"Düşlerimden öp beni, belki sen kokar yarınlarım."
İlhan Aktaş
*
Sabah uyandığımda aklımda dün geceye dair sahneler vardı. Rüyalarıma bile girip durmuştu, Kenan'ın öfkeli bakışları. Ayrı ev diye tutturduğum için kendimi kötü hissetmeme neden olmuştu.
Yataktan kalkar kalkmaz yattığım yatağı düzelttim. Hala giydiğim Kenan'ın pijamalarını üzerimden çıkarttıktan sonra katlayıp bir kenara bıraktım ve saçlarımı taramaya başladım. O sırada kapı çaldı ve Huriye teyze içeriye girdi.
"Müsait miydin kızım?"
"Müsaidim Huriye teyze gel. Günaydın."
"Günaydın kara kızım." Dedi yatağın kenarına oturdu. Bende tarağı tuvalet masasının üzerine bırakıp ona döndüm.
"Seninlen konuşacaklarım var." Yanına vurdu. "Gel aha böyle otur."
Yanına oturdum.
"Seni o goca çınar ağacının önünde bulup eve getirdiğimde anladıydım hayatımızı değiştireceğini. Biliyon, Ayşenur'dan ayrı görmedim seni heç. Kızım gibi sevdim seni."
Anne edasıyla gülümsedi. Sırtıma uzanan saçlarımı okşarken rahatsız olduğumu belli etmedim. Lafı nereye getireceğini anlamıştım.
"Biliyorum Huriye teyze. Sana ne kadar teşekkür etsem az."
"Lafı bile olmaz kuzum." dedi, başımı okşayarak. "Bak ben sana ne diyeceğim... Ben öyle lafı evirip çevirmeyi bilmem. Doğrudan söyleyeceğim valla. Benim bu dana sana yanık gibi. Gibisi fazla. Bu bildiğin sana baya baya yanık be kara kızım."
Ah Huriye teyzem, bilmez miyim?
"29 yıllık evladımı ilk defa böyle görüyom biliyon mu? Sen etrafta olunca yüzünde güller açıyo. Sen olmayınca da Karadeniz'de gemileri batmış gibi somurtup duruyo." Kulağımdaki küpeleri gösterdi. "Bu küpeleri Kenan'ımın karısı için saklıyodum, o gün senin için isteyince anladım. Dedim benim dana bu kıza sevdalanmış. E senden âlâ gelin mi bulacam? Amma velakin bizde önce kızın niyeti sorulur. Söyle bakam, sen istiyon mu benim danayı?"
Kenan'la evlenmek...
Birden aylar öncesindeki o geceye ışınlanmış gibi hissettim kendimi. O gün Fatih'in beni aldattığını öğrenmiştim. Kolay kolay ağlamazdım ama işten döndüğümde hüngür hüngür ağlamıştım. Aldatılan bir kadın olacağımı hiç düşünmemiştim. Öfkeliydim ve kendime güzel olmadığımı söyleyerek bunu hak ettiğimi düşünmüştüm.
Annem beni bunun tersine inandırmayı çalışıp durmuştu. O uyuduktan sonra kendimi meşgul edecek bir şey aradım ve Kenan'ın makalesi üzerinde çalışmaya devam ettim.
O gece yıldızlı gökyüzüne bakan camın altında Kenan'ı anlatan kelimelerimi yazarken bir dua etmiştim.
Kenan gibi bir adam tarafından sevilmek istemiştim.
Kenan gibi bir adamla evlenmek...
Bilmeden gerçek olacak bir dua etmişim.
Sıkıntılı bir soluk bırakıp bir kez daha dua ettim. Az sonra söyleyeceklerimi söyleyebilmem için güç istedim.
"Huriye teyze sen çok iyi bir kadınsın. Tıpkı kendin gibi evlatlar yetiştirmişsin. Hem de bir başına. Ben seni çok taktir ediyorum."
Utanıp bakışlarını kaçırdı.
