Ani kararımın sonucu ne mi olmuştu? Tam olarak karşımdaki görüntü olmuştu. Bir süredir devam eden ve maalesef ki canımı sıkan bir görüntü oluşmuştu. Küskünce kollarımı birbirine kavuşturup ona bakmaya devam ettim. Bu durum ne zaman bitecekti? Ne zaman ciddiye dönecekti? Cevap veremedim. Çaresizce sonucumla yüzleştim. Kenan, bana bakıp bakıp gülüyor. Ona şaka yaptığımı sanıyordu. Beni zerre kadar ciddiye almıyordu. Cidden anlamıyordum. Neden insanlar tarafından ciddiye alınmıyordum? Nedense herkes şaka yaptığımı sanıp gülüyordu. Annem, Güneş, Kenan ve daha nicesi... Bitmek bilmiyordu. Beni ne sanıyorlardı? Âlemin şakacısı falan mı? Yalan yok! Sinir oluyordum. Tıpkı şimdiki gibi... Bildiğin sabır savaşı veriyordum. İçimdeki kötü ses hiç susmuyordu. Sürekli bir şeyler söyleyip beni kışkırtıyordu.
"Kenan'ın yüzüne yüzüne bağır!"
"Sen beni çıldırtmak mı istiyorsun diye haykır!"
" Ya da en iyisi bir bardak dolu suyu yüzüne boşalt! Şaka mı gerçek mi bir bir görsün!"
İçimdeki ses, çok da mantıksız şeyler söylemiyordu. Yapmayı çok istediğim seçenekler sunuyordu. Bunun gibi bir sürü düşüncem vardı. Ama yapacak ortam yoktu. Ne bu anı mahvedebilirdim ne de planımdan vazgeçebilirdim. Az daha sabır göstermem gerekiyordu. Bunun farkındalığıyla hareket ettim. Sakin olmaya özen gösterip ona doğru seslendim.
"Kenan..."
Cevap gelmedi. Çünkü beyefendi kendince eğlenmekle meşguldü. Keyfine diyecek yoktu.
"Komik bir şey mi söylüyorum?"
"Evet!" dediğinde sabrın son doruklarında oyalandım.
"Bence hiç komik değil. Bu kadar gülünesi bir şey de değil. Abartıyorsun."
"Benim tarafımdan tam olarak öyle Nil! Beklemediğim bir anda beklenmeyen bir yerden gelen şakaydı. Ama güzeldi. Çokça güldürdün." dedi. Onun bu hâline daha fazla dayanamadım. Sesli bir şekilde iç çektim. Ha yalancı çoban ha ben... Kimse bana inanmıyordu. Her lafıma gülüyorlardı. Ne diyebilirdim ki? Allah sonumuzu benzetmesindi. Böyle yumuşak kalırsam inanacak gibi değildi. Daha ciddi kalmaya çalıştım. İnadına sesimi yükselttim.
"Şaka yapmıyorum Kenan. Keyfin bozulacak ama ortada bir şaka yok. Seninle bir konuyu konuşmaya çalışıyorum. Tabii gülmeye ara verirsen. Neden olmasın?" dedim. Yüzündeki tebessüm yavaşça silindi. Şükür! Kendine geldi.
"Ciddisin." dediğinde hızla baş onayı verdim.
"Hele şükür! Sonunda anlaştık." dedim. Susup bana baktı. Ben de mecburen yalanla doğruları karıştırdım. Ortaya bir hikâye çıkardım.
"Bir arkadaşım seni çok beğendi. Görür görmez etkilendi. Hani filmlerde olur ya... İlk görüşte etkilenme... Kız da aynen onu yaşadı. Sonra da bana seni sordu. Bekâr olduğunu öğrenince de tanıştırmamı istedi." dedim. Ama Kenan da hiçbir heyecanlanma belirtisi göremedim. Adam hiç sevinmedi. Bu iyi bir şey miydi? Kötü bir şey miydi? Kararsız kaldım. Yine Kenan'ın şüpheli yanını ortaya çıkardım. Art arda soruları dizdi.
" Kim bu arkadaşın? Beni nerede ve ne zaman gördü? Peki ya ben onu gördüm mü?"
