Sabah kalkar kalmaz, aklımdaki planı uygulamak istedim. Büyük bir heyecanla, mutfağa doğru gittim. Nasıl olsa, herkes derin bir uykudaydı. Bu sürede rahat rahat istediğim şeyi yapabilirdim. Bunun önünde hiçbir engel yoktu. Her adımıma karışacak olan annem de yanımda yoktu. Bilmem kaçıncı rüyasında mışıl mışıl uyumaktaydı. Bu yüzden, kafam son derece rahattı. Şimdi de keyfini çıkarma zamanıydı.
"Uzun zamandan sonra belki de ilk defa burada yalnızım." deyip gülümsedim. Bir an önce, marifetlerimi sergilemek istedim. Hem ne demişler? Erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer. Ben de aynen bu söze uyacak, marifetlerimi sergileyecektim. Kenan'ı bu şekilde etkileyecektim. Tamam! Bu durum, geleneksel bir yaklaşım olabilirdi. Ama kesinlikle beni kurtarırdı. Kenan'ın neyi sevip sevmediğini, az çok biliyordum. Mesela annemin ıspanaklı böreğine bayılırdı. Annem de sırf o seviyor diye ara ara yapar, ona yollardı. Ama bu sefer işler değişecekti. Çünkü böreği bizzat ben yapacaktım. Hevesle gülüp önümdeki malzemelere baktım. Vakit kaybetmeden hazırlamalıydım. Tabii öncesinde saçımı toplamalı ve kollarımı sıyırmalıydım. Saçımı at kuyruğu yapıp sıkıca topladım. Onun ardından da kollarımı sıyırdım. Tam olarak iş yapabilir bir hâle geldim.
"Yaparsın sen. Başarırsın Nil!" deyip kendi kendimi gaza getirmeye çalıştım. Tamam! Sık sık, börek yapıyor değildim. Hatta hiç yapmıyordum. Daha çok bunu, işin uzmanı annem yapıyordu. Kadın hem hızlıca yapıyor hem de çok lezzetli şeyler ortaya çıkarıyordu. Ben de onun kızı olduğuma göre yapabilirdim. Zorlasam daha iyisini bile çıkartabilirdim.
"Heyt be! Kim tutar beni? " deyip gülümsedim. İyice gaza geldim.
"Bugün, bu mutfak bir tarih yazacak! Hem de Nil'in tarihini..."
"Ya Allah! Bismillah!" deyip hazırlığa giriştim. Nasıl yapıldığını bilmediğimden her adımda tarife bakıp durdum. Şansıma en zahmetli böreği seçmiştim. Her adımı zahmetliydi. Ispanaklar desen ayrı bir mevzuydu. Ne kadar temizlersem temizleyeyim, içime sinmiyordu. İşte! Sırf bu yüzden, ıspanağı sevmiyordum. Yapması ayrı bir dert, yemesi ayrı bir dertti. Ama kadere bak ki şu anda ıspanakla cebelleşiyordum. Kenan uğruna, kendimi aşıyordum. Hayat işte! Nelere sebep oluyordu? Bir bir yaşıyordum. Ama bu böyle olmayacaktı. Hızlanmalıydım. Yoksa saatlerce oyalanacaktım. Buna dur deyip, işe hem hız hem de eğlence katmak istedim. Kendimi bir yemek yarışmasındaymışım gibi düşündüm. Kameralar, süre sıkıntısı ve olmazsa olmaz dış ses... Hepsi bir olup bana eşlik etti. Bilindik ses tonu, hayalimde canlandı.
"Evet sevgili seyirciler! Size Nil Hanım'ı tanıtıyorum. Kendisi yirmi yedi yaşında, atanamayan bir öğretmen. Ankara'da yaşıyor ve şimdilik bekâr olduğunu söylüyor. Tabii öncesinde biz de bir şeylere ulaştık. Duyumlarımıza göre her an evlenebilirmiş. Bu bekarlık sona erebilirmiş. İşin içinde yıldırım nikâhı bile olabilir. Bu da bizden bir bilgi olsun. Bakalım bu durum nereye varacak? Bir de sizi dinleyelim Nil Hanım. Söylenenler doğru mu?"
"Tabii ki doğru! Ben sürpriz yapmayı çok severim dış ses. Özellikle de sevdiklerime...Şimdiden hazırlığa başlasınlar. Bu yılın en büyük sürprizi ben olacağım. Beklenmeyen bir anda gelin olup çıkacağım."
"Peki yarışmayı kazanırsanız ödülü ne yapacaksınız?"
"Düğün için alışveriş yaparım. Kendime bir şeyler alırım. Zaten o para anca alışverişe gider."
"Özel hayata kısa bir ara verip menünüze odaklanalım. Bugün neler yapacaksınız?"
"Ne gördüysen onu!"
"Nil Hanım! Nil Hanım! Menünüzde sadece börek var!"
"Pardon! Başka ne olacaktı? Al sana! Mis gibi bir menü! Bir de laf ediyorsun."
"Ana menü, ara sıcaklar ve tatlı..."
"Kenan yatsın kalsın. Börek yaptığıma dua etsin. Bu kadarı ona yeter."
"Yazık olacak adama. Bu iş, kuru kuru börekle olur mu hiç? En azından yanında bir kısır veya bir patates salatası yapsaydınız. Daha iyi olurdu."
" Şimdilik bununla idare etsin. Evlenince yemeklerin âlâsını tadar."
"Börek nasıl gidiyor? Sanki zorlanıyor gibisiniz."
"Onu da nereden çıkardınız?"
"Tamamen gözlemlerim Nil Hanım. Lütfen! Panik yapmayın. Daha süremiz var."
"Sakinim dış ses. Başarabilirim."
"Aynen öyle. Kendinize güvenin."
"Güveniyorum dış ses. Göreceksin. Bu böreğe Kenan da bayılacak. Benim ne kadar marifetli olduğumu fark edecek. Bu da benim, daha çok dikkat çekmemi sağlayacak. Sonra da gelsin mutlu son."
"Mutlu son derken biraz daha açabilir misiniz?"
"Hiç mi mutlu son görmedin dış ses? İşte evli, mutlu ve zengin olacağım."
"Bir de çocuk ekleyin. Tam olsun. Evli, mutlu, çocuklu..."
"Dur! O konuları hiç girme. Daha onu hiç düşünmedim. İşimize dönelim."
"Yoksa çocuklar gözünüzü mü korkutuyor?"
