Araç gece boyunca sessiz ilerledi.
Şehir ışıkları camdan içeri süzülürken kimse konuşmuyordu ama bu sessizlik önceki gibi boş değildi. İçinde söylenmemiş şeyler vardı.
Nova arka koltuğa geçmemişti. Hâlâ ön koltuktaydı. Ama bu sefer daha az hareket ediyordu. Sol kolunu mümkün olduğunca sabit tutuyordu.
Kerem bunu fark etmemiş gibi yapıyordu.
Ama ediyordu.
Fazlasıyla.
Mekâna vardıklarında herkes hızlı ve düzenli şekilde dağıldı. Kerem’in adamları hiçbir şey sormadan işlerini yapıyordu. Disiplinliydiler. Sessizdiler.
Kapı kapandığında içeride sadece Kerem ve Nova kaldı.
Kerem ilk defa doğrudan konuştu:
“Otur.”
Nova kaşını kaldırdı.
“Emir mi veriyorsun?”
Kerem kısa bir nefes verdi.
“Yaralısın.”
Nova birkaç saniye baktı.
Sonra koltuğa oturdu.
“İkna oldum.”
Kerem ilk yardım çantasını getirdi. Hareketleri alışkındı ama bu sefer normalden daha dikkatliydi.
Nova onu izliyordu.
“Bunu daha önce yaptın mı?”
Kerem sargıyı açarken cevap verdi:
“Yeterince.”
Nova başını eğdi.
“Kaç kişi?”
Kerem kısa bir duraksama yaşadı.
“Bu konuyu açmayalım.”
Nova omuz silkti.
“Tamam.”
Kerem Nova’nın kolunu tuttuğunda bir an durdu.
Temas kısa ama belirgindi.
Nova’nın yüzünde ilk defa çok hafif bir gerilim oluştu. Acıdan mı… yoksa başka bir şeyden mi olduğu belli değildi.
Kerem bunu fark etti.
“Acıyor mu?”
Nova gözlerini kaçırmadan cevap verdi:
“Yok. Sadece dramatik görünmek istedim.”
Kerem istemeden gülümsedi.
“Başardın.”
Yarayı temizlerken Nova yüzünü hafifçe buruşturdu ama tek kelime etmedi.
Kerem bunu da fark etti.
“Canın yanıyor.”
Nova hemen cevap verdi:
“Hayır.”
Kerem gözlerini kaldırdı.
“Evet.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Nova hafifçe iç çekti.
“Biraz.”
Kerem daha yavaş hareket etmeye başladı. Daha dikkatli.
Bu sefer acele etmiyordu.
Nova bunu izlerken alışık olmadığı bir şey hissetti.
Bu… kontrol değildi.
Bu… özen gibi bir şeydi.
Sargı bitince Kerem elini çekmedi hemen.
Bir saniye daha tuttu.
Sonra bıraktı.
“Bir süre zorlamayacaksın.”
Nova direkt cevap verdi:
“Zorlayacağım.”
Kerem başını salladı.
“Ben varken zorlayamazsın.”
Nova kaşını kaldırdı.
“Cidden mi?”
Kerem ciddi bir şekilde baktı.
“Cidden.”
Bu cümle…
Şaka değildi.
Nova birkaç saniye onu izledi.
Sonra bir anda konuyu değiştirdi:
“Bu arada…”
Kerem bekledi.
Nova ciddi bir yüz ifadesiyle devam etti:
“Bu sargı pahalı mı?”
Kerem bir an durdu.
“Ne?”
Nova hafifçe gülümsedi.
“Fakirlikten çıkmışsın ama emin olamadım.”
Kerem gözlerini kapattı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra başını iki yana salladı.
“Yaralısın diye bir şey demiyorum.”
Nova arkasına yaslandı.
“Demesen daha iyi. Çünkü güleceğim.”
Kerem istemeden güldü.
Kısa, gerçek bir gülüş.
Bir süre sessizlik oldu.
Ama bu sefer rahatsız edici değildi.
Nova başını yana eğdi.
“Kerem.”
“Ne?”
“Gerçekten endişelendin mi?”
Kerem bu sefer kaçmadı.
“Evet.”
Nova gözlerini hafifçe kıstı.
“Ne kadar?”
Kerem düşündü.
Sonra dürüstçe cevap verdi:
“Planı bozacak kadar.”
Bu cevap Nova’yı susturdu.
Gerçekten susturdu.
Bir an sonra Nova bakışını kaçırdı.
“Abartıyorsun.”
Kerem başını salladı.
“Hayır.”
Sonra ekledi:
“Sen abartmıyorsun.”
Bu cümle…
Beklenmedikti.
Nova hafifçe gülümsedi ama bu seferki farklıydı.
Daha yumuşaktı.
“Ben iyiyim.”
Kerem ona baktı.
“Biliyorum.”
Kısa bir duraksama.
“Yine de.”
Bu “yine de”…
Her şeyden daha fazlasını söylüyordu.
Nova ayağa kalktı.
Biraz yavaş.
Kerem hemen dikkat kesildi.
“Kendine dikkatli bak.”
Nova ona baktı.
“Bakıyorum zaten.”
Sonra ekledi:
“Ama sen daha çok bakıyosun.”
Kerem cevap vermedi.
Ama inkâr da etmedi.
Nova kapıya doğru yürüdü.
Ama bu sefer çıkmadan önce durdu.
Arkasını dönmeden konuştu:
“Bu arada…”
Kerem bekledi.
Nova hafifçe gülümsedi.
“Endişelenmen… güzelmiş.”
Kapı kapandı.
Kerem olduğu yerde kaldı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra hafifçe güldü.
“Bu kız…”
Ama bu sefer cümleyi tamamlamadı.
Çünkü gerek yoktu.
Dışarıda Nova yürüyordu.
Kolundaki sargıya baktı.
Sonra hafifçe dudak büktü.
“Fena değil…”
Bir saniye durdu.
Sonra ekledi:
“Ama biraz fazla korumacı.”
Kısa bir sessizlik.
Sonra kendi kendine gülümsedi.
“Hoşuma gitti.”
Ve ilk defa…
Nova bunu inkâr etmedi.