Aynadaki yansımama bakıp dikkatle kendimi inceledim. Bu akşam, bambaşka biriydim. Daha özenli daha dikkat çekiciydim. Sırf saçlarımı yaptırabilmek için mahalledeki kuaföre gitmiş. Bir sürü sıra beklemiştim. Saçım hafifçe sönmüştü. Ama kurtarırdı. Makyaj desen on numaraydı. Tek rujumu sürmek kalmıştı. Tercihim bordo rujdan yanaydı. Hızla elime alıp dudaklarımın üzerinde gezdirdim. İyice yedirdikten sonra alıcı bir gözle tekrar kendimi inceledim. Yapılı saçlar, dikkat çekici makyaj ve şık bir elbise... Bu görüntümle çoktan akşama hazırdım. Tek eksiğim, topuklu ayakkabılarımdı. Güneş'in dizdiği ayakkabılara bakıp uygun bir şeyler bulmaya çalıştım. Hepsi ultra yüksek topuklu ayakkabılardı. Bana göre fazla iddialılardı.
"Bunlar çok yüksek değil mi?" dediğimde makyaj yapmayı kesip bana doğru döndü.
"Hayır Nil! Gayet gideceğimiz yere uygun türdeler. Tam idealler."
"Bu topuklar kaç cm? Merak ettim."
"Sanırım on beş cm falan var." dediğinde gözlerimi irice açtım.
"Yuh Güneş! Bunlar bizi düşürmesin. Allah korusun sakatlanmayalım."
"Rahat ol canım. Kendine güven. Emin adımlar at. Gerisi kolay. Zaten topuklulara aşinasın. Buna da alışacaksın." dediğinde pek emin olamadım. Bunun üzerine tekrar açıklama yapma gereğinde bulundu.
" Şöyle düşün. Bu topuklularla ancak Kenan'ın boyuna yetişebilirsin. Ayrıca topuklu dediğin kadına hoş bir hava katar. Seksi bir hava oluşturur. Buna hem kadınlar hem de erkekler bayılır. Bu yüzden şikayet etmeyi bırak." dedi. İtiraz etmedim. Bu konuda haklıydı. Herkes yaparsa ben de yapabilirdim. Hiçbir eksiğim, hiçbir korkum olmamalıydı. Hızla ayakkabılardan birini seçtim. Siyah zarif bir ayakkabıydı. Vakit kaybetmeden giyinip aynanın karşısına geçtim. Görünüş olarak harikaydı. Bir çekiciliği vardı. Ama rahatlık olarak aynı şeyi söyleyemeyecektim. Oturmayan bir şey vardı. Ben de çözümü, alıştırma yapmakta buldum. Odanın içinde yürümeye çalıştım. Hem alıştırma olsun hem de ayağım rahat etsin istedim. Ben odayı birkaç kez turlarken Güneş de hazırlanmayı bitirdi. Gülerek beni inceledi.
"Maşallah benim arkadaşıma."
"Şu güzelliğe bak!"
Art arda övgü dolu sözler etti.
"Kesin Kenan'ı düşüreceksin. Fıstık gibi oldun be!"
"Öyle olsun lütfen! Bunda bile aklına düşmezsem diğer zamanları düşünemiyorum. Kendime güvenim zedelenir." dedim.
"Korkma Nil. Ben sana olacakları söylüyorum. Kenan'ın aklını çeleceksin. Hadi diyelim o olmadı. Başkalarının aklına düşeceksin. Bekâr, yakışıklı ha bir de zengin oldu mu? Yaşadın." deyip kahkaha attı. Kendince dalga geçti. Sinirle koluna bir tane geçirdim. Şak diye ses çıkarken hayretle bana baktı.
"Oha! Manyak!"
"Pardon! Biraz fazla oldu. Elimin ayarını bulamadım da..."
" Acıttın lan! Deli gücün var. Senin ayarına edeyim Nil!" deyip mızmızlandı. Gönlünü almak için kolunu ovaladım. Bir taraftan da konuştum.
"Sen de benimle dalga geçme Güneş! Sanki koca bulmayı gidiyorum."
"Öyle değil mi? Kenan da senin koca adayın."
"Öyle ama... Of konuştuğumuz konuya bak!" deyip konuyu toparlayamadım. Güneş hem haklıydı hem haksızdı.
"Ne oldu arkadaşım? Bir sessizlik oluştu." dediğinde derin bir iç çektim. Telefonumdan saati kontrol ettim. Akşamın sekiziydi. Ama Kenan'ın kaçta gideceğini bilmiyorduk. Yaklaşık yarım saat önce evine girmişti. Ve hâlâ çıkmamıştı. Yani bir gürültü duymamıştık. Yine de ara ara kontrol etmekten kendimi geri alamadım. Kapıya yaklaşıp bir gözümü kısıp diğer gözümü kapı dürbününe yaklaştırdım. Yine aynı şeyi yaşadım. Bir boşlukla karşılaştım.
"Keşke Kenan'ın çıkma saatini de bilebilseydik." diye söylendim.
"Kusura bakma. O kadarını öğrenemedim. Ama bu akşam kesin bir buluşma var. Sabah da evden çıkarken biriyle konuşuyordu. Mekânı tarif ediyordu."
"Kiminle konuşuyordu? Kadın mı? Erkek mi?"
"Nereden bileyim Nil! Ben müneccim miyim?" dediği sıra, apartmandan bir hareketlilik duyuldu. Hızla dürbüne baktım. Ve beklenen manzaraya ulaştım. Kenan'ı gördüm. Evden çıkıyordu. Görebildiğim kadarıyla çok şık duruyordu. Bir insana, beyaz gömlek ancak bu kadar yakışabilir dedirtiyordu. Kendimi tutamayıp iç sesimi dışarı aktardım.
"Vay anasına..."
"Bu Kenan amma da yakışıklıymış. Bu zamana kadar nasıl fark edememişim ki?"
Arkadan Güneş'in gülme sesi geldi.
"Çünkü bakar kördün arkadaşım. Önündeki güzelliklerin değerini bilemiyordun. Neyse geç olsun ama güç olmasın diyelim. Buna da şükür." dedi.
"Ben öyleydim de sen niye uyarmıyorsun? Gözümü açmıyorsun."
"Sana yıllardır dil döküyorum Nil. Gözünü açmaya çalışıyorum."
"Tamam ama Kenan konusunda da aynı şeyi yapsaydın ya..." dediğimde onaylamaz bir şekilde beni inceledi.
