İçeriğe geç

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 4 · 24 dk okuma

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 4

2-Hedefim Sensin ❤️

Evlilik, başlı başına ağır bir yüktü. Türlü türlü, sorumlulukları vardı. Ayrıca toplumumuzun vazgeçilmez bir kuralıydı. Yaşın gelince evlenecektin. Otuzuna varmadan evlendin! Evlendin! Diğer ihtimali seçersen, o kara listeye giriyordun. Onlara göre evde kalmış oluyordun. Akrabaların, akrabaların akrabası veya komşuların... Kısacası el âlem! Susmak bilmiyordu. Benim için sorun değildi. İstedikleri kadar konuşabilirlerdi. Ama annem öyle değildi. El âlem, onun için kutsal bir makam gibi bir şeydi. Sürekli onlar ne der diye düşünüyor. Bunu kafaya takıyor. Bunalıma giriyordu. Sanki her şey, onların onayından geçmek zorundaymış gibi davranıyordu. Tabii ki bu duruma çıldırıyordum. Ama annemi de üzmek istemiyordum. Hem annem hem de miras için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Ani ve şok edici bir şey... Mesela adında yıldırım geçen bir şey... Eğer bunu yaparsam, meleklik taslayan sinsi akrabalarımı üzebilir ve biricik ailemi sevindirebilirdim. Bunun heyecanıyla fısıldadım.

"Sürpriz bir aşk..."

"Ve olmazsa olmaz, yıldırım nikâhı gibi..."

"Yılın olayı olur!"

Düşündükçe hoşuma gitti. Gülüşüm genişledi. Sandığımdan daha da çok mutlu etti. Ben çoktan adayımı bulmuştum. Ama onun bundan haberi yoktu. Kendi kendimi, rahatlatıp omuz silktim. Olabilir! Sonuçta hayat sürprizlerle doluydu. Ben de onun, bu hayattaki en büyük sürprizi olabilirdim. Hem niye olmasın ki? Kimler kimlerle beraber oluyordu? Bizden de olurdu. Hem de bal gibi mükemmel bir çift olurdu. Gülüp telefonumu elime aldım. Hesabıma girip oradan Kenan'ın profiline girdim. Uzun zamandır bakmadığım hesabı, alıcı bir gözle inceledim. Takip ettiği kişi sayısını görünce şaşırmadan edemedim. Gözlerimi irice açtım. Yok artık! Otuz kişi mi? Evet! Ciddi ciddi, otuz kişiydi. Benim tam tersimdi. Ben herkesi takip ediyordum. Akrabalarımı, akrabalarımın akrabasını, köydekileri ve daha nicesini... İşsiz gibi herkesle takipleşiyordum. Kendi söylediğime kendim güldüm.

"İşsiz gibi mi? Zaten işsizdim. Benden âlâ işsiz mi vardı?"

Lanet olsun ki onun kadar havalı değildim. Çok sıradandım. Herkes gibiydim. İşe bak! Şimdiden zıt düşmüştük. Hem de daha yolun başındayken... İç çekip takipçi sayısına baktım. Binlere yakın da takipçisi vardı. Pek ilgilenmeyen ama ilgi gören taraftaydı. Merakla takip ettiği kişileri inceledim. Arkadaşları, Umut ve tanımadığım üç kadın vardı. Ama ben yoktum. Onu takip ettiğim hâlde o listede yoktum. Emin olmak için tekrar kontrol ettim. Maalesef umduğumu bulamadım. Sinirle kaşlarımı çattım.

"Alacağın olsun Kenan!"

"Bugüne kadar bunu nasıl fark etmem? Şuna bak! Beyefendi beni takip etme inceliği bile göstermemiş!"

"Odun!"

"Ben de saf gibi takipleşiyoruz sanıyorum."

Hızla takipçilerine girdim. Bir sürü tanımadığım kişi vardı. Üstelik çoğu kadındı. Tabii buldular yakışıklı adamı. Hemen takip etmişlerdi. Sıkıntıyla iç çekip gönderilerine girdim. Üç tane gönderisi vardı. Biri ağabeyimleydi. İkisi de polis üniformasıyla poz vermişti. Gönderi çok fazla sayıda beğeni almıştı. Kadınların üniforma sevgisi, buraya da yansımıştı. İkinci gönderisi, anne ve babasıylaydı. İkisinin tam ortasına girmiş. Gülerek poz vermişti. Gözüme tam olarak iyi bir evlat olarak görünmüştü. Bu da istemsizce hoşuma gitmişti. İyi bir evlat neden iyi bir eş olmasındı ki? Ya da iyi bir damat? Bence olurdu. Hem de çok güzel olurdu. Yılın eşi ve damadı ,kesinlikle Kenan olurdu. Gülerek son gönderisine girdim. Denize karşı poz vermişti. Sanki arkadaşları poz ver de çekelim demiş. O da dimdik karşılarında durmuştu. Klasik erkek pozuydu. Hiçbir estetiği yoktu. Son kez profiline bakıp kendimce söylendim.

"Yakında bu profil, benim fotoğraflarımla kaynayacak. Çok az kaldı!"

Anbean hayalini yaşadım.

"Belki bir düğün fotoğrafı... Beyazlar içinde ben ve en iyi hâlinle sen... Az kaldı Kenan. Bize bir bakan bir daha bakacak. İlayda da neye uğradığını şaşıracak. Sonra da mirasla günümüzü gün edeceğiz. Oh! Gelsin paralar! Gelsin miras! Hayatımız şenlensin."

Şu an, gözümde dolar işaretleri oluştuğuna yemin edebilirdim. Bunun heyecanıyla yerimde duramadım. Dünden beri, bu olayı düşünüp duruyordum. Kendimce planlar kuruyor. Evlenip mirasa konuyordum. Ama böyle sürekli düşünerek olmazdı. Acilen biriyle konuşmam lazımdı. Bu kişi de Güneş'ten başkası olamazdı.

"Artık dayanamayacağım." deyip Güneş'in numarasını buldum. Hemen mesaj attım.