"Şimdi bunun sırası mı dış ses? Lütfen işimize odaklanalım."
İyice hırslandım. Daha hızlı yapmaya çalıştım.
"Nil Hanım! Nil Hanım! Yufkayı haşat ettiniz."
Yırtılan yufkaya bakıp iç çektim.
"Yufkayı aşırı ince açmışlar. Benim suçum yok ki tamamen onların hatası."
"Duyduğuma göre, anneniz de börekte iddialıymış."
"Olabilir!"
"Yani annenize rakip oldunuz diyebilir miyiz?"
"Rakip demeyelim de örnek aldım diyelim."
"Peki Kenan Bey hanginizinkini sevecek? Annenizinkini mi? Yoksa sizinkini mi?"
Yufkaya şekil verip gülümsedim.
"İlk defa biri için kalkmış, börek yapıyorum. İşin içine sevgimi hatta mirası katıyorum. Tabii ki benimkini daha çok sevecek."
Börek için son işlemlere geçtim.
"Nil Hanım! Ne yapıyorsunuz? Börek, börek olalı böyle bir eziyet görmemiştir. Yazık oldu canım yufkaya."
"Taraflı yayın yapmayalım dış ses! Ayrıca çok güzel oldu. Fırına da koyduk mu tamam."
"Yiyenler için ambulansı arayalım. Ne olur ne olmaz? Yazık olmasın insanlara."
"Çok komik! Bir ara hatırlat da güleyim."
"Kenan Bey, şimdi zehirlenir falan sizin miras işi de ertelenir. Demedi demeyin. Adamı etkilemek isterken kaçırırsınız. Sonra elinizde ne Kenan kalır ne de miras. Şuraya yazıyorum."
"Çok konuşuyorsun ama boş konuşuyorsun dış ses. Seneye bu zamanlar, paramın tadını çıkarıyor olacağım. Kenan da bana eşlik ediyor olacak. Ben de tam şuraya yazıyorum."
"Nil Hanım..."
Başımı hızla iki yana salladım. Hayal dünyasından çıkıp saçma düşünceleri kafamdan çıkardım. Yarışma heyecanı da dış ses de bana göre değildi. Hayali bile can sıkıcıydı. Ben hayallerin değil gerçeklerin kadınıydım(!) Bu yüzden, sadece gerçeğe odaklanmalıydım. Tepsiyi fırına koyup gülümsedim. Geriye sadece pişmesi kalmıştı. Kırk dakikanın ardından hazırdı. Sonrası Kenan'ın yanıydı. Sandalyeye oturup fırının tam karşısına geçtim. Zamanımı telefona bakarak tükettim. Bu sırada, annemin şaşkınlık dolu sesini duydum.
"Nil!"
Eliyle gözlerini ovaladı. Herhalde rüya gördüğünü sandı. Bir bana bir fırına baktı.
"Allah'ım bugünleri de mi görecektim?"
"Rüya mı görüyorum? Yoksa sen kalkıp börek mi yaptın?"
"Ne gördüysen doğru görüyorsun anneciğim. Canım ıspanaklı börek çekti. Hemen kalkıp yaptım. Kahvaltı da güzel gider diye düşündüm." dedim. Ama annemin o şaşkınlığını silemedim. Sanki ufo görmüş masum köylü gibi davranıyordu. Fazla şaşırıyordu.
"Kızım! Sen iyi misin? Kafana darbe falan mı aldın?"
"Maşallahım var. Gayet iyiyim." dedim. Annem hâlâ olaya inanamadı. Yarı şaşkın yarı heyecanlı bir şekilde bana baktı.
"Bugünleri de mi görecektim? Şükür namazı kılmalıyım. Kırk yılda bir gerçekleşen olay gerçekleşti. Nil kalkmış. Uykusundan fedakarlık yapmış. Bize börek hazırlamış." dediğinde gururla gülümsedim. Oturuşumu düzeltip daha dik bir duruş sergiledim. Öv beni anne! Övülmeyi en çok ben hak ediyordum.
"Aynen öyle şekerim. İşte hayırlı evlat dediğin böyle olur. Diğer ikisi fosur fosur uyurken ben sizlere neler yaptım? Görüyorsun değil mi? Bak bunu unutma. Bir köşeye yaz."
"Hâlâ inanamıyorum kızım. Ablan yapsa anlarım . Ama sen hiç uğraşmazsın. Hem ıspanaklı böreği sevmezdin ki... Yapardım ama yemezdin."
İşte miras! Nelere sebep oluyordu? Börek de açıyordum. Hamaratlık da yapıyordum.
"Evet! Sevmezdim. Ama rüyamda gördüm. Öyle canım çekti ki yapasım geldi." dediğimde gülümsedi. Sonunda şaşkınlığını bitirdi.
"Bak sen! Benim kızım, ne güzel rüyalar da görürmüş. Sen hep böyle rüyalar görmeye devam et."
"Tamam anneciğim. Sen hiç merak etme. Bu iş bende." dedim. Annem, pişen böreği fırından çıkardı. Gayet memnun bir şekilde inceledi.
"Bu böreği Kenan da çok sever." dedi. Salağa yattım. Belki de en iyi yaptığım şeyi yaptım. Olaya dair, hiçbir iz bırakmadım.
"Ya öyle mi? Hiç haberim yok."
"Aslında ıspanağı çok sever. Bir de böreği olunca dayanamaz." dedi. Alaycı yanım, boş durmadı. Hemen bir laf yapıştırdım.
"Temel Reis gibi ıspanak sevdalısı mı? O da yer yer dururdu. Sonra doğruca Safinaz'ı kurtarmaya koşardı."
"Öyle de keşke Kenan'ın da bir Safinaz'ı olaydı. İyi olurdu. Yazık! Çocuk, tek başına koca bir evde yaşıyor. Öyle ömür mü geçer? Annesi babası uzakta o da burada bir başına. Hiç olmuyor. Sıcak bir yuva kurması lazım." dediğinde anneme bakakaldım. Kadın unutmuyordu. Olayı ısıtıp ısıtıp önüme koyuyordu. Kafayı Kenan'a takmıştı. Hem de çok fena. Sanki kendi çocuğuydu. Öyle bir seviyordu ki Umut'a nasılsa ona da aynı şekilde davranıyordu. Ciddi ciddi, onu benden daha çok sevdiğini düşünüyordum.