"Kenan da iyi bir adam. Yalan yok, onun gibi bir adamla evlenmeyi isterdim." Huriye teyze gülümsüyordu. Biraz sonra üzüleceğinden habersiz. "Ama biliyorsun, burada kalıcı değilim. Arabam bulunur bulunmaz gideceğim. Ben bu yüzden ayrı evde kalmak için Halil'den borç istedim. Kenan'a ümit verip yarı yolda bırakmamak için."
Bir süre sessiz kaldı Huriye teyze. Oğluyla evlenmeyi kabul etmediğim için üzülmüştü.
"Sen şimdi Kenan üzülmesin diye ümit vermiyom diyon emme senden o ümidi almış bir kere. Ben danamı iyi bilirim. Senden vazgeçmemek için her şeyi yapar." Başını umutsuzca iki yana salladı. "Emme vazgeçecek. Vazgeçecek. Ben onunlan konuşacam, mecbur vazgeçecek. Sen istemiyom dedikten sonra daha bir şey yapamaz kara kızım, heç merak etme."
Başımı okşadı yine. Burukça bir gülümseme sundu. "Benim gelinim olaydın ne vardı?" İç çekti. "Nasip değilmiş."
Ayağa kalktı. Odadan çıkmadan önce son kez arkasını döndü. Kenan'la konuşacağının sözünü verdikten sonra gitti. O gidince son zamanlarda canımı sıkmaya başlayan huzursuzluk geri geldi. Huriye teyze oğluyla konuşacak her şey normale dönecekti. Mutlu olmalıydım, huzurlu... Ama değildim işte!
Buraya, bu insanlara en çok da Kenan'a alışmaktan korkuyordum. Sanırım korktuğum şey başıma geliyordu.
*
Kahvaltı masasını kurarken kapı çalmıştı. Ayşenur kapıya bakarken ben de Huriye teyzenin elime tutuşturduğu tabakları masaya dizdim. Ayşenur adımı bağırınca yanına gittim. Suna'yla Gülsüm gelmişti.
"Günaydın kızlar, gelsenize içeriye."
"Günaydın Meryemciğim. Hiç içeri gelmeyelim, seni almaya geldik zaten. Yasemin kahvaltıya çağırdı hepimizi. Haydi, giyin gel."
"Yasemin kahvaltıya mı çağırdı? Daha yeni evlenmedi mi o?"
"Hee." Dedi. "Ben de bilmiyorum valla. Dün akşamdan hepimizi kahvaltıya çağırdı. Ben de geliriz demiş bulundum. Kızı bekletmeyelim haydi."
Huriye teyzeye haber verdikten sonra kızlarla beraber Yasemin'in yeni evine gittik. Yasemin güler yüzüyle bizi kapılarda karşılamıştı. İçeriye girdiğimiz an mis gibi börek kokuları burnuma doldu.
"Börek mi o?"
"Hee, ıspanaklı. Sever misin?"
"Peynirli yok mu?"
"Var kız, sevmezsin belki diye peynirli de yaptım."
"Ispanak yenmez mi kız hiç! Niye incecik olduğun buradan belli." Suna kalçasıyla beni ittiğinde savrulmamak için kendimi zor tutmuştum. Diğerleri gülüştüler.
"Yok kız, bu boğazına düşkün. Görmedin mi kına da yemişleri nasıl götürdü?"
"Eh yani, sen de lokmalarımı mı saydın Yasemin? Aşk olsun."
"Aşk olsun tabi kız, olsun olsun ama meşk de olsun."
Ağzım o şeklini aldı. Sunayla Gülsüm'ün şaşırma nidaları odayı doldurdu. Ardından kahkaha sesleri yükseldi. Kahvaltıyı da kahkahalarla yapmıştık. Hayatımda ilk defa arkadaşım dediğim insanlarla oturup keyifle sohbet etmiştim. Buna gerçekten ihtiyacım olduğumu sonradan fark ettim.
Kahvaltının ardından bulaşıkları el birliğiyle yıkayıp oturma odasına geçtik. Yasemin çeşit çeşit ikramlar hazırlamıştı. Ben çay içmiyorum diye de herkese kahve yapmıştı. Şimdi kahvelerimizi içerken sohbete devam ediyorduk.