Güneş uyandın mı? (08.00)

Hemen konuşmamız gerekiyor.(08.01)

Çok önemli!(08.01)

Cevap vermedi. Odanın içinde gezinmeye başladım. Birkaç tane daha mesaj attım.

Güneş! (08.05)

Valla dayanamıyorum. İçim içime sığmıyor (08.05)

İyi benden günah gitti. Yanına geliyorum. (08.07)

Ama sonuç hep aynı oldu. Bir karşılık gelmedi. Daha fazla evde duramadım. Hızlı ama temkinli adımlarla odamdan çıktım. Etrafta derin bir sessizlik vardı. Henüz kimse uyanmamıştı. Bunu fırsat bilip ses çıkarmamaya özen göstererek evden çıktım. Güneş'in kapısının önüne kadar gelip art arda zile bastım. Ama kapı hemen açılmadı. Israrımı sürdürüp zile basmaya devam ettim. Bir süre sonra, kapı usulca açıldı. Güneş, yarı uyanık vaziyette karşıma çıktı. Tam olarak gözünü açamadı. Kısık gözlerle bana baktı. Sanırım ne olduğunu algılayamadı.

"Nil?"

"Güneş..."

Varlığımı idrak edince gözlerini irice açtı. Telaşla konuşmaya çalıştı.

"Ne oldu? Bir şey mi oldu?"

"Korkulacak bir şey yok. Ama konuşulacak çok önemli bir şey var." dedim.

"Sabah sabah neyi konuşacağız kızım?"

"Konuşunca anlarsın." deyip içeriye girdim. Ağlamaklı bir ifadeyle peşimden geldi.

"Öğlen de konuşabilirdik. Akşam da konuşabilirdik. Ama neden sabah? Neden sabahın bu saati?" diye isyan etti. Haklıydı. Ama dayanamamıştım. Biriyle özellikle de Güneş ile konuşmaya ihtiyacım vardı. Yoksa düşün düşün patlayacaktım.

"Kusura bakma Güneş. Dayanamadım. Bir an önce konuşmalıyım. Konuşmalıyım ki rahatlamalıyım."

"Seni dinliyorum." deyip bardağına su doldurdu. Yudum yudum, içmeye başladı. Ben de oyalanmadan konuya giriş yaptım.

"Evleneceğim kişiyi buldum." dediğimde bir anda Güneş'e bir şeyler oldu. Ağzındaki suyu dışarı fırlattı. Delicesine öksürmeye başladı. Telaşla sırtına vurdum. Art arda bu işlemi yineledim. Bir taraftan da konuştum.

"Güneş!"

"Ne oluyor ya?"

"İyi misin?"

Sırtına vurmaya devam ederken elime uzandı. Durmamı istedi. Elimi çekip tekrar ona baktım. Gözleri yaşarmıştı. Üstelik yüzü de kızarmıştı.

"Oha olaya bak! Su içeceğim diye ölecektin. Farkında mısın?"

Derin bir nefes alıp verdi. Yavaş yavaş kendine geldi.

"Manyak mısın ya? Öyle dan diye söylenir mi? Sudan değil! Şoktan ölüp gidecektim." diye sitem etti. Söylenmeleri bitmedi.

"Böyle şaka mı olur? İyice delirdin!"

Güldüğümü görünce hayretle bana baktı.

"Bir de gülüyor musun? Deli etme beni Nil. Sabahın köründe canına susuyorsun. Ama haberin yok." deyip iyice sinirlendi. Kendimi annesinden azar işiten bir çocuk gibi hissettim.

"Ne kızıp duruyorsun ya? Sana gelip önemli bir olay anlatıyorum. Ciddiye bile almıyorsun." dediğimde duraksadı.

"Şaka değil miydi? Gerçek miydi?"

"Sence?"

"Ne diyorsun ya ? Açık olsana! Sabah sabah, beni deli etme. Gözünü seveyim." dedi. Gülerek dudaklarımı araladım. Algılasın diye her bir kelimeyi bastırdım.

"Diyorum ki müstakbel enişteni buldum. Dün akşam bundan emin oldum."

Ne diyeceğini bilemedi. Şaşkınca suratıma bakmaya devam etti. Sabahın sersemliğinden olsa gerek algılamakta direndi. Onun suskunluğunu fırsat bilip tekrar konuştum.

"Müstakbel kocamı buldum. Bu kutsal görev için Kenan'ı seçtim." dedim. Buna karşılık gözleri irice açıldı. Ses tonunu ayarlayamadı. Bildiğin yüzüme doğru bağırdı.

"K-Kenan mı? Hangi Kenan?"

Heyecanı bakışlarına yansıdı. Bir cevap aradı. Maalesef hâlâ algılayamıyordu. Öküzün trene baktığı gibi bana bakıyordu. Her cümlemde bunu yapacaksa işimiz vardı. Birkaç saniye geçtikten sonra gülmeye başladı. Kesin yine şaka yapıyorum sandı.

"Yoksa bu Kenan bizim Kenan mı? Komşumuz olan adam mı? Benim karşı komşum... Hani şu Umut'un en yakın arkadaşı olan mı?" dedi. Hevesle baş onayı verdim. Ciddi bir tepki beklerken tekrar gülmeye başladı. Hatta kahkaha attı.

"Bak! Yine şaka yapıyorsun. Ama kabul! Bu güzel şakaydı."

"Şaka yok Güneş. Ciddiyim. Yemin ederim." dediğimde yüzündeki tebessüm silindi. Israrla üzerine gittim. Gerçeği algılasın istedim.

"Müstakbel kocam, Kenan olsun istiyorum. Bizim Kenan! Ağabeyimin yıllardır arkadaşı olan Kenan... Komşumuz olan Kenan... Annemin oğlumu gibi sevdiği adam... Herkes tarafından sevilen ve beğenilen adam... İşte bu adam, benim de kocam olsun istiyorum." dedim. Güneş'i bir şoktan başka bir şoka ittim. Usulca karşıma oturdu. Ağzını açıp bir şey diyecek gibi oldu. Sonra vazgeçti. Dikkatle beni inceledi. Bu bakışlardan güzel bir şey hissetmedim. Sorgulayıcı, kızgın ve hatta kırgın... Dayanamayıp merakla konuştum.