"Yalnızsa yalnız! Adam hayatından gayet memnun. Hem demezler mi? Kendi çocukları hâlâ bekâr. Ama kadın Kenan'ı evlendirme derdinde. Olacak iş değil." dedim. Annem anında kaşlarını çattı. Gelecek kasırgayı bekledim. Çok bekletmeden laf darbeleri geldi.
"Benim çocuklarımın o yolda hiç gözü yok ki! Ablan evlilik defterini kapattı. Umut desen hâlâ olayın çapkınlığında. Sen de zaten hiçbir şey yok. Olsa bile beklemen gereken bir sıra var. Bunu geçtim bir de başımıza miras çıktı. Unutayım unutayım diyorum. Ama yapamıyorum. Gözümün önüne amcan geliyor. Sonra yengen ve kuzenlerin... Canım bu işe çok sıkılıyor Nil. Hem de çok! Her an biriyle evlenip gelecekler diye çok korkuyorum."
Onun öfkesi karşısında sakin kalmaya çalıştım.
"Peki ne yapmayı düşünüyorsun? Ya miras elden giderse, amcam kaparsa... Bir planın var mı?" dediğimde usulca başını salladı. Biliyordum! Bir planı vardı. Olmasa şaşardım. Etrafa bakıp sesini alçalttı. Sanki birinin duymasından çekindi.
"Niyetim ne olursa olsun, Umut'u evlendirmek. Çoktan gelin arayışına girdim. Bir sürü de adayım var. Kızların hepsini baştan savacak değil. İlla ki birinden etkilenecek. Gönlü kayacak. Sonra da doğruca dedenin yanına gideriz. Düğünümüzü yapar mirasımızı alırız. Bir taşla iki kuş hesabı... Hem oğlum mutlu hem de ben mutlu... İnşallah! O günler bir gelsin. Gelinimi altına boğacağım. O da mirastan nasibini alacak. Ay bir de torun geldi mi? Üzerine ev yapacağım."
Vay anasına! Yavaş gel anne! Olaya bak! Mirası geline yedirecekti. Böyle yapa yapa kalbime indirecekti. Annem mirasa yürümüyor koşmuyordu. Bildiğin uçuyordu.
"O zaman bana da mirastan pay verir misin? Belki kendi işimi kurarım. Güzel şeyler yaparım." dedim. Heyecanla annemin tepkisini inceledim. Bir duraksadı. O da beni inceledi. Küçük bir tebessüm edip saçımı okşadı.
"Annen seni hiç düşünmez mi kızım? Sana da bir şeyler yaparız. Bugüne kadar pek bir başarını göremedik. Orası ayrı! Ama hayat işte! Ağabeyin sayesinde bir yerlere gelmiş olursun. Ot gibi yaşamaktan kurtulursun. Yatar kalkar, Umut'a dua edersin. Onun sayesinde nerelere geldim diye sevinirsin." dedi. Ama beklediğim şeyler bunlar değildi. Böyle laf sokmalı bir konuşma değildi. Bana başarısız demek istiyordu. Sen başaramıyorsun ama diğer evlatlarım başarır demek istiyordu. Sen de onlar sayesinde bir yere gelirsin diyordu. Tekrar başarısız algısını, kendime yedirmek istemiyordum. Ailesinin üzerinden geçinen silik bir karakter de olmak istemiyordum. Bir şeyi de ben başarayım istiyordum. Bir kere de ben değer görsem olmaz mıydı? Bir kere de ben sevilsem... Ama bir türlü olmamıştı. Ne ablamın ne de ağabeyimin başarılarını geçebilmiştim. Hiçbir zaman gurur duyulan taraf olamamıştım. Hep gölgede kalmıştım.
"Niye suratını astın? Bir şey mi oldu?"
Bir de soruyordu. Maalesef hiçbir zaman beni anlamıyordu. Çoğu zaman, olaylara gülüp geçen taraf olsam da benim de bir kalbim vardı. Kırılıyor ve yaralanıyordu. Ama annem, bunların farkına varmıyordu. Böyle yaparak beni daha da çok hırslandırıyordu. Olanlardan habersiz takılıyordu. Ne yazık ki gizli bir savaşın içindeydik. En acısı da yan yana değildik. Karşı karşıyaydık. Bunu ben değil. O istemişti. Benim de bu karara saygı duymaktan başka çarem yoktu. Madem zıt taraflardaydık. Ben de ona göre davranırdım. Bunun bilinciyle ona baktım. Dışımdan söyleyemediklerimi içimden söyledim. Söz veriyorum anne. Bu hayattaki en büyük ters köşen ben olacaktım. Bu sefer başaracaktım. İlayda değil, ablam değil ve hatta o çok güvendiğin ağabeyim de değil... Ben başaracaktım. Yılın sürprizi ben olacaktım. Doğru adamla evlenip yeni bir düzen kuracaktım. Yeni bir hayat, yeni bir aile ve yeni bir iş... Bir bir gerçekleşecekti. Kızın bu sefer başaracaktı anne. Öyle böyle değil. Çok fena başaracaktı.
"Kızım sana diyorum." dediğinde yine eski hâlime geri dönmeye çalıştım. Zoraki gülümsedim.
"Hiç! Hiç bir şey olmadı anne. Sen yine iyi düşünmüşsün. Umut hepimizi kurtaracak." dedim.
"Evet! Aynen öyle olacak Nil! Artık sen de bana yardım edersin. Şu işin içinden hayırlısıyla çıkarız."
"Her zaman." dediğimde konuyu kapatıp ocağa çay koydu. Çok geçmeden tekrar konuştu.
"Kenan'a da bir tabak yollasak. Kahvaltı da yesin oğlum." dedi. Önüme gelen fırsatı hemen değerlendirmek istedim.
"Şimdi götüreyim. Sıcak sıcak yesin."
"İyi olur." deyip börekleri tabağa yerleştirdi.
"Sonrasında Güneş'e de uğrayabilirim. Haberin olsun." deyip yerimi sağlama aldım.
"Tamam ama çok geç kalma. Ailecek kahvaltı yapalım."
