İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 13 · 12 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 13

Bölüm 12 - Öfkeli Boğa

"Uzun bir yoldan sonra denizi görmek gibisin."

Sait F. Abasıyanık.

*

Gerçek acı olsa da gerçektir.

Gözlerimi açtığımda beyaz tavanla karşılaştım. Sadece bir rüyaydı. Kahrolası bir rüya!

Kendimi bunu söyleyip durdum ama Kenan'ın kanlı yüzü gözlerimin önünden gitmiyordu. Vurulduğunu görmüştüm, kanlar içinde yerde yattığını...

Yataktan doğrulup bileğimdeki saate baktım. Altıyı gösteriyordu. Nefes nefese kaldığım için göğsüm hızla inip kalkıyordu ve ter içinde kalmıştım. Ayşenur'u uyandırmadan havluyu alarak banyoya girdim. Banyo kazanını yakıp sıcak suyla mahmurluğumu üzerimden attım.

Öğleden sonra başka bir kütüphane bulmak için üzerimi değiştirmiştim. Halil gelip beni yeni eve bakmak için götürmeden önce tabii. Bahsettiği ev iki sokak aşağıdaydı ve bu yüzden yürüyerek gitmiştik. Kerpiçten yapılma, neredeyse dökülecek olan eski bir müstakil evdi. Evin sahibi olan arkadaşı bize evin içini gezdirmişti. Dürüst olmak gerekirse hayvanı bağlasan durmayacak bir yerdi ama buna mecburdum. Durumum göz önüne alınınca seçme şansım yoktu.

Evden çıktıktan sonra makul bir fiyatın da altında bir fiyatla anlaşma yaptık. Halil işe başlayacağım yalanını söylediğim için beni firmayla konuşmaya götürmek istemişti. Onu reddedemedim. Bu kadar ertelemişken olmazdı.

Arabayı almak için tekrardan yürüyerek kıraathanenin önüne kadar geldik. Anahtar ondaymış zaten. Arabaya bineceğimiz sırada Kenan'ı sesi bizi durdurdu.

Dün gece gördüğüm rüyadan sonra ona bakmak bana ağır gelmişti. Kendimi kaybetmemek için direndim.

"İşim var dediğinde Meryem'i ev bakmaya götüreceğini söylemedin."

Ağır adımlarla abisinin karşısında durduğunda ne kadar öfkeli olduğunu yeni fark ettim.

"Önemli değil diye düşündüm."

"Önemli!" dedi bastırarak. Bakışları bana kaydı. "Meryem'i ilgilendiriyorsa önemli."

Beni düşünüyor, benimle ilgileniyordu. Beni önemsiyordu... İçimdeki ilgiye aç kız çocuğunu çok iyi besliyordu. Bazen ona çekilmekten alıkoyamıyordum kendimi. Sonra malum sonunu hatırlıyor ve geri çekiliyordum.

"Nereye gidiyorsunuz şimdi?"

"Meryem'i iş yeriyle konuşmaya götürüyorum."

"Ben götürürüm."

"Kenan."

"Ben götürürüm dedim abi. Bugün biraz yoğunuz. Sen müşterilerle ilgilenirsin. Geç kalmadan da döneriz." Dedi, elini beklentiyle uzatırken. Halil sıkıntılı bir iç çekti. Ağzının içinde bir şeyler söyledikten sonra cebinden çıkarttığı anahtarı kardeşinin elini uzattı.

"Halil." Dedim, kıraathaneye doğru ilerleyen adamın arkasından. Bana dönüp baktı. "Bugün için teşekkür ederim."

Beni başıyla onayladıktan sonra son kez kardeşine baktı ve dükkâna girdi.

Arabadayken gün geceki rüyamdan kesitler gözlerim önüne geliyordu. Kenan'ın vurulması, kanlar içinde yere yığılıp kalması, son nefesini vermesi...