"Neden öyle bakıyorsun ki?"

"Sence Nil?"

"Yanlış bir şey mi yapıyorum?" dediğimde küskünce kollarını birbirine kavuşturdu.

"Sana inanamıyorum Nil. Bunu bana nasıl söylemezsin? Bu zamana kadar Kenan ile bir ilişkin vardı. Ve sen bunu bana söylemedin. Bir de en yakın arkadaşım olacaksın." dedi. Şimdi anlamıştım. Olmayan ilişkime tavır yapıyordu. Uykusundan uyandırmamın bedelini böyle ödetiyordu. Her zaman beni anlayan arkadaşım sanki inadına yaparmış gibi saf ayağına yatıyordu. Sinirden ağlayasım geliyordu. Biz niye anlaşamıyorduk? Sabır! Sabır! Ya sabır!

"Salak salak konuşma. Yemin ederim çıldıracağım. Yıllardır sevgilim yok. Hatırlatırım."

"Belli ki Kenan ile bu algıyı yıkmışsın. Bana da haber vermemişsin."

"Saçmalama Güneş. Senden ne saklayacağım? Olan hiçbir şey yok. Sadece olmasını istediğim bir ihtimal var. O da Kenan... Hem yakışıklı hem iyi hem de ailemin sevdiği biri. Polislik gibi takdir edilesi bir mesleği var. Evi var. Arabası var. En önemlisi, iyi bir insan. Bu da eşittir, annemin hayalindeki damat demek oluyor. Benim içinde mirasa giden iyi bir yoldaş..." dedim. Biraz önceki sitemini bırakıp rahatladı. Yüzündeki o aptal ifade silindi. Eski Güneş'e evrildi. Hafifçe tebessüm etti.

"İyi bari! Kusura bakma. Ben yanlış anlamışım. Bu salaklığımı yeni uyanmama ver. Algılarım yavaş yavaş açılıyor."

"Şükür!" deyip iç çektim. Güneş, aklını başına aldı. Daha mantıklı konuşmaya başladı.

"Her şey iyi hoş. Çoktan damadını seçmişsin. Ama damadın bundan haberi yok. Üstelik ağabeyinin en yakın arkadaşı. Evinize sürekli girip çıkan biri. Aileden biri gibi... Yani bu durum, tahmin ettiğinin tam tersi de çıkabilir. Tepki alabilirsin. Özellikle de Umut! Hemen bunu kabulleneceğini mi düşünüyorsun? Şuraya yazıyorum. Asla kabul etmeyecek. Bunları geçtim. Aradaki duygu da önemli. Ona âşık değilsin. O da sana değil. Yanılıyor muyum?"

"Aşk evliliği eskilerde kaldı Güneş. Ohoo hem aşkı bekleyecek olursam... Her şeyden olurum. En iyisi mantık evliliği. Şu anki en büyük mantık, Kenan'dan geçiyor. Ama asıl sorun Kenan! Onu nasıl ikna edeceğim? Bilemiyorum." deyip yardım istercesine ona baktım.

"İki sorun var. Hem ailen hem de Kenan..." diye bastırdı.

"Ailemi bir şekilde ikna ederim."

"Gerçekten emin misin? Bu evliliği istiyor musun?" diye sorduğunda hızla baş onayı verdim.

"Bugüne kadar hep yanlış seçimler yaptım. İşsiz kaldım. Aşksız kaldım. Ama şimdi kendimi göstermenin tam zamanı. Çünkü ilk defa karşımda doğru olduğundan emin olduğum bir seçenek duruyor. Onu seçersem, her şey yoluna girecekmiş gibi hissediyorum. Ben de bir şeyleri başaracakmışım gibi hissediyorum. Böylelikle hem aileme hem de akrabalarıma karşı ben de buradayım demek istiyorum."

Gülüp devam ettim.

"Ama en çok o mirası almak istiyorum." dedim.

Güneş, birkaç saniye sessiz kaldı. Arkasına yaslanıp düşünmeye başladı. Bu süre boyunca beni inceledi. Bu kadar dikkatli, neyi düşündüğünü merak ettim. Neyse ki fazla uzatmadı. Hemen dudaklarını araladı.

"Peki! Ben de sana yardım edeceğim."

"Gerçekten mi? "

Gülüp baş onayı verdi.

"Gerçekten de...Konu senin mutluluğunsa ve işin içinde miras gibi bir etken varsa boş duracak hâlimiz yok. Hem senin düğününü yapıp hem de İlayda'yı mors edebiliriz. Düşüncesi bile çok güzel Nil." deyip heveslendi. Aynı hevesi ben de yaşadım. Bir an önce, o güne gitmek istedim. Beyazlar içinde oluşumu, herkesin şok oluşunu ve İlayda'nın hüznünü, görmek istedim.

"Hayali bile ömre bedel." dedim.

"Bence de öyle."

"Ama bunun için harekete geçmemiz gerekiyor. Hem de bir an önce."

"Haklısın." deyip dikkatle beni süzdü. Sanırım yine bir şeyler düşünmeye başladı. Ben de aynı bakışı ona yaptım. Hayırdır dercesine gözlerimi kıstım. Buna karşılık gülümsedi.

"Öncelikle Kenan'ı gözden geçirmemiz lazım. Sevgilisi var mı? Yok mu? Bilmemiz gerekiyor. Ona göre planı başlatacağız." dedi. Hemen cevap verdim.

"Yok. Yani öyle olmalı. Olsaydı bilirdim. Mutlaka Umut ya da annemden bir bilgi akışı olurdu. Neredeyse bir yıldır hayatında kimse yok. En son Yeşim vardı. Onu da zaten biliyorsun."

"Bilmez olur muyum?" deyip yüzünü buruşturdu. Çok geçmeden tekrar konuştu.