"Sakin ol Kenan. Hangi birini cevaplayacağımı şaşırdım." deyip güldüm.
"Pardon! Mesleki alışkanlık."
"Orasını anladım. Ama merak etme. Hepsine bir cevabım var. İlk sorudan başlıyorum. Bu arkadaşım, çok eski bir arkadaşım. Arkadaşlığımız uzun yıllara dayanıyor. Ta lise yıllarından bugünlere kadar... O kadar güçlü bir dostluk. Ama maalesef onun işi yüzünden pek sık görüşemiyoruz. Ancak fırsat buldukça görüşmeye çalışıyoruz. Seni gördüğünde de bu nadir anlardan biriydi."
"O zaman çok sağlam bir dostluğunuz varmış." dediğinde tebessüm etmekle yetindim.
"Diğer sorularına gelecek olursam işe giderken seni gördük. Görüş o görüş, arkadaşım senden çok etkilendi. Sonra da zaten olanlar oldu. Sana fena kapıldı. Ama bugüne kadar sen onu ne gördün ne de tanıdın. Her şey onun seni görmesiyle başladı diyebilirim." dedim.
"Ne zaman oldu bu olay? Hangi gün? Belki görmüşümdür."
Bir duraksadım. Kafamın içinden günleri saydım. Ortaya rastgele bir gün attım.
"Sanırım geçen hafta perşembeydi." dediğimde arkasına yaslanıp beni izlemeye geçti. Mesleki alışkanlık mı desem? Yoksa Kenan'ın huyu mu bu desem? İkilemde kaldım. Adam hep sorgulayıcıydı. Sanki ben suçluydum o da beni sorgulayan polisti. Soruları olsun, bakışları olsun bir sorgu odasında gibi hissettiriyordu. Ben de bunu bile bile yalan söylemeye devam ediyordum. Korkmadan ateşlere yürüyordum.
"Sence yakışır mıyız Nil? Yan yana, huy huya uyar mıyız?" dediğinde gülümsedim. Güzel! İlk adımı atmıştı.
"Arkadaşıma ben kefilim Kenan. İyi kızdır. Sevimlidir, komiktir ve neşelidir. Onun yanındayken hiç sıkılmazsın. Seni zaten yıllardır tanıyorum. İyi bir adamsın. Güvenilirsin. Yuva kurulacak birisisin. Arkadaşımın senden daha iyi birisini bulacağını düşünmüyorum. Senin de aynı şekilde ondan daha iyisini bulacağını da... Tam birbirinize göresiniz. Var ya bir yan yana gelin, Ankara'nın en güzel çifti siz olursunuz. Hatta yılın çifti bile derim. Abartmıyorum. O kadar yakışırsınız." dedim. Abarttıkça abarttım. Kendimi tutamadım.
"O kadar mı eminsin? Bu lafları edecek kadar... Böyle konuştuğuna göre ruh eşimi bulmuş olman lazım. Ben ruh eşimi bulamadım. Ama sen buldun. Olaya bak." deyip güldü. Canım ne güzel de diyordu. Ruh eşim...Aynen öyleydi Kenan. Ben senin ruh eşindim. Sen bu zamana kadar bunu görememiş olsan da olay buydu. Kaderimiz ortaktı. Ah bir zamanı gelse. O zaman görecektin. Neyse ki az kalmıştı. Hem de çok az...
"Eminim. Altına imzamı bile atarım. Ruh eşi mi dersin? Kaderim mi dersin? Orasını bilemem. Ama bu kız, her ikisine de uyar. Demedi deme."
"Peki bu arkadaşının bir fotoğrafı var mı? Sen böyle hevesli hevesli anlatınca çok merak ettim. "dedi. Kahretsin! Hazırlıksız yerden yakalanmıştım. Böyle deli gibi översem olacağı buydu. Adam haklı olarak merak ederdi. Kim bu kadın diye... Ama buradan da çevirirdim. Yine yolumu bulurdum. Bozuntuya vermeden ona baktım.
