İçeriğe geç

Fark Etmeden

Bölüm 5 · 11 dk okuma

Fark Etmeden

Bölüm 5

Öpüşme Köşesi, Ağlama Köşesi, Terk Edilme Bankı

Kampüs, derslerin başlamasına rağmen hâlâ yazdan vazgeçmemişti.

Öğle güneşi taş yollara vuruyor, ağaçların gölgeleri öğrenci kalabalığının üstüne parça parça düşüyordu. Herkes bir yere yetişiyor gibiydi; biri elinde kahveyle koşuyor, biri telefonuna bakarak yürürken neredeyse bisiklet yoluna giriyor, iki öğrenci de çimlerin üstünde oturmuş açıkça derse gitmemek için birbirini ikna etmeye çalışıyordu.

Sua, Mina’nın yanında yürürken kampüse bu kez biraz daha dikkatli baktı.

İlk geldiği gün her yer fazla büyük ve fazla kendinden emin görünmüştü. Şimdi hâlâ tam olarak alıştığını söyleyemezdi ama en azından bazı noktalar artık haritada belirmişti.

Kantin şuradaydı.

Kütüphane o taraftaydı.

Fotoğrafçılık kulübünün afişi hâlâ fazla ciddi duruyordu.

Ve Mina’ya göre kampüsün bazı yerlerinin resmi olmayan isimleri vardı.

“Şu ağaçlık alan var ya,” dedi Mina, eliyle yolun solundaki gölgeli kısmı göstererek. “Orası çiftlerin öpüşme köşesi.”

Sua başını çevirdi.

Ağaçların altında birkaç bank vardı. Gerçekten de iki kişi yan yana fazla yakın oturuyordu. Başka bir çift ise tek kulaklığı paylaşmış, dünyadan tamamen kopmuş görünüyordu.

Sua kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Resmi adı bu mu?”

“Resmi olmayan ama herkesçe kabul edilmiş adı.”

“Üniversite yönetimi biliyor mu?”

“Biliyorlarsa da görmezden geliyorlar. Gençliğe alan tanıyorlar.”

“Bence sadece denetlemeye üşeniyorlar.”

Mina bunu düşündü.

“Bu da olabilir.”

Biraz ileride, iki binanın arasında daha kuytu bir boşluk vardı. Duvar dibinde oturan bir kız telefonuna bakıyor, yanında duran arkadaşı ona peçete uzatıyordu.

Mina sesini hafifçe alçalttı.

“Şurası da ağlama köşesi.”

Sua içeceğinin pipetini dudağından çekti.

“Bu isimleri sen mi koyuyorsun?”

“Hayır. Benden önce de vardı.”

“Üniversite rehberinde olması gereken bilgiler bunlar.”

“Kesinlikle. Yeni öğrenci oryantasyonunda ‘kütüphane solda, ağlama köşesi sağda’ diye anlatmaları lazım.”

Sua güldü.

“Faydalı olurdu.”

“Olurdu. Çünkü herkes eninde sonunda oraya düşüyor.”

“Sen düştün mü?”

Mina hiç tereddüt etmeden eliyle ilerideki bir bankı gösterdi.

“Ben geçen yıl şurada terk edildim.”

Sua bankı tanır gibi baktı.

“Jaehyun orada mı ayrılmıştı senden?”

Mina yüzünü buruşturdu.

“O ismi kampüsümün huzurlu atmosferinde duymak istemiyorum.”

“Sen konuyu açtın.”

“Ben sadece kültürel bilgi veriyordum.”

“Kültürel bilgi biraz kişisel travmaya döndü.”

“Benim kampüs turum böyle. Binaları herkes gösterir. Ben duygusal hasar noktalarını gösteriyorum.”

Sua gülerek başını salladı.

“Çok kapsamlı bir hizmet.”

“Ve ücretsiz.”

“Buna şaşırdım.”

“Yakında ücretli olabilir.”

Sua içeceğinden bir yudum aldı.