"Adamın bir ara sevgilisi vardı. Öyle kısa bir ilişki de değildi. Unuttun mu?"
"Neyse bitti gitti. Hiç hatırlatma." deyip suratımı astım. Tekrar dürbünden baktım. Kenan, kapısını kilitleyip telefonuna baktı. Saniyesi geçmeden hızla aşağı indi. O anın heyecanıyla Güneş'e döndüm. Baş onayı verdim. Artık başlıyorduk. Planımızı başlatıyorduk. Emin olmak için beş dakika kadar bekledik. Sonrasında harekete geçtik. Koca merdivenler bizi beklerken, bir kez daha asansörümüzün olmayışını lanet ettim. Oysa şu an, en çok ihtiyacım olan şey bir asansördü. Ama yapacak bir şey yoktu. Düşmemeye özen göstererek merdivenlere yöneldim. Kendimi ip üzerinde yürüyen bir cambaz gibi hissettim. Tek farkım onlar kadar profesyonel kalamadım. Sarsıla sarsıla ilerledim. Bizim evin önünden geçerken duraksadım. Annemden kız kıza takılacağız diye izin almıştım. O da bir değişiklik olsun diye kabul etmiş. Ama erken gelmemi istemişti. Neyse buna da şükürdü. Allah'tan ne amaçla gittiğimi bilmiyordu. Yoksa işler değişirdi. Güneş, bunu bildiğinden omzumdan dürtüp gülümsedi.
"Seni Umut'a şikayet edeyim mi? Zile basıp kardeşinin gözü arkadaşında diyeyim mi?"
Telaşla etrafa baktım. Parmağımı dudağıma götürüp sus işareti yaptım.
"Neden susacakmışım? Kendini şimdiden ayarlasın. Düğünümüz var dostlar!"
"Şakanın sırası mı Güneş? Sus gözünü seveyim. Biri duyacak."
"Şakanın sırası olmaz tatlım. Hem merak etme. Kimse duymamıştır. " deyip göz kırptı. Koluna girip onu da hızlı yürümesi için yönlendirdim. Aniden birileri çıkar, rezil falan olurduk. Hiç uğraşamazdım. En iyisi, hemen burayı terk etmekti. Çabucak dışarı çıkıp önceden ayarladığımız taksiye bindik. Yol biraz uzundu. Yaklaşık kırk dakikası vardı. Güneş bunu fırsat bilip sevgilisiyle konuşurken ben de arkama yaslandım. Telefonuma baktım. Akraba grubundan mesaj geldiğini gördüm. Öyle bir iki mesaj değildi. Bildiğin yoğun bir mesaj trafiğiydi. Herkes bir şey yazmıştı. Dedikodu kazanı kaynamıştı. Merakla okumaya başladım.
Gönderen: Amcam
Size her an hayırlı haber verebiliriz. Allah nasip ederse çok güzel şeyler olacak.
Gönderen: Halam
Hayırdır kardeşim? Merakta bıraktın.
Gönderen: Amcam
Hayır ablam hayır. Yaza düğün yapabiliriz.
Gönderen: Halam
Hiç haberim yok. Ne ara oldu? Kim? İlayda mı?
Gönderen: Yengem
Konuştuğu birisi varmış. Bizim de yeni haberimiz oldu. Yaza inşallah kızım gelin olacak.
Gönderen: Annem
Bak sen şu işe. Hem düğün hem miras... Ne güzel tesadüf!
Gönderen: Amcam
Yok yenge. Olur mu öyle şey? Tek isteğimiz kızımız mutlu olsun. Darısı senin çocuklarının başına olsun.
Mesajların geri kalanını okumayı başaramadım. Sinirle kaşlarımı çattım. İlayda durmuyordu. Hep olduğu gibi yine o kazanmak istiyordu. Başarılı da o olacaktı. Sevilen de o olacaktı. Bize hiçbir şey bırakmayacaktı. Tek niyeti buydu. Onu iyi tanıyordum. Böyle giderse mirası da o olacaktı. Bir kez daha onun başarmasına dayanamazdım. Yine yenilmenin acı hissini tadamazdım. Moral bozmak yoktu. Ona rağmen ve hatta bu mesajlara rağmen savaşmaya devam edecektim. Bu akşam, kendimi aşacaktım. Bu kez, ben kazanacaktım. En büyük ters köşe ben olacaktım. Böyle yapa yapa, kendime gaz verirken telefonum titredi. Bu sefer, mesaj ağabeyimdendi.
-Nereye gittin? Evde yoksun.-
Ay bir bu eksikti. Ne var? Bir kere de ben evde olmasam. Ama Umut durur mu? İlla bilgi alacaktı. Haberi olacaktı. İçimden bir ses, bir çılgınlık yap kocaya kaçtım de diyordu. Umut'un yüz ifadesini düşünüp güldüm. Bana göre komik olurdu da onun için aynı şeyleri söyleyemezdim. Başıma gelecekleri bildiğimden hiç denemiyordum. Şaka falan dinlemez, ortalığı ayağa kaldırırdı. Hiç uğraşamazdım. Net bir cevap yazdım.
-Dışarıya çıktım. Annemin haberi var.-
Anında cevap geldi.
-Nereden çıktı bu gezme? Hiç akşamları dışarı çıkmazdın.-
Aklı sıra, bir sevgilim olup olmadığını kontrol ediyordu. Ama garibim bilmiyordu ki... Onun arkadaşına yazıyordum. Tamam! Böyle söyleyince bir garip oluyordu. Ona da hak veriyordum. Ama niyetim gönül eğlendirmek değildi. Ciddi ve samimiydim. Kenan'a taliptim. Bir gün, bunu sen de öğrenecektin. Fakat şimdi değil.
-Ben de bir insanım ya... Hava alabilirim.-
-Tamam çok geç kalma.-
-Tamam!-
-Atar yapma kardeşim.-
-Of!-
Daha fazla telefonda oyalanmak istemedim. Telefonu kapatıp çantama koydum. Dışarıyı seyretmeye koyuldum. Güneş de yol bitene kadar sevgilisiyle konuştu. Maşallah! Bir bitiremediler. Canım, aşkım, bebeğim... Yaa ben seviyorum. Hayır ben de daha çok seviyorum. Sürekli dönüp dolaşıp aynı yere geldiler. Onları dinlerken ben bunaldım. Cidden sevgili olmak böyle bir şey miydi? Sürekli telefonda konuşmak mıydı? Karşılıklı olarak aptal aptal gülümsemek miydi? Ya da varlığını herkese kapatıp sadece ona açmak mıydı? Bilemedim. Merakla Güneş'i inceledim. Tüm sebepleri boş vermiştim. Şu hâli bile özenilesiydi. Mutluydu. Hem de çok mutlu... Bildiğin gözlerinin içi gülüyordu. Bir gün ben de onun gibi olabilir miydim? Onun kadar mutlu durabilir miydim? Sanırım istiyordum. Onun kadar sevilmek ve sevmek... Bu bir kıskançlık değildi. Sadece özenmekti. Ya da imrenmekti. Umarım bir gün, ben de bu hissi yaşayabilirdim. Sevilen ve seven, bir kadın olabilirdim. En az Güneş kadar parlayabilirdim. Çünkü buna çok ihtiyacım vardı. Keşke hayat bana da bir sürpriz yapsaydı. En kısa zamanda mutluluğu tattırsaydı.