O an kendimi bile şaşırtacak bir şey yaptım ve yanımda pür dikkat araba kullanan adamın nefeslerini saydım. 1,2,3.... 57,58,59-

"Sen niye abime abi demiyorsun?" Saymayı bırakarak ona baktım. O da bakışlarını tekrardan yola çevirmeden önce bana baktı. "Adam senden kaç yaş büyük, ayıp olmuyor mu?"

Gülümsedim. Onunla didişmek, yaşayıp yaşamadığı için nefeslerini saymak zorunda olmamdan daha eğlenceliydi.

"Ona bakılırsa sende benden büyüksün Kenan. Sana da mı abi demeliyim?"

"Sakın!" dedi bir anda. Başını hızla bana çevirdi.

O an büyük bir kahkaha patlatmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım ve başımı cama çevirdim. Ensemde bakışlarının sıcaklığını hissedebiliyordum. Dahası, bu sıcaklığın neredeyse hoşuma bile gittiğini kendime itiraf edecektim.

İki yıldır çalıştığım iş yerinin yol tarifini Kenan'a yapamayacağım için etrafa sorarak bulmak zorunda kalmıştık. Park yerini kolaylıkla bulduktan sonra arabadan indik.

"Bundan sonra abime adıyla seslenme." Dedi kapıyı kapatırken.

Yine mi aynı konuya dönmüştük?

"Laf söz olur. Ben değilse bile başkaları yanlış anlar."

Eve geldiğim ilk zamanlarda sırf Halil'e güldüm diye öfkeyle bakan adam da başkasıydı zaten!

Gözlerimi kısarak ona baktım. "Lafı ne demeye getiriyorsun sen?" Ne demeye getirdiği aşikardı. Beni insanların, ahlaksız bir kadının yapacağı gibi yuva yıkacağımı düşüneceklerini söylemeye getiriyordu. "Beni başka kadınlarla karıştırdın herhalde!"

"Anamdan bacımdan başka kadın tanımam." Dedi kendinden emin bir şekilde. "Ama sen beni başka adamlarla karıştırmış olabilirsin."

Hülya'nın ondan hoşlandığını koca bir mahalle biliyordu. Muhtemelen Hülya'dan başka kızlar da ondan hoşlanıyordu ama Hülya gibi duygularını açık etmiyorlardı. Buna rağmen Kenan gözünün kimseyi görmediğini söylüyordu.

"Cevap vermedin."

"Hayatımda biri olup olmadığını mı soruyorsun?"

Utandı ama bakışlarını bakışlarımdan kaçırmadı. "Evet."

Aradığım fırsat ayağıma kadar gelmişti. Ona hayatımda birinin olduğunu söyleyebilir ve benden uzaklaşmasını sağlayabilirdim. Kenan sevgilisi olan bir kadına bakacak bir adam değildi. Bu işe yarayabilirdi.

Yine de dudaklarım, aklım yerine kalbimin sesini dinlemişti.

"Hayatımda kimse yok."

Bu belki de bir daha asla bulamayacağım bir fırsattı ve ben az önce onu elimin tersiyle itmiştim. Ve en kötüsü de bundan pişmanlık duymamamdı.

Neredeyse bir ay önce çıktığım kapının önündeydim. Burayı görmek beni o geceye götürmüştü. Derin bir nefes alarak içeriye adımımı attım. Burası bıraktığımdan çok farklı bir yerdi. İlk fark ettiğim şey bu olmuştu. Eski mobilyalar, çiçekli iğrenç duvar kağıtları, etrafta koşuşturan tanımadığım insanlar... Biri hariç.

Tanıdığım o simayı görmek beni o kadar mutlu etmişti ki, kendi zamanıma gitmiş kadar olmuştum.

Şükrü abi onu bıraktığımdan daha genç görünüyordu. Ne kırlaşmış saçları ne de kırışıklıkları vardı. Simsiyah saçları, dik bir sırtı ve zinde bir vücudu vardı. Benimle aynı yaşlarda gibi görünüyordu. Temizlik arabasını iterken içinde malzeme bulunan kovalardan birini düşürünce hızla yanına koştum. Malzemeleri kaldırmasına yardımcı oldum.

