İstanbul’un üzerine çöken o puslu ama umut dolu sabahın ilk ışıklarıyla Çağan, hayatının en büyük dönüm noktasına gözlerini açtı. Kütahya’dan ayrılıp bu dev metropole geleli çok olmamıştı ama içindeki heyecan sanki yıllardır bu anı bekliyormuş gibiydi. Mükemmel bir kahvaltı hazırladı; zeytini, peyniri ve ballı ekmeğiyle enerjisini depolayıp çantasını sırtına taktı. Kapının önünde menajerini beklerken, aklında sadece Fenerbahçe Beko’daki geleceği vardı.
Tam o sırada, sokağın köşesinden rüzgar gibi esen bir kız, elindeki kitapları düşürmemek için büyük bir çaba sarf ederek hızla koşuyordu. Çağan’ın orada durduğunu fark etmeyince, büyük bir gürültüyle ona çarptı.
"Ay, çok özür dilerim! Gerçekten görmedim, okula yetişmeye çalışıyorum!" dedi , üzerini silkeleyerek.
Çağan, kızın bu telaşlı ama samimi halini görünce gülümsedi. "Önemli değil, sakin ol. Hangi okula gidiyorsun böyle bir hızla?"
"Genç ve Yetenekli Lise Koleji’ne," diye cevap verdi Gizem.
Çağan’ın kaşları şaşkınlıkla kalktı. "Ciddi misin? Ben de bugün o okula başlıyorum. İstersen bekle, birazdan bir tanıdığım beni almaya gelecek, beraber gidelim; bu trafikte başka türlü yetişemezsin."
Gizem bir an duraksadı, sonra teklifi kabul etti: "Harika olur, ben de Gizem bu arada."
Kısa süre sonra menajerin lüks, siyah camlı aracı kapıda durdu. Çağan, "Abi, bu arkadaş da bizim okuldaymış, onu da götürebilir miyiz?" diye sorunca menajer gülümsedi: "Tabii, geçin arkaya." Arabanın içi lüks deri koltuklar ve teknolojik detaylarla doluydu; Gizem şaşkınlığını gizleyemese de yol boyunca Çağan’la okul hakkında uzun uzun sohbet ettiler.
Okula vardıklarında Çağan, "Senin sınıfın hangisi?" diye sordu. Gizem, "11/Ç," deyince Çağan, "Benimki de öyle!" diyerek gülümsedi. Birlikte sınıfa girdiklerinde ortam bir anda sessizleşti. Gizem, "Arkadaşlar bu Çağan, aramıza yeni katıldı," dedi. Ecrin, Gamze, aleyna, nisa, elif, ceren ve Melis merakla "Hoş geldin," dediler. Çağan sınıfa bakınca tuhaf bir şey fark etti; tek bir erkek bile yoktu. Meğer veliler, disiplin bozulmasın diye bu sınıfın sadece kızlardan oluşmasını istemişlerdi; ancak Çağan’ın sporcu bursu tüm planları değiştirmişti.
İkinci derste kapı çalındı ve müdür içeri girdi. "Çağan, bir odama gelir misin evladım?"
Odada müdür, "Çağan, bugün bölge şampiyonası maçımız var ve as oyuncumuz sakatlandı. Menajerin senin yeteneğinden çok bahsetti, okul takımında bize yardım eder misin?" diye sordu. Çağan, "Tabii ki hocam," diyerek formayı sırtına geçirdi.
Ancak sahaya çıktığında takımın kaptanı olan çocuk, Çağan’ı küçümseyen bir ifadeyle süzdü. "Bu yeni yetme mi bizi kurtaracak? Şuna bak, daha sahanın tozunu yutmamış, yıldız olmaya çalışıyor," diyerek takımdaki diğer çocuklarla birlikte Çağan’la alay etti. Çağan hiçbir şey demedi, sadece ayakkabılarını bağlayıp potaya baktı.
Maç başladığında kaptan, Çağan’a hiç pas atmıyordu. Çağan pes etmedi; rakibin topunu havada çaldı, sahanın bir ucundan diğer ucuna fırtına gibi geçti ve smaçla bitirdi! Ardından üçlük çizgisinin çok gerisinden, adeta "Curry"vari şutlarla deliksiz basketler göndermeye başladı. Tribündeki kızlar; Gizem, Ecrin, Gamze ve Melis, her baskette çığlık atarak ona destek veriyordu. Maç bittiğinde Çağan tek başına tam 25 sayı üretmiş, okul takımını tek başına sırtlamıştı. Alay eden kaptan, maç sonunda başını öne eğip yanına geldi: "Kusura bakma Çağan, sen başka bir seviyesin."
Okul çıkışında Çağan’ın popülaritesi tavan yapmıştı. Okul kapısında menajerin lüks VIP vanı bekliyordu. Çağan kızları gördü ve "Hadi, bugün başarılarımızı kutlayalım, hepiniz davetlisiniz," dedi. Kızlar bu lüks aracın içine bindiklerinde, deri koltukların konforu ve içerdeki dev ekran karşısında büyülendiler.
Çağan öne, menajerine seslendi: "Abi, rotayı biliyorsun; Beşiktaş sahile gidelim, biraz deniz havası alıp bu zaferin tadını çıkaralım!" Araç İstanbul’un kalabalık caddelerinde süzülürken, Çağan artık sadece bir basketbolcu değil, okulun efsanesi haline gelmişti.