Sua, Mina’nın gönderdiği listeye bakarken marketin otomatik kapısından içeri girdi.
Liste kısa görünüyordu ama Mina’nın kısa listeleri genelde aldatıcıydı.
Soda.
Cips.
Peçete.
Bir de “evde var mı emin değilim ama varsa da yedek iyidir” diye eklediği sakız.
Sua sepet aldı, önce soğuk içeceklerin olduğu reyona geçti. Soda şişelerini aldıktan sonra peçeteyi ve sakızı bulması fazla uzun sürmedi. Geriye sadece cips kalmıştı.
Mina özellikle belirtmişti.
Büyük boy.
Küçük boy cipsin “insanı yarı yolda bırakan bir karakteri” olduğunu iddia ediyordu.
Sua atıştırmalık reyonuna girdiğinde, Mina’nın istediği paketi hemen gördü.
Tabii ki en üst raftaydı.
Bir süre sadece baktı.
Sonra parmak uçlarına yükseldi.
Pakete değdi ama tutamadı.
Bir kez daha uzandı. Bu kez paketin köşesi parmaklarının ucuna geldi, fakat tuttuğunu sandığı anda paket arkaya doğru kaydı.
Sua olduğu yerde hafifçe gerildi.
“Ciddi misin?” diye mırıldandı Türkçe.
Tekrar denedi.
Bu kez biraz daha yaklaştı, kolunu uzattı, sepetin sapı bileğine takıldı. Paketin köşesini yakalamak üzereydi ki arkasından sakin bir ses geldi.
“Rafın üst kısmıyla aran pek iyi değil galiba.”
Sua’nın eli havada kaldı.
Sesi tanıması bir saniye bile sürmemişti.
Yavaşça arkasına döndü.
Kibum, reyonun girişine yakın bir yerde duruyordu. Elinde küçük bir market poşeti vardı. Bir süredir oradaymış gibi görünüyordu. Bu, durumu daha iyi yapmıyordu.
Sua gözlerini hafifçe kıstı.
“Ne zamandır izliyorsun?”
Kibum önce rafa, sonra ona baktı.
“Paketten yardım istemeye başladığın yerden beri.”
Sua’nın yüzü anlık olarak değişti.
“Ben paketten yardım istemedim.”
“Türkçe olduğu için emin olamadım.”
“Emin olmadığın konularda yorum yapmamak iyi bir alışkanlık olabilir.”
Kibum’un bakışı yine üst raftaki pakete kaydı. Dudak kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı; açıkça dalga geçmiyor, ama tamamen masum da durmuyordu.
“Alayım mı?”
Sua cevap vermeden önce Kibum tekrar konuştu.
“Tabii ateşkes ilan edersen.”
Sua’nın kaşı hafifçe kalktı.
“Ateşkes?”
“Rafla mı, benimle mi, karar senin.”
Sua birkaç saniye ona baktı.
Bu kadar sakin durması sinir bozucuydu. Daha sinir bozucu olan, haklı olmasıydı. Pakete erişemiyordu ve Mina küçük boy cipse gerçekten tahammül etmeyecekti.
Sua sepetini biraz yana çekti.
“Rafla.”
Kibum başını hafifçe eğdi.
“Geçerli.”
Yanına geldiğinde Sua, istemeden yarım adım geri çekildi. Kibum pakete uzanmak için kolunu kaldırdı. Hareketi o kadar kolaydı ki Sua, az önceki bütün çabasının market kamerasına kaydedilmiş olma ihtimalini düşündü ve bu düşünceden hoşlanmadı.
Kibum paketi tek hamlede aldı.
Tam Sua’ya uzatacakken, arkalarından geçen bir müşteri dar reyonda market arabasını yan çevirdi. Kibum, çarpmamak için hafifçe öne kaydı. Sua da refleksle rafa doğru çekildi.
Aralarındaki mesafe bir anda daraldı.
Çok kısa sürdü.
Ama Sua, Kibum’un göğüs hizasında kaldığını o an fark etti.
Bu bilgi daha önce de ortadaydı aslında. Kibum uzundu. Sua bunu biliyordu. Ama bilmek başka şeydi; dar bir market reyonunda, onun gölgesi omzunun üzerine düşerken bunu fark etmek başka.
Kibum’un parfümü de o an geldi.
İlk anda temiz bir sabun kokusu gibiydi. Sonra altında başka bir şey vardı; hafif acımsı, koyu, vişneyi andıran ama tatlı olmayan bir şey. Vişne çekirdeği gibi. Belki siyah çay gibi. Sua tam adını koyamadı.