"Vardı ama artık yok. Telefonum bozuldu. Fotoğrafların çoğu gitti." dedim. İyice yalana gömüldüm. Kenan, bana soru sordukça bu yalana gömülmeye devam edecektim. Ama bütün bunları iyi bir sonuca ulaşmak için yapıyordum. Sırf mutlu bir son olsun diye... Yoksa yalanı sevdiğimden değil. Allah'ım sen affet. Bu iş bitsin. Hayatımda bir daha yalan olmayacaktı.
"En azından tipini tarif et. Gözümde canlandırmaya çalışayım." dediğinde beni başka bir çıkmaza götürdü. Acaba rastgele birini mi uydursaydım? Sarışın mavi gözlü ya da kızıl yeşil gözlü birinden mi bahsetseydim? Kendi soruma kendim kızdım. Ne yapıyordum ben ya? İyice saçmalıyordum. Ya adamın aklına manken gibi bir kadın sokarsam. O da başka hayallere başka umutlara kapılırsa... Düşüncesi bile katlanılmazdı. Böyle şeylere hiç gerek yoktu. Sonuçta buluşma günü karşısına çıkacak kişi bendim. Herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmak istemezdim. Tamam! Ben de çirkin biri değildim. Ortalama güzellikte klasik Türk kızıydım. Kenan'ın aklına da kalbine de girebilecek güçteydim. Bu yüzden kendime güvenmeliydim. Çaktırmadan laf oyunlarıyla ona kendimi tarif etmeliydim. Yavaştan onu bu yola hazırlamalıydım.
"Güzellik diye soruyorsan net bir cevap veremem. Bilirsin güzellik görecelidir. Ama bana göre gayet güzel bir kadın. Esmer, güzel gözlü ve hoş gülüşlü biri... Boyu ne çok uzun ne çok kısa. Ortalama Türk kadını boyunda. Tabii senin yanında her türlü kısa kalacak. Orası ayrı bir konu. Çok kokoş da değil çok da paspal değil. Tam olması gereken ayarda. Her yere uyum sağlayabilecek bir tarzda. Ben daha anlatırım anlatmasına da... Yani ne kadar anlatırsam anlatayım boş kalır. Görmen lazım. Yüz yüze bir görüşmen lazım." dedim. Konuşmam biter bitmez, hemen başka bir soru yöneltti.
"Adı ne?"
Göbek adımı söylesem olur muydu ki? Dedemin koyun diye ısrar ettiği ama annemin inadı yüzünden koyulmayan ismimi söyleyebilirdim. Hem nereden bilecekti? Böylelikle isim konusunda yalan söylememiş de olurdum. Sonuçta dedem hâlâ bana Zeynep diyordu. Bunda hiçbir sakınca yoktu.
"Bu arkadaşının bir adı var. Değil mi?" deyip güldü. Karşılık olarak hızla cevap verdim.
"Adı Zeynep."
"Güzel isimmiş."
"Ne diyorsun? Beni kırmayıp onunla görüşecek misin?"
"Bilmiyorum Nil. Çok ani oldu." dediğinde sıkıntıyla nefes alıp verdim.
"Sen zaten evlenmek istemiyor muydun? Ben de sana kaderindeki insanı getiriyorum. Annem gibi bir orduyu başına toplamıyorum. Emin olduğum tek kişiyle görüş istiyorum. Bak normalde kimseye bu kadar ısrar etmem. Ama siz başkasınız. Göz göre göre, oluru olan bir şeyi yok sayamam. Lütfen beni kırma. Onunla yüz yüze görüş." dedim. İnadıma bakışlarımla da devam ettim. Bu bakış, her zaman işe yarardı. Ki şimdi de yaramıştı. Kabullenmek zorunda kalmıştı.
"Peki. Sırf senin hatırın için kabul ediyorum. Numarasını bana atarsın. Bir görüşürüm." dedi.
"Tamamdır. Pişman olmayacaksın." deyip heyecanla sırıttım. İşte bu kadardı! Gerçekten de pişman olmayacaktı. Memnun kalması için elimden geleni yapacaktım.
"Pastana hiç dokunmamışsın. En sevdiğin şey değil miydi?" dediğinde gülmeyi kestim. Kendime geldim.
"Normal bir gün olsa afiyetle hepsini yer bitirirdim. Ama sanırım malum olay iştahımı kapattı. Kusura bakma. Hem aldırıp hem yiyemedim."