"Kenan ile güncel durumunuzu anlatsana. Aranızda çok mu mesafe var? Kalıplaşmış sınırlar mı var? Sonuçta ağabeyinin arkadaşı." dediğinde ne demek istediğini çok iyi anladım. Beni kardeşi olarak görüp görmediğini merak ediyordu. Gülüp başımı iki yana salladım.

"Bu zamana kadar onunla çok ilgili değildim. Çok fazla konuşmazdık. Bu yönden bir mesafe var. Ama kalıplaşmış ayrımlar yok. Öyle sandığın gibi bir durum da yok. Beni kardeşi gibi görmüyor. Çünkü ben de onu hiç ağabey olarak görmedim. O gözle bakmadım. O benim için hep Kenan'dı. Umut'un arkadaşı Kenan... Komşu Kenan... Bu kadar! Ama annem zorla ağabey dedirtmek istiyor. O ayrı!" dedim.

"Güzel! O zaman plana başlamakta bir sakınca görmüyorum. Tabii öncesinde birtakım değişiklikler yapmamız gerekiyor."

"Ne gibi?" dediğimde güldü.

"Yıllardır sevgilin yok. Bugüne kadar bir tane bile olmadı. İlişki nedir? Nasıl yaşanır? Bilmiyorsun. Kusura bakma ama bunlar gerçekler. Ve senin iyiliğin için bunları söylemem gerekiyor. Fazla düzsün. Erkek olsan odun bile derdim. Ama dua et kadınsın." dediğinde suratımı astım.

"Sağ ol ya. İyi ki demedin! Çok düşüncelisin."

"Arkadaşlar doğruları söyler canım. Acı olsa da gerçeği söyler. Tecrüben yok. Bu konuda da en tecrübeli olan benim. Benden istediğin kadar faydalanabilirsin." dedi. İçten içe kendime kızdım. Salak gibi zamanında tüm sevgililik tekliflerini reddetmiştim. Neymiş? Öğretmen olunca birini bulacakmışım. Peki oldum mu? Tabii ki olamadım. Evde takılı kaldım. Sonra sevgiliyi de işi de gördüm. Şu hâle bak!

"Her şeye geç kalmışım gibi hissediyorum." dediğimde Güneş, suratını astı. Dik dik yüzüme baktı.

"Yaşlılar gibi konuşmayı kes! Daha yaşın kaç?"

"Yirmi yedi..."dediğimde derin bir iç çekti.

"Sanırsın seksen yedi. Sınav derdinden kendini sevmeyi unuttun. Kendine bakmayı unuttun. Güzelim kızsın. Ama değerini bilmiyorsun. Neyse ki arkadaşın yanında. Sana her şeyi öğretecek. İçindeki o cevheri ortaya çıkaracak. Sen sadece kendini bana bırak. Zaten sonrasında ne demek istediğimi anlayacaksın." dedi. Bu sözler hem merak ettirdi hem heyecanlandırdı. Güneş gülüp göz kırptı.

"Alışverişe çıkmaya ne dersin?"

"Patron sensin!" diye karşılık verdim. Böylelikle planın düğmesine basıldı. İlk aşamaya geçiş yapıldı. İstikamet Kızılay'dı. Orada uygun fiyata güzel parçalar bulabilirdim. Çok param olmasa da değişimi sağlayabilirdim. Güneş haklıydı. Kendimi çok boşlamıştım. Evde dura dura kendimi salmıştım. Birinin buna dur demesi gerekiyordu. Ki başta Güneş vardı. Sonra en büyük etken, miras ve kendini kanıtlama vardı. O zaman, değişim başlamalıydı.

*********

Çeşit çeşit elbiseler, etekler, pantolonlar ve daha nicesi... Hepsi yatağımın üzerindeydi. Bu kadar parçayı nasıl aldım? Ben bile kendime inanamıyordum. En son Güneş'in verdiği gazı, sonra da kendimi kaybedişimi hatırlıyordum. Evet! Kendimi kaybetmiştim. Neredeyse tüm birikimimi bunlara dökmüştüm. Ama pişman değildim. Aksine mutlu ve huzurluydum. Elbiselerden birini alıp inceledim. Açık mavi renkte, çiçek desenli mini bir elbiseydi. En çok beğendiklerimden biriydi. Çocuksu bir heyecanla tekrar denemek istedim. Hızla üzerime geçirip kendimi inceledim. Elbise gerçekten de çok güzeldi. Direkt vücuduma oturmuş. Tam olmuştu. Ama bu elbiseye toplu saç gitmezdi. Tokamı çıkarıp saçımı çözdüm. Elimle şekil verip saçlarımı arkaya attım. Kendime baktıkça mutlu oldum. Acaba biraz da makyaj mı yapsaydım? Hafif bir göz makyajı ve doğal tonda bir ruj... Neden olmasındı ki? Önce göz kalemi ve rimeli, onun ardından da rujumu sürdüm. Odamdaki boy aynasına yaklaşıp kendimi süzdüm.

"Ay! Çok güzel oldu."

Elbisemin eteğinden tutup hafifçe döndüm. Şu an kendimi prensesler gibi hissediyordum. O kadar güzeldi ki... Bildiğin bayramlıklarını giyen çocuğun heyecanını taşıyordum. Bu elbiseyle, koşa koşa evde gezmek istiyordum. Bunun mutluluğunu yaşarken evin kapısı çaldı. İstemeye istemeye hayal âleminden çıkıp suratımı astım. Zil bir kez daha çalınca kendimi kapı görevlisi gibi hissettim. Neden her kapıyı ben açıyordum? Bir kere de ben açmasam olmaz mıydı? Benim kapıları açmam bu evin altın kuralı mıydı?

"Anne!"

"Abla!"

Art arda seslendim. Sonrasında evde olmadıklarını hatırladım. Markete gitmişlerdi. Mecbur kapı yine bendeydi. Açılın yoldan! O geliyordu. Kapıların görevlisi, ona verilen bu şanlı görevi yerine getirmeye geliyordu. Birkaç dakika öncesindeki prenses, özüne geri dönüyordu.