"Abla! Ne zaman ineceksiniz?" diyen taksici, tüm hayalimi bozdu. Hızla Güneş'e seslendim.
"Artık konuşmayı sonlandırsan canım. Geldik!"
Şaşkınca durup etrafına baktı.
"Hakikaten gelmişiz."
Sevgilisine veda edip telefonu kapattı.
"Dur hemen inmeyelim. Sanki onu takip etmiş gibi oluruz. Bir yarım saat bekleyelim." dedi. Bu sırada taksici araya girdi.
"Kusura bakmayın abla. Bekleyemem. İnecekseniz inin."
"Of! Dur durduğun yerde. Ne kadar çok durursan, biz de paranı o kadar çok öderiz." deyip adama çemkirdi.
"Tamam abla. Kızma."
"Sen de bize yardımcı ol. Bir gönül meselesi. Sevaba da girersin."
Onlar kendi aralarında konuşurken gözlerim Kenan'ın arabasını aradı. Ama bulamadı. Gerçi burası lüks bir yerdi. Kim bilir valeler nereye park etmişti? Şimdi bununla uğraşamayacaktım. Kendimi yalnızca plana odaklayacaktım. Bu işten alnımın akıyla çıkacaktım. Gözlerimi kapatıp sık sık nefes alıp verdim. Sakin olmalı ve kendime güvenmeliydim. Ancak bu şekilde istediğime ulaşabilirdim. Kendimden emin olunca gözlerimi araladım. Her şeyin güzel olacağına inandım. Bir süre daha bekleyip taksiden indik. Hem taksicinin söylenmeleri hem de bekledikçe artan ücret, daha erken inmemize sebep oldu. Güneş koluma girip konuştu.
"Heyecanlı mısın?"
"Yani sayılır."
"Panik yapma. Plana sadık kal. Gerisi kolay." dedi. Beraber mekâna yaklaştık. Bizi girişte güler yüzlü bir çalışan karşıladı.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk."
"Rezervasyonunuz var mıydı?"
"Evet. Güneş Onay. Dün aramıştım."
Adam kontrol edip gülümsedi.
"Buyurun lütfen! Arkadaşlar size yardımcı olsun." dedi. Bizi başka bir çalışana emanet etti. İçeriye girdiğimizde heyecanla etrafı inceledim. Hemen Kenan'ı bulmak istedim. Ama bunun o kadar da kolay olmadığını fark ettim. Mekân fazla kalabalıktı. Nereye bakacağımı bilemedim. O kadar çok insan vardı ki... Bir türlü istediğime ulaşamadım. Çalışan bizi yerimize götürdüğünde hızla dudaklarımı araladım.
"Kenan'ı gördün mü?"
"Maalesef canım."
" Gerçekten de onun buraya geldiğinden emin misin?" diye sorduğumda hızla baş onayı verdi.
"Eminim Nil. Sakin ol. Birazdan görürüz. Hem unutma. Biz buraya onun için değil. Kız kıza eğlenmek için geldik. Ne kadar doğal görünürsek o kadar iyi. Kendini kasma."
"Orasını biliyorum da ya Kenan burada değilse. Her şey boşa gidecek." dediğimde Güneş gözlerini devirdi.
"Sabret! Suratını asmayı kes."
Kollarımı birbirine kavuşturup etrafı inceledim. İçerisi tıklım tıklımdı. Neredeyse hiç boş masa yoktu. Mekânın sahibi olmak vardı. Her gün, böyle müşteri geliyorsa yaşamıştı. Neyse ki mekânın sahibi değildim. Bu yüzden, bunu düşünmeye ara vermeliydim. Usulca dudaklarımı araladım.
"Çok kalabalık bir yer. İlk defa bu kadar dolu bir yer görüyorum."
"Fazla sevilen bir mekân. Bir gelen bir daha gelmek istiyor. Sen de beğenirsen ara ara geliriz. Dipnot, çok gelirsek batarız." dedi. Bu sırada gülümsedi. Belli bir noktaya baktığında heyecanlandım. Hızla onun baktığı yöne doğru döndüm. Arka tarafta biraz uzak kalan yerde Kenan'ı gördüm. Yanında iki tane genç adam daha vardı. Gülerek onlarla sohbet ediyordu.
"Kalk Güneş. Kalk! Yer değiştireceğiz."
"Bence de en iyisi bu olur. Yoksa ona bakacağım diye boynunu kıracaksın." dedi. Hemen yerlerimizi değiştirdik. Böyle daha rahat ettim. Ara ara Kenan'ı gözlemledim. Her ne konuşuyorlarsa keyfi yerindeydi. Sık sık gülüyor. Onlarla eğleniyordu. Neye bu kadar güldüğünü merak ediyordum. Ben de o masada olmak istiyordum.
"Kızım sapık gibi sürekli onu mu izleyeceksin? Ha böyle bakmışsın ha ben sana geldim demişsin aynı şey. Lütfen buna son ver." diyen Güneş, onaylamaz bir şekilde beni süzdü.
"Of Güneş! Sürekli azarlıyorsun. Ne yapayım? Gözüm kayıyor."
"Hiç of deme. Kendine çeki düzen ver."
"Ya beni fark etmezse... Ondan korkuyorum."
"Eğer böyle bir şey yaşanırsa net söylüyorum aptaldır. Ama ben Kenan'ın aptal olmadığına inanıyorum. Seni görecek ve gözünü senden alamayacak." dedi. O böyle deyince keyfim yerine geldi. Hevesle sırıttım.
"Bana böyle şeylerle gel Güneş. Oh valla keyfim yerine geldi."
"Delisin biliyorsun değil mi?"
"Bilmez miyim? Ama sen de bu deliyi seviyorsun. Kabul et."