"Saçmalama Nil. Miden almıyorsa zorla yedirecek hâlimiz yok ya. Kendini zorlama." dedi.
"Artık kalkalım mı?"
"Aynen geç oldu. Seninkiler de seni merak etmesin." dedi. Kenan, hesabı öderken ben de yavaştan ayağa kalktım. Ama hiç hoşuma gitmeyecek bir olay yaşadım. Ayakkabı çok fena ayağıma vurdu. Otururken bu kadar sızlamıyordu.Hem ayakkabının zorluğu hem de uzun süre onları giymiş olmam buna neden oldu. Yüzümü hafifçe buruşturdum. Zar zor birkaç adım attım. Dayanabilirim sandım. Fakat başaramadım. Acıyla inledim. Kenan merakla bana seslendi.
"Nil..."
Her şey yolundaymış gibi davrandım. Zoraki tebessüm ettim.
"Efendim?"
"İyi misin?"
"Evet!"
"Emin misin? Acı çekiyor gibi görünüyorsun." deyip merakla beni süzdü. Daha fazla gerçeğimden kaçamadım. Yüzümü sahtelikten arındırıp gerçeğimi yansıttım. Hüzünle ona baktım.
"Ayakkabı canımı acıtıyor Kenan."
Bakışları ayağıma kaydı. Gördüğü manzara karşısında onaylamaz bir bakış attı.
"Buna ayakkabı denmez ki resmen işkence aleti. Ayaklarına yazık. Kaç saattir bunlarlasın?"
"İlk başta her şey yolundaydı. Sonradan ayağıma vurmaya başladı." deyip suratımı astım. Acısından ağlayacak duruma geldim.
"Bu böyle olmayacak. Ayakkabılarını çıkar." dediğinde şaşırdım. Ayakkabısız ne yapacaktım ki ? Yalın ayak mı yürüyecektim? Bunun endişesini yaşarken Kenan açıklama yaptı.
"Seni arabaya kadar ben taşırım." dedi. Hemen gözümün önüne filmlerden bir kare geldi. Sanki romantik bir filmin içine girmişim gibi hissettim. Öylesine heyecanlanıp mutlu oldum. Yaşasın! Bir kez de ben başrol olacaktım. Sonunda ben de bu anlardan birinde yer alacaktım. Tabii bu hayali hep Leonardo ile kurmuştum. Ama gerçeğim Kenan olmuştu. Böyle daha güzel olmuştu. Valla keyfime diyecek yoktu.
"Ayakkabını çıkaracak mısın?"
"Nil! Sana diyorum." dediğinde gerçekliğe dönüş yaptım. Maalesef film evreninde değildik. Hemen kabul edemezdim. Dünden hevesli gibi görünemezdim. Yine aynı taktiği uygulamalıydım. Bir iki naz sonra kabul ediş...
"Hiç gerek yok. Arabaya kadar gidebilirim."
"Bile bile kendine bu işkenceyi mi çektireceksin?"
"Şuradan şuraya dayanırım. Ne olacak ki?"
"Burada bile zorlandın Nil."
"Sana yük olmak istemiyorum." dediğimde güldü.
"Kuş kadar hafifsin. Saçmalamayı bırak. Yük falan olmazsın. Rahat ol." dedi.
"Peki. Teşekkür ederim." deyip ayakkabılarımı çıkardım. Sıkıca tutup Kenan'a baktım. Boy farkı yine ortaya çıkmıştı. Topuklunun mucizesi de buraya kadardı. Gerçekler bunlardı. Ama benim için bir sıkıntı yoktu. Sadece müstakbel kocam fazla uzundu. O kadar!