Başımla onay verip tabağı sıkıca tuttum. Evden çıkmadan önce kendimi inceledim. Her şey gayet iyiydi. Sabaha göreydi. Ne çok abartı ne çok sadeydi. Olması gereken düzeydeydi. Şimdi de kendimi gösterme vaktiydi. Bir kat yukarı çıkıp en sevdiğim alana geldim. Bu katı, ayrı bir seviyordum. Sanki bu kata çıkınca bambaşka bir dünyaya giriyordum. Duvarlara asılmış tablolar ve özenle yerleştirilmiş çiçekler... Aşırı hoşuma gidiyordu. Çoğu zaman burada yaşamak istiyordum. Belki de bu hayalim gerçek olurdu. Neden olmasındı ki? Gülüp yönümü karşıya çevirdim. Bu sefer, Güneş'in kapısına değil Kenan'ın kapısına geldim. Derin bir iç çekip kapıyı çaldım. Hemen açılmadı. Acaba evde mi yoktu? Bana bunu yapma Kenan! Planımı bozma. Umudum tükenirken kapı yavaşça açıldı. Kenan usulca gün yüzüne çıktı. Anında o koyuluklarla göz göze geldim. Dünden alışık olduğum gözlere, yine uzun uzun bakmak istedim. Ama şartlar el vermedi. Bakışlarım yüzünde gezindi. Dikkatle onu incelemeye geçti. Ev hâliyleydi. Saçları hafif dağınıktı. Her zamanki gibi bir şekil vermemişti. Ne yalan söyleyeyim, bu da ayrı bir yakışmıştı. Farklı bir hava katmıştı. Acaba yeni mi uyanmıştı? Saçmalıyordum. Ne yeni uyanmasıydı? Adam işe gidecekti. Hem gayet zindeydi.
"Nil..." deyip şaşkınca bana baktı. Günaydın yakışıklı dememek için direndim. Ben de tıpkı onun gibi yaptım. Adını bastırarak söyledim.
"Kenan..."
Bir Hint dizisinde olmadığımıza göre uzun uzun bakışacak hâlimiz yoktu. Çünkü gerçek hayattaydık ve uzun süre bakışamazdık. Ki bunu yaparsam deli olduğumu düşünürdü. Yüzüme küçük bir tebessüm kondurup harekete geçtim.
"Günaydın. "
"Günaydın Nil."
"Umarım uyandırmamışımdır."
"Hayır! Uyanalı baya oluyor." dedi.
"Sana börek getirdim." dediğimde bakışları tabağa kaydı. Böreği görünce tepkisi değişti. Bir çocuk gibi sevindi. Parıldayan gözleri, ben ve börek arasında gidip geldi. Vay be! Bir börekle sevinmişti. Böyle sevineceğini bilseydim. Hep yapar getirirdim. Neyse bunu da aklımın bir köşesine yazmıştım. Bir gün mutlaka kullanırdım.
"Ispanaklı mı?"
"Evet! Hem de bol ıspanaklı..."
"Zerrin teyze mi yaptı?"
"Hayır. Ben yaptım." dediğimde şaşırdı. Aşk olsun! Ne diye şaşırıyordu ki? Ben börek yapamaz mıydım? Tamam pek bir şey yaptığımı görmemişti. Ama bu hiç yapmıyorum anlamına gelmezdi. Bu sadece fragmandı. Daha görmediği ve bilmediği ne özelliklerim vardı? Ama zamanla görecekti. Ne yapmam gerekiyorsa yapacak. Onu bambaşka bir Nil ile tanıştıracaktım. Bakalım. Memnun kalacak mıydı?
"Ellerine sağlık." deyip tabağa uzanmaya çalıştı. Ben de bilerek evin içine baktım. Hep bize gelmek olmazdı. Biraz da ona uğramak lazımdı. Bunu ona yeteri kadar hissettirmiş olacağım ki hemen konuştu.
"İstersen içeriye gel!"
"Bilmem. Olur mu ki?" deyip yalandan naz yaptım. Önce hiç oralı olmayıp ısrar edince kabul edecektim. Biraz da zoru oynayacaktım.
"Kahvaltı hazırlamıştım. Çayı da demledim. Beraber kahvaltı ederiz." dediğinde bu fikir çok hoşuma gitti. Sırıtmamak için direndim.
"Sana zahmet vermeyeyim. Başka zaman gelirim." dedim. Bir an ısrar etmeyecek diye çok korktum. Ama Kenan beni yanılttı. Kapıyı iyice açıp kenara çekildi. Bir taraftan da konuştu.
"Saçmalama Nil. Hep ben size misafir oluyorum . Bir kere de sen bana misafir ol."
İyi hoş diyorsun da benim niyetim sadece misafir olmak değildi. Ben bu evde misafir değil ev sahibi olmak istiyordum. Bu evi seninle paylaşmak istiyordum. Ama bunu yüzüne karşı söyleyemezdim ki... Daha zamanı gelmemişti.
"Başka zaman gelsem."
"Israr ediyorum Nil. Gelmezsen ayıp edersin."
"Madem ısrar ediyorsun biraz durayım." dedim. Heyecanla evin içine girdim. Bu eve uğramayalı çok olmuştu. Acaba bir şeyler değişmiş miydi? Merak ettim. Evi gezmek istedim. Fakat bunu yapamayacağımı bildiğimden usluca durdum. Sonuçta ev görmeye gelmemiştim.
"Mutfağa geçelim." diyen Kenan'ı takip ettim. Birlikte mutfağa geçtik. Direkt mutfağı gözlem altına aldım. Bir erkeğe göre oldukça temiz mutfağı vardı. Ne dağınıktı ne de pisti. Umut'un tam tersiydi. Tam olarak ideal bir erkekti. Bu da ona artı bir puan daha eklemişti. Kahvaltı olarak da kendine omlet yapmıştı. Ayrıyeten birkaç kahvaltılık daha vardı.
"Çayına şeker atmıyordun değil mi?" diye sordu. Hızla başımı iki yana salladım.
"Hayır. Şekersiz içiyorum." dedim. Bardağıma demli bir çay doldurup karşıma geçti.
"Kusura bakma. Sizinkiler kadar gösterişli bir masam yok." dedi. Gülüp omuz silktim.
"Ben zaten aşırı kahvaltı seven biri değilim. Bu bile benim için çok fazla."
"Doğru! Hep kuş kadar yiyorsun." diye karşılık verdi. Börekten bir tane alıp tabağına koydu. Heyecanla vereceği tepkiyi bekledim. Acaba beğenecek miydi? Yoksa tam tersi mi gerçekleşecekti? Çaktırmadan ona bakmaya çalıştım. Börekten bir parça aldı. Uzun uzun çiğnedi. Birden ne olduysa öksürmeye başladı. Hafifçe kızardı. Hızla suyuna uzanıp birkaç yudum içti.
"Kenan!"
"İyi misin?"
Suyu içtikten sonra kendine geldi.
