Kampüs o gün normalden daha kalabalıktı.
Dersler henüz tam anlamıyla başlamamıştı ama okul, kulüp fuarı bahanesiyle çoktan dönem başlamış gibi davranmaya karar vermişti. Ana yol boyunca renkli standlar kurulmuş, masaların üzerine afişler, broşürler, kulüp logoları, küçük şekerlemeler ve gereğinden fazla hevesli üst sınıflar dizilmişti.
Bir yerden müzik sesi geliyordu. Başka bir yerden biri mikrofona konuşuyor, kelimeleri hoparlör yüzünden arada birbirine karışıyordu. Dans kulübünün önünde birkaç kişi kısa bir performans için hazırlanıyor, tiyatro kulübünden biri yüzünde abartılı bir ciddiyetle broşür dağıtıyordu.
Sua kalabalığın ortasında birkaç saniye durup etrafına baktı.
Nari onun yanında çoktan haritayı açmıştı.
“Bugün stratejik ilerlemeliyiz,” dedi.
Eunbi elindeki buzlu içeceği karıştırarak ona baktı.
“Kulüp fuarı gezi planı mı?”
“Evet. Çünkü kontrolsüz gezilirse insan kendini bir anda beş kulübe yazılmış bulabilir.”
Jaehyun sakin bir şekilde konuştu.
“Bu genelde senin başına gelir.”
Nari onu işaret etti.
“Bu yüzden strateji şart.”
Sua gülümsedi.
Oryantasyondan sonra açılan grup sohbeti şaşırtıcı şekilde yaşamaya devam etmişti. Nari sabah erkenden kulüp fuarına birlikte gitmeyi teklif etmişti. Eunbi hemen kabul etmiş, Jaehyun “kalabalık olur” yazmış ama yine de gelmişti.
Sua da bir süre telefona bakıp düşündükten sonra “geliyorum” demişti.
Çünkü aklında zaten bir stand vardı.
Fotoğrafçılık kulübü.
Bunu önceki gün söylemişti. Kantinde laf kulüplerden açıldığında “belki fotoğrafçılık” demiş, sonra da insanların fark etmeden geçtiği şeyleri yakalamayı sevdiğini eklemişti. Cümle ağzından çıktıktan sonra kendi kulağına beklediğinden daha doğru gelmişti.
O yüzden bugün fuara gelirken aslında neye bakacağını biliyordu.
Sadece bunu çok büyük bir karar gibi göstermek istemiyordu.
Bir kulübe yazılmak sonuçta dünyanın sonu değildi. Ama Sua bazen küçük şeylere gereğinden fazla anlam yüklerdi. Yeni bir okulda, yeni bir şehirde, yeni bir çevrede kendi adını bir listenin altına yazmak da ona beklediğinden daha büyük görünüyordu.
Nari haritaya eğildi.
“Önce yemek kulübü mü, fotoğrafçılık mı?”
Sua hemen ona baktı.
“Ben yemek kulübü demedim.”
“Ama ben dedim.”
Eunbi güldü.
“Bence önce fotoğrafçılık. Yoksa Nari yemek kulübünde takılı kalacak.”
Nari itiraz etmedi.
“Bu ihtimal yüksek.”
Jaehyun haritadan başını kaldırmadan konuştu.
“Fotoğrafçılık standı şu tarafta.”
Sua onun gösterdiği yöne baktı. Kalabalığın biraz daha sakin olduğu tarafta birkaç stand görünüyordu. Birinin arkasına büyük siyah beyaz fotoğraflar asılmıştı.
Tam o sırada Eunbi, birkaç adım ötede duran gönüllülük kulübünün afişine takıldı.
“Ben şuna bir bakacağım,” dedi. “Beş dakika.”
Nari hemen saatine baktı.
“Beş dakika Eunbi dilinde on iki dakika.”
“Yedi diyelim.”
Jaehyun da yan taraftaki satranç kulübünün masasına bakıyordu. Bakmadığını sanıyordu belki ama Nari bunu hemen fark etti.
“Sen de git,” dedi.
Jaehyun gözlüğünü düzeltti.
“Ben sadece bakıyordum.”
“Evet, biz de zaten bakmak için buradayız.”
Jaehyun kısa bir sessizlikten sonra satranç kulübüne doğru yöneldi.
Nari haritayı katladı.
“Ben de şu yemek kulübünden broşür alacağım. Sadece broşür.”