"Kız bizene senin kocanla münasebetinden canım." Gülsüm en sonunda patladı. Yasemin sabahtan beri kocasıyla olan cinsel ilişkilerini yarı kapalı şekilde anlatıyordu.
"Aman ne olacak be! Sen de yakında evlenecen. Tecrübe konuşuyor burada."
"Ne tecrübe ne tecrübe! Daha evleneli iki gün oldu. Tecrübeymiş." Suna güldü.
"Siz bir evlenin o zaman görecem ben sizi."
"Nerde?"
Suna ağzının içinde konuşmuştu ama hepimiz duymuştuk. Yeteri kadar sustuğumu düşünüyordum.
"Suna. Alınmazsam sana bir şey soracağım."
"Sor bakalım."
"Alparslan seni gerçekten seviyor gibi." Hızla yüzü düşmüştü. "Geçen gece kapının önünde görmüştüm, şarkı falan söyledi. Merak ettiğim şey, sen bu adamı niye sürekli reddediyorsun? İçkisi kumarı falan mı var?"
"Yok kız. Alparslan abi adam gibi adamdır. İşinde gücünde pırlanta gibidir pırlanta."
"Pırlantaysa sen evlenseydin Yasemin!"
"Sus be!" Yasemin çemkirdi. Tekrardan bana dönüp anlatmaya devam etti. "Kumarı yok. Suna istemiyor diye sigarayı da bıraktı. Karı kız ayağa zaten yok. Suna'dan başka kıza başını kaldırıp kız niyetine bile bakmıyor. Tek bir kötü huyu var o da Suna diye canını verecek olması." Yasemin arkadaşına döndü. "Eskiden her gün talibi çıkardı. Alparslan abi geleni dayakla kovaladığı için artık kimse çalmıyor Suna hanımın kapısını."
"Anlayacağın evde kaldım." Dedi Suna.
"Hiç evde kaldım diye yakınma Suna. Alparslan abiye evet deseydin evde kalmazdın." Dedi Gülsüm.
"Demiyom. Demeyecem!"
"İyi o zaman, yıllanmış çeyizlerinle sana mutluluklar güzelim."
"Mutluyum ben! Beni niye konuşuyoz acaba? Düğün akşamı Alparslan beni çağırırken Kenan abi de seni çağırmış. Hayırdır inşallah, anlat da bilelim."
Ve konu bana dönmüştü.
Saatimi gösterdim. "Saatim kırılmıştı, Kenan onu yaptırmış. Önemli bir şey değil yani?"
"Önemli değil diyon da inci küpelere ne demeli?"
"Siz onu nereden biliyorsunuz?"
"Kız aynı küpelerin takımı olan yüzük Gülsüm'ün parmağında, görmedin mi?" Yasemin'in işaret ettiği yere baktım. Görmüştüm. Detaylara önem veren biriydim. Yüzüğü görmüştüm görmesine ama küpeyle takım olduğunu bilmiyordum. "Huriye teyzenin gelinlik takılarıydı onlar. Mahallede herkes bilir. Yüzüğü Halil abinin karısına, küpeleri Kenan abinin, e kolyesi de Bekir'in karısına ayırdı. Küpeler ortaya çıktığına göre Kenan abinin düğün yakın."
"Yok düğün müğün!" Dedim hızla. "Zaten küpeleri geri vereceğim."
Keşke Huriye teyzeyle konuştuğum zaman verseydim diye düşündüm.
"Niye kız Meryem? Düğün gecesinde ne de güzel dans ettiniz öyle. Ben çok yakıştırdım sizi valla. Hakket nereden öğrendin kız öyle dans etmeyi?"
"İnternetten."
"O ne gı?"
İnternet mi demiştim ben az önce? Kızların bakışlarındaki ifadeye bakışırsa gerçekten de öyle demiştim. Kahretsin! Bulduğum ilk yalanı yapıştırarak batırdığım şeyin altından kalkmaya çalıştım.