"Tabii ki seviyorum. Canımsın Nil!" deyip yanağımdan sıktı. Elimle yüzümü kapattım. Yine çocuğu gibi sevmeye başlamıştı.
"Unuttuğumuz şeye bak!"
"Hayırdır ne unuttuk?" dediğimde güldü. Çantasından telefonunu çıkardı. O an, ne demek istediğini anladım. Fotoğraf işini unutmuştuk. Sosyal medya hesabımız, fotoğraf beklerdi. Ben fotoğraf atmayalı aylar olmuştu. Sanırım Güneş'in de günler... Bu hâlimizi değerlendirmeliydik. Sonuçta her gün süslenip böyle yerlere gelmiyorduk. Güneş, yanıma geçti. Beraber sürekli poz değiştirip fotoğraflar çektik.
"Bir de seni yalnız çekeyim. Ama haberin yokmuş gibi olsun." dedi. İkimiz de fotoğraf işini çok sevdiğimizden hemen kabul ettim. Ellerimi çenemin altında birleştirip yüzümü hafifçe başka yere çevirdim. Sanki dalmışım da başka yere bakıyormuşum gibi yaptım.
"İşte bu! Harika oldu."
"Dur! Bir poz daha vereyim." deyip elimi saçıma götürdüm. Düzeltiyormuş gibi yaptım. Ama bu sefer gözlerimi kaçırmadım. Aksine gülerek kameraya poz verdim. Güneş heyecanla konuştu.
"En iyisi bu oldu. Oha kızım! Sen de ne cevherler varmış? Çok seksi çıktın."
"Abartma Güneş! Bir şeyi de abartma."
"Abartı yok. Yüzde yüz gerçekler var." dedi. Masamız, sipariş verdiğimiz yemeklerle dolarken dikkatim dağıldı. Tek tek hepsinde göz gezdirdim. Çeşit çeşit meze vardı. Bunları yemek bile insanı doyururdu. O derece fazlaydı.
"Bunların hepsini biz mi yiyeceğiz?"
"Aynen öyle şekerim."
"Sonra artı beş kiloyla masadan kalkarız. "deyip güldüm. Ama Güneş'in umurunda olmadı. İştahla yemeye başladı. Bu kadar iştaha bu kilo şaşırtıcıydı. Ters orantıydı.
"Sen de yesene."
"İştah falan kalmadı ki... Şu hâlime baksana!"
"Nil! O kadar para vereceğiz. Eğer yemezsen seni döverim. Tabağındakiler bitecek. "deyip çocuğunu azarlayan bir anne gibi davrandı. Bakışlarıyla yemeği işaret etti. Mecburen yemeye başladım. Yoksa söylenmeleri bitmeyecekti. Salatamdan bir çatal alırken Kenan ile göz göze geldim. Heyecandan elim ayağıma dolaştı. Onu dikizliyor gibi görünmemek için hemen bakışlarımı kaçırdım. Güneş'e karşı sahte bir kahkaha attım. Güneş duraksayıp bana baktı.
"Manyak mısın? Ne diye öyle gülüyorsun?"
"Sanki keyfimden yapıyorum. Kenan beni gördü. Ondan öyle yapıyorum. Sen de bana ayak uydur. Çok eğleniyormuş gibi yapalım."
"Tamam o iş bende." deyip zoraki bir kahkaha patlattı.
"İyi ki buraya gelmişiz Güneş."
"İyi ki arkadaşım. Çok iyi oldu."
Çaktırmadan Kenan'ın olduğu tarafa baktım. Hâlâ bakışlarının üzerimde olduğumu gördüm. Göz göze geldik. Artık kaçamazdım. Önce şaşırmış gibi yaptım. Sonra gülümsedim. Güneş'i dürtüp Kenan'ı gösterdim. Yalancı şaşkınlığımı sürdürmeye devam ettim. Nedense sesimi yükseltme gereğinde bulundum.
"Bak! Kenan da buradaymış. Şansa bak! Ankara ne kadar da küçükmüş."
"Aaa gerçekten mi?" deyip Kenan'a doğru döndü. O da bana ayak uydurdu.
"Şansın bu kadarı! Hiç beklemiyordum."
Gülümseyip el salladık. Kenan da hafif bir tebessümle karşılık verdi. Güzel! Artık iyice fark etmişti. Ama sürekli ona bakamazdım. Bakışlarımı üzerinden çekip yemeğimle ilgilendim. Hiç içimden gelmese de bir parça daha alıp yedim. Güneş usulca bana seslendi.
"Nil..."
"Efendim?"
"Eğer Kenan olmazsa bir tercihimiz daha var." dedi. Gözlerimi kısıp ona baktım.
"Anlamadım."
"Mekânın içinde sana hayran hayran bakan biri var. Yakışıklı, boylu poslu ve sanırım zengin... Çünkü o saat ancak bir zenginin olabilir."
Merak etsem de umursamıyormuş gibi yaptım.
"Hedeften şaşmayalım lütfen!"
"Ama gözünü senden ayırmıyor Nil. Yoksa bu adam sana aşık olmuş olmasın. Tipe bak! Yan yana çok da iyi olurdunuz. Ailen de bayılırdı. Özellik Zerrin teyze... Onu geçtim. Umut da severdi. Enişte diye bağrına basardı." dedi. İyice merak ettirdi.
"Kenan'dan daha mı çok severlerdi diyorsun? O kadar mı iyi? Umut'un seveceği kadar mı?"
"Aynen öyle diyorum canım. En azından bir tipine bak. Hemen yan masa..." dedi. Sırf meraktan yan tarafa doğru döndüm. Hayallerin ötesinde bir an yaşadım. Absürt bir ters köşe yaşadım. Gördüğüm kişiyle gözlerimi irice açtım. Karşımda yaşlı başlı bir amca vardı. Bir eli koca göbeğindeydi. Diğer eli de sakalındaydı. Dik dik bana bakıyordu.
"Bu ne Güneş?" diye sinirlendim. Güneş kahkaha attı.
"Emlak zengini bir amcaya benziyor."
"Hahaha çok komik! Boylu poslu, yakışıklı ve zengin... Tıpkı dediğin gibi... Hayallerin damadı."
"Hayal kırıklığına uğramış gibisin."
"Saçma sapan konuşma. Önce beni yakıştırdığın adama bak."
"Şaka yaptım kızım ya... Bakalım gözün Kenan'dan başkasını görüyor mu diye merak ettim. Seni tuzağa çektim."