Sua ona baktı.“Bu cümleye sen de inanmıyorsun.”
“İnanç değil, hedef önemli.”
Nari birkaç adım uzaklaştıktan sonra arkasına döndü.
“Sen fotoğrafçılığa bak. Kaçarsan yakalarım.”
“Teşekkürler. Sosyal destek böyle bir şey sanırım.”
“Ben buna denetimli özgürlük diyorum.”
Sua güldü.
Sonra tek başına fotoğrafçılık kulübünün standına doğru yürüdü.
Stand yaklaştıkça dikkati masanın üzerindeki fotoğraflara kaydı. Birinde kampüsün sonbaharda çekilmiş hâli vardı; yerde sarı yapraklar, uzakta yürüyen iki öğrenci. Başka birinde yağmur sonrası parlayan dar bir sokak vardı. Bir diğerinde deniz kenarında, arkadan çekilmiş bir grup insan görünüyordu.
Fotoğraflar gösterişli değildi.
Ama durdurulmuş gibi hissettiriyordu.
Sua bunu sevdi.
Tam masaya biraz daha yaklaşacaktı ki standın arkasındaki kişi başını kaldırdı.
Sua olduğu yerde durdu.
Dünkü kafe.
Önceki günkü yokuş.
İngilizce.
Valiz.
Kibum.
Kibum da onu gördü. Yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi ama hemen kayboldu. Sonra her zamanki sakin hâline döndü.
Sua içinden küçük bir iç çekti.
Elbette.
Tabii ki.
Kampüste onlarca kulüp varken, onun aklındaki tek kulübün standında Kibum olmalıydı.
Kibum’un bakışı standın önünde duraksayan Sua’da kaldı.
Bir saniye.
Belki iki.
Sonra, sanki onun geri çekilişini görmemiş gibi, broşürlerden birini aldı.
“Fotoğraf kulübüne bakıyorsun ama standın önünde durunca kaçacak gibi oldun.”
Sua, yakalandığını belli etmemek için fotoğraflardan birine baktı.
“Ben buna kaçmak değil, seçenekleri değerlendirmek diyorum.”
Kibum broşürü masaya bıraktı.
“Seçenekler genelde üç saniyeden uzun incelenir.”
Sua bu kez ona baktı.
“Sizin standınız için üç saniye cömert bir süre olabilir.”
Kibum’un dudak kenarı çok hafif kıpırdadı. Gülmedi. Ama gülmemeye karar verdiği belliydi.
“Bu kadar hızlı karar veriyorsan fotoğraf için sabrın yetmeyebilir.”
“Fotoğraf sabır işi diye standın önünde insanları sorguya mı alıyorsunuz?”
“Hayır. Sadece kaçanları not ediyoruz.”
Sua kaşını hafifçe kaldırdı.
“Demek kulüp kayıt formunda böyle bir bölüm var.”
“Gayriresmî.”
“Daha korkutucu oldu.”
Kibum, masadaki baskılardan birini çevirdi. Fotoğrafta okulun eski taş merdivenleri vardı. Merdivenin kenarında ezilmiş bir kahve bardağı duruyordu. Fotoğraf basit görünüyordu ama gözü orada tutan bir şey vardı.
“Yeni üyelerden teknik bilgi beklemiyoruz,” dedi. “Bakmayı sevmesi yeterli.”
Sua fotoğrafa baktı.
“Bakmakla görmek aynı şey değil.”
Kibum’un bakışı bu kez biraz daha dikkatli oldu.
“Bunu söyleyen biri standın önünden bu kadar hızlı uzaklaşmamalı.”
Sua fotoğraftan gözlerini ayırmadan cevap verdi.
“Belki de bazı şeylere uzaktan bakınca daha net karar veriliyordur.”
“Kötü bahane değil.”
“Bahane olduğunu kim söyledi?”
“Bahane değilse daha kötü.”
Sua ona döndü.
“Neden?”
“Çünkü gerçekten karar verdiysen, üç saniyede haksızlık etmiş olursun.”
Bu cümle Sua’yı hazırlıksız yakaladı.
Kibum’un tonu hâlâ sakindi. Meydan okuyor gibi konuşmuyordu. Daha çok, önündeki şeyi olduğu gibi söyleyen birinin rahatlığı vardı. Bu rahatlık sinir bozucuydu.
Çünkü bazen insanın savunmaya geçmesi için karşısındaki kişinin kaba olması gerekmezdi. Fazla doğru yerden konuşması da yetebilirdi.