Kibum paketi ona doğru uzattı.
“Büyük boy.”
Sua paketi aldı.
Parmakları pakete değdi; Kibum’un eline değil.
Yine de aceleyle sepetine koydu.
“Teşekkürler.”
Sesi normal çıkmıştı.
Neyse ki.
Kibum da hiçbir şey fark etmemiş gibi geri çekildi. Sadece şunu fark etti Sua: Koku geçip gitmedi.
Kibum geri çekildikten sonra bile, bir an daha orada kaldı.
“Rica ederim.”
Sua sepetin sapını düzeltti.
“Ben kasaya geçiyorum.”
Kibum başıyla onayladı.
“Ben de çıkıyordum.”
Sua reyondan ayrılırken gözünün ucuyla Kibum’un poşetine baktı. Maden suyu, yoğurt gibi görünen bir paket ve yeşilliklerin ucu seçiliyordu. Hepsi bu kadardı. Dikkat çekici bir şey yoktu.
Zaten dikkat etmesi için de bir sebep yoktu.
Kasada ürünlerini ödedi. Soda şişelerini poşetin altına, cipsi üste koydu. Büyük boy paketin ezilmemesine özellikle dikkat etti; Mina bunu görürse gereksiz bir yas süreci başlatabilirdi.
Market kapısından çıktığında akşam havası, içerideki soğuktan sonra yumuşak geldi.
Sua poşetleri eline aldı ve apartmana doğru yürümeye başladı.
Birkaç adım sonra arkasından kapının açıldığını duydu.
Bakmadı.
Sonra ayak sesleri aynı yöne devam etti.
Biraz daha yürüdü.
Ayak sesleri hâlâ arkasındaydı.
Sua sonunda omzunun üzerinden baktı.
Kibum, elindeki poşetle aynı kaldırımda yürüyordu. Ne fazla yakınındaydı ne de özellikle uzak duruyordu. Sadece aynı yöne gidiyor gibiydi.
Bu mantıklıydı.
Evleri yakındı.
Yine de Sua durdu.
Kibum da durdu.
Sua ona baktı.
“Senin evine giden başka yol yok mu?”
Kibum kısa bir an düşündü.
“Var.”
Sua’nın bakışı biraz daha sabitlendi.
“Var.”
“Evet.”
“Ve sen bunu seçtin.”
“Bugün bu taraf daha uygun.”
Sua birkaç saniye ona baktı.
Bu cevap yine eksikti ama Kibum eksik cevapları fazla rahat taşıyordu. İnsan, onun gerçekten bir şey saklayıp saklamadığını anlamakta zorlanıyordu.
Sua sonunda yürümeye devam etti.
“Tabii.”
Kibum da onun birkaç adım gerisinden yürüdü.
Sokak lambaları yeni yanmıştı. Apartmanların girişlerinde küçük ışıklar vardı. Bir yerlerden televizyon sesi geliyordu. Kaldırımın kenarındaki ağaçların yaprakları hafifçe kıpırdıyordu.
Birlikte yürümüyorlardı.
Aynı yere doğru, aynı sessizliğin içinde ilerliyorlardı.
Bu daha garipti.
Sua apartmanın önüne geldiğinde doğal olarak durdu. Şifreyi girmek için elini kaldırdı, sonra Kibum’un da arkasında durduğunu fark etti.
Bu kez gerçekten ona döndü.
Bu kadar da değil herhalde.
Cümleyi sesli söylemedi ama yüzüne yansımış olmalıydı.
Kibum bunu fark etti.
“Mina’yla konuşmam gerekiyor.”
Sua’nın eli kapı tuşlarının üzerinde kaldı.
“Mina’yla?”
“Jongin’in doğum günü için.”
Sua birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yüzündeki ifade yavaşça değişti.
“Parti mi?”
Kibum başını hafifçe salladı.
“Sürpriz olacak. O yüzden Jongin bilmiyor.”
Bu açıklama fazla basitti.
Fazla mantıklıydı.
Sua kapı şifresini girdi.
“Bunu marketten çıkınca söyleyebilirdin.”
Kibum kapı açılırken ona baktı.
“Sormadın.”
Sua kapıyı tuttu.
Bu kez cevap vermedi.
Çünkü verirse muhtemelen gereksiz uzayacaktı.
Kibum içeri girerken hafifçe kenara çekildi. Önce Sua’nın geçmesine izin verdi.