"Kitap! Dans kitabı. İçinde her türlü dans figürleri var. Oradan öğrendim."
"Ay Cengiz abim de çok kitap okur. Evinde kocaman kitaplığı var."
"Yasemin'le Cengiz kuzenler." Dedi Gülsüm.
"Baba tarafından." Diye açıkladı Yasemin.
"Bilmiyordum." Dedim.
"Kız konuyu dağıtmayın. Meryem bana bak bakalım. Sen şimdi Kenan abiyle evlenmem mi diyorsun? Niye kız?"
"Sabah Huriye teyze yanıma geldi. Kenan sana sevdalı, ne düşünüyorsun diye ağzımı yokladı."
"Sen ne dedin?" diye sordu Gülsüm.
Şaşırdığımı sakladım. Diğerleri de ağzımdan çıkacak lafı merakla bekliyordu. "Kenan iyi bir adam ama olmaz dedim. Siz niyesini sormadan önce söyleyeyim. Burada kalıcı değilim kızlar, biliyorsunuz. Arabam bulunsun gideceğim. Arkamda kalbi kırık bir adam bırakmak istemiyorum. Hepsi bu."
"Kız gidiyon da sanki fizana gidiyon. Yine Ankara'dasın."
"O işler belli olmaz Sunacığım."
"Ne diyon gı?"
"Kız gerisin geri İstanbul'a mı gidiyon yoksa?" Yasemin bana doğru eğildi.
"Firmayla konuşacağım. Benim bu iş meselesi hallolmazsa mecbur döneceğim. Tabii arabam ve paralarım bulunduktan sonra."
"Ben onu bunu bilmem anam. Kenan abinin sana olan bakışları pek bir değişik."
Gülsüm sırıttı. "Aynı Alparslan abinin sana baktığı gibi değil mi Suna?"
"He he öyle."
Hepimiz bir kahkaha daha attık. Kızlar bana alıştıklarını ve gideceğim için üzüleceklerini söyleyip durmuşlardı. Ben de onlara alışmıştım ama kimseyi üzmeden söyleyebileceğim en makul yalan buydu. Benim iş yüzünden gideceğimi düşünmeleri en iyisiydi. Tabi ben gitmeyi başarabilirsem...
Kapı çaldığında Yasemin koşa koşa kapıyı açmaya gitti. Biraz sonra yanında yaşlıca bir kadınla içeriye girdi. Kadın sırtına attığı bohçayı salonun ortasına bırakıverdi. "Selamın aleyküm kızlar."
Hep bir ağızdan cevap verirken kadını inceleme fırsatı buldum. Yazmasının arasından çıkan kara saçları uzundu ve aralarına farklı farklı bez parçaları bağlanmıştı. Üzerindeki renkli ve farklı kıyafet parçalarıyla uyumluydu. Gözlerinin altına sürdüğü sürme siyah gözleri daha iri göstermişti. Güzel bir kadındı ama kırışıklıları belli oluyordu. Yaşının en fazla elli olduğu tahmin ettiğim kadın boş koltuğa yayıldı.
"Tam sizlere layık güzel çeyizlerim var. Bakacanız mı?"
"Aç da bakalım."
Kadın bohçasının düğümünü açarken içtiğimiz kahve bardaklarını bakınca duraksadı. "Fal bakam mı size? Para istemez. İçimden geldi."
"Fal bakmayı biliyon mu ki?"
"Sen fincanını kapat. Ben falına baktıktan sonra anlarsın."
Kaşlarım istemsizce çatıldı. Kadında hoşuma gitmeyen bir şeyler vardı. Ne olduğundan emin değildim ama enerjisi bir garipti.
Kızlar falını kapatırken ben de kapattım. Önce Yasemin'in falına baktı. Yeni evlendiğini, iyi bir evlilik yaptığını ve bir de yakın zamanda çocukları olacağını söylemişti. Yasemin sevinçten havalara uçmuştu. Sıra Suna'ya geldiğinde heyecandan titrediğini fark ettim.
"Çok yakından tanıdığın birinin acı haberini alacaksın."