"Sırf merakımdan baktım."
"Tabii canım. Bilmez miyim?"
"Güneş!" diye bastırdım. Sinirle yan tarafa bakarken hâlâ amcanın bana doğru baktığını gördüm. Hesap sorarcasına gözlerimi kısıp başımı iki yana salladım. Sandım ki kafasını çevirir. Başka yere bakar. Ama öyle olmadı. Bana doğru laf attı.
"Tarlalarım var. Bağım var. Bahçem var. "
"Ne yapayım amca? Varsa var!"
Gülerek devam etti.
"Evlerim var. Arabalarım var. Ne istersen var."
"Benim de aklım var. Mantığım var. En önemlisi ahlaki değer yargılarım var."dedim. Adam oralı olmadı. Sakalını okşayıp güldü.
"Bir çay içelim mi? Ne zaman? Nerede istersen?"
Sinirle sesimi yükselttim. Hatta bağırmış bile olabilirim.
"Amca git başımdan. Belanı bulma."
"Bulalım be güzelim. Sana neler feda ederim? Sen ne istersen? Bir evet de de sana cenneti yaşatayım." dedi. Bu sefer, araya Güneş girdi.
"Bana bak kart horoz. Arkadaşımdan uzak dur. Git kendine başka birini bul."
"Kart horoz falan ne demek? Ne kadar da ayıp! Hiç yakıştıramadım. Ayrıca arkadaşınızı görür görmez hayran kaldım. Siz de yardımcı olun. Çünkü ben daha önce böyle bir güzellik görmedim. Beni bundan mahrum bırakmayın." dedi. Sinirden gözüm seğirdi.
"Ben de daha önce, hiç bu kadar yılışıklık görmedim. Hiç yakışıyor mu? Dedem olacak yaştasın. Aklını başına al. Benimle uğraşma. Yoksa yerin dibine girersin." dedim. Ama adamın üzerinde hiçbir etkisi olmadı. Arsızca sırıtıp beni izlemeye devam etti. Tipe bak! Sabır testiydi.
"Böyle göründüğüme bakma. İçim genç benim. Benimle bir çay iç. Sana bambaşka bir adam göstereyim. Dilediğin hayatı vereyim."
"Hayır! Hayır! Anlamadın mı? Hayır! Git yaşından başından utan. Beni deli etme. Bu sana son uyarım." deyip önüme döndüm. O yokmuş gibi davranacaktım. Yoksa bir rezillik yaşanılması kaçınılmaz olacaktı. Sakinleşmeyi umarken yine o titrek sesi duydum.
"Tanırsan seversin beni. Hele beni bir tanı. O zaman olacakları gör. Altına boğarım seni." dedi. O an, kendini tutamadım. Gözüm karardı. Bir hışımla masadan kalkıp adamın yanına gittim. Bir yumruk yapıp masasına indirdim.
"Kimsin lan sen? Kimsin?"
"Size talip olan bir beyefendiyim. Herkes tarafından sevilen sayılan biriyim. Toprak zenginiyim." dediğinde iyice çıldıracak gibi oldum.
"Ben de sana haddini bildirecek olan bir hanımefendiyim. Seni tanımak istemiyorum. Ki tanırsam da iğreneceğimi biliyorum. Bak bir kez daha uyarıyorum. Sonun da sonu bir uyarı yapıyorum. Çık git! Allah aşkına! Yoksa seni parçalarım. Rezilliğin âlâsını çıkarırım. Demedi deme."
"Baştan yargılı olmayın. Bir şans verin."
"Allah'ım sen sabır ver." dediğimde adam, kalan sabrımı da tüketmek için her şeyi yaptı.
"Çok güzelsiniz. Bakmalara doyamıyorum." dedi. Kolumdan sıkıca tuttu. Ortada beni tutacak hiçbir sebep kalmadı. Deli tarafım ortaya çıktı. Hepten gemileri yakarak ona baktım. Şimdi beni delirtmek neymiş görürdü.
"Senin saçını başını yollarım azgın herif!" diye bağırdım. Elini büküp kolumu ondan kurtardım. İnlemelerini duymazlıktan gelip bir güzel dövmek istedim. Hızla saçına yapışıp çekiştirdim. Ama bir anda garip bir şey oldu. Saçı elimde kaldı. Hem de bir bütün olarak...Yok artık! Peruk muydu? Bir saça bir adama baktım. Adam çaresizce elimden almaya çalıştı.
"Saçım..."
"Saçımı ver."
Adam eliyle kelini kapatırken perukla ona vurdum. Yüzüne ve kafasına art arda indirdim.
"Şu saçından utan! Gelmiş gençlik taslıyor. Torunun yaşındakilere asılıyorsun."
"Gerçi bu saç da senin değil ki... Sahte herif seni!" dedim. Adam güç bela benden kurtulmaya çalıştı.
"İmdat! Yardım edin." diye bağırdı. Güneş de hemen bana destek çıktı.
"Aferin kızım. Şu sapığa hak ettiği cezayı ver. Parçala onu!"
İyice gaza geldim. Adamın omuzlarından tutup sarsacakken geriye doğru çekildim. Biri belimden sıkıca tuttu. Gücümün üstünde güç kurdu.
"Bırak beni! Bu adamı mahvedeceğim." diye söylendim. Beni her kim tutuyorsa ondan kurtulmak istedim. Önce parfüm kokusunu aldım sonra kim olduğunu anladım.
"Nil!"
"K-Kenan..."
"Ne oluyor burada?" dediğinde karşımdaki adam, kendini savunmaya geçti.
"Bu deli kadın, bana saldırdı. Saçımı elimden aldı."
"Sensin deli be. Parçalarım seni."
"Bakın! Beni öldürecek! Deli bu kadın! Hem de zırdeli..."
"Şimdi sen bittin. Hem de ne bitmek! Kork benden! Kork!" diye bağırdım. Kenan, beni durdurmaya çalıştı.
"Nil! Ne oluyor? Bana da anlat. Ne olduğunu bileyim." dedi. Ama sinirim daha üstün geldi. Cevap veremedim. Gözüm elimdeki peruğa kaydı. Sinirle gülümsedim.
"Peruğunu da tek tek yolacağım. İyice kel kalacaksın. Seni bitireceğim lan!"
"Sakın! O peruk senden değerli... Varoş!"
"Sen bana varoş mu dedin? Tutmayın beni!" deyip ona tekme savurmaya çalıştım. Ama Kenan yine karşıma çıktı. Güçlü kollarıyla beni durdurdu.