"Hazır mısın?" deyip izin aldı. Usulca onay verdim. Bedenim yavaşça yukarı çıktı. Onun kolları tarafından sıkıca sarıldı. Gözlerim direkt onun gözlerini buldu. Oradan hemen kopamadı. Uzun uzun o koyuluklara takıldı. Güzel gözleri vardı. İnsana huzur verecek kadar güzeldi. Güvende hissettirecek kadar sıcaktı. Onun yanında huzurluydum. Onun yanında güvendeydim. Ve sanırım mutluydum. Acaba o da benim gibi hissediyor muydu? Bana bakarken mutlu oluyor muydu? Bunu bilememek canımı sıkıyordu. Zaten nedense hep gözlerini kaçıran ilk o oluyordu. Şimdi de aynı şeyi yapmıştı. Bakışlarını benden uzağa çekmişti. Ben hariç her yere bakmıştı. Buna biraz içerlesem de fırsatı değerlendirmek istedim. Hem doya doya ona baktım hem de parfümünü kokladım. Çok güzeldi! Umut, parfüm neymiş? Kenan'dan öğrenmeliydi. Adam işini biliyordu. Kenan'a baktıkça düşüncelerime şekil verdim. Allah'ım şu kollara şu güce bak. Beni ne güzel de taşıyordu. Zerre zorlanma belirtisi göstermiyordu. Çok iyiydi! Kollarına dokunmamak için kendimi zor tutum. Arabaya yaklaştığımızı fark edince heyecanımın yerini hüzün aldı. Ondan kopmak istemedim. Ama gerçeğe karşı da direnemedim. Diğer eliyle kapıyı açıp beni usulca koltuğa bıraktı. Gülüp ona baktım.
"Teşekkür ederim.
"Rica ederim." deyip şoför koltuğuna geçti. Yolculuk bir öncekine göre daha sakin ilerledi. Ben de bir süredir bakmadığım telefonuma baktım. Şaşırtmayan bir manzarayla karşılaştım. Koca bir mesaj yığınıyla... İlk hakkımı Güneş'ten yana kullandım.
"Ne yaptın kanka? Merak ettim."
Hemen bir cevap yazdım.
"Her şey yolunda. Yüz yüze konuşuruz."
Diğer mesajlara da baktım. Biri annemden gelmişti. Merakla ne gönderdiğine baktım. Genç bir kadının fotoğrafıydı. Siyah kıvırcık saçlı güzel bir kadındı. Kim olduğunu soracaktım ki o benden önce davrandı. Fotoğrafın altına bir yazı döşedi.
"Nasıl? Umut beğenir mi? Yarın bir görüştüreyim diyorum."
Tabii İlayda harekete geçince annem de duramamıştı. Hemen arayışa geçmişti. Ama sorun şu ki benim de diğer rakibi olduğumdan habersizdi. Mecbur rakiplik görevimi yapacaktım. Mirası almak için çabalayacaktım.
"Kız çok güzel. Ama ağabeyimin pek tipi değil. Bence biraz daha araştır."
"Öyle mi diyorsun?"
"Evet. Yine de kendin bilirsin. Ben işini sağlama al diye diyorum."
"Tamam kızım. Sen nerede kaldın?"
"Yoldayım anne geliyorum."
Bu konuşmayı da bitirip diğer konuşmaları es geçtim. Telefonu kapatıp yolu seyrettim. Bu sırada Kenan'ın sesini duydum.
"Güneş'ten bir haber var mı?"
"Evet. Şimdi konuştum. Her şey yolundaymış." dedim.
"İyi bari çok korkmuş görünüyordu."
Yeni bir yalan söylememek için bir şey diyemedim. Sessizliğe çekildim. İyice arkama yaslandım. Eve yaklaştığımızı anlayınca gözlerimi sıkıca kapattım. Şimdi o merdivenleri hiç çıkamazdım. Ayaklarım feci ağrırken asla olmazdı. Ama Kenan beni tekrar taşırsa böyle bir derdim de kalmazdı. Rahat rahat evime varırdım. Bu yüzden, uyku numarası yapmak güzel bir çözüm olabilirdi. Hem Kenan uyuyan birine kıyabilir miydi? Cevabını veriyorum. Asla! Uyandırmaya kıyamaz. Nazikçe taşırdı. O zaman, yalandan uyama serüvenini başlatıyordum. Kurduğum hayallere, gülmemek için kendimi zor tuttum. Uyuyormuş numarası yapmaya çalıştım. Bir süre sonra araba durdu. Heyecanım zirveye çıktı.
"Nil..."
"Geldik."
Bir sessizlik yaşandı. Galiba bana doğru baktı.
"Uyudun mu?"
