“Komşu senin hakkında topu topu 15 dakika konuşacak. Yaşayan taraf sensin, unutma!”
Ceyhun'un okula başlamış olması ve aynı zamanda yeni bir işe sahip olması her birimizin gurur kaynağı oldu diyebilirim. Gündüzleri bazen gelip Leyla hanıma da yardım ediyordu. Bazı tahliller yaparak kanında veya vücudunda bir maddeye rastlayıp rastlamayacağımıza baktığımızda tertemiz sonuçlar ile karşılaşmıştık. Tek bir sorunu vardı, çok fazla sigara kullanıyordu. Önceden içmiyormuş, buldukça tüketiyormuş fakat şu son iki haftadır çok fazla tüketmesi beni rahatsız ediyordu. Rahatsızlık dediğimde kendisinin sağlığı açısından diyorum tabi. Yoksa Leyla hanım ve Bersu hanımda sigara tüketen insanlardı.
Cihangir sonunda uzun uğraşlar vererek Ela’yı kurtarmayı başarmıştı. Hala Emir’le birlikte çalıştığı davalar vardı. Sebahat hanım için benim yerime de o görüşüyordu Emir’le. Zaten başka bir işte de bağlantımız kalmamış olması benim işime gelmişti. Taşınacaklarmış diye duysam dahil, pek inanmıyordum. Biraz boşa konuşuyor gibi geliyordu bana. Velhasıl kelam, artık bir Karayel olarak eski yaşantıma geri dönmüştüm. Ev ikimize de kalmasın demişti ve ortaklaşa bir şekilde evi satarak ücretini eşit miktarda bölüşmüştük. En makulü de bu olmuştu zaten. Eşyalarına varana kadar her şeyi satmıştık ve onları da eşit bir şekilde bölüşmüştük. Sen aldın ben aldım falan diye hiç girmemiştik.
Kendime tuttuğum evin bir terası olmasına özen göstermiştim. Eski evimde olduğu gibi ve klinikte de yaptığımız gibi bir terapi bahçesi kurmuştum kendime. Tek farkı daha fazla çiçek olmasıydı. Çiçeklere ilgim çoğalmıştı. Hayat bu işte diyordum. Dört duvara hapis olsan dahil, o duvarlardan çiçekler yeşertmek yine senin elinde. Ona buna ne hacet. Komşu dediğin bile topu topu on beş dakika konuşacak seni. Sen konuşan taraf değil yaşayan taraf olduğunu unutma yeter. Kendime anlattığım cümleler bunlar benim.
Yüsra Arduç ile ilgili dosya da kapanmıştı artık. Akli dengesi yerinde değil raporu ile akıl hastanesinde tedavi görmek üzere tabiri caiz ise kapatılmıştı. Ela'nın serbest kalmasında da payım büyüktü anlaşılacak olan. Hayatta tutamadıklarımdan yine hüsran duyuyordum. Serdar Arduç ve Emre Eren Yurttaş, kurbanı olmuşlardı bu hayatın.
Cihangir ve Ela yaklaşık on iki gün kadar sonrasına nikah günü almışlardı. Ikisi de ıvır zıvır adetleri pas geçme taraftarı olmuşlardı. Hatta balayını bile planlamaya başladılar diyebilirim. Onların heyecanı beni mutlu ediyordu. Beni ayıran bir hüzün şehri olmuştu. Gözyaşlarıyla bir aşk beslemiştim, sonunda ölüm olduğunu zaten biliyordum. Unutabilmek gerekiyordu, yeni bir aşk avutmazdı. Yenilgiyi kabullenmiş olmak beni üzüyor olsa da, mutlu sonları çalanların mutluluklarını izlemek tek gayem olmuştu.
Boşandığım günden beri planladığımız bir ortam vardı ki, bu gece onu uygulayacaktık. Leyla, Bersu, Ela ve ben. Bir kutlama yemeğine gidecektik. Ben boşanmamı kutluyordum. Leyla evlenmesini, Bersu hamileliğini, Ela ise nikah tarihini. Hepsi bir nefesti işte. “Yıllar günler gibi akmaya başladığında, kaldır kadehini şairin satırlarına dedim ve her birimizin kadehleri tokuşurken üç günlük dünya diye ekledim. Her birimiz bunu hak etmiştik. Kadın kadına müthiş bir gece geçiriyorduk. Gece kulübünde rakı da içmezsin be demeyin, içiyorduk işte. Ceyhun ise aynı mekanda şarkılarıyla bize eşlik ediyordu. Önce saydım dedi kaç gün oldu kaç gece doldu. Ardından sürdü buluttan tarlaları ve dedi ki, yeter ki ıslak ıslak bakma öyle. Sesi Barış Akarsu’ya yakın desem inandıramam belki ama tam anlamıyla öyleydi. En son mor ve ötesine girdi. Her birimizden bir ses yükselmeye başladı.
Ne habersin ne türsün seni gören yollara dökülsün
Kul oldun köle oldun kurşun geçirmez cam oldun.
Bütün dünya izler durur afeti azam bekler durur
Hedefini al piyasanı al her şeyi al
Yandı dertler bitti tasa ben kurbanım bu cambaza
Iki gözüm kadar eminim ki sen yoksun.