“Şimdiden faydalanmam iyi olmuş.”

Birlikte ana yoldan kantin tarafına döneceklerken karşıdan gelen iki kişiyi fark ettiler.

Haein ve Kibum.

Haein’in üzerinde açık renk bir gömlek vardı; saçlarını ensesinde toplamıştı. Kibum onun yanında, her zamanki sakin yüzüyle yürüyordu. Elinde kahve vardı; konuşurken fazla hareket etmiyor, daha çok Haein’in söylediklerini kısa baş hareketleriyle karşılıyordu.

Mina hemen elini kaldırdı.

“Haein unni!”

Haein başını çevirdi. Onları görünce gülümsedi.

Kibum’un bakışı Mina’dan Sua’ya geçti. Sua’yı görünce başıyla hafifçe selam verdi.

Sua da aynı ölçüde başını eğdi.

Mina araya girdi.

“Çünkü ben ona kampüsün önemli noktalarını gösterdim.”

Kibum Mina’ya baktı.

“Kütüphane, öğrenci işleri, danışmanlık ofisi?”

“Hayır,” dedi Sua. “Öpüşme köşesi, ağlama köşesi ve Mina’nın terk edildiği bank.”

Kibum bir saniye sustu.

Sonra Mina’ya döndü.

“O bankı hâlâ tur programına dahil ediyor musun?”

Mina elini göğsüne koydu.

“Orası tarihî bir nokta.”

Haein hafifçe güldü.

“Geçen yıl herkes oradan geçerken seni görmemiş gibi davranıyordu.”

Mina iç çekti.

“İşte gerçek arkadaşlık budur. İnsanların ağlamana saygı göstermesi.”

Kibum kuru bir sesle ekledi:

“Sen herkese ‘bakmayın’ diye mesaj atmıştın.”

Sua hemen Mina’ya döndü.

“Grup mesajına mı?”

Mina bir an düşündü.

“Belki.”

“Sen terk edilirken bile organizasyon yapmışsın.”

“Kaos anında liderlik önemlidir.”

Sua güldü.

“Bunu CV’ne yazmalısın.”

“Yazacağım. Kriz yönetimi, toplu mesaj koordinasyonu, terk edilme sonrası itibar kontrolü.”

Kibum, “İtibar kontrolü kısmı tartışılır,” dedi.

Mina ona döndü.

“Sen o gün bana mendil getirdin, o yüzden fazla konuşma hakkın yok.”

“Bu nasıl bir bağlantı?”

“Duygusal tanıklık yaptın. Tarafsızlığın bitti.”

Haein, Mina’ya bakarak gülümsedi.

“Senin kampüs turuna ücret ödenir gerçekten.”

Sua başını salladı.

“Ben de biraz önce aynı şeyi söyledim. Ama içerik uyarısı gerekiyor.”

“Hayır,” dedi Mina. “Sürpriz etkisi önemli.”

Kibum’un bakışı Sua’ya kaydı.

“Pişman oldun mu?”

Sua bardağını hafifçe kaldırdı.

“Hayır. Beklediğimden öğreticiydi.”

“Öğretici?”

“Evet. Artık nerede ağlanır, nerede öpüşülür ve Mina’nın hangi banktan uzak tutulması gerekir biliyorum.”

Mina hemen itiraz etti.

“Ben artık o banktan korkmuyorum.”

Kibum sakin bir şekilde, “Geçen gün yolunu değiştirdin,” dedi.

Mina’nın ağzı açıldı.

“Çünkü gölge yoktu.”

Haein gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

Sua, Kibum’a baktı.

“Hafızan oldukça kuvvetli”

“Bazı şeyler unutulmuyor.”

“Bu biraz tehdit gibi duyuldu.”

“Gerçek gibi söyledim.”

Sua bir an durdu.

Bu cümle yine karşısına çıkmıştı.