Sua poşetini diğer eline aldı ve apartmana girdi.
Arkasında Kibum’un adımları vardı.
Market rafından alınmış bir cips paketiyle başlayan şeyin Mina’nın salonunda bir doğum günü planına bağlanması gerekiyordu.
Aslında bunda garip hiçbir şey yoktu.
Ama Sua, merdivenlerden çıkarken Kibum’un parfümünün hafif kokusunun hâlâ aklında kaldığını fark etti.
Ve bu, cips paketinden çok daha gereksiz bir detaydı.
Mina kapıyı açtığında önce Sua’nın elindeki poşete baktı.
Sonra arkasındaki Kibum’a.
Sonra tekrar Sua’ya.
“Bu ikinizin aynı anda kapımda belirmesinin mantıklı bir açıklaması var mı?”
Sua poşeti kaldırdı.
“Cips.”
Mina’nın bakışı pakete kaydı. Büyük boy yazısını görünce yüzündeki şüphe dağıldı.
“Sen aklandın.”
Sua içeri girerken ayakkabılarını çıkardı.
“Çok hızlı oldu.”
“Büyük boy cips güven verir.”
Mina bu kez Kibum’a döndü.
“Sen?”
Kibum kapının eşiğinde durdu.
“Jongin.”
Mina’nın yüzü bir anda değişti.
“Evet. İçeri gel. Konu önemli.”
Sua, cips paketini mutfak tezgâhına bırakırken kaşını kaldırdı.
“Jongin konusu ne zamandan beri bu kadar resmî?”
Mina mutfak masasına doğru yürüdü.
“Geçen doğum günümden beri.”
Kibum ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi.
“Bence daha eskiye dayanıyor.”
Mina arkasına döndü.
“Sen tarafını dikkatli seç.”
“Ben sadece tanık olarak buradayım.”
“Tanıklar da iş birliği yaparsa suç ortağı sayılır.”
Sua sandalyeye oturdu.
“Ben hiçbir şey bilmiyorum ama şimdiden ilgimi çekti.”
Mina masanın üzerindeki defteri açtı. Sayfanın başına iri harflerle sadece “Jongin” yazmıştı. Altına da birkaç madde karalamıştı: yemek, ev, saat, bahane, fotoğraflar.
Sua deftere baktı.
“Bu liste doğum günü planından çok dava dosyasına benziyor.”
“Çünkü bu bir doğum günü değil,” dedi Mina. “Bu adalet.”
Kibum masanın kenarına yaslandı.
“Geçen yılki pasta yüzünden mi?”
Mina’nın gözleri büyüdü.
“Sadece pasta mı?”
Kibum düşünüyormuş gibi yaptı.
“Pijamalar da vardı.”
Sua ona döndü.
“Pijamalar?”
Mina iki elini masaya koydu.
“Beni çok acil bir şey olmuş gibi evinden çağırdı. Mesaj aynen şuydu: ‘Hemen gelmen lazım, açıklayamam.’”
Kibum ekledi:
“Teknik olarak açıklayabilirdi.”
“Çünkü ortada açıklanacak bir şey yoktu!” Mina’nın sesi yükseldi ama gülmemek için dudaklarını bastırıyordu. “Ben panikle evden çıktım. Üzerimde pijama, saçım tepemde, yüzümde nemlendirici bile yarım sürülmüş.”
Sua’nın ağzı açıldı.
“Ve doğum günü partine öyle mi gittin?”
“Partime gitmedim. Tuzağa düştüm.”
Kibum sakin sakin devam etti:
“Kapı açılınca herkes ‘sürpriz’ diye bağırdı.”
Mina onu işaret etti.
“Ve bu da oradaydı.”
“Ben ev sahibiyim.”
“Beni uyarmadın.”
“Jongin özellikle uyarmamamızı söyledi.”
Sua gülmemek için dudağını ısırdı.
Mina ona döndü.
“Gülme. Daha bitmedi.”
“Ben hiçbir şey yapmıyorum.”
“Yüzün yapıyor.”
Kibum masadaki kalemi aldı, defterin kenarına küçük bir çizgi attı.
“Pastanın yazısını anlatmadın.”
Mina gözlerini kapattı.
Sua heyecanla öne eğildi.
“Pastada ne yazıyordu?”
Kibum, Mina’ya baktı. Mina eliyle “söyle” der gibi işaret etti.
Kibum düz bir sesle söyledi:
“Mina büyümedi, sadece güncellendi.”
Sua bir saniye dayanabildi.
Sonra güldü.