"İyiyim. Birden boğazıma kaçtı." deyip gülümsedi. Dayanamayıp hevesle konuştum.
"Böreği nasıl buldun? Nasıl olmuş?"
Saniyelik bir duraksama yaşandı. Çok geçmeden börekten bir parça daha alıp yedi. Sanki dünyanın en güzel yemeğini yiyormuş gibi davrandı. Beğeni dolu sesler çıkardı.
"Güzel! Çok güzel olmuş. Ellerine sağlık." dedi. Bu sefer, gülme sırası bana geçti. Demek beğenmişti. Sen böyle beğeneceksen ben sana neler yapardım neler? Yemek şöleni yaşardın be Kenan.
"Afiyet olsun." deyip çayımdan içmeye başladım. Kenan da sık sık çay içti. Bu sırada dikkatimi çeken bir olay gerçekleşti. Kenan, börek hariç her şeyden yedi. Ama börek yemedi. Hayırdır? Neden börek yemiyordu ki? Üstelik beğendiğini de söylemişti. Bu işte bir iş var gibiydi.
"Börek neden yemiyorsun? Sıcak sıcak güzel gider."
"Sonra yerim."
"Evde daha çok var. Bunları ye. Ben bir tabak daha getiririm." dediğimde gözleri irice açıldı. Bir panik havası yaşadı. Ne oluyorduk ya? Bir anlasam her şey düzelecekti.
"Yok! Hiç gerek yok. Hiç zahmet etme."
"Neden ki?"
"Bunlar bile çok fazla Nil. Fena doydum."
"En azından bunu ye. Bir tanecik..." deyip hem onun tabağına hem de kendi tabağıma, bir tane daha börek koydum. Börekten bir parça alıp dudaklarımın arasına götürdüm. İlk başta her şey yolunda giderken, bir anda ağzıma çok fena tuz tadı geldi. Ne olduğunu anlayamadım. Kondurmak istemedim. Ama olmadı. Aşırı rahatsız edici bir tat oluştu. Buram buram acılık boğazımı yakıp geçti. Yüzümü buruşturdum. Dayanamayıp öksürmeye başladım. Kenan, bir kurtarıcı gibi su dolu bardağı uzattı. Hemen elinden kapıp içtim. Yavaş yavaş kendime geldim. Tuzla mahvolan böreğime bakıp içlendim.
"Bu ne ya?"
"İğrenç olmuş."
"Bu börek olmamış ki....Başka bir şey olmuş. Resmen tuzun böreği olmuş." dedim. O kadar da uğraşmıştım. Emek vermiştim. Ama sonuç buydu. Bu kadar da olmamalıydı ya... Kenan'a baktığımda gülerek beni izlediğini gördüm. Kahretsin! Rezil olmuştum. Onu etkilemek isterken ne hâle düşmüştüm? Bildiğin hayaller ve hayatlar başlığının karşılığı olmuştum. Suratımı asıp arkama yaslandım. Utanmasam hem böreğe hem de Kenan'a küsecektim.
"O kadar da kötü değil Nil! Suratını asacak kadar değil." dedi. Adam bile bile tuz çoru olan böreği yemişti. O da yetmemiş çok güzel bir şeymiş gibi davranmıştı. Ama neden? Neden bunu yapmıştı ki?
"Ben de yedim Kenan. Kötüydü. Hem de çok kötü..." dedim. Benim aksime gülümsedi.
"Sadece tuzu fazla kaçmış. O kadar! Geri kalanı harika." deyip böreği tekrar gözlerimin önünde yedi. Yok artık! Benim yüzümden midesini bozacaktı. Hızla ona engel olmak istedim.
"Saçmalama lütfen! Hem sen doymamış mıydın?"
"Demek ki doymamışım. Bak! Gayet de yenilir. Şekil A'da ki gibi..." deyip kendini gösterdi.
Daha fazla, ona bu eziyeti çektirmek istemedim. Hızla önündeki tabağı çekip aldım.
"Bu kadarı yeterli Kenan. Mideni bozacaksın."
"Hiçbir şey olmaz. Bu mide neler gördü neler Nil? Her şeye rağmen ayakta durdu. Boş yere endişelenme."
"Neden öncesinde bir şey demedin ki? Ben de ye diye zorluyorum. Kusura bakma." deyip gözlerimi kaçırdım.
"Abartma lütfen! Tadı gayet iyi. Bir dahakine daha da iyi olur. Hiç dert etme." dedi. Bunu söylerken ki çabası ilgimi çekti. Kendince beni teselli ediyordu. Üzülmemem için çaba veriyordu. Karşımda başkası olsa böyle yapmazdı. Mesela bu durum, bizim evde yaşansaydı. Umut'un dilinden kurtulamazdım. Benim dalga geçer dururdu. Annem de lafını yapardı. Ama burada işler başkaydı. Muhtemelen kibarlığından yapıyordu. Ayıp olmasın diye... Hiçbir şey demeden öylece durdum. Benim suskunluğumu Kenan doldurdu.
"Neden hiçbir şey yemiyorsun? Bak! Masada o kadar çok şey var. Onları tat." dedi. Önüme bir sürü şey koydu. Hatta dolaptan da bir şey çıkardı. Özellikle en yakınıma koydu. Merakla ne olduğuna baktım. Önce kokusunu aldım. En sevdiğim kokuya ulaştım. Gözlerimi irice açtım. Heyecanla o güzelliğe daldım.
"Çilek reçeli mi o?" diye fısıldadım. Kenan'ın gülüşünü işittim.
"Evet ta kendisi!"
Derin bir iştaha kapıldım. Sabırsızca, Kenan ve reçel arasında gidip geldim.
"Çok severim." dedim. Onaylarcasına başını salladı. Anın heyecanıyla dilim açıldı.
"Biliyor musun? Benim çileklere karşı zaafım var. Görünce dayanamıyorum. Çilek reçeli, çilekli pasta, çilekli dondurma ve daha nicesi... Adında çilek geçmesi yeterli. Onları görünce kendimi kaybediyorum. Sanırım bu da benim hassas noktam." dedim.