Başını kaldırarak bana baktı. "Teşekkür ederim. Yeni başladım da bugün üçüncü günüm. Sizden başka birisi görseydi yanardım valla. Allah razı olsun, beni azar işitmekten kurtardınız. "

Gülümsedim. Demek Şükrü abi eskiden de bu kadar samimiydi. "Rica ederim." Malzemeleri kovaya koyduktan sonra arabaya bıraktı. Ayağa kalktık. "Bu arada... Bence bu kadar çekinmenize gerek. İyi bir iş çıkartacağınıza eminim. Yani çalışkan birine benziyorsunuz."

Şükrü abi utandı. Bildiğim bir ifadeydi bu. "Allah razı olsun." Dedi tekrardan. Arabasının başına geçti ve gitmeden önce son kez gülümsedi.

Bilmediğim bir nedenden dolayı gidişini izlemek canımı yakmıştı. Belki de onun gidişi bana bir daha asla evime geri dönemeyeceğimi hatırlatmıştı.

"Tanıdığın biri miydi?"

"Öyle sandım." Kenan'a döndüm. Hemen arkamdaydı. "Değilmiş."

Şu işi bir an önce bitirmek adına merdivenlere yöneldiğimde Kenan arkamdan seslendi.

"Önce bi danışmaya soralım."

"Doğru." Dedim.

Ne yapıyorsun Liya? İyice kafayı sıyırdın!

Kendime gelmem gerekiyordu. Toparlanmam lazımdı. Kenan danışmaya iş için geldiğimizi ve yetkili biriyle görüşmek istediğini söylemişti. Danışmadaki kadın bize iş alımlarının çoktan yapıldığını ve geç kaldığımızı söylediğinde Kenan üzülüp üzülmediğimi görmek için bana baktı.

"Bir daha kontrol etseniz. Bu kız ta İstanbul'dan geldi. Sırf bu iş için. Hem zaten patronunuz almış bu kızı işe. Ne demek iş alımı çoktan yapıldı?"

Kadın her gün böyle olaylarla karşılaşıyormuş gibi baygın bir ifadeyle bize baktı. "Beyefendi, işe alımlar yapıldıysa yapılmıştır. Eğer Mustafa Bey hanımefendiyi kendisi işe aldıysa buyurun onunla konuşabilirsiniz. Odası hemen bir üst katta. İnsan kaynakları departmanı."

"Teşekkürler, kolay gelsin."

Kadın umursamadan işine döndü. Ben de Kenan'ın dirseğinden tuttuğum gibi kenara çektim. "Sen burada bekle. Ben konuşup geleceğim."

"Ben de geleceğim."

"Hayır dedim Kenan. Senin sağın solun belli değil. Adamla papaz olmayalım şimdi." Kolunu hafiften sıktım. "Lütfen beni burada bekle."

Kolundaki elime baktı. İfadesi hızla yumuşarken başını salladı. "10 dakika içinde dönmezsen-"

"Tamam." Dedim. "Döneceğim."

Kenan'ı arkamda bırakıp üst kata çıktım. Doğrudan tuvaletleri bulup kabinlerden birine girdim. On dakika dolana kadar da oradan çıkmadım.

Yalan söylemekten, insanları kandırmaktan nefret ediyordum. Resmen adamın gözüne baka baka yalan söyleyecektim. Sadece Kenan'a da değil, herkese yalan söylüyordum. Bana iyilikten başka bir şeyleri dokunmayan bu insanlar, benim onlara yaptıklarımı hak etmiyorlardı. Bana evlerini açmış, beni aralarına almışlardı. Ben ise geldiğim beri onları kandırıp duruyordum.