"Sakin ol Nil. Bana ne olduğunu anlat! Artık bir şeyler söyle!"
"Demesi kolay. Bu adamı dövmeden rahat edemem. Yemin ederim gözüme uyku girmez. Bırak beni Kenan."
"Biri bu deli kadını durdursun. Beni öldürecek. Kimse yok mu?"
Güneş, sinirle adamı omzundan ittirdi. Adam geriye doğru sendeledi.
"Asıl sen dur be adam. Sabahtan beri arkadaşıma asılıyorsun. Ağzının suyunu akıta akıta ona bakıyorsun." dedi. O an, belimdeki kollar gevşedi. Kenan hızla önüme geçti.
"Doğru mu duyuyorum Güneş? Bu adam Nil'e mi asıldı?" diye bağırdı.
"Evet! Yoktan anlamadı. Sürekli çay içelim deyip durdu. Parayla gözünü boyamaya çalıştı."
Kenan, endişeyle bana doğru döndü. Koyu gözleri, gözlerimi buldu. Önce beni inceledi. Ne durumda olduğumu kontrol etti. Sonra konuştu.
"İyi misin?"
Yalan söyleyemedim. Hızla başımı iki yana salladım.
"İyi değilim Kenan. Çok sinirliyim." dedim. Bu lafı demem yetti. Bir anda her şeyi değişti. Yüzündeki endişe öfkeye bulandı. Bu güç, gözlerine de yansıdı. İlk defa böylesine bir öfkeye kapıldı. Hızla adama doğru dönüp yakalarından tuttu. Ama ne tutmaktı? Sanki elinde bir poşet vardı. Öylesine rahattı. Adamı şiddetle sarstı. Yukarıya kaldırdı. Adamın Kenan'a göre küçük kalan bedeni, oradan oraya savruldu. Tek duyulan ses, Kenan'ın baskın sesi oldu.
"Ulan sapık herif! Ulan ırz düşmanı!"
Adam çaresizce etrafına baktı.
"İmdat! Yardım edin. Kimse yok mu?"
"Seni mahvederim lan! Hayatını kaydırırım." diye bağırdı. Bir anda adama kafa attı. Kenan saldırırken ben de boş durmak istemedim. Elimdeki peruğu bir silah gibi kullandım. Onların yanına gidip sertçe adama vurdum. Şak şak diye sesler çıktı. Çıkan bu ses beni iyice gaza getirdi.
"Al sana! Pislik!"
"Al sana! Sapık!"
"Bana bulaşma demiştim. Seni aşağılık herif!"
Daha ona vururdum da araya güvenlik girdi. Biri beni ikisi Kenan'ı tuttu. İçlerinden biri sinirle konuştu.
"Herkesin içinde ne yapıyorsunuz? Burası meydan muharebesi değil! Kendinize gelin."
Kenan anında lafı yapıştırdı.
"Burası kadınların da taciz edileceği bir yer değil! Yanılıyor muyum?" deyip öfkeyle adamlara baktı. Adamlar cevap veremeden tekrar dudaklarını araladı.
"Kadınlar burada huzurla yemeğini yemeli. Keyifle vakit geçirmeli. Böyle azgın heriflerin tacizine uğramamalı!" deyip kollarını güvenliklerden kurtardı. Yaşlı adama, gereksiz bir güven geldi.
"Sizi şikayet edeceğim. Hem iftiradan hem de dayaktan... Göreceksiniz! Bunun bedelini ödeyeceksiniz."
Kenan, sinirle gülümsedi.
"Hay hay! Gel emniyete şikayet et. Hatta orada seni bir güzel sorgulayayım. Aklını başına alayım."
Yaşlı adamın rengi attı. Usulca konuştu.
"Sen polis misin?"
"Sana ne lazımdı?"
"B-Ben gideyim." deyip kaçmaya çalıştı. Kenan, onu kolundan tutup durdurdu.
"Öyle kaçmak yok! Önce rahatsız ettiğin kadından özür dileyeceksin."
Yaşlı adam, gözlerini kaçırıp mırıldandı.
"Özür dilerim."
"Öyle değil! Adam gibi... Bağıra bağıra..." dediğinde adam korkuyla dediğini yapmak zorunda kaldı.
"Özür dilerim. Çok pişmanım."
"Rezil herifin tekisin. Bir daha bunu kimseye yapma." dedim. Kenan, sertçe araya girdi.
"Yaparsa kuşlar bana haber getirir. O zaman olacakları görür. Anladın mı şerefsiz? Kadınlar hayır diyorsa hayırdır. Bunu o buruşuk aklına sok."
Adam korkuyla başını salladı. Güvenlikler yine araya girdi.
"Lütfen artık çıkın gidin. Müşteriler rahatsız oluyor."
"Zaten para verseniz bile burada durmam." deyip elimdeki peruğa baktım. İğrenerek yere fırlattım.
"Sana da peruğuna da..."
Tiksinerek adama bakıp hızla mekândan çıktım. Güneş de koşarak bana yetişmeye çalıştı.
"Dur! Beni de bekle."
Zar zor bana yetişip kolumdan tuttu. Beni durdurdu.
"Üzgünüm." deyip sıkıca bana sarıldı.
"Özür dilerim. Affet beni Nil. Adamı sana ben gösterdim. Ama yemin ederim böyle olacağını bilmiyordum. Adam sapığın teki çıktı." dedi.
"Saçmalama Güneş. Kendini suçlama. Suçlanacak bir kişi varsa o da sapık. Zaten ben de ona hak ettiği cezayı verdim. Benimle uğraşmak neymiş gördü." deyip kollarının arasından ayrıldım. Güneş tebessüm edip beni inceledi.
"Seninle gurur duydum arkadaşım. Ne güzel de dövdün adamı. Bildiğin perukla yıkıp geçtin. Kenan da zaten gerekeni yaptı. Bir güzel dövdü. Bir ara ikiniz de dövüyordunuz. O kadar uyumluydunuz ki..."
"Sağ olsun. Adama hak ettiğini yaşattı. Ama o değil de şu adam yüzünden plan da bozuldu." dedim. Buna karşılık Güneş, hızla başını iki yana salladı.
"A planı bitti. B planı devreye girdi."
"Bizim başka bir planımız daha mı vardı?"
"Yoktu. Ama artık var. Sana Kenan ile baş başa kalma imkânı sağlayacağım." deyip kulağıma yaklaştı. Fısır fısır planı anlattı. Dikkatle dinleyip gülümsedim. Güzel plandı. Aklıma yatmıştı. Kenan, arkadaşlarıyla beraber mekândan çıkarken konuşmaya son verdik. Birbirimizden hafifçe uzaklaşıp onlara baktık. Kenan'ın arkadaşları bir ağızdan konuştu.