"O zaman ne duruyorsun? Hemen tadına bak." dediğinde heyecanla ekmekten bir parça alıp reçel sürdüm. Hızla dudaklarımın arasına götürdüm. Anbean huzurlu doldum. Bu his çok başkaydı. Ancak yaşanırdı. Tadı öyle güzeldi ki... Biraz önceki facianın ardından mükemmel geldi. Memnuniyetle gülümseyip çileklerin tadına vardım. Dudaklarım da reçelden nasibini aldı. Yapış yapış oldu. Dilimle üzerinden geçtim. Nerede nasıl bir konumda olduğumu unuttum. Kendimden geçtiğimi ancak Kenan ile göz göze gelince fark ettim. Aptaldım! Adamın gözü önünde neler de yapmıştım? Ama tek suçlu ben değildim ki... Kenan da bir film izler gibi beni izlemişti. Her neyse yapacak bir şey yoktu. Bozuntuya vermeden konuştum.
"Sen de yesene çok güzel."
"Bir lokma daha alamam. Çok doydum." dedi.
"Ama çok güzel. Her şeyi tam ayarında. En azından bir parça ye." deyip ısrar ettim.
"Sen yedikçe yemiş kadar oldum. İnan bana. " dediğinde ne karşılık vereceğimi bilemedim. Konuyu başka yere çevirdim.
"Kim yaptıysa çok güzel olmuş."
"Annem yaptı. Böyle şeyler yapmayı çok sever. Vişneli, kayısılı ve nicesi... Daha çok tür var. İstersen onları da tat."
"Teşekkür ederim. Bu kadarı yeterli." dedim. Bana kalsa yarıya indirirdim de açgözlülük yapmak istemedim. Zar zor çilekten koptum. Gözlerimi ona diktim. Asıl konuya giriş yaptım.
"Dün akşam, annem çok üzerine geldi. Kusura bakma. Kendini çöpçatan sandı." dedim. Sözlerime güldü.
"Sorun yok. O da benim iyiliğimi düşünüyor. Zaten bu konuda annem bir Zerrin teyze iki... Evlenirsem en çok ikisi mutlu olacak." dedi. Bu konuyu burada kapatmak istemedim. Çünkü annemi çok iyi tanıyordum. İstediğini yapana kadar durmayacaktı. Bir şeyler yapacaktı. Ona inat ben de durmayacaktım. Hatta daha da fazlasını yapacaktım.
"Bence sen hiç anneme takılma. Ayıp olur falan diye de hiç düşünme. Direkt istemiyorum de. Konu kapansın. Başın ağrımasın." dedim. Sanki konuşmam ona keyif verdi. Hani gülmek istersin de kendini tutarsın ya öyle bir görüntü oluştu. Çabaları sonuç vermedi. Göreceğimi gördüm.
"Böyle yalnız olmak iyi hoş ama bir yandan da Zerrin teyze haklı Nil. Böyle hayat gitmez. İnsan arada evden bir ses gelsin istiyor. Hayat arkadaşı olsun istiyor. Hem yaşım da geldi. Bir değişiklik şart." dedi. Sözleri algılamakta zorlandım. Bu kulaklar neler duyuyordu? Gerçekten ciddi şeyler mi düşünüyordu? Bu beni olumlu da etkileyebilirdi olumsuz da... Korku ve heyecan arasında gidip geldim. Duyduklarımdan emin olmak istedim.
"Evlenmek mi istiyorsun?" dedim. Usulca baş onayı verdi.
"Çoktan yaşımın geldiğini düşünüyorum. Artık bir yuva kurmak istiyorum." dedi. Böyle bir şey beklemediğimden şaşırdım. Kenan, ciddi ciddi evlenmek istiyordu. Buna sevinmeli miydim? Yoksa korkmalı mıydım? Bilemedim. İhtimaller arasında sürüklendim. Umarım korktuğum başıma gelmezdi. Kenan başka biriyle olmazdı. Bu ihtimali düşünmek bile istemedim. Sertçe yutkundum.
"Sen ciddisin." dediğimde tereddüt etmedi. Kararlılık gösterdi.
"Ciddiyim Nil. Artık evlenmeliydim. Çoluk çocuğa karışmalıyım." dedi. Bu kadar kesin konuşması şüphelerime ortaya döktü. Eyvah! Kesin birini bulmuştu. Ben ona açılamadan o başka bir yuvaya konmuştu. Böyle şansa edeyim.
"Yoksa birini mi buldun? Hayatında biri mi var?"
"Yok! Daha değil." dediğinde rahat bir nefes aldım. İyi! En azından zamanım vardı. Bir şeyler yapabilirdim. Daha bunun mutluluğunu yaşayamadan tekrar konuştu.
"Hem Zerrin teyze de beni birileriyle tanıştırmak istiyor. Belki de onlardan biriyle buluşurum. Kimyalar da uyarsa..."
"Kimyalar da uyarsa ne olacak Kenan?" diye bastırdım. Anbean korktuğumun başıma geldiğini hissettim. Kenan gülüp rahatça konuştu.
"İşler ciddiye biner. Ben de evlenirim."
Ne de kolay söylemişti öyle! Evlenirim diye... Evlenirsin de kiminle be adam? Annemin bulduklarıyla mı? Yoksa başka bir kadınla mı? Kusura bakma. Ama buna izin veremezdim. Bu kadar kolay değildi. Önce beni görmeliydin. Varlığımı hissetmeliydin. Belki de kaderin bendim. Ama sen bunu görmekten acizdin.
"Seni o kadar uyardım. Ve sen hâlâ annemin bulduklarıyla mı evlenmek istiyorsun?" dedim. Hayal kırıklığımı gizleyemedim.
"Uyarıların için teşekkür ederim Nil. Ama ben yine de bir şansımı denemek istiyorum." dedi. Bu damarıma basmak değil de neydi? Çıldıracaktım. Bilerek mi yapıyordu? Cidden anlamıyordum.
"Peki! Kendin bilirsin." deyip her bir kelimeyi vurguladım. Sinirimi sesime yansıttım. Kenan yüzüme karşı sırıttı. Öyle küçük bir tebessüm değildi. Bildiğin keyif ala ala sırıttı. Komik miydi? Neden böyle gülüyordu ki? O böyle yaptıkça daha çok sinirlendim. Bakışlarımı kaçırıp sık sık nefes alıp verdim.
"Nil..."
"Efendim?"
"Bir sinirlendin gibi..."
"Sana öyle gelmiş olmalı." deyip tekrar Kenan'a baktım. Kaşının tekini yukarı kaldırıp dikkatle beni inceledi. O bakışlardaki merakı hissedebildim. Fazla meraklıydı. Ya da şüpheli mi? Orasını çözemedim.
"Bir sorun mu var Nil? Bana söylemek istediğin bir şey falan..."
