İçeriğe geç

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 3 · 18 dk okuma

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 3

1-Müstakbel Kocam

Herkes buraya hikâyeye başlama tarihini atabilir mi? Anı olarak kalsın. Keyifli okumalar.

*************

"Nil..."

"Uyan güzelim."

Huysuzlanıp diğer tarafa döndüm. Ama ses tekrarlandı. Daha da yakından gelmeye başladı. O da yetmedi. Bir el, saçıma uzandı. Nazikçe okşadı. O an, bir gariplik olduğunu anladım. Şaşkınca gözlerimi araladım. Gördüğüm kişiyle neye uğradığımı şaşırdım. Gözlerimi irice açıp heyecanla adını bağırdım.

"Leonardo..."

Şaka mıydı? Neydi bu böyle? Yoksa bir rüya mıydı? Gözlerimi kapatıp tekrar açtım. Ama değişen bir şey olmadı. Leonardo, yine karşımdaydı. Gülerek bana bakıyor. En yakışıklı hâliyle vücut gösterisi yapıyordu. Sarı saçları, mavi gözleri ve o güzel tebessümü... Aklımı başımdan alıyordu.

"Çok yakışıklı..." deyip hayran hayran ona bakıyordum. Kalbim delicesine atıyor. Bildiğin karşısında ağzımın suyu akıyordu.

"Nil..."

Gülüp konuştum.

"Leonardo..."

"Güzelim..."

Bir dakika bir dakika... Leonardo Türkçe mi konuşuyordu? Şaşkınca bir ona bir de bulunduğum yere baktım. Odamdaydık. Ne yani? Leonardo Ankara'ya mı gelmişti? Hem de benim odama...

"Leonardo, Türkçe konuşuyorsun." dedim. Gülerek baş onayı verdi. Ayak ucuma oturup ellerimden tuttu.

"Senin için öğrendim Nil. "

Kalbim tekledi. Heyecandan kalp krizi geçireceğimi sandım.

"Ya inanamıyorum sana."

Elimi kibarca öptü.

"Senin için her şeyi yaparım Nil. Bak! Senin için Ankara'ya bile geldim."

Gözümden kalpler çıksa yeriydi. Yaşadığım şeye hem inanamıyor hem de mutluluktan geberiyordum.

"Ya benim için Türkçe mi öğrendin? Yerim seni. İyi ki geldin." deyip sıkıca ona sarıldım. Karşılık verdi. Beni sarıp sarmaladı. Aklıma gelen şeyle duraksadım. Kollarının arasından ayrılıp hüzünle ona baktım.

"Sana bir şey söylemem gerekiyor Leonardo."

"Söyle güzelim."

Zorlukla yutkundum.

"Maalesef yirmi beş yaşımı geçtim. Yirmi yedi yaşıma girdim. Bu senin için bir sorun olur mu?" dediğimde hiç düşünmeden başını iki yana salladı.

"Artık yaş takıntımı aştım Nil. Sorun yok." dedi.

Heyecanla el çırptım. Bir sorun daha ortadan kalkmıştı. Ama henüz bitmemişti. Son bir sorun daha vardı.

"Benim sana bir şey daha söylemem gerekiyor. Ben hâlâ atanamadım. İşsizim ve beş parasızım."

Şefkatle yüzümü okşadı.

"Ben sana bakarım Nil. Bizzat seni ben atarım." deyip ceketinin cebinden yüzük kutusu çıkardı. İçinden kocaman tek taş çıktı. İçimden sevinç dansları yapmak gelirken Leonardo karşımda diz çöktü.

"Evlen benimle Nil. Buradan gidelim. Yepyeni bir hayat kuralım."

"Yaaa... İnanamıyorum."

" Tut elimi. Hollywood Kraliçesi ol. Şakam yok. Hemen yaparım Nil."

Gözlerimin içine bakıp tekrarladı.

"Evlen benimle."

Heyecanla bağırdım.

"Evet! Evet! Evet!"

Hızla yüzüğü parmağıma taktı. Tam bu sırada odamın kapısı, büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye ağabeyim ve Kenan girdi. Silahlarını bize doğrultup birden bağırmaya başladılar.

"Yat yere! Yat!"