"Kapı beni bekler!" deyip hızlı adımlarla kapıya yaklaştım. Acaba gelen kimdi? Komşu teyzeler, annemin kankaları ya da benim kankam Güneş... Son ihtimal hoşuma gitti. Hızla kapının kulpuna uzandım. Ama açtığımda bambaşka bir manzarayla karşılaştım. İhtimallerin arasında olmayan bir manzarayla... Usulca adını söyledim.

"K-Kenan..."

Tam karşımda duruyordu. Sık sık bize gelen adam, bu sefer bambaşka şeyler hissettiriyordu. Heyecan, stres ve gerginlik... Kenan artık sıradan bir komşum değildi. Yalnızca, ağabeyimin arkadaşı değildi. Zaten ben de öncekiler gibi değildim. Daha çok stresliydim. Belki de bu durum, planın verdiği gerginliktendi. Dikkatle onu incelerken onun da beni incelediğini fark ettim. Önce neden böyle baktığını anlayamadım sonra karşısında nasıl bir hâlde durduğumu hatırladım. Öncekilere oranla iddialıydım. Mini elbise, saçlar ve makyaj... Tabii adam, gündelik hâlime alıştığından şaşırmıştı. Bu konuda haklıydı.

"Nil.." deyip güldü. Aklıma Güneş'in verdiği tavsiye geldi. Odun gibi olmak yoktu. Surat asıp kenara çekilmek yoktu. Eski kuralları yıkıp yenileri uygulayacaktım. Tatlı bir şekilde gülümseyecektim. Hanım hanımcık birisi olacaktım. Bunu hemen uygulamaya döktüm. Tebessüm edip Kenan'ın koyuluklarına baktım.

"Hoş geldin."

"Hoş buldum. Zerrin teyze yemeğe çağırmıştı da..."dedi. Anneme bak sen! Hiç haber de vermiyordu. Olsun! Farkında olmadan planıma katkı sağlıyordu. Aynen böyle devamdı.

"Onlar hep beraber markete gitti. Aylık alışveriş yapacaklardı." dedim.

"O zaman ben sonra geleyim."

Gülüşümü genişlettim. Yok öyle kaçmak! Biraz sohbet edecektik. Baş başa vakit geçirecektik.

"Olur mu öyle şey? Hem birazdan gelirler. İçeriye gir." dedim. Kenara çekilip geçmesini bekledim. Kısa bir anlığına yan yana durduk. Fırsattan istifade nasıl durduğumuzu inceledim. Ben öyle çok uzun boylu değildim. Klasik Türk kızı gibiydim. Minyon bir tiptim. Ama Kenan öyle değildi. Maşallahı vardı. Uzun boylu yapılı bir adamdı. Ekstra spora gittiği için iyice dikkat çekici oluyordu. Ben de yanında küçücük kalıyordum. Mecbur topuklulara alışacaktım. Ancak öyle kurtarırdık.

"Nil..."

Kenan'ın bana seslendiğini fark edince onu incelemeyi kestim. Elindeki poşeti alıp mutfağa geçtim. O da direkt salona geçti. Hemen telefonumu elime alıp Güneş'e mesaj attım.

Kenan burada. Bizim evde. Yalnızız.😊 (20.00)

Anında cevap geldi.

Oha! Adamı hemen eve mi attın?😈🔥 (20.01)

Sinirle yazdım.

He Güneş! Dedim ki hemen aile evine atayım. Zaten Umut da bundan çok memnun olur. 🙄(20.02)

Takılıyorum kızım. Hemen sinirlenme. Öncelikle sakin ol. Çok abartıya kaçma. Tıpkı sana dediğim gibi yap. Sakin ve dikkatli ol. (20.03)

Gülüş ve cilve?♥️💘 (20.04)

Sakın! İlk günden bunları yapma. Adamı korkutup kaçıracaksın. İlgili ol ama abartma. (20.04)

Tamamdır! Bu iş bende. (20.05)

Konuşmayı sona erdirip telefonun kamerasından kendime baktım. Her şey yolundaydı. Ve her şey güzel olacaktı. Buna inanarak salona, Kenan'ın yanına geçtim. Telefonuyla ilgileniyordu. Beni görünce telefona bakmayı kesti.

"Umut'a yazdım. Birazdan burada olurlarmış." dedi. Ne o? Baş başa kalmaktan mı çekiniyordu? Tam karşısına oturup gözlerimi ona diktim. O koyuluklarla göz göze geldim. İnadına bakışlarımı çekmedim. İlk pes eden o oldu. Bakışlarını kaçırıp konuştu.

"Hayırdır? Bir yere mi gidiyorsun?"

"Hayır! Neden sordun ki?"

"Sanki dışarıya çıkacakmışsın da buna hazırlanmış gibisin." dedi. Maşallah pek dikkatliydi. Bunun için ona kızamazdım. Haklılığı vardı. Evde paspal gibi gezinmeyi kendime huy etmiştim. Şimdiki hâlim de onun garibine gitmişti. Hiç umurumda değilmiş gibi gülüp omuz silktim.

"Hiç! Hiç bir yere gitmiyorum. Evdeyim." dedim. Usulca başını salladı.

"Elbise yakışmış. Güzel olmuş." dedi. Aniden gelen iltifat gülümsetti. Bana bunlarla gel Kenan! Öv beni biraz. Tabii bunları suratını söyleyemedim.

"Teşekkür ederim."

"Yeni mi aldın?" diye sorduğunda neden bunu sorguladığını anlayamadım. Yine de bozuntuya vermeden konuştum.

"Evet! Nereden anladın ki?"

Bir övgü bir güzel söz beklerken, Kenan'ın gülmemek için kendini zor tuttuğunu gördüm. Bıraksalar kahkaha atacaktı. Ne oluyorduk? Niyeti sinirimi bozmak mıydı? Eğer öyleyse ki başarıyordu. Kaşlarımı çatıp kurallardan birini bozdum. Sürekli gülecek değildim ya... Hesap sorarcasına ona bakarken sonunda dudaklarını araladı.