Kibum’un yüzündeki ifade değişmedi ama Sua, onun bunu bilerek söylediğini düşündü. Belki de sadece rastlantıydı. Ama Kibum’un rastlantı gibi söylediği şeyler bazen hiç rastlantı gibi durmuyordu.

Mina, konuyu dağıtmak ister gibi Haein’e döndü.

“Cumartesi geliyorsun, değil mi?”

Haein’in yüzü hemen aydınlandı.

“Jongin’in doğum gününe mi? Tabii ki.”

“Güzel. Çünkü herkes bir şey hazırlıyor.”

Kibum kahvesinden bir yudum aldı.

“Bir şey dediği, Jongin’in yıllarca peşimizi bırakmayacağı şeyler.”

Mina işaret parmağını kaldırdı.

“Hayır. Jongin’in yıllarca gülüp sonra bizi affedeceği şeyler.”

Sua araya girdi.

“Bu ikisi arasındaki farkı hâlâ netleştirmedik.”

Haein, Sua’ya baktı.

“Fikir sendendi, değil mi?”

Sua omuz silkti.

“Ben sadece herkesin Jongin’le yaşadığı en saçma, en utanç verici anıyı getirmesini söyledim. Mümkünse fotoğraf, mesaj, video gibi kanıtla. Hem doğum günü olur hem de küçük bir duruşma gibi.”

Mina gururla başını salladı.

“Ve ben bu fikri büyüttüm.”

Kibum kuru bir sesle, “Fazla büyüttün,” dedi.

“Hayır. Hak ettiği kadar büyüttüm.”

Sua, Kibum’a döndü.

“Siz de kanıt getirecek misiniz?”

“Belki.”

“Bu ‘var ama vermek istemiyorum’ cevabı mı?”

“Bu ‘Mina’nın eline her şeyi vermek tehlikeli’ cevabı.”

Mina kaşlarını çattı.

“Bana güvenmiyor musun?”

Kibum cevap vermedi.

Mina elini göğsüne koydu.

“Bu sessizlik beni yaraladı.”

Haein çantasının askısını düzeltti.

“Ben birkaç şey bulurum. Ama önce Jongin görmeden Mina’ya göndermem lazım.”

“Evet!” Mina hemen telefonunu kaldırdı. “Lütfen. Çözünürlük yüksek olsun. Çıktı alınca yüz ifadeleri net çıksın.”

Sua ona baktı.

“Bu cümle doğum gününden çok soruşturma gibi.”

“Senin konseptin.”

“Ben sorumluluğun bir kısmını kabul ediyorum. Tamamını değil.”

Kibum ona baktı.

“Kaçıyorsun.”

Sua gülümsedi.

“Stratejik geri çekilme.”

“Farklı isim, aynı şey.”

“Bazı kelimeler insanın kendini daha iyi hissetmesi için var.”

Kibum’un dudak kenarı hafifçe kıpırdadı.

“Bunu not aldım.”

“Almayın. Telifli.”

Mina ikisinin arasında keyifle baktı ama bu kez açık açık yorum yapmadı.

Haein telefonuna gelen mesaja bakınca hafifçe iç çekti.

“Ben birazdan gitmek zorundayım. Danışman hoca, görüşmeyi erkene çekmiş.”

Mina’nın merakla sordu.

“Cuma hazırlık için yardıma gelebilir misin? Partiden önce de eğlenmiş oluruz.”

“Cuma akşamı annemle şehir dışından gelen bir akrabamı görmem gerekiyor. Saatim tam belli değil. Geç dönersem uğrayamam.”

Mina’nın kafasında listeler açılmış gibi yüzü bir an boşaldı.

“Tamam. Sorun değil. Ben ayarlarım.”

Haein hemen ekledi:

“Ama fotoğrafları yollarım. Hatta birkaçını seçmene yardım ederim. Cuma gündüz mesajlaşırız.”

Mina biraz toparlandı.

“Olur.”

Kibum, Mina’ya baktı.

“Ben gelirim.”

Mina hemen ona döndü.