Sua broşürü aldı.
“Bunu düşünürüm.”
Kibum başıyla hafifçe onayladı.
“Düşünmek, kaçmaktan daha uzun sürer.”
Sua broşürü çantasına koyarken ona baktı.
“Eğer kulüp üyeliği böyle başlıyorsa, toplantılarınız yorucu olmalı.”
“Genelde sessiz geçer.”
“Bu da beklediğimden daha iyi bir reklam oldu.”
Kibum bu kez gerçekten çok hafif güldü.
Sua, o gülüşü fark etmemiş gibi yaptı.
Tam o sırada rüzgâr masanın kenarındaki birkaç broşürü uçurdu. Sua refleksle birini tutmaya uzandı. Kibum da aynı anda hareket etti. Parmakları aynı kâğıdın iki ucuna değdi ama birbirlerine dokunmadılar.
Yine de yakın kaldılar.
Gereğinden biraz fazla yakın.
Sua önce broşüre baktı, sonra Kibum’un eline. Kibum da bunu fark etmiş olmalıydı, çünkü kâğıdı yavaşça bıraktı.
“Sen tuttun,” dedi.
Sua broşürü masaya koydu.
“Bu kez kaçmadım.”
“Not aldım.”
“Gayriresmî listeye mi?”
“Orası dolmaya başladı.”
Sua istemeden gülümsedi.
Bu kez Kibum gördü.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Belki de ilk kez, bir şeyi söylememesi daha iyiydi.
Yanındaki kulüp üyesi kız, tam o sırada broşürlerden birini daha uzattı.
“Yeni başlayanlar için de uygun,” dedi. “Kameran olmasa bile sorun değil. Telefonla başlayan çok kişi var.”
Sua broşürü aldı.
“Teşekkürler.”
Kız gülümsedi.
“Bir de bazen gezi kulübüyle ortak etkinlik yapıyoruz. Kampüs dışında çekim oluyor.”
Sua’nın dikkati tekrar masadaki fotoğraflara kaydı.
Eski bir tren istasyonunun fotoğrafı vardı. Peron boştu. Güneş rayların üzerinde ince bir çizgi gibi uzuyordu. Fotoğrafın içinde kimse yoktu ama yine de bekleyen biri varmış gibi hissettiriyordu.
Sua o hissi sevdi.
Kibum formu masanın üzerine doğru itti.
“İstersen kayıt formu burada.”
Sua forma baktı.
Sonra broşüre.
Sonra fotoğraflara.
O sırada birkaç adım ötede, yemek kulübünün broşürünü elinde tutan Nari’nin ona baktığını fark etti. Nari uzaktan hiçbir şey söylemedi. Sadece kaşlarını hafifçe kaldırdı.
Kaçış rotası hâlâ açıktı.
Sua birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra formu aldı.
“Hayır,” dedi kendi kendine söyler gibi. “Şimdi yazılayım.”
Kalemi eline aldı.
Adını, bölümünü ve telefon numarasını yazdı. Son satırda küçük bir soru vardı.
Neden katılmak istiyorsunuz?
Sua birkaç saniye düşündü.
Sonra yazdı:
İnsanların fark etmeden geçtiği şeyleri görmek istediğim için.
Formu uzattı.
Kibum formu aldı. Bakışı son cümleye takıldı ama bu kez yorum yapmadı. Sadece formu dosyaya yerleştirdi.
“İlk toplantı gelecek hafta,” dedi. “Grup sohbetine ekleneceksin.”
Sua başını salladı.
“Tamam. Teşekkürler.”
Kibum kısa bir baş hareketi yaptı.
“Kulübe hoş geldin.”
Bu cümle çok sıradandı.
Her yeni üyeye söylenebilecek bir cümleydi.
Ama Sua yine de cümlenin kendisine çarptığı yeri fazla net hissetti.
Standdan uzaklaşırken arkasına bakmadı.
Birkaç adım sonra Nari yanına geldi. Elinde iki broşür ve küçük bir paket kurabiye vardı.
“Ben sadece broşür alacaktım,” dedi.
Sua pakete baktı.
“Broşürün şekli değişmiş.”
“Yemek kulübü ikna kabiliyeti yüksek bir topluluk.”
Sua güldü.
Nari onunla birkaç adım yürüdükten sonra sesini biraz alçalttı.
“Tamam,” dedi. “Onu nereden tanıyorsun?”