"Elbisenin etiketi duruyor. Ondan anladım." dedi. O an, utançtan yerin dibine girdim. Kahretsin! Bunu nasıl unutabilirdim? Telaşla ayağa kalkıp sırtımdaki etikete uzanmaya çalıştım. Ama bir türlü başaramadım. Kenan, yerinden kalkıp yanıma yaklaştı.

"İstersen yardım edebilirim."

"Yok! Kendim hallederim." deyip tekrar çabaladım. Ama etiket öyle saçma bir yerdeydi ki... Bir türlü başaramadım.

"İzin ver bana Nil. Yardımcı olayım." dediğinde pes ettim.

"Teşekkür ederim."

"Sırtını dönersen..." dediğinde ona sırtımı dönüp bekledim. Elbisenin etiketini bulup hemen kopardı. Saniyelik olay ani bir yakınlığı sağladı. Parfümünün kokusunu aldım. İşte bu da benim zayıf noktamdı. Erkek parfümlerine bayılıyordum. Sırf bunun için Umut ile kavga ettiğim bile oluyordu. Çünkü ara ara parfümlerini çalıyordum. Şimdi de delicesine bu parfümün ne olduğunu merak ediyordum. Her neyse, sevgili ağabeyim Umut'unkinden de güzeldi. Hem de çok güzel... Utanmasam ona iyice yaslanacaktım. Kokuyu içime çekip duracaktım. Ama Kenan'ın sesi buna izin vermedi. Beni gerçekliğe getirdi.

"İşte halloldu." deyip benden uzaklaştı. Kenara çekildi. Ben de hemen kendimi aklamaya çalıştım.

"Yeni aldıklarımı deniyordum. Bu da gözden kaçmış olmalı." dedim.

"Olur öyle şeyler. Hayırlı olsun. Güle güle kullan."

"Teşekkürler."

Tekrar karşı karşıya oturduk. Ortamda bir sessizlik oluştu. Zaman geçtikçe can sıkıcı bir hâl almaya başladı. Genellikle ev kalabalık olduğundan hiç uzun süre karşılıklı konuşmamıştık. Hep onlar konuşmuş ben de sessizce bir kenarda durmuştum. Şimdi de bunun cezasını çekiyordum. Konuşacak bir konu bulamıyordum. Bir konu açmalıydım. Ama ne konusu? Düşünmeye başladım. Aklıma gelen ilk şeyi söyledim.

"Havalar da çok dengesiz. Bir sıcak oluyor. Bir soğuk oluyor. İnsan ne giyeceğini bilemiyor."

Açtığım konuya bak! Emekli dayılar gibiydim. Sanırım Güneş haklıydı. Fazla düzdüm.

"Haklısın. Her şeyin dengesi değişti. Ankara'da koca bir yıl karsız geçti." diye karşılık verdi.

"Eee işler nasıl gidiyor?"

Soruma güldü.

"Aynı. Heyecanlı, maceralı ve koşuşturmalı... Her polisinki gibi..."

"Sen neler yapıyorsun? Sınava çalışmaya devam mı?"

Hızla başımı iki yana salladım.

"Artık vazgeçtim. Bıraktım sınav işlerini. Daha çok iş aramaya yoğunlaştım. Sürekli bir yerlere başvuruyorum. Ama maalesef bulamıyorum. Hep biz size döneriz hesabı oluyor."

"Hayatın gerçekleri."

"Aynen öyle."

"Ama hemen pes etme. Moralini düşürme. Daha gençsin. Elbet sana da bir kapı aralanır." dediğinde içimden gülümsedim. Evet! Bana da bir kapı aralanacaktı. Ama bu bizzat senin tarafından yapılacaktı. Beraber miras dolu bir kapıyı açacaktık. Zamanla senin de bundan haberin olacaktı. Her şey çok güzel olacaktı. Tam konuşup bir şey diyeceğim sırada evin kapısı açıldı. İçeriye eli poşetlerle dolu ailem girdi. Mecburen kalkıp yardım ettim. Annem, Kenan'ı görünce gülümsedi. Kan çekiyordu. Kadın Kenan'ı ayrı bir seviyordu.

"Kenan oğlum da gelmiş"

"Hoş geldin oğlum."

"Hoş buldum Zerrin teyze."

Umut'un bakışları, ben ve Kenan'ın arasında gidip geldi. Son olarak bakışları, benim üzerimde durdu. Pek mutlu olmayan bir bakış attı. Yanıma gelip sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla konuştu.

"Hayırdır kardeşim?"

Onu taklit ettim.

"Hayırdır ağabey?"

Zoraki gülümsedi.

"Bu elbise fazla uzun olmamış mı?"

"Yok. Hiç sanmıyorum."

"Nereden çıktı bu elbise?"

"Alışveriş yaptım. Çok da beğendim."

"Git! Çıkar şunu." dediğinde suratımı asıp omuz silktim.

"Hayır!"

"Nil!"

Annem, onun aksine çok beğendi. Gülüp beni inceledi.

"Çok güzel olmuşsun kızım. Bu ne güzellik?" dedi. Bu da Umut'u susturmaya yetti. İnadına Umut'a bakıp gülümsedim. Oh! Şimdi kolaysa bir şey desin. Hiçbir şey diyemezdi. Son bir bakış atıp mutfağa ablamın yanına geçtim. Aldıklarını yerleştiriyordu. Hemen ona yardım ettim. Göz ucuyla bana bakıp gülümsedi.

"Bugün pek bir enerjiksin kardeşim. Neler oluyor?"

"Hiç! Her zamanki gibiyim."

"Atma Nil! Bugün bir başkasın. Bir şeyler var. Ama çözemedim."

Bu evde de herkes çok dikkatliydi.

"Sana öyle gelmiş." dediğimde güldü.

"İyi öyle olsun bakalım. Bu arada elbise yakışmış."

"Gerçekten de mi?"