"Polis!"

"Yolun sonu geldi Leonardo."

Leonardo yere çökerken onu korumaya çalıştım.

"Ne oluyoruz ya? Bırakın müstakbel kocamı." dediğimde ağabeyim, Leonardo'ya ters kelepçe taktı.

"Kaçak yollarla Türkiye'ye girmiş. O da yetmemiş tüm ünlüleri dolandırmış. Hepsi ondan şikayetçi."

"Ama biz evlenecektik."

"Başlarım evlenmenize. Ayrıca bok evlenirsiniz. Benim elin oğluna verecek kardeşim yok." deyip Leonardo'yu odamdan çıkardı. Odada Kenan ile ben kaldık. Kenan, gülüp beni baştan aşağı süzdü. En yakınıma gelip elimden tuttu. Parmağımdaki yüzüğü çıkarıp konuştu.

"Asla evlenemeyeceksin Nil!"

"Evleneceğim!"

Alayla güldü.

"Evde kalacaksın. Tek başına kedilerinle yaşayacaksın."

"Hayır!"

"Evet!"

Korkutucu bir şekilde gülmeye başladı. Etrafımda gezinmeye başladı.

"Evde kalacaksın."

"Kimse seninle evlenmeyecek."

"Yalnız kalacaksın!"

Sesimi çıkarmaya çalıştım. Ama sesim çıkmadı. Ne ben konuşabildim ne de Kenan'ı susturabildim. Tam sesimi çıkaracağım vakit, başka sesler duydum.

**********

Art arda çalan telefon sesi, babamın karşılık verişi ve annemin heyecanlı tepkisi... Büyük bir gürültü oluşturdu. Uyanmam için baskı kurdu. Yarı açık gözlerle etrafa baktım. Ne olduğunu anlayamadım. Sesler daha da yükseldi. Uykumu da uyuma isteğimi de mahvetti. Öfkeyle ayaklarımı yatağa vurdum. Bildiğin yatağımla dövüştüm. Bir taraftan da söylendim.

"Of ya! Rüya görmüşüm."

"Belki biraz daha uyursam yine görürüm. Bu sefer evlenmiş olurum."

"Uyumak istiyorum. Sadece biraz daha..." dedim. Gözlerimi tekrar kapattım. Uyumaya çalıştım. Ama sesler bitmedi. Her geçen dakika, aleyhime işledi. İstemeye istemeye, gözlerimi araladım. Ağlamaklı bir sesle konuştum.

"Sabah sabah ne oluyoruz ya?"

"Derdiniz ne?"

Sesimi duyurmaya çalıştım.

"Anne!"

"Baba!"

Ama bir yanıt alamadım. Mecburen ayağa kalktım. Sesleri takip ettim. Adımlarım salonda dururken, onları telaşla bir şeyler konuşurken buldum. Önce ne olduğunu anlamaya çalıştım. Sessizce onları izledim. Annem, babamın kolundan tutup sarstı.

"Baban ne diyor Osman?"

"Duydun ya!"

"Sen oğlusun. Öncesi de vardır. Anlat."

"Sen ne duyduysan ben de onu duydum Zerrin." dediğinde annem endişeyle arkasındaki koltuğa çöktü.

"Sabah sabah, baban dellenmiş Osman." dedi. Babam da ona hak verdi.

"Çıldırmış! Orası kesin."

Konuşmalarından hiçbir şey anlamadım. Dedem ne yapmıştı ki? Hem annemi hem de babamı endişelendirmişti. Daha fazla sessiz kalamadım. Hızla yanlarına yaklaştım.

"Ne oldu?"

Cevap ararcasına suratlarına baktım. Annem, hemen dert yandı.

"Ne olacak kızım? Deden sonunda delirdi. Torunlarından ilk kim evlenirse mirasını ona bırakacakmış. Tarlalarını, bağını, bahçesini ve o güzel evini... Hemen üzerine geçirecekmiş."

Kendimi tutamadım. Gülümsedim. Dedem yine şovunu yapmıştı. Her zamanki gibi mallarıyla tehdit etmişti. Dedemin olayı buydu. Önce mirasıyla tehdit eder, sonra vazgeçerdi. Belli yine aynı şeyi yapmıştı. Annem, güldüğümü görünce sinirle bana baktı. Gülmeyi kesip dudaklarımı araladım.