Sua’nın gülümsemesi hafifçe dondu.
“Kimi?”
Nari ona baktı.
“Sua.”
“Ne?”
“Az önceki çocukla konuşurken havanın basıncı değişti.”
Sua istemsizce güldü.
“Bu kadar dramatik miydi?”
“Ben uzaktan izledim. Dramatik demiyorum. Ama normal kulüp tanıtımı da değildi.”
Sua broşürü çantasına koydu.
“Kuzenimin arkadaşı.”
Nari’nin kaşları hafifçe yükseldi.
“Mina’nın mı?”
Sua başını salladı.
“Evet. Aynı arkadaş grubundalar.”
“Yani önceden tanışıyordunuz.”
“Birkaç gün önce tanıştık sayılır.”
“Tanıştık sayılır?”
Sua kısa bir an düşündü.
Sonra omuz silkti.
“Biraz uyuz biri.”
Nari’nin yüzü anında aydınlandı.
“Bu açıklama hiç açıklama olmadı ama devam etmek istiyorum.”
“Devam etmeye gerek yok.”
“Bence var.”
“Bence yok.”
Nari birkaç saniye onu süzdü.
“Peki. Şimdilik ‘kuzeninin uyuz arkadaşı’ olarak kaydediyorum.”
“Telefon rehberi gibi konuşma.”
“Zihinsel rehberim daha düzenli.”
Sua gülmemek için dudağını ısırdı.
Nari, elindeki kurabiye paketini kaldırdı.
“Bu arada uyuz biri olmasına rağmen seni fotoğraf kulübüne yazılmaktan vazgeçirmedi.”
Sua bir an durdu.
Sonra bakışını kalabalığa çevirdi.
“Onunla ilgisi yoktu.”
“Ben de öyle dedim zaten.”
“Öyle demedin.”
“Alt metin olarak dedim.”
Sua ona baktı.
“Nari.”
“Tamam, tamam.” Nari iki elini hafifçe kaldırdı. “Şimdilik sadece not alıyorum.”
“Gayriresmî listeye mi?”
Nari’nin gözleri parladı.
“Demek gayriresmî listeler bugün ortak tema.”
Sua istemeden gülümsedi.
Bu kez Nari gördü.
Ama o da hiçbir şey söylemedi.
Belki de bazen yeni arkadaş olmak, insanın söylemediği şeyi de anlamaya çalışmaktı.
Birkaç dakika sonra Eunbi gönüllülük kulübünden döndü. Elinde üç broşür vardı.
“Ben sadece birine bakacaktım,” dedi.
Nari elindeki kurabiye paketini saklamaya çalıştı.
“Bugün hepimiz hedeflerimizden sapıyoruz. Bu da bir tür kampüs deneyimi.”
Jaehyun da satranç kulübünden geldi. Yüzü her zamanki kadar sakindi ama elindeki form onu ele veriyordu.
Nari hemen işaret etti.
“Yazıldın mı?”
Jaehyun formu çantasına koydu.
“Belki.”
Eunbi güldü.
“Belki formu doldurmuş.”
Sua, Jaehyun’a baktı.
“Bu senin dilinde evet mi?”
Jaehyun gözlüğünü düzeltti.
“Muhtemelen.”
Nari ellerini çırptı.
“Harika. Sıradaki hedef gezi kulübü.”
Eunbi haritaya baktı.
“Şu tarafta olmalı.”
Jaehyun başını salladı.
“Haritaya göre evet.”
Sua, fotoğrafçılık broşürünün kenarını parmaklarının arasında hissederken onlarla birlikte yürüdü.
Arkasına bakmamaya çalıştı.
Başardı.
Neredeyse.
Gezi kulübünün standı, fotoğrafçılık kulübüne göre daha gürültülüydü.
Arkasında büyük bir Kore haritası asılıydı. Haritanın üzerine renkli iğneler takılmıştı: Busan, Jeonju, Sokcho, Gangneung, Jeju… Masanın üstünde önceki gezilerden çekilmiş grup fotoğrafları, küçük rota kartları ve “Birlikte kaybolmak daha eğlenceli” yazan bir afiş vardı.
Afişin önünde duran kişi, Sua’yı görünce yüzü aydınlandı.
“Sua!”
Jongin elindeki broşürleri masaya bıraktı.
Sua bu kez gerçekten rahat bir şekilde gülümsedi.
“Jongin oppa.”
Nari başını yavaşça Sua’ya çevirdi.