"Evet. Bu tarzdan devam." dedi. Cevap vermek yerine gülümsedim. Yaklaşık yarım saatin ardından hepimiz salondaki geniş masada buluştuk. Bir şekilde Kenan'ın karşısına oturmayı başardım. Ara ara, ona baktım. Kimi zaman babamla spor konuştu. Maçların yorumunu yaptı. Kimi zaman da ağabeyimle işten bir şeyler konuştu. Ona farklı gözle bakınca bazı şeylerin daha da çok farkına vardım. Kenan sanki bu evin eksik parçası gibiydi. O gelince her şey tamamlanıyordu. Herkese iyi geliyordu. Bunu şimdi daha iyi anlıyordum. Kenan, benim için kesinlikle doğru tercihti.

"Kenan oğlum ,bu bekarlık sence de fazla uzamadı mı?" diyen sesle bakışlarımı anneme çevirdim. Zerrin Hanım, yine iş başındaydı.

"Benim oğlumdan hayır yok. Ama senden umutluyum. Yok mu birileri?"

Umut, derin bir iç çekti.

"Anne!"

"Hiç anne deme. Kenan! Oğlum sen konuş. Var mı bir kız arkadaşın?" diye sorusunu tekrarladı. Kenan gülüp başını iki yana salladı.

"Böyle iyiyim Zerrin teyze. En azından kafam rahat."

"Bugün öyle dersin. Ama yarın üzülürsün. Bak sana ne diyeceğim? Benim bir arkadaşımın kızı var. Adı Simge. Avukatlık yapıyor. Çok da güzel kız. Boyu boyuna, huyu huyuna... Ben kefilim. Hem ona hem de sana... Bir konuşsanız ya oğlum." dediğinde hayretle anneme bakakaldım. Kadına bak! Resmen planımı bozuyordu. Alacağın olsun anne. Dost musun? Düşman mısın? Belli değil. Ama ben de durmayacaktım. Annemin planını bozacaktım. Hızla dudaklarımı araladım.

"Simge mi? Bizim uyuz Simge'den mi bahsediyorsun?"

Annem sinirle bana baktı.

"Kızım ne biçim konuşuyorsun?"

"Adı öyle kaldı. Ben ne yapayım?" deyip bakışlarımı Kenan'a çevirdim. Konuşmama ona bakarak devam ettim.

"Baştan söylüyorum. Simge çok yavaş bir kızdır. Çok yavaş konuşur. Çok yavaş hareket eder. İnsanı çileden çıkarır. Bir de bunun sevgilisi vardı. Adı sanırım Polat'tı. Onunla bir ayrılıyorlar bir barışıyorlar. Bence hiç bulaşma. Arada kaynama."

Kenan, arkasına yaslanıp güldü.

"Uyarın için teşekkür ederim Nil."

"Ne demek. Rica ederim." dedim. Annemin sinirli bakışlarını görmezden gelip gülümsedim. Ama annem durmadı. Ortaya başka birini attı.

"Tamam Simge'yi eleyelim. Başka biri daha var. Karşı apartmanda. Hamdiye teyzenin torunu. Kız hanım hanımcık. Marifetli, uyumlu, sessiz sakin biri... Tam evlenilecek biri. Evi çekip çevirir. İyi bir eş iyi bir anne olur. Valla tam hayallerimdeki gelin." dedi. Hemen karşı çıktım.

"Ela'dan mı bahsediyorsun? İnanmıyorum sana anne."

"Ne oldu? Nesini beğenmedin kızın?"

Umursamazca omuz silktim.

"Bana ne? Benlik bir şey yok. Evleneceği adam düşünsün."

Ablam, sertçe kolumdan dürttü.

"Ne olmuş ki? Anlatsana."

Yine bakışlarımı Kenan'a diktim.

"Aşırı derece bir temizlik hastalığı söz konusuymuş. Dışarıdan gelen insanlara vebalı gibi davranıyormuş. Kaç kere olay çıkarmış?Onunla yaşamak için her şeyi kabullenmen gerekiyor. Aşırı hassasiyet göstermen gerekiyor. Yoksa seni bir çöp gibi de görebilir. Senden tiksinebilir. Hem onun için hem de yanındakiler için çok zor... Allah yardımcıları olsun." dedim. Kenan gülüp konuştu.

"Uyarın için tekrar teşekkür ederim Nil. Kimsenin beni çöp olarak görmesini istemem."

"Ne demek? Her zaman." dediğimde annem devreye girdi.

"Nedense ben böyle bir şey duymadım." deyip şüpheyle beni süzdü. Suyundan bir yudum alıp tekrar konuştu.

"Tamam! Başka bir aday daha var. Bizim eski mahalleden bir komşunun kızı. Kız çok başarılı. Doktor olup çıktı. Sarışın çok güzel bir kız. Böyle kocaman mavi gözleri var. Valla! Sizi yan yana düşündüm. Çok yakışırsınız be oğlum. Biriniz sarışın biriniz esmer... Bence kaçırma bu kızı."

Çıldıracaktım. Farkında olmadan planımı mahvediyordu. Gidip el âlemin kızlarını övüyordu. Ben ne güne duruyordum? Sarışın değilim. Çok güzel değildim. Ama bizim de bir giderimiz vardı. Sen inat edersen, ben de inat ederdim anne. Bunun hırsıyla gülümsedim.

"Yok artık anne. Azra hayatta olmaz."

"Neden olmasın?" dediğinde Umut'a doğru baktım. İç çekip eliyle alnını ovaladı. Ben de hemen dudaklarımı araladım.

"Çünkü Azra ile ağabeyimin bir geçmişi var. Azra Umut'a çok aşıktı. Hatta aralarını ben yapmıştım. Bir buçuk yıllık ilişkileri oldu. Ama sonrasında bozuldu."

Annem şaşkınca bir bana bir Umut'a baktı.

"Bunu neden şimdi öğreniyorum?"

"Bana değil. Oğluna sor!" dediğimde Umut sinirlendi.

"Nil!"

Annem de onun ismini bastırdı.