"Şaka yapıyordur. Hem..." dediğimde lafımı tamamlamama izin vermedi. Öyle sinirliydi ki tüm sinirini bana yöneltti.

"Bir de gülüyor musun kızım? Mallar elden gidecek diyorum. Sen burada oturmuş gülüyorsun."

"Ama anne..."

"Hiç anne deme."

"Dedemi bilmiyor musun? Ara ara sinirlenir. Ne dediğini bilmez. Yine öyle bir şey yaşanmış." dediğimde babam sıkıntıyla iç çekti. Şaşkınlıkla ona döndüm. Ne yani dedem ciddi miydi? Gerçekten canına mı tak etmişti?

"Baba! Sen de bir şey söylesene. Annemi sakinleştirsene."

"Bu sefer başkaydı kızım. Epey sinirliydi."

"Niye? Birden ne oldu ki?"

" Bir arkadaşının torununun düğününe gitmiş. Orada da epey içerlemiş. Artık torunlarının mürüvvetini görmek istiyormuş. O da davetiye dağıtmak istiyormuş." dediğinde annem hızla karşılık verdi.

"Adam haklı! Tüm torunları bekâr. Gidip evlenelim diyen yok. Naz, işinde gücünde. O haysiyetsiz yüzünden ilişkiye tövbe etti. Umut'un da hiç o işlerde gözü yok. Bir yılda dört sevgili değiştirdi. Benim bildiğim bu. Allah bilir. Kaç sevgilisi olmuştur?"

Gözleri beni buldu. Bana baktıkça ayrı bir hüzünlendi. Belli yine laf sokacaktı.

"Küçük kızım desen, ayrı bir problem. Ne işi oldu ne de bir sevgilisi oldu. Atanmakla kafayı bozdu. Yılları gitti." deyip eliyle beni gösterdi.

"İşte sonuç ortada. Bıraksan ölene kadar bu evde kalır. Nedenini sorgulamaz."

"Sağ ol anne ya... Ne güzel konuştun?" dediğimde başını onaylamaz bir şekilde iki yana salladı.

"Yalan mı söylüyorum kızım? Sen niye böyle oldun? Hiç bilmiyorum. Ne Naz'a benziyorsun ne de Umut'a benziyorsun. Halası kılıklı..."

Kaşlarımı çatıp içimden sabır çektim. Annem durmadı, söylenmeye devam etti.

"Bir de kuzenleriniz var. Zaten babaları önceki malları, alavere dalavere yoluyla yedi. Buna da göz diker. Benim çocuklarım yesin der. Hemen onları evlendirir. Artık ilk evlenen, onun çocuklarından biri olur. Biz de her zamanki gibi olduğumuz yerde kalırız. Hakkımızın yenilişini izleriz."

"Zerrin!"

"Sen oturup izlemeyi seversin Osman. Yine aynı şeyi yaparsın. Kardeşin yer, sen izlersin."

Ne bu muhabbeti çekebilirdim ne de annemin laf sokmalarına dayanabilirdim. Sessizce yanından ayrılmayı umarken arkamdan seslendi.

"Evde ekmek yok. Bir işe yara da kızım. Markete gidip ekmek al."

"Tamam anne!" deyip hızla odama geçtim. Yüzümü yıkayıp rastgele üzerime bir şeyler geçirdim. Küçük çocuğun görevini yapıp ekmek almak için evden çıktım. Neyse ki market, hemen evin altındaydı. Fazla yürümem gerekmeyecekti. Markete girer girmez, ekmek reyonuna yaklaştım. İki ekmeği, poşete yerleştirip diğer reyonlarda gezinmeye başladım. Sevdiğim cipsi kucakladım. Bisküvi ve içecek bir şeyler daha aldım. Bir reyon daha ilgimi çekerken duraksadım. Şık bir bardak takımının önünde durdum. Elime alıp incelemeye başladım. Bu sırada Nevra'nın sesini duydum.

"Şu an gerçek mi görüyorum? Yoksa bir rüyada mıyım?"

"Abartma Nevra."