“Bir dakika.”
Sua ona baktı.
“Ne?”
“Senin kampüs tanıdık listesi neden bu kadar etkileyici?”
Sua güldü.
“Mina’nın arkadaşı.”
Jongin masanın arkasından çıktı.
“Sadece Mina’nın arkadaşı olarak anılmak biraz kırıcı ama doğru.”
Eunbi kaşlarını kaldırdı.
“Bugün ikinci yakışıklı tanıdığın kişi mi bu?”
Sua’nın yüzü anında değişti.
“İkinci derken?”
Nari hiç beklemeden araya girdi.
“Fotoğrafçılık standındaki çocuğu sayıyor.”
“Onu tanıyorum sayılmaz.”
“Valiz, yokuş ve yanlış dil seçimi yeterince tanışma sayılır bence.”
Jongin’in bakışı ilgiyle Sua’ya kaydı.
“Valiz ve yokuş?”
Sua gözlerini kıstı.
“Bunu anlatmayacağım.”
Jongin gülümsedi.
“Kibum anlatsa daha kötü anlatır zaten.”
Nari hemen öne eğildi.
“Demek adı Kibum.”
Sua ona baktı.
“Nari.”
“Ben sadece bilgi topluyorum.”
Eunbi içeceğinden bir yudum aldı.
“Bugün kulüp fuarından çok sosyal harita çıkarıyoruz.”
Jaehyun sakince konuştu.
“Haritalar gezi kulübüne uygun.”
Jongin onu işaret etti.
“Bu iyi yorumdu. Seni hemen kulübe alabiliriz.”
Jaehyun biraz duraksadı.
“Ben önce detaylara bakayım.”
“Detaylar bizde bazen gezi sonrası netleşiyor,” dedi Jongin.
Nari’nin gözleri parladı.
“Bu hiç güven vermedi ama eğlenceli geldi.”
Jongin broşürleri önlerine doğru itti.
“Gezi kulübüne hoş geldiniz. Temel vaadimiz şu: Bazen plan yapıyoruz, bazen plan bizi terk ediyor ama genelde güzel yemek yiyoruz.”
Nari broşürü hemen aldı.
“Bu çok güçlü bir vaat.”
Eunbi güldü.
“Planın terk etmesi kısmı biraz kaygı verici.”
“Dürüstlük önemli,” dedi Jongin. “Geçen dönem bir kere yanlış otobüse bindik ama çok iyi bir mandu restoranı bulduk.”
Jaehyun dikkatle sordu:
“Yanlış otobüs plana dahil miydi?”
“Sonradan dahil ettik.”
“Yani değildi.”
“Gezi kulübünde bakış açısı önemli.”
Sua güldü.
Jongin’in yanında konuşmalar daha kolay akıyordu. Şaka yapıyor ama insanın üzerine yürümüyordu. Cevap bekliyor ama sıkıştırmıyordu.
Nari broşürdeki fotoğraflara baktı.
“Gezilere katılmak için kulübe üye olmak şart mı?”
Jongin başını iki yana salladı.
“Hayır. Üyelerin önceliği oluyor ama kontenjan kalırsa okuldan isteyenler de katılabiliyor. Bazı geziler açık etkinlik gibi oluyor. Özellikle günübirlik olanlar.”
Eunbi hemen telefonunu çıkardı.
“Ben duyuru listesine girebilirim.”
Nari de formu aldı.
“Ben de. Yanlış otobüs ve yemek ihtimali için.”
Jaehyun daha temkinliydi.
“Programlar önceden paylaşılıyor mu?”
“Evet,” dedi Jongin. “Ama hava, kontenjan ya da bizim küçük çaplı beceriksizliklerimiz yüzünden değişiklik olabilir.”
“Beceriksizliği baştan belirtmeniz iyi.”
“Güven inşa ediyoruz.”
Sua haritadaki iğnelere baktı. Kore’ye daha önce defalarca gelip gitmişti ama çoğu zaman aile ziyaretleri, kısa tatiller ve tanıdık mahalleler arasında geçmişti. Seul dışında görmek istediği çok yer vardı. Haritadaki küçük renkli noktalar bunu bir anda hatırlatmıştı.
Jongin onun bakışını fark etti.
“İlgini çekti mi?”
Sua omuz silkti.
“Biraz.”
Jongin gülümsedi.
“Bu senin dilinde evet mi, emin değilim ama umutlu bir biraz gibi geldi.”
Sua hafifçe güldü.