"Nil!" diye tekrarladı. Boşuna uğraşıyorsun Kenan. Uyku numarası yapmak benim işimdi. Bu konuda bir numaraydım. Zamanında kimleri kimleri inandırmıştım? Seni mi inandıramayacaktım? Söz konusu bile olamazdı. Şimdi lütfen beni o güçlü kollarına alıp taşı. Hevesle beni taşımasını beklerken Kenan'ın telefonu çaldı. Bir yanım deli gibi merak etse de numara yapmaya devam ettim. Bir taraftan da onu dinledim.
"Efendim kardeşim?"
"Şimdi geldim. Bu arada yanımda Nil de var."
Kiminle konuşuyordu? Yoksa tahmin ettiğim kişiyle mi? Yok! Yok! Lütfen olmasın.
"Aynı mekânda karşılaştık. Şimdi de uyuyakaldı."
Böyle şansa edeyim ya... Kesin Umut ile konuşuyordu.
"Tamam kardeşim. Bekliyorum."
"Yalnız ne olur ne olmaz, rahat bir ayakkabı da getirsene. Ayakkabısı vurmuş da... Yürürken zorlanıyor." dedi. Tek bir cümleye düştüm. Kenan beni de mi düşünürmüş? Ne kadar ince düşünceliydi? Buna da düşülmezse neye düşecektim ki? Cidden etkilenmiştim.
"Tamamdır." deyip konuşmayı sonlandırdı. Biz şimdi ciddi ciddi Umut'u mu bekliyorduk? Oysa ne ummuştum? Ne bulmuştum? Hayaller Kenan hayatlar Umut'tu. Of Umut ya! Şu an ona aşırı gıcık kapıyordum. Ne vardı da Kenan'ı aramasaydın? Ama Umut durur mu? Adamın resmen içine doğuyordu. Kısmetime engel oluyordu. Çıldırıyordum. Çok geçmeden kapım açıldı. Hemen ardından Umut'un sesi duyuldu.
"Nil..."
"Uyan kardeşim." deyip koluma dokundu. Art arda seslenmeye devam etti. Kenan, onu durdurmaya çalıştı.
"Nil çoktan derin bir uykuya geçmiş. Hiç uğraşma."
"Sorun yok. Ben uyandırmasını bilirim." dediğinde gözüm korktu. Çocukken ki uyandırış biçimleri aklıma geldi. Kulağımın dibinde bağırması, yüzüme su dökmesi ve şarkı söyleye söyleye uykumun içine edişi... Şimdi çocukluğu aklına gelirdi. Bir manyaklık yapardı. Hiç göze alamazdım. Gözlerimi yavaşça araladım. Sanki yeni uyanıyormuş gibi yaptım. Şaşkınca ona baktım.
"U-Umut..."
"Günaydın kardeşim." deyip gülümsedi. Elimi başıma götürüp ovaladım.
"Of ya! Uyuyakalmışım."
"Sana terlik getirdim. Hadi onu giy de eve geçelim." dediğinde arabadan indim. Terlikleri giydim. Kenan'a doğru bir bakış attım.
"Teşekkür ederim."
Umut'un bakışları da o tarafa döndü.
"Eyvallah kardeşim." dedi.
"Aynı yerde oturuyoruz. Tabii bırakacaktım." dediğinde Umut'un bakışları, ikimizin arasında gezindi.
"Şansa bak. Aynı yere gitmişsiniz."dedi.
"Biz de şaşırdık. Bir baktık ki karşı tarafta Kenan var." deyip şüphelerini silmeye çalıştım.
"Güneş nerede? Onunla gitmeyecek miydiniz?"
"Tam döneceğimiz vakit, onun bir işi çıktı." dedim. Neyse ki fazla uzatmadı. Hep beraber apartmana yöneldik. Onlar önden ilerlerken ben de arkadan onları takip ettim. Şansıma bir kez daha lanet ettim. Şu merdivenlerden Kenan'ın kucağında çıkmak vardı. Ama sağ olsun, Umut yüzünden yan yana bile duramamıştık. Hemen Kenan'ı çekip yanına almıştı. Sinirle arkalarından bakıp kendimce söylendim.
"Hayallerimin katilisin Umut."
