı vardı üzerimde. Kenan onu son gördüğümden beri ortalıklarda yoktu. Halil de kahvaltıya gelmemişti zaten. Huriye teyze onun öğleden sonra beni almak için geleceğini söyleyince onu beklemek zorunda kalmıştım. Beklerken de evdekilerle biraz zaman geçirmek istemiştim.
Ayşenur kanaviçe yaparken yanına oturmuş ve nasıl yaptığını seyretmiştim. Bu eve ilk geldiğim zaman duvarda asılı gördüğüm o çerçevenin içindekini de o yapmıştı. El yeteneği vardı ve muhteşem şeyler yapıyordu. Bana da göstermeyi teklif etmişti ama yapamam diye onu reddetmiştim.
Kapı alacaklı gibi çalınınca ikimiz birden yerimizden sıçradık. Huriye teyze temizlik yapıyordu. İçeriden koşa koşa geldi.
"Durun siz." Dedi, kapıya bakmaya giderken. Biraz sonra Halil'le birlikte döndü.
Halil içeriye girdiği an bir şeylerin yanlış olduğunu anlamıştım. Gözlerinden ateşler fışkırıyor, bedeni her an öfke nöbetleri geçirebileceğinin sinyallerini veriyordu. Hızla ayağa kalktım.
"Nerede o Kenan?"
"Sabah gitti daha da gelmedi. Ne oldu oğlum, hayırdır inşallah?"
Halil kız kardeşine döndü. "Ayşenur sen yukarı çık kızım. Bizim konuşacaklarımız var."
"Tamam abi."
Ayşenur gittikten sonra Halil konuşmadan önce sinirini kontrol altına almaya çalıştı.
"O senin oğlun var oğlun... O şer-" Yanlarında ben olduğum için sözünün devamını getirmedi. Burnundan soluyordu. "Meryem bacım için ev ayarladıydım ya tut sen adamın babasıyla konuş, anlaşmayı iptal ettir."
"Amaan!" Huriye teyze elini ağzına kapattı.
"Hayır konuşacağım ama paşamız ortalıklarda yok."
"Merak etme sen. O Cengiz'le bir yerlere gitmiştir, gelir akşama. Çocukken de böyleydi ya, sen ona kızdığın zaman bir yerlere saklanır, akşam olana kadar da gelmezdi. Gelir o, gelir."
Gerisin geri aynı yerime oturdum. Ayrı ev işi de yaş olmuştu. Kenan sağ olsun girdiğim her yola taş koyduğu gibi buna da koymuştu. Benden vazgeçmeye hiç mi hiç niyeti yoktu. Ne yapacaktım ben bu adamla? Aşkını kabul edemezdim. Ancak... Reddedebilirdim.
"Sen hiç meraklanma bacım. Ben sana başka ev ayarlayacağım." Dedi Halil.
O da kardeşinin huyunu iyi biliyordu. Huriye teyze ona bugün sabah olanları anlatmamıştı ama er ya da geç anlatacaktı sonuçta. Kenan'ın benim yanımda sabahladığını duyan Halil kardeşine neler yapardı aklım kesmiyordu.
Ona zarar gelme düşüncesi beni mahvediyordu. Bugün de annesine karşı beni korumuştu zaten. Aklıma geldikçe fena oluyordum.
Ayrı ev ihtimali suya düşmüştü. Huriye teyze gitmemi açık açık istedikten sonra artık bu evde de kalamazdım. Bundan sonra nerede kalacaktım?
Bölüm Sonu!