Mina, sanki ihanete uğramış gibi ona baktı.
“Senin benim tarafımda olman gerekiyordu.”
“Özür dilerim ama bu çok iyiymiş.”
“Daha bitmedir. Bir de Jongin herkesin bana komik hediye almasını istemişti,” dedi Mina. “Gerçek hediye yok. Sadece saçma şeyler.”
Sua gülerken sordu:
“Ne aldılar?”
Mina parmaklarıyla saymaya başladı.
“Dev bir toka. Ayak parmağı şeklinde terlik. Üzerinde ‘kahvaltıdan önce konuşma’ yazan kupa. Bir de—”
Kibum araya girdi:
“Küçük bir megafon.”
Mina ona döndü.
“Onu sen almıştın.”
“Jongin’in fikriydi.”
“Satın alan sensin.”
“Lojistik destek verdim.”
Sua, ikisine bakıp gülmeye devam etti.
Mina sandalyeye oturdu, ama yüzündeki kızgınlık ciddiye alınamayacak kadar canlıydı.
“Ve sonra,” dedi, “o hâlimle fotoğraflarımı çekti. Hem de sadece bir tane değil.”
Kibum çok sakin ekledi:
“On dokuz.”
Mina ona baktı.
“Sen yine neden saydın?”
“Grup sohbetine atıldı.”
“Sen kaydetmişsindir de.”
Kibum cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Mina masaya vurdu.
“Gördün mü? Bu yüzden bu yıl onun doğum gününü ben planlayacağım.”
Sua gözlerini siler gibi yaptı.
“Yani intikam.”
“Hayır,” dedi Mina. Sonra durdu. “Evet. Ama sevgi dolu.”
Kibum sandalyesini çekip oturdu.
“Jongin bunu hak etti.”
Mina memnuniyetle ona döndü.
“Sonunda doğru taraftasın.”
“Taraf değil. Mantık.”
“Bu da olur.”
Sua deftere baktı.
“Parti nerede olacak?”
Kibum hemen cevap verdi:
“Bizim evde.”
Sua başını kaldırdı.
“Jonginlerin evinde mi?”
“Salon daha büyük,” dedi Kibum. “Ayrıca onu başka yere çekmektense kendi evine döndürmek daha kolay.”
Mina kalemi aldı.
“Ben de öyle düşündüm. Ama sorun şu: Jongin evdeyken salonu hazırlayamayız.”
Sua birkaç saniye düşündü.
“Onu dışarı göndermek lazım.”
“Evet,” dedi Mina. “Ama öyle rastgele olmaz. Doğum günü yaklaşırken ben çağırırsam şüphelenir.”
Sua’nın aklına gezi kulübü standı geldi.
Nari’nin Jongin’i dinlerken yüzünün aldığı ifade.
Gereğinden fazla dikkatli bakması.
Sonra fuardan uzaklaşırken, sanki normal bir şey soruyormuş gibi, “Jongin oppa hep böyle mi konuşuyor?” demesi.
Sua kalemi eline aldı.
“Nari çağırırsa gider mi?”
Mina önce anlamadı.
“Nari?”
“Geçen gün gezi kulübü standında tanıştılar.”
Kibum’un bakışı Sua’ya döndü.
Mina bir an durdu.
Sonra yüzü yavaşça değişti.
“Bekle. Nari… Jongin’i mi?”
Sua omuz silkti.
“Hoş bulmuş olabilir.”
“Jongin’i?”
“Evet.”
“Bizim Jongin’i?”
Kibum kuru bir sesle konuştu.
“Başka Jongin yok.”
Mina hâlâ ikna olmamış gibiydi.
“Gezi kulübü standındaki hâliyle mi, yoksa gerçek hâliyle mi?”
Sua gülümsedi.
“Standdaki hâliyle tanıştı.”
Mina bir an sustu.
“Ah. O zaman mantıklı.”
Kibum’un dudak kenarı hafifçe kıpırdadı.
“İlk on dakikada idare ediyor.”
Mina ona döndü.
“On dakika fazla cömert.”
“Stand arkasındaysa on iki.”
Sua güldü.
Mina kalemi masaya bıraktı.
“Bir saniye. Nari gerçekten onunla buluşmayı kabul eder mi?”
Sua bu kez tereddüt etmedi.
“Bence dünden razı olur.”
Mina’nın gözleri büyüdü.
“Bu kadar mı?”
“Gezi kulübünden ayrıldıktan sonra üç kere onun adını geçirdi. Birinde hiçbir bağlam yoktu.”