Kadının sesindeki ton donuktu.
"Ama üzüntün mutluluğa dönüşecek. Çok mutlu olacaksın." Suna şaşırdı. "Burada bir de kara yağız, baba yiğit bir adam görüyorum. Bak bak, bıyıkları da var." Kadın fincanı Suna'ya doğru eğdi. "Ben sanıyorum ki senin mutluluğunun sebebi bu adam olacak. Huzursuzsun, bir derdin var. Yıllardır içine düştüğün sıkıntıdan kurtarıp alacak seni. Baş tacı edecek. Demedi deme."
"Kız bıyıklarına kadar bildin ya adamı."
Yasemin, Suna'nın fincanını kapatıp benimkine uzanan kadına hayranlıkla baktı. Suna ise kala kalmıştı. Temastan nefret etsem de uzanıp elini tuttum. Ona destek veren bir gülümseme sundum. O da gülümsemişti ama gerçek bir gülümsemeden çok uzaktı.
Yaşlı kadın fincanımı eline alıp inceledi bir süre. Sürmeli gözleri beni bulduğunda nefesimi tuttuğumu sonradan fark ettim. Çatlamış dudaklarından ne gibi cümleler dökülecekti acaba?
Kadın beni uzunca inceledikten sonra konuşmaya başladı. "Bizim zamanımızdan değilsin sen."
Kanım dondu.
Kadının tekte bunu bilmesini beklemiyorum.
"Bir hayat yaşamışsın. Amaçsız, içi boş, en çok da sevgisiz. Ama kader sana bir şans vermiş. İkinci hayatını yaşıyon sen." Diğerleri gibi bana doğru eğilmek yerine uzaktan fincanı eğdi. "Kalp var burada. İki tane hem de. Biri aşkını dağlara haykırıyor diğeri içine gömmüş, yeni filizleniyor zaten. Bu aşkını dağlara haykıran var ya o senin kaderin. Demedi deme, evlilik yakın."
"Birincisi Kenan da ikincisi kim acaba?" Gülsüm sordu.
"Salih olmasın? Anası hamamda Meryem'i istedi ya."
"Yok kız, kadın dedi ya aşkını içine gömmüş diye. Salih değil bu, başka biri."
Onlar tartışırken kadın fincanımı evirip çevirmeye devam etti. Söyleyeceği neyi kalmıştı ki artık?
"Kapalı bir yolun var. Bir yere gitmek istiyon sanki. Gideceksin ama çok geç olmuş olacak." Sözleri tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Gözlerimi kadından ayırmadım. Fincanı biraz daha inceledikten sonra şaşkınlıkla yüzüme baktı. "Tövbe haşa. Yalnızlık Allah'a mahsustur ama seni... yalnızlık bekliyor kızım. Yalnız olacaksın... Acı var burada. Hüzün, keder, gözyaşı. Hepsini de tadacaksın."
"Bu kadar yeter. Ağlattın kızı."
Dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim. Yaşlı kadının sözleri yüreğime taş gibi oturmuş nefes almamı zorlaştırmıştı. Elimi sağ göğsümün üzerine koyup nefes almaya çalıştım.
"Benimkine bak haydi."
Kadın Gülsüm'ün uzattığı fincanı açıp inceledikten sonra hızla geri kapattı.
"Seninkine bakmayayım." Dedi.
Kızlar şaşkınlıkla birbirine baktı. Kadının her hareketi bir olaydı. Acaba fincanda ne görmüştü de gerisin geri kapatmıştı?
Gülsüm ısrar etti. Kadının onun için söyleyeceklerinden korkmadı. "Herkesinkine baktın, benimkine de bak."
"İyi o zaman, benden günah gitti kızım."
Kadın gözlerini kıstı ve Gülsüm'ün falını okudu. Başını kaldırıp ikimize birden baktı. "Sizin haneleriniz bir mi?" diye sordu.
"Hayır." Dedim.
"Bir bir. Elti sayılırlar."
Yasemin'in sözlerine gözlerimi devirdim.