Gecemizin muhteşemliği ertesi günümüze de yansımıştı. Duşumu aldım ve üzerimi giyindim. Bembeyaz bir kombin yapmaya karar vermiştim. Beyaz midi boy sırtının kısa bir bölümü çapraz askılı olan beyaz elbisemi üzerime geçirdim. Ayağıma beyaz bir converse giyindikten sonra saçlarımı düzleştirerek makyajımı yaptım. Sade fakat hafif ışıltılı bir makyajı tercih ettim. Başıma beyaz bir bağlanabilir bandana ile kurdele yaptım. Bugün yayınevine kitabımı yollayacak ve kliniğe gidecektim. Yaklaşık bir hafta önce final bölümünü yazarken bilgisayarım arıza yapmıştı. Bu kadar şeyle uğraşırken yedeklemeyi akıl etmediğimden, tüm kitap gitmişti. Yetmedi. Baştan yazdım, Allahın işi ki bir daha bilgisayar bozuldu hem de aynı yerde. Oturup ağlayacağım kıvamda iken Cihangir kurtarmayı başardı ve sonunda bitirmiştim. Çok imla hatası olduğuna emindim. Fakat umarım asıl hikaye tüm imla hatalarını kör ederdi. Temennim bu yöndeydi. Kitabı mail üzerinden yolladım ve değerlendirmesine göre yayınevine doğru yolculuğa çıkacaktı. Kliniğe geçişimin ardından Leyla hanım bahçede toplanmamız gerektiğini söyleyerek mutfağa doğru yöneldi. Bu sıcak havalara karşı bir mikser almış ve bize birer milkshake yapmıştı. Bu kadına bayılıyorum ben ya diye geçirdim içimden. Önüne beyaz bir tahta aldı ve Ceyhun’u da yanına doğru çekiştirdi. “Öncelikle Ceyhun milkshake nasıl bir şey diye sorunca, bende yapmak istedim. Gördüğüm üzere de bayılmış durumda. Ikinci olarak bizim size birkaç haberimiz var.” Leyla hanım sözlerinin ardından tahtaya bir isim yazıyordu Ceyhun ise anlatıyordu. Ilk isim Sebahat İnceçam olmuştu. Ceyhun konuşmaya başladı. “Sebahat İnceçam, Cihangir Karayel sayesinde içeriden çıkmış bulunuyor. Doktor Hifa hanım sayesinde anneliğinde hiçbir sorun görülmedi ve evladına kavuşturuldu.”
“Hadi be” dedim. “Çok mutluyum şu an. Anlatamam size.” diye de ekledim. Ardından devam ettiler. Ikinci isim ise Beril Akıncı olmuştu. “Sıradaki isim Beril Akıncı. Erdem Mirza’nın eski sevgilisi Betül Mirza’nın annesi ama aynı zamanda Cihan Akıncı’nın karısı. Biricik Uçar’ı öldürtme suçundan babası ile eşit ceza alacaktı fakat adam öldü. Ölmeseydi hala dışarıdaydı çünkü adamın olayda hiçbir suçu yok olarak gözüküyor. Avukat Emir Akıncı, tüm olayı çözen ve ailesini içeriye attıran kişi olmuş. Taşındığı haberini de es geçemeyeceğim. En başından beri de planı zaten sizi araştırmakmış çünkü annesi böyle istemiş. Erdem Mirza nasıl Müjde Karayel’e takıntılıysa, Beril Akıncı da Pusat Karayel’e aynı şekilde takıntılıymış. Zamanında madde bağımlısıyken tanışmışlar, ayrılma sebebi de zaten sizin aileniz olmuş doktor hanım. Tabi sizinkilerin bundan haberi yok. Emir beyin dediğine göre de, ilk başta her şey planlıymış ve sizden intikam alacakmış fakat sonra aşık olmuş fasa fisoları.” ağzım sonuna kadar açık fakat boğazım bir kör düğüm oluşturmuş hiçbir sözcüğü dışarıya çıkarmıyordu. Yutkundum ve hiçbir etkisi olmamış gibi konuşmaya başladım. “Bu dava da çözümlendiğine göre rahat bir nefes alabiliriz demektir. Aferim Ceyhun, ne güzel çalışmışsın öyle.”
Ceyhun da yine bir şey olmamış gibi gülümseyerek devam etti. “Haberlerimiz bu kadar. Vallaha abla kaç gündür bunlarla uğraşıyorum. Cihangir abi olmasaydı, ne yapardım bilmiyorum onun tavsiyelerini dinledim.”
Hepimiz gülümsedik. Anlaşılan Cihangir’in filmleri, kitapları, gazapizm hayranlığı ve verdiği gazı başkalarını da etkiliyordu.
. . .
Geçen koca bir hafta benim için huzur doluydu diyebilirim. Sabaha bir telefon ile uyanmış olmam beni daha da mutlu etti. Leyla hanım mail adresime göz atarken gördüğü şeyin heyecanı ile beni aramıştı. Değerlendirmeyi geçtiğimin haberini almıştım fakat henüz hiçbir yayınevinden cevap gelmemesi beni huzursuz etmişti. Sabaha üç tane yayınevinden geri dönüş alarak uyanmayı geçtim, birisinin İtalya’dan olması yatağımdan fırlayarak bilgisayara koşmama vesile olmuştu. O heyecan ile telefondan bakmayı tabiki akıl edememiştim.
Ve artık yeni bir hayat başlıyordu. Düğün sonrası İtalya kapılarını bana açıyordu. Ne demiştik; Geçmişi akla getirmezsen, gelecek daima senindir.