"Alacağın olsun."
Hele o da birinden hoşlansın, ben de ona aynı gıcıklıkları yapmazsam benim adım da Nil değildi. Görürdü o! Tam bunları düşünürken Umut bana doğru döndü. Dikkatle bana baktı.
"Epey arkada kaldın. Ayağın çok mu ağrıyor? Koluna gireyim mi?" dedi.
Sen değil de Kenan deseydi olurdu. Of Umut! Hep hayallerimi çalıyordun.
"Yok iyiyim ben. Siz devam edin." dedim. Kenan ile ancak bizim evin önüne gelince göz göze gelebildim.
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar." deyip gülümsedim. Ama içten içe yollarımızın tam burada ayrılışına üzüldüm. Arkasından bir süre bakakaldım. Bugün yollarımız ayrılmıştı. Ama bir gün hiç ayrılmayacaktı. O evde benim de bir yerim olacaktı. Ayları ve hatta günleri sayıyordum. Az kalmıştı Kenan. Çok az!
*********
Şu an ,biri ne hissediyorsun diye soracak olursa, ona vereceğim pek çok cevabım vardı. Heyecan, stres ve gerginlik... Bunların kısa bir özetiydi.
Maceraya atılırsam olacağı buydu. Ne sızlanmaya ne de şikayet etmeye hakkım vardı. Bunu ben istemiştim. Bile bile lades demiştim. Derin bir iç çekip yeni telefona baktım. Güneş sayesinde buna ulaşmıştım. Yeni bir telefon ve yeni bir numara, işimi görecekti. Kısa bir süre, Zeynep yolculuğunda bana eşlik edecekti. Saati kontrol ettikten sonra kararsız kaldım. Kenan, şimdi müsait olmayabilirdi. İki saat daha bekleyip öyle mesaj atabilirdim. Elimdekini bırakıp kendi telefonuma baktım. Önüme birkaç bildirim düştü. Güneş beni bir fotoğrafta etiketlemişti. Dünün fotoğraflarından biriydi. Hemen beğenip bol övgülü bir yorum yaptım. Ben hâlâ bir fotoğraf koyamamıştım. Güneş atınca benim de atasım geldi. Hızla fotoğraflardan birini seçip hesabıma yükledim. Kenan'a mesaj atana kadar kafamı dağıtmak istedim. Fotoğrafı yükler yüklemez, önüme bir sürü bildirim düştü. Neye uğradığımı şaşırdım. Kendimce söylendim.
"Ne oluyoruz ya?"
"Yuh! Herkes buradaymış."
Resmen bildirim yağmuruna tutulmuştum.Ne o? Yoksa herkes bu anı mı beklemişti? Bu bildirimlerin başka bir açıklaması olamazdı.İlk yorum, annemden gelmişti.
Zerrin Aksu- Çok güzel olmuşsun kızım.😍❤️
Güneş Onay- Canım arkadaşım günümü güzelleştirdin. Bu ne güzelliktir?🔥♥️
Sayfayı yeniledikçe artmaya devam etti. Yengem de bir yorum attı.
Döndü Aksu- Maşallah çok güzelsin. Seni çok seviyorum.🙏♥️
Annem de ona cevap verdi.
Zerrin Aksu- Tabii güzel olacak. Ben doğurdum. Canım kızım benim. 😍😍
Döndü Aksu- Aynı baba tarafına çekmiş abla. Seninle bir alakası yok gibi.😂😂
Zerrin Aksu- Yakın gözlüğünü takıp öyle bak. Aynı anne tarafı...😠😡
Döndü Aksu- Yok abla. Yine aynı.😂
Keşke yorumlara kapatsaydım. Şuna bak! Fotoğrafın altı sohbet havasına dönmüştü. Halam da bu duruma ortak olmuştu. Kavga ha çıktı ha çıkacaktı.
Selma Aksu- Aynı bana çekmiş. Halasının bir tanesi...♥️
İlayda Aksu- Aşk olsun hala. Ben sana çekmemiş miyim?🙄
Selma Aksu- Ben öyle bir şey dedim İlayda?