Bu durumdan fena halde sıkılmıştım. Bazen gerçekleri anlatıp kurtulmak istiyordum. Bazen de gerçeği öğrendiklerinde verecekleri tepkiyi kestiremediğim için tekrardan kabuğuma çekilmek zorunda kalıyordum.

Yapacak bir şey yoktu. Bir süre daha bu oyuna devam etmeliydim.

Ellerimi yıkayıp yüzümü ıslattıktan sonra tuvaletten çıkıp alt kata indim. Kenan elleri belinde bir sağa bir sola gidip geliyordu. Yanına gitmeden önce bir süre uzaktan onu izledim. Boyu 1,86'ydı. Öyle Alparslan gibi iri cüsseli bir adam değildi ama kalıplıydı. Düğün günü kestiği sakalları yavaştan uzamaya başlamıştı ve bu hali göz alıcıydı. Kendi zamanımda olsa onu manken diye alır podyuma koyarlardı.

Yan profilinden çatılan kaşlarını görebiliyordum. Muhtemelen biraz daha burada durursam kıyameti koparacakmış gibime geliyordu. Öfkeli hali hoşuma gidiyordu. Bir dakika! Ne? Az önce Kenan'ın öfkeli halinin hoşuma gittiğini mi söylemiştim ben?

Başımı iki yana sallayıp kendime gelmeyi amaçladım. Adımlarımı atarak Kenan'ın yanına vardım. Beni gördüğü için rahatlamış gibi duruyordu.

"Ne oldu? Ne dediler? Aldılar mı seni işe?"

Başımı iki yana salladım. "Danışmadaki kadının da dediği gibi iş alımını çoktan yapmışlar." Dedim.

Hızla yüzü düştü. Benim üzülmem gereken yerde benim için üzülüyordu. "Olur mu öyle şey ya. E hani transfer olmuştun?"

"Öyleydi ama ben gelmeyince benim yerime başkasını almışlar. Tarihleri karıştırmışım."

"Ne demek başkasını almışlar? Ben onlarla konuşurum şimdi, olmaz öyle iş."

Yanımdan geçmek için hareketlenince hızla önüne durdum. Ellerimi göğsüne koyup gitmesine engel oldum. "Dedim ya ben tarihleri karıştırmışım diye. Tamamen benim hatam yani. Onların bir suçu yok." Cümleleri sırası üzerine dizerken nefessiz kaldım. Bir soluk alıp konuşmaya devam ettim. "Hem zaten böylesi daha iyi oldu. Cidden bak."

Kenan'ın bakışları göğsüne yasladığım ellerime indi. Dudaklarının kıvrılmasına şahit oldum. Ben daha çekmeye fırsat bulamadan elleriyle benimkileri kavradı ve doğrudan gözlerimin içine baktı.

"Sen ne dersen öyle olsun gülüm."

Ellerim karıncalanmaya başlamıştı. Karnımın altında adını koyamadığım garip bir hissiyat baş göstermişti.

Ellerimi çektiğim gibi bakışlarımı kaçırdım. "Gidelim hadi."

Ben senin bakışlarının altında erimeden gidelim.

Binadan çıktıktan sonra arabaya bindik. Az önceki anımızdan sonra sessizce yolculuk yapacağımızı düşünmüştüm ama Kenan beni yanılttı.

"Aç mısın?"

Açtım. "Biraz."

"Bildiğim güzel bir yer var. Oraya götüreceğim seni."

"Gerek yok bence. Huriye teyze yemek yapmıştır zaten, evde yeriz." Diye geveledim. Amacım Kenan'la yalnız kalmaktan kaçmaktı.

"İtiraz etme. Sana Ankara'yı gezdiriyormuşum gibi düşün."

Bir Ankaralıya Ankara'yı gezdirmek mi?

"Peki."

Bildiğim bir yer var deyince beni Aspavaya getireceğini tahmin etmeliydim. İçimden gülmeden edemiyordum. Kenan ikimize iki porsiyon beyti sipariş etmişti. Beyti sevmediğimi söylediğimde bu sefer ortaya karışık kebap söyledi. Siparişlerimiz geldiğinde karşılıklı sessizce yemeklerimizi yiyorduk. Ta ki o konuşmaya karar verene kadar.