Kibum sordu:
“Bağlamsız nasıl?”
Sua düşündü.
“Eunbi gönüllülük kulübünden bahsediyordu. Nari bir anda ‘Jongin oppa gezi kulübünü çok eğlenceli anlattı’ dedi.”
Mina eliyle ağzını kapattı.
“Ah, ciddi.”
“Evet,” dedi Sua. “Yani yardım istersek kabul eder. Ama gerçeği bilmesi lazım. Yoksa gerçekten randevu sanarsa kötü olur.”
Mina sandalyesinde geriye yaslandı.
“Randevu sanarsa daha özenli hazırlanır.”
Sua ona baktı.
“Mina.”
“Tamam. Söyleriz. Ama belki biraz özenli hazırlanması plana zarar vermez.”
Kibum sakince konuştu.
“Jongin de hazırlanır.”
Mina’nın yüzü aydınlandı.
“Saçını yapar mı?”
“Yapar.”
“Kaç kere kontrol eder?”
“İki.”
“Harika.”
Sua ikisine baktı.
“Bu plan Jongin’i dışarı çıkarmaktan çok onun özgüveniyle oynamaya başladı.”
Mina hiç utanmadı.
“Geçen yıl beni pijamayla insanların ortasına çıkaran biri için hâlâ çok nazik davranıyoruz.”
Kibum başını hafifçe salladı.
“Bu doğru.”
Sua güldü ama bir yandan da Mina’nın hızla keyiflendiğini fark etti.
Mina deftere yazmaya başladı.
“Tamam. Nari, Jongin’i kahveye çağırıyor. Biz o sırada sizin evi hazırlıyoruz. Jongin eve döndüğünde sürpriz.”
“Peki intikam kısmı ne?” diye sordu Sua.
Mina kalemi havada durdu.
Kibum ona baktı.
Sua da bekledi.
Mina’nın yüzündeki kararlılık birkaç saniye içinde düşünceli bir ifadeye dönüştü.
“Şu an… güçlü bir fikrim yok.”
Kibum hiç şaşırmamış gibi konuştu.
“Bekliyordum.”
Mina ona döndü.
“Destek böyle mi veriliyor?”
“Gerçekçi destek.”
Sua dirseğini masaya dayadı.
“Geçen yıl yaptığının aynısını yapmak istemiyorsan, onun rezil anılarını kullanabilirsiniz.”
Mina yavaşça ona döndü.
“Devam et.”
“Yani herkes Jongin’le yaşadığı en saçma, en utanç verici anıyı getirsin. Mümkünse fotoğraf, mesaj, video gibi kanıtla. Hem doğum günü olur hem de… küçük bir duruşma gibi.”
Mina’nın yüzü açıldı.
“Duruşma.”
Kibum kaşını hafifçe kaldırdı.
“Bu kelimeyi sevdi.”
Mina deftere hızla yazmaya başladı.
“Jongin’in rezil anıları. Kanıtlı. Herkes bir anı anlatacak.”
Sua ekledi:
“Ama kötü hissettirecek şeyler değil. Herkesin gülebildiği şeyler.”
Mina ona baktı.
“Ben kötü biri değilim.”
Kibum sessiz kaldı.
Mina ona döndü.
“Kibum.”
“Bir şey demedim.”
“Yüzün dedi.”
Sua istemeden gülümsedi.
Mina yazmaya devam etti.
“Tamam. Ben pijama doğum günü hikâyesini anlatırım.”
Kibum hemen konuştu.
“O senin rezil anın.”
“Jongin’in suçu.”
“Geçerli.”
Sua düşündü.
“Sen de bir anı anlatırsın.”
Kibum’un yüzü hafifçe değişti.
“Ben mi?”
Mina başını salladı.
“Senin elinde kesin çok malzeme vardır.”
“Çok fazla var.”
“Harika. Birini seç.”
“Bu zaman alır.”
Mina memnuniyetle gülümsedi.
“Parti güzelleşiyor.”
Sua, defterdeki başlıklara baktı. Yemek, pasta, Nari, Jonginlerin evi, kanıtlı rezil anılar.
Plan biraz saçmaydı.
Ama çalışabilirdi.
Mina masanın kenarındaki süs poşetlerini toparladı.
“Şunları şimdilik saklayayım. Jongin bazen buraya geliyor, ortada görmesin.”
Sua balon paketlerinden birini aldı.
“Jongin neden senin evinde süs arıyor olsun?”