“Mina’yla çok vakit geçirince çeviri becerisi gelişiyor galiba.”
“Kesinlikle,” dedi Jongin. “Mina kendi başına ayrı bir dil.”
Sonra hemen ekledi:
“Ve gezi kulübüne üye olmamasına rağmen geçen yılki kamp listesine üç kez bakmış biri.”
Sua kaşlarını kaldırdı.
“Gerçekten mi?”
“Evet. Sonra da ‘ben kamp insanı değilim’ deyip iki gün kamp çantası araştırdı.”
Sua güldü.
Bu, Mina’ya çok benziyordu.
Jongin ona bir broşür uzattı.
“Al. Katılmasan bile bakarsın.”
Sua broşürü aldı.
“Teşekkürler, oppa.”
“Bu arada fotoğrafçılık kulübüyle bazen ortak gezi yapıyoruz,” dedi Jongin. “Onlar fotoğraf çekiyor, biz kayboluyoruz. Çok dengeli bir sistem.”
Sua’nın yüzü istemsizce değişti.
Çok az.
Ama Nari fark etti.
Jongin de fark etmiş gibi oldu ama üzerine gitmedi. Sadece broşürleri düzenlemeye devam etti.
“Fotoğrafçılığa yazıldın mı?” diye sordu.
Sua başını salladı.
“Evet.”
“İyi yapmışsın,” dedi Jongin. “Güzel kulüptür.”
Sonra küçük bir duraksamayla ekledi:
“Kibum bazen biraz düz konuşur ama fotoğraf konusunda ciddidir.”
Sua, broşürün kenarını bırakıp ona baktı.
“Bazen mi?”
Jongin güldü.
“Tamam, sık sık.”
Nari hemen araya girdi.
“Ben uzaktan sadece iki dakika izledim ve buna katılıyorum.”
Sua ona döndü.
“Sen yemek kulübüne gitmemiş miydin?”
“Gittim. Kurabiye aldım. Döndüm. Çok verimliydim.”
Eunbi gülerek başını iki yana salladı.
Jongin broşürleri masanın ortasına itti.
“Ama kulübe onun için girmedin zaten. Fotoğraf seviyorsan girersin.”
Sua’nın gülümsemesi biraz yumuşadı.
“Zaten o yüzden girdim.”
“Güzel.”
Bu kadar basitti.
Fuarın kalabalığı etraflarında akmaya devam ederken Sua gezi kulübünün duyuru listesine de adını yazdı. Kulübe üye olmadı ama açık gezilerden haber almak istediğini belirtti.
Nari bunu görünce memnuniyetle başını salladı.
“Bugün verimli geçti.”
Eunbi parmaklarıyla saydı.
“Fotoğrafçılık, gezi listesi, yemek kulübü broşürü…”
Jaehyun ekledi:
“Satranç kulübü.”
Nari ona baktı.
“Demek artık belki değil.”
Jaehyun kısa bir duraksamadan sonra, “Muhtemelen değil,” dedi.
Sua gülümsedi.
“Bu da senin dilinde kesin mi?”
“Yaklaşık.”
Nari ellerini çırptı.
“Bugün herkes bir yere yazıldı.”
Sua, gezi kulübünün broşürünü çantasına koydu.
Herkes bir yere yazıldı.
Cümle basit bir şaka gibi havada kaldı ama Sua’nın içinde küçük bir yere dokundu.
Bugün fotoğrafçılık kulübüne adını yazmıştı.
Gezi duyuru listesine adını yazmıştı.
Nari, Eunbi ve Jaehyun’la kampüste dolaşmıştı.
Jongin’le konuşmuştu.
Ve Kibum…
Sua o düşünceyi kısa kesti.
Kibum sadece fotoğrafçılık kulübündeydi.
Bu kadar.
Sakin, düz konuşan, bazen sinir bozucu biçimde haklı olan bir üst sınıf öğrencisi.
Sua, onun standda olmasına rağmen istediği şeyden vazgeçmemişti.
Bu, küçük bir şeydi belki.
Ama bazı küçük şeyler, insanın yeni bir yerde kendine açtığı ilk boşluklar gibi olurdu.
Sua kalabalığın içinde arkadaşlarının peşinden yürürken broşürün kenarını parmaklarının arasında yokladı.
Bugün bir yere yazılmıştı.
Henüz ait olmak değildi bu.
Ama belki de ait olmaya çalışmanın ilk hâliydi.