“Sen mi?”

“Evet.”

“Pano için mi, pasta için mi?”

“İkisi için de.”

Sua bardağının pipetini karıştırmayı bıraktı.

Kibum bunu çok düz söylemişti. Ne büyük bir iyilik yapıyor gibi, ne de özellikle zorlanıyormuş gibi. Sadece cuma günü gidip yardım edecekmiş gibi.

Mina’nın gözleri hafifçe büyüdü.

“Pasta yapmayı biliyor musun?”

“Hayır.”

Sua dayanamadı.

“Güzel başlangıç.”

Kibum ona baktı.

“Ama yaparım.”

“Bu özgüvenin kaynağı nedir?”

“Tarif.”

“Tarif herkesin elinde aynı sonucu vermiyor.”

“Ben takip ederim.”

“Pasta bazen takip edilmeyi reddedebilir.”

Kibum’un kaşı çok hafif oynadı.

“Pasta isyan etmez.”

“Tecrübesiz biri için biraz fazla özgüvenli cümleler değil mi?”

“Kendi yemeğini yapabilen bir yetişkinim. Daha önce pasta yapmadım diye kötü yapacağım anlamına gelmez.”

Sua’nın yüzünde küçük ama kendinden emin bir gülümseme belirdi.

“Ben kötü yapacağını söylemedim.”

“Söylemedin ama düşündün.”

“Bakışlarımın altyazısı yok.”

“Bazen var.”

Mina hemen araya girdi.

“Sua tatlı konusunda iyidir. Yani pasta kurtulur.”

Sua ona baktı.

“Pasta kurtarılmaya muhtaç başlamamalı.”

Kibum sakin bir şekilde, “Muhtaç olmayacak,” dedi.

“Bunu cuma göreceğiz.”

“Görürüz.”

Haein, ikisinin kısa atışmayı biraz şaşırmış bir ifadeyle izledi. Sonra çantasından ince bir dosya çıkardı.

“Kibum, sen bölüm tarafına uğrayacak mısın?”

“Uğrarım.”

“Şunu danışmanlık ofisinin yanındaki kutuya bırakabilir misin? Benim şimdi gitmem gerekiyor, yoksa yetişemeyeceğim.”

Kibum dosyayı aldı.

“Tamam.”

Haein rahatlamış gibi nefes verdi.

“Teşekkürler. Aklımdan tamamen çıkmıştı.”

“Sana mesaj atmasam hala hatırlamıyor olurdun.”

Haein ona baktı.

“Kibum.”

“Ne?”

“Bazen insan sadece ‘tamam’ diyebilir.”

“Dedim.”

“Sonuna yorum ekledin.”

“Alışkanlık.”

Haein güldü.

“Biliyorum.”

Dosya Kibum’un eline geçti, Haein çantasını kapattı, konuşma başka bir yere akacak gibi oldu. Sua, bu kadar kısa ve sıradan bir şeyin neden gözüne takıldığını tam çıkaramadı. Belki Haein’in rahatlığıydı. Belki Kibum’un sorgulamadan alması. Belki ikisinin bunu etraftaki kimseyi hesaba katmadan, yıllardır böyle yapıyorlarmış gibi halletmesiydi.

Haein saatine baktı.

“Ben gerçekten kaçıyorum. Cuma için mesaj atarsınız, tamam mı?”

Mina el salladı.

“Tamam unni. Fotoğrafları unutma!”

“Unutmam.”

Kibum, Haein’e dosyayı hafifçe kaldırarak gösterdi.

“Bunu da unutmadım.”

Haein gülümseyerek uzaklaştı.

“Bu yüzden sana verdim zaten.”

Kibum cevap vermedi. Haein kalabalığın içine karışırken Mina onun arkasından birkaç saniye baktı, sonra telefonuna bir şeyler yazmaya başladı.

Tam o sırada arkalarından bir kol Mina’nın omzuna rahatça dolandı.

“Kim kime ne verdi?”