"Geçmiş olsun."
"Geçmiş olsun."
"Teşekkür ederim."
"Kenan zaten halletti. Bir daha değil buraya gelmek, evinden bile çıkamaz."
Tebessüm edip Kenan'a baktım. Arkadaşlarıyla vedalaştı. Güneş de bizim planı başlattı. Yalandan telefonu çaldı. Bizden uzaklaştı. Böylelikle Kenan ile baş başa kaldık.
"Daha iyi misin?" dediğinde minnetle ona baktım.
"İyiyim. Teşekkür ederim."
"Merak etme. Hak ettiğini gördü." dedi.
"Ondan şüphem yok. Tekrardan sağ ol."
"Teşekkür edilecek bir şey yapmadım Nil. Herkesin yapacağı bir şeydi."
"Hayır. Herkes yapmazdı. Başlarını öne eğer görmemiş gibi yaparlardı." dediğimde güldü.
"Sen de fena değildin. Adamı iyi dövdün."
Gülüşü genişledi.
"Adamı perukla dövdün Nil. Dövüşe bambaşka bir açı getirdin. Baya iyiydin."
"İşte bu da benim farkım." deyip gülüp göz kırptım. Bir duraksar gibi oldu. Bakışları yüzümde gezindi. Yanlış bir şey mi yapmıştım? Bilemedim. Çok uzatmadı. Bakışlarını kaçırdı.
"Bu arada bunu Umut'a söylemezsen iyi olur. Şimdi ortalık daha da çok karışsın istemiyorum."
Suratındaki ifadeye görünce tekrar çaba verdim.
"Lütfen Kenan! Bu bir sır olsun. Hiç hatırlanmamak üzere unutulsun."
Usulca baş onayı verdi. O ara, Güneş geldi. Ben de hemen plana geri döndüm.
"Ne oldu? Kim aradı?"
Güneş, telaşlı davranmaya çalıştı.
"Sevgilim aradı da... Acil gitmem gerekiyor."
"Ne oldu? Yapabileceğimiz bir şey var mı?"
"Yok Kenan. Sağ ol. Hemen gideyim sonra anlatırım." dedi. Hızla yanımızdan ayrılırken arkasından seslendim.
"Güneş! En azından iyi mi kötü mü bir şey deseydin."
"Kötü bir şey değil. Yani sanırım."
"Haber vermeyi unutma."
"Tamam canım. Ararım seni." deyip hızla gözden kayboldu. Böylece göz kanatan oyunculuğumuz sona erdi. Merakla Kenan'a baktım. Acaba yemiş miydi? Yoksa anlamış mıydı? Çözemedim.
"Ne yapalım? Eve dönelim mi? Malum aynı yere gidiyoruz." dedi. Giderdik gitmesine de şimdi olmazdı. Biraz baş başa kalmalıydık. Bundan güzel fırsat olmazdı.
"Hemen gitmesek olmaz mı? Biraz temiz hava almak istiyorum."
Dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı.
"Yani senin de bir işin yoksa..."diye devam ettim.
"İşim yok. Müsait sayılırım."
"O zaman ne yapalım? Bir yerde oturalım mı?"
"Çay içelim mi? Sana uyar mı?" dediğinde aklıma yaşlı adam geldi. Çay çay diye darlamıştı. En sevdiğim şeyden midemi bulandırmıştı. Değil içmek adını duymak istemiyordum.
"Bir süre çay içmek istemiyorum. O pislik yüzünden sevdiğim şeyden soğudum da..."
"Tamam. Çayı eleyelim. Hatta bir süreliğine unutalım. Daha güzel bir yere gidelim."
"Ne gibi ? Nereye gidiyoruz?"
"Gidince görürsün." dedi. Çok geçmeden vale, aracını getirdi. O şoför koltuğuna geçerken ben de hemen yan koltuğa geçtim. Hayat işte! Kenan'ı kaç yıldır tanıyordum. Ama arabasına ancak şimdi binebiliyordum. Neyse ki çok yakında bu koltuk da benim olacaktı. Her daim Kenan'ın yanında olacaktım.
"Hâlâ nereye gittiğimizi bilmiyorum."
"Az kaldı. Birazdan oradayız."
"Biraz ipucu versen." dediğimde güldü.
"Gidince çok seveceksin."
"Gerçekten mi? Şimdi daha da çok merak ettim." dedim.
"Sadece biraz daha sabır Nil."
Arkama yaslanıp yolu seyrettim. Bunu yapmaktan da sıkılınca bakışlarımı Kenan'a çevirdim. Gizliden gizliye onu izlemek istedim. Nedenini bilmiyorum. Ama bugün gözüme ayrı bir yakışıklı göründü. Şakası yok. Fazla iyiydi. Bu zamana kadar onu fark etmemiş olmamam delilikti. Cidden Güneş'in dediği gibi bakar kördüm. Bakıyordum ama görmüyordum. Ama bundan sonra gözümü dört açacaktım. Önümdeki fırsatı kaçırmayacaktım. Kendimce gülerken bir anda Kenan bana doğru döndü. Bu da göz göze gelmemize neden oldu. Kahretsin! Hayvan gibi onu izlerken yakalanmıştım. Böyle şansa ne denirdi ki? Şansıma edeyim.
"Nil..."
"Kenan..."
"Bir şey mi diyeceksin?"
"Hayır. Öylesine dalmışım." diye yalana koştum. Pek inanmamış gibi baktı.
"Peki! Öyle olsun bakalım. Bu arada dediğim yere geldik." dedi. Merakla geldiğimiz yere baktım. Şirin güzel bir mekândı. Küçük ama yoğundu. Hevesle etrafa bakıp konuştum.
"Tatlı yemeye mi geldik?"
Gülmeden edemedim. Bir çocuk gibi sevindim. Cama yapışıp iyice baktım. Baktıkça tanıdık geldi.
"Burayı internette görmüştüm. Herkes tatlılarını övüyordu."
"Bu kadar sevineceğini bilseydim. Önceden getirirdim." dedi.
"Hadi inelim." deyip sabırsızca arabadan indim. Kenan da inince onunla beraber içeriye girdik. Boş masalardan birini geçip karşılıklı oturduk.
"'Ne yiyelim? Bir sürü seçenek var."