"Bana işinden bahset."

Lokmamı yutup ona baktım. "İşimin neyinden bahsetmemi istiyorsun?"

"Bilmiyorum. Bir kadın gazeteci. Yanlış anlama, seni yargıladığımdan değil ama aşina olduğum bir terim değil. Merak ediyorum. Bu işe nasıl başladın, neden başladın. Eminim zorlukları olmuştur. Bunları bana anlatmanı istiyorum."

Kenan'ın beni tanıma çabası hoşuma gitmişti. Sırf bu yüzden anlatmaya başladım.

"Babam bizi terk etmeden önce bana kitaplar alırdı. O zamanlar benimle ilgilendiğini düşünürdüm ama şimdi anlıyorum. Beni başından savmak için alıyordu kitapları." Gülümsedim. "Her türden kitaplar okurdum ama en çok beni düşündüren kitapları okumayı severdim. Araştırmayı severdim. Gazeteci olmaya ilk lise zamanlarımda karar verdim. En büyük destekçim annemdi tabii. Gazeteci olacağımı açıkladığımda çok sevinmişti. Benim için ne gerekiyorsa yapmıştı. Ben de onu gururlandırmak için elimden geleni yapmıştım."

"Anneni özlüyor musun?"

"Kim özlemez ki?" İç çekerek omuz silktim. Başımı eğdim. "Bu koca dünyada o olmadan yapayalnızım."

"Ben varım!"

Başımı kaldırıp ona baktım. Ben varım demişti. Hem de tereddüt bile etmeden.

"Yani... Anam var, Ayşenur falan. Biz hepimiz yanındayız, yalnız değilsin."

Yalnız değilsin.

Bunu duymaya o kadar çok ihtiyacım vardı ki bunu Kenan'dan duymak beni ayrı mutlu etmişti.

Yalnızlık benim için hassas bir konuydu. En başta babam tarafından terk edilmek beni yalnızlığa iten esas etken olmuştu ama asıl ondan sonra başlamıştı diğer her şey. Okuldayken bu konu yüzünden zorbalığa uğramış ve dışlanmıştım. Liseden sonra insanlarla iletişim kurmakta zorlandığım için annem türlü kurslara gitmem konusunda adeta yalvarmıştı. Ben de krav maga, karate gibi kurslar olmak üzere çeşitli kurslara gitmiştim. Orada az da olsa sosyalleşme fırsatını bulmuştum ve üniversitedeyken kendimi bu konuda daha özgüvenli hissetmiştim.

Şimdi ise Kenan karşımda yalnız olmadığımı söylerken bunun aslında benim için ne kadar önemli olduğunun farkında değildi.

Yemeğin kalan kısmında sessizdik. Kenan'ın gözleri hariç ikimizden de ses çıkmamıştı. Lokantadan çıkıp arabaya binerken bunun bizim ilk baş başa yemeğimiz olduğu gerçeğiyle karşılaştım. İlk baş başa yemek.

Basit bir yemekten bile anlam çıkartmaya başladıysam çoktan yanmışım demekti.

Kenan arabayı kıraathanenin önüne park etmişti. İşlerin yoğun olduğunu ve abisine yardım etmesi gerektiğini geveleyince eve kadar kendim gitmem gerektiğini anladım. Ona yemek için teşekkür ederek yürümeye başladım. Tam bir sokak ileride biri arkamdan seslendi.

"Meryem?"

Dönüp arkama baktığımda şaşkınlıktan kaşlarım havalandı.

"Salih?" Koşarak hemen önümde durdu. Onu Yasemin'in düğününden sonra ilk defa görüyordum. "Seni gördüğüm iyi oldu. Ben de seninle konuşacaktım."

"N- ne konuşacaktın benimle?"

"Yasemin'in gelin hamamında annenin bana görücü çıktığından haberin vardır umarım."