Mina irkilmedi bile. Başını hafifçe yana çevirip omzundaki kola baktı.

“Oppa.”

Jongin gülümseyerek aralarına girdi. Bakışları önce Mina’ya, sonra Kibum’a, sonra Sua’ya kaydı.

“Ben yokken yine bana görev mi yazıyorsunuz?”

Mina fazla hızlı cevap verdi.

“Hayır.”

Jongin gözlerini kıstı.

“Bu ‘evet’ gibi geldi.”

Kibum kahvesinden bir yudum aldı.

“Seninle ilgili değildi.”

Jongin ona baktı.

“Bu da güven vermedi.”

Mina hemen konuyu değiştirmek ister gibi, “Senin dersin yok muydu?” diye sordu.

Jongin, sanki tam da bu sorunun gelmesini bekliyormuş gibi gülümsedi.

“Var.”

Mina kaşlarını kaldırdı.

“Ve?”

“Ve ben gitmeden önce önemli bir haberi paylaşmak istedim.”

Kibum çantasının askısını omzuna düzeltti.

“Derse geç kalmanın daha süslü bir açıklaması.”

Jongin onu duymamış gibi davrandı. Bir adım geri çekildi, yüzündeki ifadeyi bilerek ciddileştirdi.

“Nari beni kahveye çağırdı.”

Mina’nın bakışları çok kısa bir an Sua’ya kaydı.

Sua bunu fark etti ama belli etmedi.

“Öyle mi?” dedi Mina, sesi fazla normal çıkıyordu.

Jongin bunu hemen yakaladı.

“Bu kadar sakin tepki vermenizi beklemiyordum.”

Kibum, “Ne bekliyordun?” diye sordu.

“Biraz şaşkınlık. Biraz takdir. Belki küçük bir alkış.”

Mina boş boş ona baktı.

“Teklif edilen şey kahve. Evlilik değil.”

Jongin elini göğsüne koydu.

“İlk adımlar küçümsenmemeli.”

Sua, bardağını iki eliyle tutarak sakin bir sesle konuştu.

“Nari zaten kahve içmeyi seviyor gibi görünüyordu.”

Jongin ona döndü.

“Bu cümlenin beni desteklemesi gerekiyordu.”

“Ben sadece gözlemimi söyledim.”

Kibum’un dudak kenarı çok hafif kıpırdadı.

Mina, fırsatı kaçırmadan Jongin’in koluna hafifçe vurdu.

“Tamam, etkileyicisin. Şimdi derse git.”

Jongin gözlerini kıstı.

“Beni başından savıyorsun.”

“Evet.”

“Bu kadar açık olman kırıcı.”

“Daha kapalı söylesem anlamazdın.”

Jongin, Kibum’a döndü.

“Gördün mü? İnsan yakın arkadaşından destek bekliyor.”

Kibum, “Ben de derse gitmeni bekliyorum,” dedi.

“Bugün herkes çok sert.”

Sua hafifçe gülümsedi.

“Belki de kahve daveti seni fazla hassaslaştırmıştır.”

Jongin bu kez gerçekten güldü.

“Bak, sen sandığımdan daha tehlikelisin.”

Mina araya girdi.

“Yeni fark etmen senin sorunun. Hadi.”

Jongin bir süre daha kalmak ister gibi etrafına baktı ama Kibum çoktan yürümeye başlamıştı. Jongin mecburen onun peşinden gitti.

“Ben döndüğümde bu konuyu daha olgun bir şekilde ele alacağız,” dedi.

Mina arkasından seslendi.

“Döndüğünde ödevlerini ele alırız.”

Jongin’in itirazı kalabalığın içine karıştı.

Kibum, giderken Haein’in kaybolduğu tarafa bir kez daha baktı mı, yoksa Sua bunu sadece öyle mi sandı, emin olamadı. Bakış çok kısaydı. Belki hiçbir anlamı yoktu.

Ama Sua yine de gördü.