"Bence ben sana çilekli bir pasta ısmarlayayım." dedi. Duyar duymaz mest oldum. Huyum kurusun. Çilek denilince akan sular duruyordu. Gözlerimden kalp çıkıyordu.
"Olur. Olur. Hem de çok güzel olur." deyip kendimi kaybettim.
"Güzel. Hemen sipariş verelim."
"Dur ben de sana bir şey ısmarlayayım."
"Bugünlük benden olsun."
"Ama Kenan..."
"Lütfen Nil!"
"Peki." deyip itiraz etmeyi kestim. Sırtımı sandalyeye yaslayıp bacak bacak üstüne attım. Kenan siparişleri verirken ben de telefonuma baktım. Yine bir mesaj trafiği vardı. Tabii ki canım akraba grubumdandı. Göz ucuyla mesajları okumak istedim.
Gönderen: Babam
Hayırlı olsun. Kimdir? Ne iş yapar damadımız?
Gönderen: Amcam
Makine mühendisi. Biz de yeni yeni tanıyoruz.
Gönderen: Halam
Aileler tanıştı mı?
Gönderen: Amcam
Yok abi daha tanışmadık. İnşallah bu cuma tanışacağız.
Sinirden geri kalan mesajları okuyamadım. Cumaya dört gün vardı. Dört güncük! Kahretsin! Bir olay patlatmalıydım ki... Onlardan birkaç adım öne geçmeliydim. Sinsice ilerlemeliydim.
"Nil..."
Zoraki gülümsedim. Bakışlarımı Kenan'a çevirdim. Lafının devamını getirmesini bekledim. Fazla bekletmedi.
"O mekânda aynı gün aynı saatte bulunmamız sence de garip değil mi?" diye sordu.
"Evet. Çok garip. Hatta seni görünce ben de çok şaşırdım." dedim. Fakat pek inanmayan bakışlarla karşılaştım. Benden fena şüphelenmişti.
"Sence bu bir tesadüf mü? Yoksa..."
Duraksadı. Devamını getirmedi.
"Yoksa kasıtlı mı olduğunu düşünüyorsun? Yani seni takip ettiğimi mi sanıyorsun?" deyip alayla gülümsedim. Ama o gülmedi.
"Bu kadar tesadüfü şüpheli buluyorum. Aynı gün, aynı yer ve aynı saat... Fazla garip."
"Ne demişler Kenan? Hayat tesadüflerle dolu. Bu da onlardan biri gibi..."
Bakışlarındaki merak silinmedi. İnanmadığını ilan etti.
"Sen ne istiyorsun Kenan? Seni takip etmemi mi?" dedim. Sanki ben bir bulmacaydım. O da beni çözmeye çalışan bir adamdı. Fazla meraklı fazla dikkatliydi. Her adımım tehlikeliydi. Ben de tehlikeye yürüyen ve sonunu düşünmeyen tiplerdendim.
"Diyelim ki seni takip ettim. Aynı yeri aynı saati buldum. Ne hissederdin?"
"Merak ederdim. Delicesine bir merak..." dedi.
"Peki bu merak iyi bir anlamda mı olurdu? Yoksa kötü bir anlamda mı?"
Gözlerini gözlerimden ayırmadan cevapladı.
"İkisi arasında olurdu. Tam ortada bir yerde..."
İşler çoktan karışmıştı. Ne o susacak gibiydi ne de ben susacak gibiydim. Sertçe yutkundum. Pastalar masamıza gelirken bir anlık sessizlik sağlandı. Ben pastaya bakarken Kenan'ın da bana baktığını hissettim. Telefonuma sığındım. Gelen mesajlardan biri dikkatimi çekti. İlayda özelden atmıştı. Sevgilisiyle poz vermişti. İnadına yaparcasına bana göndermişti. Son güler iyi gülerdi. Telefonu ittirip tekrar pastama geri döndüm. Her zamanki gibi olamadım. İçimden hiç yemek gelmedi. İlk defa çileği reddedesim geldi. Çünkü Kenan daha baskın geldi. Çatalımı sertçe tabağa bırakıp ona baktım. Gözlerimi koyuluklarla kapıştırdım. Zamanı gelmiş miydi? Bilmiyordum. Ama İlayda'nın durmayacağını biliyordum. Bana kalsa daha oyalanırdım. Eğer rakiplerim de oyalansaydı cidden bunu yapardım. Ama ne İlayda dururdu ne de annem. Ben uyursam, onlar uyumazdı. Tek şansımı da elimden alırlardı. Bunun bilinciyle cesaretlenmeye çalıştım. Kalbim delicesine atarken dudaklarımı araladım.
"Kenan..."
Bu anı bekliyormuş gibi davrandı.
"Seni dinliyorum Nil."
"Annemin bulduğu kadınlarla görüşme. Hatta başka hiçbir kadınla görüşme." dedim. O kelimeler benden nasıl çıktı? Nasıl bu kadar hızlı söyleyebildim? Ben bile anlayamadım. Zamanı tükenen bir savaşçı gibi davrandım. Kenan için miras için savaştım. Kenan, duygudan duyguya koştu. Şaşırdı, hayret etti ve küçük bir tebessüm sergiledi. Hepsi saniyeler içinde gerçekleşti.
"Anlamadım."
"Bence gayet iyi anladın."
"Nil..."
"Başkasıyla görüşme. Benim sana bulduğum kişiyle görüş." dedim. Bu defa, eskisinden daha da çok şaşırdı. Bu kadarını beklemiyormuş gibi davrandı.
"Çöpçatanlık mı yapacaksın?"
Gülüp hevesle baş onayı verdim.
"Bana güveniyor musun?"
"Evet de..."
Hızla sözünü kestim.
"Bana güveniyorsan, başkalarıyla görüşmeyi kes. Annemin saçmalıklarını unut. Sadece seni tanıştıracağım kişiyi bekle. İnan bana. Pişman olmayacaksın." dedim. Şaşkınlığını üzerinden atamayzken ona bakıp genişçe gülümsedim. Şimdilik itiraf edememiştim. Ama bir olay patlatıp süre kazanmıştım. Gerçi ortada çok da bir süre yoktu. Değerlendirmesini bilirsem işler değişirdi. Duam belli duyan belliydi. Zamanı gelince onu biriyle tanıştıracaktım. Tabii ki bu kişi benden başkası olmayacaktı. O zaman her şeyi itiraf edecektim. Kaderinin ben olduğumu gösterecektim. Bekle beni Kenan. Bekle beni kaderim. O günü unutulmaz kılacaktım.
- Bölüm Sonu -