"Hanenizde ölüm var." Dedi yaşlı kadın. Kimseden ses çıkmadı. Kadın gözlerini ikimizin üzerinden ayırmıyordu. Sonra Gülsüm'e döndü. "Kara kara bulutlar başının üzerine çökmüş, yağmur yağdırmayı bekliyor. O ölüm ardı arkası kesilmeyecek felaketlerin başlangıcı olacak. Can yakacak."
Kadın hiç kuşkusuz Halil'in ölümünden bahsediyordu.
Peki benim bununla ne alakam vardı?
"Sabahtan beri ağzını bir hayra aç be kadın. Yok gözyaşıydı kederdi. Evlilik görüyon mu onu söyle?" dedi Yasemin.
"Evlilik neyin görmüyom." Dedi Gülsüm'e bakarak. Çenesiyle beni işaret etti. "Sen de onun gibi yalnız olacaksın. Aynı kaderi paylaşacaksınız."
"Yeter bu kadar!" Suna'nın sesinin ilk defa bu kadar yüksek çıktığını duyuyordum. Ayağa kalktı. "Git buradan."
"Benim adım bohçacı Havva. Kime sorsanız bilirler. Bende yalan olmaz kızım. Ben yalnızca gördüklerimi söylerim. Gerçekleri. Gerçek acı olsa da gerçektir. İnanıp inanmamak size kalmış." Ayağa kalktı. Bohçasını sırtına attı. "Ben kendim çıkarım, haydi iyi günler."
Dış kapı kapandıktan bir süre kimseden ses çıkmadı. Hepimiz kadının söylediklerini hazmetmeye çalışıyorduk. Gelecekten geldiğimi, evime geri dönmek istediğimi, Halil ve Kenan'ın öleceğini bilmişti.
Nasıl?
Nasıl bu kadar şeyi bilebilirdi?
Bildiklerimi bilmişti, peki ya bilmediklerim? İki tane kalp gördüğünü söylemişti. Yok aşkını dağlara haykıran bir adam benim kaderimmiş de onunla evlenecekmişim de... Kendi zamanıma geri dönmek istediğimi de bilmişti. Güya gidecekmişim ama çok geç olduğunda. Hayatım boyunca yalnız kalacakmış, acı çekecekmişim.
Saçmalıktı!
Başlı başına saçmalık.
Ne olduğu belli olmayan bir kadının sözlerine inanmamalıydım. İnanmamalıydım ama içimden bir ses kadının sözlerini tamamen görmezden gelmememi söylüyordu. Bu kadar şeyi bildikten sonra bunu yapamazdım.
Bir yandan da Gülsüm için söyledikleri vardı. Evlilik değil de ölüm gördüğünü söylemişti. Halil Gülsüm ile evlenemeden önce ölmüştü. Kadın bir de felaketlerden bahsetmişti. Hanelerimizin ortak olmasından... Ki bu da çok saçmaydı.
"Kadın felaket tellalı gibi geldi huzurumuzu bozup gitti." Dedi Suna.
"Ben inanmıyorum söylediklerine. Yok ölümmüş, evlenemezmişim. İki dakikada dizdi yalanları."
"Meryem'i de ağlattı."
Ayağa kalktım. "Eline sağlık Yasemin ama biz artık kalkalım."
"Kız nereye? Akşama bizim çocukları çağıracaktım, otururuz diye. Gitmeyin gı."
"Başka zaman yapalım. Ben pek iyi değilim." Diğerleri de benim gibi ayaklandı. "Bir de bir şey söyleyeceğim, bu kadının söylediklerinden kimseye bahsetmeyelim olur mu?"
"Evet, evet." Dedi Gülsüm. "Kadın iyice saçmaladı. Bilmeyen de inanır şimdi."
"İyi kız, kime söyleyeceğiz zaten?"
Suna sessizdi ama bizimle aynı fikirde olduğuna emindim. Evden ayrıldığımızda hepimiz farklı yönlere doğru dağıldık. Aklımda kadının sözleri vardı. Uzun süre de çıkmayacak gibiydi.
Bölüm Sonu!