"Yok! Ne olabilir ki? Hem bir şey mi söylemem gerekiyor?" dedim. Ama içimden öfke buhranları geçirdim. Adama bak! Gözümün önünde damat olup gidecekti. Hem de başkasının damadı... Sinirle çay bardağına uzandım. Hızla ağzıma götürdüm. Sıcaklığını hesaba katmadan yanlış yaptım. Bir yudum değil birçok yudum aldım. Kenan bana sesini duyurmaya çalıştı.
"Dur yavaş Nil! Ne yaptın?"
Ama her şey için çok geç kaldı. O an o çay, boğazımı yakıp geçti. Kendimi bir çizgi film karesinde gibi hissettim. Hani karakter yanar kıpkırmızı olur ya... Ben de o hesap oldum. Kesin kırmızının tonlarına gezinip durdum. Yüzümü buruşturup elimi boğazıma götürdüm. Acıyla konuştum.
"O neydi be?"
"Yandım. Valla cayır cayır yandım."
Kenan yüzünden, kendimi yakmıştım. Sinirle ona bakarken onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı.
"Öyle içersen tabii yanarsın. Sanırsın boğazında bir sac var Nil. Öyle çay mı içilir?"
"Bir aksilik oldu işte. Neyse ki şimdi daha iyiyim." dedim. Ciddiyeti bırakıp gülümsedi.
"Çocuk gibisin."
Çocuk nedir ya? Ben onu etkilemek istiyordum. Ama adam beni bir çocuk gibi görüyordu. İşe bak! Ne umuyordum? Ne buluyordum? Ben bunları düşünürken evin kapısı çaldı. İkimiz de duraksayıp birbirimize baktık.
"Birini mi bekliyordun?"
"Hayır!"
Kapı art arda çalmaya devam etti. Kapının ardından annemin sesi geldi.
"Kenan! Oğlum evde misin?" diye seslendi. Korkuyla gözlerimi irice açtım. Eyvah! Bir bu eksikti. Ne diye gelmişti ki? Sanki baskına gelmişti. Beni Güneş'in yanında biliyordu. Şimdi Kenan'ın yanında görürse işler değişirdi. Şüphelenirdi. Bu en son isteyeceğim şeydi. Kenan, ayağa kalkacakken hızla kolundan tuttum. Gitmesine engel oldum.
"Kapıyı açma!"
"Neden?"
"Boş ver. Çalar çalar gider!"
"Sen iyi misin? Kapıyı çalan annen. Bir yabancı değil." dediğinde onu bırakmaya niyetli olmadığımı gösterdim. Kolundan sıkıca tutmaya devam ettim.
"Ayakkabılarım içeride mi?"
"Ne oluyor Nil? Niye böyle davranıyorsun?"
"Onu saklar mısın? Annem burada olduğumu bilmesin." dedim. Şaşkınca bana baktı. Herhalde delirdiğimi sandı. Onu rahatlatacak bir açıklama yapmak istedim. Maalesef işin içine ufak yalanlar da eklemek zorunda kaldım.
"Annem ile tartıştık. Şimdi yüz yüze gelelim istemiyorum. Kapıyı açacaksan lütfen anneme burada olduğumu söyleme. Sadece böreği bıraktığımı bilsin yeterli."
"Ama Nil böyle olmaz. Annene yalan mı söyleyeceğiz? Koca koca insanlarız."
"Senden bir iyilik istiyorum Kenan. Sadece bir iyilik." dedim. İç geçirip baş onayı verdi.
"Peki! Öyle olsun."
"Teşekkür ederim." deyip kolundan elimi çektim. Gitmesine izin verdim. Çok geçmeden kapı açıldı. Annemin sesi duyuldu.
"Müsait miydin oğlum? İşe gitmeden seninle bir konuşayım istedim."
"İşten gelince konuşsak olmaz mı?"
"Sadece beş dakikanı alacağım." dedi. O an sesi daha yakından geldi. Kahretsin! İçeriye girmişti. Ne yapacağımı bilemeden etrafa baktım. Saklanacak bir yer aradım. Gözüme masa ilişti. Mecburen masanın altına girdim. Sandalyeleri de kendime doğru çektim. En köşeye geçip sessizce bekledim. Annemin sesi en yakından geldi. Korkunç bir rüya gibi mutfağa girdi. Eh be Kenan! Ne diye durdurmamıştın ki?
"Dün akşam yoğurt yapmıştım. Onu da getirdim. Dolaba koyarsın."
"Ellerine sağlık Zerrin teyze. Böyle yaparak beni şımartıyorsun. Haberin olsun."
"Afiyet olsun oğlum. Sen de benim bir çocuğum sayılırsın." dedi. Saniyelik sesler kesildi. Annemin meraklı sesiyle devam etti.
"Misafirin mi vardı?" dediğinde kalbim delicesine atmaya başladı. Umarım Kenan beni ele vermezdi. Yoksa her şeyin sonu olurdu. Neyse ki korktuğum gerçekleşmedi.
"Evet. Bir arkadaşım vardı. Sen gelmeden gitti." dedi. Annemin gülüşünü duydum.
"Nil'in börekleri de yemişsiniz."
"Sağ olsun yapıp getirmiş."
"Öyle de oğlum keşke bizi denek olarak kullanmasaydı daha iyi olurdu." dedi.
"Biraz tuzu kaçmış o kadar ben beğendim."
Annem, tekrar güldü.
"Sabah görmen lazımdı. Erkenden kalmış börekleri yapmış. Çocuk gibi heveslenmiş. Rüyasında görmüş de... Börek yapası tutmuş. Onu böyle görünce ben de mutlu oldum." dedi. Hayret! Laf çarpmamıştı. Herhalde hamaratlığım tuttu diye mutlu olmuştu. Benim merak ettiğim şeyi Kenan sordu.
"Yemek yapıyor diye mi mutlu oldun?"
"Yok be oğlum. Ondan değil. Ne bileyim? Kızımı uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar mutlu gördüm. Öyle hevesli öyle mutluydu ki... Benim de hoşuma gitti." dedi. İstemsizce tebessüm ettim. En azından mutluluğumu fark edebilmişti. Bu da bir şeydi. Onun için değerli olduğumu hissettirecek bir şeydi.
"Zamanını almayayım oğlum. Asıl konuya geleyim. Sen dün dediğim şeyi düşündün mü? Ne diyorsun? Bir oluru var mı?"
Bir dakika! Bir dakika! Hangi konudan bahsediyordu?
"Beğendin mi?"
Kenan, cevap vermeden annem tekrar konuştu.