“Aramaz. Ama Jongin’in bir odada neyi fark edeceği belli olmaz. Geçen hafta yeni süzgeci fark etti.”
Kibum başını salladı.
“Fark etti.”
Sua ikisine baktı.
“Yeni süzgeci mi?”
Mina ciddi ciddi cevap verdi:
“Evet. ‘Bu eski süzgeç değil’ dedi. Korkutucu bir andı.”
Kibum peçeteleri ve balonları aldı, üst rafa yerleştirmek için uzandı. Dolap kapağını biraz daha açınca rafın arkasındaki küçük kutu göründü. Kutunun kapağı tam kapanmamıştı. İçinden birkaç kırmızı paket seçiliyordu.
Kibum’un eli bir an durdu.
“Bu ne?”
Mina masadan başını kaldırdı.
“Çikolata.”
Kibum kutuya baktı.
“Türkiye'den mi?”
“Evet,” dedi Mina. “Sua getirdi. Burada her yerde bulunmuyor.”
Sua, masanın üzerindeki kalemi parmaklarının arasında çevirdi. Konunun kendisine dönmesi beklenmedik değildi ama yine de yanaklarına hafif bir sıcaklık geldiğini hissetti.
Mina bunu fark etmeden devam etti.
“Özellikle fındıklısını seviyor. O yüzden ayrı saklıyor. Ben olsam karıştırıp yerim.”
Sua, kalemle defterin kenarına küçük bir nokta koydu.
“Sen karıştırmadan da yersin.”
Mina hiç alınmadı.
“Bu da doğru.”
Kibum kutuya dokunmadan süsleri rafın boş tarafına yerleştirdi. Dolabın kapağını kapatmadan önce bakışı bir an Sua’ya geldi.
Çok kısa.
Sua o bakışın tam olarak ne olduğunu anlayamadı. Merak değildi sadece. Eğlence de değildi.
Belki sadece birinin sevdiği şeyi öğrenince verilen, kısa ve sessiz bir tepkiydi.
Kibum dolabı kapattı.
“Tamam.”
Mina çoktan yeniden deftere dönmüştü.
“Pasta ne olacak?”
Kibum sandalyesine döndü.
“Çilekli.”
Mina aynı anda konuştu:
“Çilekli.”
İkisi bir an birbirine baktı.
Mina güldü.
“Her yıl ‘bu sefer farklı bir şey deneyeceğim’ deyip çilekli pasta yiyor.”
Kibum yerine oturdu.
“Düşünmüş olması yetiyor.”
Sua deftere “çilekli pasta” yazdı.
“Pasta yazısı?”
Mina birkaç saniye düşündü.
Sonra yüzünde yavaş yavaş memnun bir ifade belirdi.
“İyi ki doğdun Jongin. Kanıtlar masada.”
Sua güldü.
“Bu çok iyi.”
Kibum başını hafifçe eğdi.
“Jongin önce anlamaz.”
Mina daha da memnun oldu.
“Sonra anlayacak.”
Sua listeye baktı.
“Kanıtları gerçekten masaya mı koyacağız?”
“Evet,” dedi Mina. “Fotoğraflar, mesaj ekran görüntüleri, küçük notlar. Herkes bir anı getirsin.”
Kibum ekledi:
“Yemekten uzak tutalım.”
Mina ona baktı.
“Senin bütün itirazların yiyecek güvenliği üzerinden mi?”
“Jongin’in partisinde öncelik o.”
Sua kalemi bıraktı.
“Bu cümleyi Jongin duysa kabul ederdi.”
Mina cips paketini açtı.
“Tamam. Plan belli. Nari yem oluyor, Jongin hazırlanıp tuzağa düşüyor, biz evde kanıtlı intikam masası kuruyoruz.”
Sua başını iki yana salladı ama gülümsüyordu.
“Nari’ye yem demeyelim.”
“Ne diyelim?”
“Gönüllü dikkat dağıtıcı.”
Kibum kuru bir sesle konuştu.
“Daha kötü.”
“Bence Nari ‘Jongin’le kahve’ kısmını duyunca unvanı umursamayacak.”
Ne yazık ki haklıydı.
Mina defteri kapattı.
“Bu parti geçen yılın karşılığı olacak.”
Kibum su şişesine uzanırken başını salladı.
“Daha belgeli.”
Sua güldü.
Plan hâlâ biraz saçmaydı.
Ama artık gerçekten Mina’ya ait görünüyordu.
Ve garip bir şekilde, Sua da bu saçmalığın içinde kendine küçük bir yer bulmuştu.