İkisi uzaklaşınca Mina rahat bir nefes verdi.

“İşe yarıyor,” dedi alçak sesle.

Sua ona baktı.

“Nari meselesi mi?”

Mina başını salladı.

“Onu evden çıkarmak için bundan daha iyi bahane bulamazdık.”

Sua, Jongin’in az önceki böbürlenen hâlini hatırlayıp gülümsedi.

“Bence bahaneyi çok sahiplendi.”

“Jongin’in en güvenilir özelliği bu,” dedi Mina. “Kendiyle ilgili iyi bir ihtimali asla yarım bırakmaz.”

Sua güldü ama bakışı yeniden Kibum’un gittiği yöne kaydı.

Mina bunu fark etti.

“Ne oldu?”

Sua hemen cevap vermedi. Az önceki dosyayı, Haein’in hiçbir şey açıklama gereği duymadan Kibum’a uzatışını, Kibum’un da aynı doğallıkla almasını düşündü.

Sonra sakin bir sesle sordu:

“Kibum ve Haein arasında ne var?”

Mina’nın ifadesi bir anda değişmedi ama yüzündeki şaka biraz geri çekildi.

“Ne gördün?”

Sua omuz silkti.

“Bilmiyorum. Belki bir şey yoktur.”

Mina onu bekledi.

Sua bardağın kapağına parmağıyla hafifçe dokundu.

“Sadece… Kibum onun yanında biraz kendini affettirmeye çalışan eski sevgili gibi duruyor.”

Mina birkaç saniye sessiz kaldı. Gözlerini arkaya atarak kısa bir süre düşündü ve sonra bir kahkaha patlattı.

“Çok yerinde bir tespit gibi. Bir şey olduğunu hemen fark etmen biraz korkutucu.”

Sua ona döndü.

“Yani doğru mu?”

“Hayır,” dedi Mina. “Ama yanlış demek de fazla kolay olur.”

Sua sustu.

Mina, kalabalığa bakarak devam etti:

“Eski sevgili değiller. Hiç olmadılar. Galiba birbirlerinin ilk aşkılar. Ama Kibum’un Haein’e karşı hala bir şeyi var gibi. Çok eski. Hani insanın artık gerçek mi, alışkanlık mı, yoksa kafasında büyüttüğü bir hikâye mi olduğunu anlayamadığı şeylerden.”

Sua’nın bakışı yumuşadı ama merakı geçmedi.

“Herkes biliyor yani bu durumu? Haein unni de?”

Mina hafifçe omuz silkti. “Bilmemek zor.”

Sua, bu cevabı bekliyormuş gibi başını salladı.

“Çünkü herkes çok normal davranıyor.”

“Evet,” dedi Mina. “Zaten o yüzden belli oluyor.”

Bu cümle Sua’nın hoşuna gitti. Çünkü tam olarak düşündüğü şeye benziyordu.

Mina iç çekti.

“Haein kötü biri değil. Gerçekten değil. Ama Kibum’un onun için hazır olmasına alışmış gibi. Kibum da bunu görev gibi yapıyor. Kimse yüksek sesle konuşmuyor ama herkes görüyor.”

Sua, az önceki kısa sahneyi tekrar düşündü.

Bir dosya.

Bir bakış.

Birinin hiç sormadan kabul etmesi.

Küçük şeylerdi.

Ama bazen küçük şeyler, insanların arasında en çok yer kaplayan şeyler oluyordu.

“Anladım,” dedi.

Mina ona baktı.

“Fazla anlamaya çalışma. Yeni geldin, şimdiden grubun en karmaşık dosyasına bakıyorsun.”

Sua hafifçe gülümsedi.

“Dosyayı Kibum götürdü sanıyordum.”

Mina bir an durdu.

Sonra güldü.

“Tamam. Bu iyiydi.”

Sua da güldü.

Ama Kibum’un Haein’e uzanan o sessiz dikkati, gülüşün arkasında küçük bir not gibi kaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.