"O seni çok beğenmiş. Haberin olsun."
Kim ya? Kim beğenmişti? Hangi kadın Kenan'a göz dikmişti? Anne gözünü seveyim ya... Sen ne istiyordun? Yoksa beni çıldırtmak mı? İnsan hiç kendi kızına cephe alır mıydı? Olacak iş değildi.
"Sen akşama kadar bana dönüş yaparsın oğlum."
"Ben zaten..."
"İyi düşün oğlum. Akşama konuşuruz." dedi. Sonrasında kapı kapanma sesi geldi. Annem gitmişti.
"Nil!"
"Artık çıkabilirsin." diyen uyarıcı sesle hızla masanın altından çıktım. Kendime çeki düzen verdim. Kenan, kollarını birbirine kavuşturmuş bir şekilde bana baktı. Tam hesap soracak duruştaydı.
"Annen gayet iyiydi. Sanki hiç kavga etmemiş gibiydiniz." dedi. Kahretsin! Bir yalan atayım demiştim. Hemen ortaya çıkmıştı. Ama sonuna kadar inkar edecektim.
"Özel konular. Anne kız arasında. Belki sana anlatmak istememiştir."
"Neden kavga ettiniz Nil? Masanın altına saklanacak kadar ne olmuş olabilir?"
"Hiç! Her zamanki şeyler... Özel konular..."
"İkna olmadım desem."
"Kendin bilirsin." deyip umursamaz görünmek istedim. Sıkıntıyla iç geçirdi.
"Ben artık gideyim."
Kapıya doğru birkaç adım ilerledim. Niyetim hemen çekip gitmekti. Ama annemin sözlerini düşünmek bunu tam tersine çevirdi. Bir şey demeden gitmek istemedim. Zoraki bir tebessüm takınıp ona doğru döndüm.
"Kırk yıl düşünsem, annemin bulduğu biriyle evlenmek isteyeceğine inanmazdım." dedim. Kısa bir şaşkınlık yaşadı. Onu ardından ukala bir tebessüm sergiledi.
"Bunda bir sorun mu var? Benim annemle babam da görücü usulü evlenmiş. Sonra da çok aşık olmuşlar. Orası ayrı."
"Yoksa..." deyip devamını getirmedi. İnatla koyuluklara bakıp vurguladım.
"Yoksa?"
Gülüşü genişledi.
"Yoksa görücü usulünü mü bana yakıştıramıyorsun?"
"Bilmem. Belki de çok erken davrandığını düşünüyorumdur."
"Nil..." deyip gözlerini kıstı. Sanki bir şüpheye düştü. Umursamayıp konuştum.
"Görüşürüz Kenan!"
Kapıyı açıp ona doğru son bir bakış attım. Onu bir şüphenin içinde bıraktım. İstediği kadar şüphelenebilirdi. Benim için bir sorun yoktu. Önemli olan onun ne hissettiğiydi. Bakalım bana karşı nasıl bir sınav verecekti? Yaptıklarıma karşı yenilecek miydi? Yoksa direnecek miydi? Buna kendisi karar verecekti. Tek temennim bana karşı yenilmesiydi. Kalbini vermesiydi.
************
Akşama doğru, sayfama girip az da olsa arada bir gelen yorumları okudum. Allah'tan çok takipçim yoktu. Azından azı takipçilerim ve mini bir dünyam vardı. Bundan gayet memnundum. Geçen yazdığım kısmı açıp oraya gelen yorumları da okudum. İki tane yorum vardı.
Papatya Diyarı- Yürü be kızım! Arkandan yürüyelim . Mirasa sen kavuş.❤️
Rüzgar Gülü - Ne yaptın? Bizi habersiz bırakma. Yakışıklıdan haber getir.
Onlar da en az benim kadar heyecanlıydı. Hevesle yeni bir yazı paylaşmaya karar verdim. Hızla klavyeye uzandım. Bölümün başlığını attım.
Erkeğin Kalbine Giden Yol ❤️
Bugün atalarımızın bir sözüne uyarak kendime yeni bir yol çizdim. Şansımı bir de bu şekilde denemek istedim. Bir erkek için mutfağa girdim. O erkeğin kim olduğunu az çok tahmin edersiniz. Evet! Evet! Tabii ki de bizim yakışıklı.😎 Dedim ki madem erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçiyor. Ben de bu yoldan gideyim. Sırf bu yüzden, yakışıklının en sevdiği yemeği yaptım. Sonuç umduğum gibi gitmese de onunla baş başa kalma imkanını yakaladım. Bunu öyle uzun bir zaman olarak algılamayın. En fazla yarım saat sürdü. Ama bence bu bile onun kafasını karıştırmaya yetti. İki gün içinde hem şüphesini hem de dikkatini üzerime çektim. Kapıyı hafifçe araladım ve ona bambaşka bir kadını gösterdim. Artık ben o eski ben değildim. Ne istediğimi bilen ve kendine güvenen biriydim. Kendimden de son derece emindim. Şimdilik kapıyı aralık tutuyordum. Ama bir gün o kapıyı tamamen açacaktım. Ona da bu kapıdan geçmek için bir fırsat tanıyacaktım. İçimden bir ses, yanıma geleceğini ve eksik olan parçayı tamamlayacağını söylüyordu. İşte o zaman, her şey daha anlamlı olacaktı. Benim için güzel bir yol açılacaktı. Miras ve yakışıklı... İkisine de kavuşmuş olacaktım. Daha ne isterdim ki? Bu yüzden lütfen beklemede kalın♥️ Her an bir sürpriz yapabilirim. Evli, zengin ve mutlu olabilirim.
Telefonumun titremesiyle yazmayı bıraktım. Merakla gelen bildirime baktım. Güneş'ten mesaj vardı.
"Kenan'ı telefonda konuşurken duydum. Yarın lüks bir mekânda arkadaşlarıyla buluşacak. O mekânı çok iyi biliyorum Nil. Kesinlikle oraya gitmeliyiz. Kenan seni bir de orada görmeli. Sonra gözü senden başkasını görmemeli."
Bu şansı kaçıracak hâlim yoktu. Tesadüfler tesadüfü doğururdu. Sürekli bir yerler de karşılaşmak iyi olurdu. Hem aklına kazınır hem de ilgisini çekerdim. Böylelikle de istediğim sonuca ulaşırdım. Bunun heyecanıyla konuştum.
"Bekle beni Kenan! Yine ben geliyorum. Hem de aklını başından almaya geliyorum. "