İlayda Aksu- Hani bu sülalenin en güzel kızı bendim. Şimdi ne oldu?🙄🙄
Selma Aksu- Onu kim dedi? Ben mi dedim? Hepiniz güzelsiniz. Uzatmayın kızım.
Allah'ım sen sabır ver! Çevremdeki hiç kimse normal değildi. Fotoğrafın içine etmişlerdi. Heves meves kalmamıştı. Tam sayfadan çıkacağım vakit, bir bildirim daha geldi. Biri takip isteği göndermişti. Merakla açıp baktığımda heyecanımı zirveye çıkaran o kişiyi gördüm. Kenan Saygın, bana takip isteği göndermişti. Heyecanla sevinç çığlığı attım.
"İşte bu!"
"Demek ki yokluğumu fark ettin."
"Sonunda kafana dank etti."
Gülüp takip isteğine bakıp durdum. Kalbim, onayla geç diyor. Aklım saçmalama dur diyordu. Beni ikilemde bırakıyordu. Ama sevincim hepsini gölgeliyordu. İçimden sevinç dansları yapmak geliyordu. Olaya bak! Bu zamana kadar beni takip etmeyen adamın, bugün beni takip edesi tutmuştu. Bu da doğru yolda olduğumun bir göstergesiydi. İlgisi bana yönelmişti. Bu yolda devamdı. Takip isteğini ne kabul ettim ne de reddettim. Beklemede bıraktım. Tabii ki de beni takip etmediği günlerin acısını çıkaracaktım. Onu biraz zorlayacaktım. Sonrasına bakacaktık. Sayfamdan çıkıp bilgisayarıma yöneldim. Oradan da başka bir uygulamaya geçtim. Yazmanın tam sırası olduğunu hissettim. Hızla bölümün başlığını attım.
BİR SEN BİR BEN BİR DE MİRAS♥️
Başlangıcı bir şarkıyla yapmak istiyorum. Bu şarkı, benim şu anki durumumu anlatıyor. Hazırsanız başlıyorum.
"Kimler kimler yuva kuruyor?
Ben niye kuramıyorum?
Yazgımla kanlı bıçaklı
Kalbim hep alacaklı
Hayalim üç kelime o da şöyle
Evli, mutlu, miraslı..."
Nasıl ama? Tam benlik değil mi?
Evet! Şarkının sonunu değiştirmiş olabilirim. Ama şimdilik bir çocuk düşüncem yok. Daha çok miras düşüncem var. Bence bu şarkı tam olarak beni anlatıyor. Hem yuva kurmak istiyorum hem mutlu olmak istiyorum hem de o mirasa ulaşmak istiyorum. Ve sanırım doğru yolda ilerlemeye devam ediyorum. Neden diye soracaksanız, hemen cevabını vereyim. Sık sık tesadüflerle, benim yakışıklının ilgisini çekmeyi başardım. Aklına iyice bir yerleştim. Ona gerçekleri söylemek istedim. Ama ani bir itirafla her şeyi batıracağımdan korktum. Bu yüzden, bir yalan uydurdum. Birinin onu çok beğendiğini ve ısrarla onunla tanışmak istediğini söyledim. İlk başta karşı çıksa da sonunda o kişiyle tanışmayı kabul etti. Ama asıl sürprizi, o gün yaşayacağından habersiz. "Sürpriz mi? Ne sürprizi?" dediğinizi duyar gibiyim. O günün sürprizi benim. Evet! Evet! Doğru duydunuz. Benim! Karşısına çıkacak kişiyim. Tamam! Bu yaptığım tam bir çılgınlık. Ama nerede çılgınlık varsa ben oradayım. Daha karşısına çıkacağım vakit belli değil. O güne kadar kalbine de aklına da girmeye devam edeceğim. Ve umuyorum ki o gün karşısına çıktığımda onu mutlu edeceğim. Bütün bunları daha mutlu bir yaşam için yapıyorum. Hem atalarımız ne demiş? Mutluluğun formülü çok açık. O da evli, mutlu, miraslı...♥️
Tabii ki şaka yapıyorum. Ama bence demelilerdi. 😂 Bir gün bunların hepsine ulaşacağım. O zaman da dünyanın en mutlu insanı belki de ben olacağım. Göreceksiniz.♥️
- Bölüm Sonu -