"Ben de seninle bu konu hakkında konuşacaktım aslında." Dedi. Üzerine giydiği mavi çizgili gömleği düzeltti. "Ben anneme bir şeyler demiş olabilirim. O da kendi kafasıyla hareket edip saçmalamış biraz. Sen onun kusuruna bakma."

"Yok sorun değil de ben bana sormadan, benimle konuşmadan böyle bir işe kalkıştığın için sana biraz kızdım açıkçası." Diye açıklamaya başladım. "Keşke annene bir şeyler söylemeden önce benimle konuşsaydın."

"Haklısın. Çok haklısın ama-"

Salih bir şey diyemeden kolumdan tutulduğum gibi geriye çekildim. Kenan'ın geniş sırtı görüş alanımı kaplamıştı.

"Senin ne işin var lan burada?" Sesi tüm sokağa ayağa kaldıracak kadar yüksekti. "Ben sana Meryem'in yanına yaklaşmayacaksın demedim mi lan?"

"Kenan." Dedim ama ne tuttuğu kolumu bıraktı ne de bana baktı.

"Abi. Bak hala abi diyorum saygımdan-"

"Kes lan! Başlatma abine de saygına da." Salih'in yakasını yumruğunun arasına aldığında ben de beni tutmakta olan koluna yapıştım. Benim yüzümden birine zarar vermesini istemiyordum.

Köşenin başından Cengiz koşa koşa yanımıza gelip o da Kenan'ı tutmaya başladı. "Lan bak bu seni son uyarım, bir daha bu kızın yanına dolaştığını görürsem kardeş mardeş dinlemem zor alırlar seni elimden."

"Niyesini söylesene abi! Niye bu kızın yanında dolaşmama izin vermiyorsun, onu söyle hele. Benim kötü bir niyetim yok ki. Anamı da gönderecem, isteteceğim Meryem'i."

"Bak hala ne diyor?" Yapıştığım kolunu ellerimin arasından kurtararak Salih'in yakalarını tuttu. Cengiz'le iki yandan ona engel olmaya çalışıyorduk. "Gebertirim lan seni!"

"Yeter!"

Daha fazla dayanamayıp çığlığı bastığımda sadece onlar da değil, kargaşayı izlemek için kapıya pencereye çıkan insanlar bile durmuştu.

"Yeter artık! Bırakın kavga etmeyi."

Cengiz fırsattan istifade Kenan'ı kenara çekti. Hepsinin de de göğsü öfkeden kalkıp iniyordu ama hiçbiri benim kadar öfkeli olamazdı.

"Benim hakkımda konuştuğunuzun farkındasınız değil mi? Bana sormadan benim hakkımda kararlar alamazsınız!" dedim ikisine de bakarak. Salih'in önüne geçtim. "Bak, biliyorum benden hoşlanıyorsun ama ben seni öyle görmüyorum. Hiç boşuna anneni de beni istemeye gönderme. Çünkü burada kalıcı değilim, gidiciyim. Bu olay yaşandığı için de üzgünüm. Kusura bakma lütfen."

"Sen niye özür diliyorsun acaba?"

Kenan'a dönüp bakmadım bile. Salih bir bana bir de arkamdaki öfkeli adama bakıyordu. Gözlerimin de sözlerimi desteklediğini görmesini istedim. Onu istemediğimi anlayınca başını eğdi 'eyvallah' der gibi ve gitti.

Arkamı dönüp öfkeli boğamla göz göze geldim.

"Sana diyecek hiçbir şeyim yok Kenan."

"Ben ne yaptım şimdi?"

Son sözümü söyleyip yanından çekip gittim. Arkamdan adımı bağırıp durmuştu ama durmadan yoluma devam ettim. Öfkeliydim ve kafam düşüncelerle doluydu. Ama her şeyden önce fark ettiğim bir şey vardı. Az önce Kenan'a öfkeli boğam mı demiştim?

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.