"Umut!"

"Konuyu kapatalım anne. Yaşandı ve bitti."

"Ben sana bunu soracağım."

Onlar kendi aralarında tartışırken yönümü Kenan'a doğru çevirdim. Ve bana olan bakışlarını yakaladım. Her zamanki gibi bakmıyordu. Öyle boş bakışları yoktu. Daha çok meraklı ve ilgili gibiydi. Güzel! Kendimi fark ettirebilmiştim. Ama duracak değildim. Tebessüm edip kollarımı masaya dayadım. Gözlerinin içine bakıp dudaklarımı araladım.

"Bence sen hiç anneme uyma. Ona kalsa tüm bekarları sayacak. Hepsini sana yakıştıracak. Baksana! Saydığı her isimden bir şey çıktı."

Dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. Bakışları özenle yüzümde gezindi. Son durağı, gözlerim oldu. Bir farklı baktı. Nedense bu hoşuma gitti. Birileri tarafından fark edilmek... Özellikle Kenan tarafından fark edilmek... Sanırım bu hissi sevdim. Ben de onu inceledim. Özenle usul usul bunu yaptım. Son olarak gözlerine baktım. Gözleri ne kadar da güzeldi? Kahverenginin en güzel tonu gibiydi. Bunu şimdi fark etmiş olmam kadar saçma bir şey olamazdı. Usulca adımı söyledi.

"Nil..."

Susup devamını getirmesini bekledim.

"Beni bu kadar düşündüğünü bilmiyordum." dedi. Benden de bir cevap bekledi. Bu sefer, gözlerine uzun süre bakamadım. Bakışlarımı başka bir yöne kaçırdım.

"Yanlış bir evlilik yapmanı istemem. Herkes gibi sen de doğru insanı bul isterim." dedim.

"Doğru insan... İşte bu çok zor Nil. Acaba öyle biri var mı? Varsa da o insan şimdi nerede? Ne yapıyor? Bilmek isterdim." dediğinde konuşmamak için kendimi zor tuttum. O insan bendim. Şu an, tam karşında sana bakıyordum. Ama sen bunu bilmiyordun. Konuşmayacaktım. Ama dayanamadım. Bir anda kendimi ona cevap verirken buldum.

"Bunu bilmek zor Kenan. Belki bu insan bambaşka şehirde uzaklarda bir yerde belki de en yakınında ama sen onu göremiyorsun."

Sözlerim üzerine duraksadı. Şaşkınca bana baktı. Aferin Nil! Ancak bu kadar belli edebilirdin. Neyse ki Umut beni bu durumdan kurtardı.

"Siz ne konuşuyorsunuz fısır fısır?" deyip bize baktı. İkimizde aynı anda aynı cevap verdik.

"Hiç!"

"Hiç!"

Şüpheleri üzerimize çekmemek için tekrar konuştum.

"Annem konusunda uyarıyordum. Tüm bekarları sayacak hazır ol gibisinden..."

"Nil! Sen fazla oldun kızım."

"Bence de anne. Bu seni de geçti. Kim? Nerede? Ne yapıyor? Her şeyi biliyor. Tam bir meraklı Melahat!" dediğinde suratımı astım.

"Aşk olsun."

Bir süredir sessiz kalan babam, hemen beni korudu.

"Uğraşmayın benim kızımla." dediğinde annem yine oklarını bana çevirdi.

"Senin kızın annesiyle çok uğraştı ama... Her bulduğuma bir kabahat buldu. Ama benim adım da Zerrin ise Kenan'ı da Umut'u da seneye kalmadan birileriyle evlendiririm. Güzelinden iyisinden bir gelin bulurum. O zaman seni görürüm Nil Hanım! Cici bir görümce olursun artık. Hem kendi ağabeyinin karısına hem de Kenan ağabeyinin karısına." dedi. O an, yemek boğazıma kaçtı. Öksürmeye başladım. Ablam bir taraftan sırtıma vurdu bir taraftan su uzattı. Zar zor sudan bir yudum alıp kendime gelmeye çalıştım. Olaya bak! Annem bana savaş açıyordu. Hem de öyle böyle değil. Üstelik bir de Kenan ağabeyine diye bastırıyordu. Ben niyetini biliyordum. Umut'u hemen evlendirecekti ki mirası alabilirsin. Kenan'ı da çok sevdiğinden bir yuva kursun istiyordu. Böylelikle ikisine de yuva kurup mutlu olacaktı. Ama üzgünüm anne. Bu istediğin olmayacaktı. Çünkü Kenan'ı da mirası da ben alacaktım. Son kez bakışlarımı Kenan'a diktim. Uğruna annemle savaşa girmiştim. Bu işin sonunda ya evlenecektik ya da evlenecektik. Başka bir ihtimal yoktu.

********

Uyumadan önce bilgisayarımı alıp yatağa geçtim. Bugün dolu dolu bir gün geçirmiştim. Bunu hemen yazıya dökmeliydim. Sayfama girip önce bir başlık attım. Sonra da tüm hislerimi ve duygularımı aktardım.

HEDEFİM SENSİN♥️

En son size birini bulmalıyım diye dert yanıyordum. Evlenilecek bir adam arıyordum. Güzel haber! Sonunda onu buldum. Hem de bulabilecek en doğru adamı... Kendisi ailem tarafından çok seviliyor. Ailemin her bireyi, ona değer veriyor. Tam olarak hayallerin damadı diyebilirim. Bu adam, benim için kaçınılmaz bir fırsat. Şimdilik onu seçtiğimden haberi yok. Ama ben çoktan hazırlığa başladım. Bu işin sonunda önce ona sonra da mirasa kavuşacağım. Benimle beraber siz de bu yola hazır mısınız? Baştan söylüyorum. Zorlanacağız. Bazen de yorulacağız. Ama asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü bu işin sonunda hem evlilik var hem de zenginlik... Bu yüzden yüksek bir sesle, hedefim sensin yakışıklı diyorum. Hedefim sensin.♥️🔥

Bölüm sonu

20 yorum