Gece yarısına yaklaşırken İstanbul’un bazı bölgeleri tamamen sessizleşirdi. Ama bu sessizlik her zaman huzur anlamına gelmezdi. Bazen sadece yaklaşan bir şeyin habercisiydi.
Kerem Varga’nın aracı, hedef binanın yaklaşık iki sokak uzağında durduğunda içerideki hava gergindi ama kontrol altındaydı.
Kimse gereksiz konuşmuyordu.
Ön koltukta Kerem vardı. Direksiyona hafifçe yaslanmış, binayı izliyordu. Gözleri kararlıydı. Her detayı inceliyordu: girişler, kamera açıları, devriye sıklığı.
Yanında Nova oturuyordu. İlk bakışta rahat görünüyordu ama dikkatli bakan biri onun da en az Kerem kadar odaklandığını anlayabilirdi. Gözleri binanın cephesinde geziniyor, refleks olarak kör noktaları hesaplıyordu.
Arka koltuktaki üç adam sessizdi. Silahlarını son kez kontrol etmiş, ekipmanlarını hazırlamışlardı.
İçlerinden biri öne doğru hafifçe eğildi.
“Kerem Bey, kuzey girişinde iki sabit koruma var. Devir süresi yaklaşık kırk saniye.”
Kerem başını salladı.
“Gördüm.”
Kısa bir duraksama oldu. Sonra Kerem Nova’ya döndü.
“Bu sefer plana sadık kalıyoruz.”
Nova bakışını binadan ayırmadan cevap verdi:
“Plan mantıklıysa.”
Kerem hafifçe kaşlarını çattı.
“İçeri sessiz gireceğiz. Alarm istemiyorum.”
Nova kısa bir süre sustu. Sonra başını çok hafif salladı.
“Tamam.”
Bu “tamam”, beklenenden daha ciddiydi.
Ekip araçtan indiğinde herkes yerini biliyordu. Gereksiz hareket yoktu, gereksiz ses yoktu.
Yan girişe doğru ilerlediler.
İlk iki koruma, Kerem’in söylediği gibi sabitti. Nova bu sefer önden atılmadı. Aksine, Kerem’in işaretini bekledi.
Kerem elini kaldırdı. Üç… iki… bir…
İki susturulmuş atış.
Koruma sessizce yere indi.
Nova hafifçe başını eğdi.
“Temiz.”
İçeri girdiklerinde her şey planlandığı gibi ilerliyordu.
Kamera döngüleri kesildi.
Güvenlik geçişleri zamanlandı.
Kimse acele etmiyordu.
Nova öndeydi ama bu sefer “kontrollü” ilerliyordu. Her köşe dönüşünde duruyor, dinliyor, sonra hareket ediyordu.
Kerem bunu fark etti.
Bu, onun önceki rahat tavrından farklıydı.
Ama bu hali… daha tehlikeliydi.
İkinci kata ulaştıklarında ilk problem ortaya çıktı.
Planlanmamış devriye.
İki kişi değil, dört kişi.
Kerem anında elini kaldırdı.
Ekip durdu.
Nova duvara yaslandı, nefesini sabitledi.
Koridor dar, görüş açıları sınırlıydı.
Kerem fısıldadı:
“Sağdan dolanacağız.”
Ama o an adamlardan biri yanlış zamanda döndü.
Göz göze geldiler.
Sessizlik bir saniye sürdü.
Sonra…
Silah sesi.
Alarm devreye girdi.
Kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı.
Kerem dişlerini sıktı.
“Devam ediyoruz. Hızlı.”
Nova başını salladı.
“Şimdi iş başlıyor.”
Koridor bir anda çatışma alanına döndü.
Bu sefer herkes pozisyon aldı.
Kerem kapak arkasına geçti, kontrollü atışlarla ilerledi.
Adamları koordineli hareket ediyordu. Biri ateş açarken diğeri ilerliyor, üçüncüsü açıyı kapatıyordu.
Nova ise onların biraz önünde, ama tek başına değildi artık. Hareketleri hesaplıydı.
Bir köşeden çıkan silahlı adamı fark ettiği anda eğildi, duvara yaslandı ve kısa bir atışla etkisiz hale getirdi.
İkinci adam çaprazdan geldi.
Nova geri çekilmedi.
Yan adım attı, mermiyi sıyırarak geçti.
Ama üçüncü bir açı vardı.
Görmedi.
Kurşun sesi yankılandı.
Nova’nın vücudu hafifçe sarsıldı.
Sol kolu.
Mermi kolunun üst kısmını sıyırarak geçmişti ama etkisi sertti.
Kan hemen belirginleşti.
Kerem bunu gördü.
Her şey bir anlığına durdu.
“Nova!”
Sesi ilk defa bu kadar keskin çıktı.
Nova dişlerini sıktı ama geri çekilmedi.
“İyiyim.”
Yalan değildi… ama tam doğru da değildi.
Kerem pozisyonunu değiştirdi, daha agresif ilerledi.
“Geri çekil.”
Nova başını salladı.
“Hayır.”
Bir adım öne çıktı.
“Bitiriyoruz.”
Bu noktadan sonra tempo değişti.
Kerem artık daha hızlıydı. Atışları daha keskin, hareketleri daha kararlıydı.
Nova da acıya rağmen ritmini kaybetmedi. Sol kolunu daha az kullanıyor, sağ tarafını ön plana alıyordu.
İkisi farkında olmadan uyum yakalamıştı.
Biri ateş açıyor, diğeri pozisyon değiştiriyordu.
Biri dikkat çekiyor, diğeri işi bitiriyordu.
Son koridoru geçtiklerinde önlerinde üç kişi kaldı.
Kısa ama sert bir çatışma oldu.
Son adam düştüğünde sessizlik geri geldi.
Sadece nefes sesleri vardı.
Kerem hemen Nova’ya döndü.
“Göster.”
Nova geri çekildi.
“Gerek yok.”
“Nova.”
Bu sefer sesi daha sakindi ama tartışmaya kapalıydı.
Nova birkaç saniye baktı.
Sonra kolunu uzattı.
Kan akıyordu ama yara yüzeyseldi.
Kerem dikkatlice inceledi.
“Derin değil… ama müdahale lazım.”
Nova hafifçe gülümsedi.
“Yaşıyorum.”
Kerem gözlerini kaldırdı.
“Bu yeterli değil.”
Sunucu odasına ulaştıklarında işlerini hızlıca bitirdiler.
Bu sefer gereksiz hareket yoktu.
Herkes odaklıydı.
Binadan çıktıklarında gece tekrar sessizdi.
Ama bu sefer herkes biraz daha yorgundu.
Ve biraz daha gerçekti.
Araca bindiklerinde kimse konuşmadı.
Kerem motoru çalıştırdı ama hareket etmedi.
Bir an durdu.
Sonra Nova’ya baktı.
“Bir dahaki sefere… daha dikkatli ol.”
Nova camdan dışarı bakıyordu.
“Oldum.”
Kerem başını salladı.
“Daha da.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Nova bu sefer ona baktı.
“Endişelendin mi?”
Kerem birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra sade bir şekilde söyledi:
“Evet.”
Bu cevap… beklenenden daha ağırdı.
Nova kısa bir süre sustu.
Sonra bakışını tekrar dışarı çevirdi.
Ama yüzündeki ifade ilk kez biraz yumuşamıştı.
Araç hareket etti.
Ama bu sefer aralarındaki şey değişmişti.
Bu artık sadece bir oyun değildi.
Ve ikisi de bunu anlamaya başlamıştı.