İçeriğe geç

EZBERBOZAN

Bölüm 10 · 3 dk okuma

EZBERBOZAN

Bölüm 10

N

“Omnia Mutantur, Nihil İnterit.”

Herşey değişir, hiçbir şey yok olmaz.

Cihangir ve Ela’nın düğününe 4 gün kala:

Asren teyzemin gelişi ve manevi teyzem Açelya’nın bize eşlik edişi ile annemin yüzünde güller açıyordu. Daha sabah gelmiş olmalarına rağmen annem iki saatte dünyaları hazırlamıştı resmen. Onları çok özlediğini ve gelmelerini beklemediğini çok iyi biliyordum. Şaşırmıştı ve mutluluktan ağlamıştı bile.

Güzel bir yemek sonrası çocuklar bahçede top oynarken, kız çocuğu olmaları hiçbir şeyi değiştirmiyor tabi. Hep birlikte oturduk ve çaylarımızı yudumladık. Nasıl özlediyse artık, kahvaltı dahil dördüncü demliği demlemiştik.

Asren teyzem anneme döndü. “Kız abla, ne çektik be senden. Tam seni mutlu ettik, bu doğdu.” dedi beni göstererek. “Sonra öbürü de doğdu. Ne güzel oldu be.”

“Aman Asren, sus. Ne günlerdi ya onlar. Oh kocaman oldular şimdi vallaha. Biz de yaşlandık.” dedi annem ve Açelya teyzem ekledi. “Kızım siz kendi adınıza konuşun benim saçımda beyaz bile yok. 58 kilo, 172 boy, bir de kızıl saçlarım var benim hem de belime kadar.” dedikten sonra durdum ve diğer teyzeme döndüm. “Sahi teyze senin saç rengin ne?”

“Ne görüyorsan o, boya sürmedim hiç.”

Göz devirdim. “Nasıl yani mavi mi doğdun” dedim sırıtarak.

“Orası seni hiç alakadar etmez bücür. Bak benim kızıma, onda da hafif lacivertlik var. Genler karışık biz de boşver.”

Peki deyip susup oturdum yerime.

Anneme lavaboya gideceğim midem bulandı dediğimde teyzem bir şok geçirdi. “Kız sen hamile misin?”

“Tövbe tövbe. Ne hamilesi Asren ya. Midesini üşüttü galiba kaç gündür böyle.” annemin sözlerine karşılık Açelya teyzem lafa atladı bu defa. “Ay canım erik çekti kız” deyiverdi. Deyince tabi benimde bir canım çeker gibi oldu. “Değil mi teyze, böyle sulu sulu ekşi ekşi çayla ne iyi giderdi.” dememle yüklendiler bana. “Kız sen hamilesin hamile. Ayy Ülkü, kızım koş koş Derin’i de çağır arkadaş olsun sana. Eczaneye gideceksiniz.”

Cüzdanını çıkardı ve içinden elli lira alıp Derin’e verdi. Hem erken hem normal gebelik testini, bir de plastik bir bardağı elime tutuşturup tuvalete yolladılar beni. Içim kıpır kıpır olmuştu. Ya hamileysem diye düşündüm. Emir ile muhattap olmayı hiç istemiyordum doğrusu. Derken dakikalar dakikaları kovaladı. Elimde iki tane test ile lavabodan çıktım. Bahçeye girer girmez annem avucumda duran testlere baktı. “Kız pozitif ya bu.”

“Ne?” dedim ve ekledim. “Beş dakika önce negatifti bu.”

“Zaten hemen belli olmaz. Hamilesin annem.” annemin bana sarılışı ile başladım ağlamaya. Durdurabilene aşk olsun, ne ağlamak ama. Mutluluktan annemin yaptığı börekleri de aldım mutfaktan. Hem yedim hem ağladım.

Bunun şerefine akşama mangal yapma kararı aldık ve tüm aileyi topladık. Dayı olacağını öğrenen Cihangir’i mi anlatsam, dede olacağını öğrenen babamı mı kararsızım. Babamın mutluluğunu tebessümle gördüm ama Cihangir çok ağlıyordu.

Hal böyle olunca bizim iş yurtiçine kalmıştı. Diğer iki yayınevini değerlendirecektim artık.

. . .

Düğün günü geldi çattı derken Cihangir etrafta fır dönüyordu. Sade nikahı yapsalardı keşke diye geçirmeye başlamıştım içimden artık. Ama tabiki babam izin vermedi. Annem de ilginç bir şekilde benim bu düğünü görmem lazım diyordu, başka da bir şey demiyordu. Kardeşlerini de bu düğün sayesinde uzun bir süre sonra hep birlikte görmüştü.

Nikahta evetlerin denilmesi ve dansların edilmesiyle, uzaktan onu gördüm, Emir’i. Çok uzaktan bakıyordu. Söylemeyecektim. Cihangir söylemediyse asla böyle bir şeyi öğrenemezdi zaten. Görmezden geldim ve eğlenmeme baktım. Sürekli pasta ve ikram kurabiyelerden yiyordum. Ağzım hiç boş durmuyordu ama gizli gizli meyve sularından da içmeye başlamıştım.

Düğün bitimi hep birlikte eve geçişimizin ardından sohbet etmeye başladık. Bahçede sohbet ederken, uzakta duran arabanın arkasında yine onu gördüm. Resmen gözetleniyorduk. Tam kalktım yanına gidecektim ki, annem “Kızım benim midem kötü kusacağım galiba” deyince bana tutunmasını söyleyerek lavaboya götürdüm.

Beş dakika on dakika derken kapıya vurmaya başladım. Cihangir’e bağırışımın ardından koşarak gelmesiyle “Kapıyı aç, annemden ses gelmiyor” deyiverdim. Çok ama çok endişeliydim. Cihangir kapıyı kırdı ve annemi gördük. Tuvaletin köşesindeki kanı, başını vurmuştu. “Cihangir nabzına bak, Cihangiir” dedim titreyerek ve çığlık atarak. Atmıyor demesiyle yere çöktüm. Tam o sıra babam kapıya gelmişti. “Müjde” dedi başka bir şey diyemedi. Babamı ve annemi ambulanslar alıp götürürken derin bir nefes aldım. Gitmişlerdi, ya bir daha geri gelmezlerse? Bir daha dokunamazsam güzel yüzüne, ağlarsam susturamazsam kendimi. Ya ben onun gibi bir anne olamazsam derken fenalaşmaya başladım. “Cihangir’in abla kan var.” demesiyle beni kucaklamasının ardından gözlerimi sonsuza kapattım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.