"Çok mu beğendin? Tükenmeden al."

Gülüp ona baktım.

"Yok. Öylesine bakıyordum. Ne alacağım?"

"Daha da güzelleri vardı. Söyleseydin senin için ayırtırdım." dedi.

"Hiç gerek yok. Hem evde bir sürü var." dediğimde güldü.

"Çeyiz niyetine de alabilirsin canım. Bir sürü genç kadın, öyle yapıyor. Ama senin ne bir isteğin ne de bir hevesin var. Sadece ekmek ve abur cubur reyonuna bakıyorsun. Poşeti abur cubur ile doldurup gidiyorsun. Tıpkı şimdiki gibi..."

Umursamazca omuz silktim.

"Ne yapayım? Cipsleri ve çikolataları daha çok seviyorum. Hem onlar beni daha mutlu ediyor. Yedikçe mutlu oluyorum."

"Âlemsin Nil. Diyecek bir şey bulamıyorum."

"Annem gibi sen de başlama lütfen!" deyip kasaya geçtim. O da benimle beraber geçti. Ücreti ödeyip konuştum.

"Benim çikolatadan göremedim. Gelirse benim için birkaç tane ayırt. Olur mu? Sonra aşağı iner alırım."

"Millet başka bir şey ayırttırır. Daha önemli bir şeyler... Ama sen başkasın. Markette çalışan bir arkadaşın var. Doğru kullanmayı bilmiyorsun." diye sitem etti. Umursamayıp güldüm.

"Görüşürüz canım."

"Allah akıl fikir versin Nil."

"Amin cümlemize." deyip öpücük gönderdim. Annemin sakinleşmesini dileyip apartmanın içine girdim. Tam o an, telefonuma art arda bildirim düştü. Akraba grubumuz yazışmaya başlamıştı. İlk mesaj, amcamdan gelmişti. Mesajından ne kadar heyecanlandığını belliydi.

Gönderen: Amcam

Babamla konuştunuz mu?"

Gönderen: Babam

Konuştuk. Herkesi tek tek aramış.

Gönderen: Halam

Ne oluyor? Beni niye aramadı?

Gönderen: Amcam

Senlik bir şey yok abla. Torunlarına laf ediyor. İlk evlenene mirasını bırakacakmış.

Halam, yazıp yazıp sildi. Muhtemelen sinirlendi. Ondan önce yengemden yanıt geldi.

"Keşke sen de evlenmiş olsaydın abla. Boyun kadar çocuğun olurdu. "

"Sana mı soracaktım Döndü? Sen kendi işine bak!"

"Ne dedim ki şimdi abla?"

"Döndü! Her şeyi söyleyip söyleyip saf ayağına yatma. Beni delirtme."

Devreye amcam girdi.

"Kusura bakma abla. Öyle demek istemedi. Döndü'yü bilirsin. Kalbinde kötü niyet olmaz."

"Bilirim kardeşim. Bilmez miyim? Ailemizin meleği. Ama kötülük meleği...Her şey bir büyü işine bakar. "

"Abla? Ne diyorsun sen?"

"İçtiğin suya yediğin yemeğe dikkat et diyorum kardeşim."

Yengem, yine halamı delirtme moduna geçmişti. Daha durup okurdum da... Annem ekmek bekliyordu. Gecikirsem kızardı. Telefonu cebime koyup zili çaldım. Kapıyı annem açtı. Elimden poşeti çekiştirircesine aldı.

"Nerede kaldın kızım?"

"Geldim ya."

"Bak yine ne almış? Zararlı zararlı şeyler..."

Eyvah! Sinirini yine benden çıkaracaktı. Onu hemen başka birini yönlendirmeliydim. Bu kişi de ortak düşmanımız olmalıydı. Yani yengemden başkası olamazdı.

"Yengemin yazdıklarını gördün mü?"

"Görmez olur muyum? Amcanla beraber sevinçten havalara uçmuş."

"Halamla da laf dalaşına girdiler."

"Ondan başka ne beklenir? Saygısız cahil insanın teki..." deyip mutfağa geçti. Güzel! Şimdilik tehlikeyi atlatmıştım. Artık annemin yeni hedefi yengemdi. Masaya geçip sessizce oturdum. Tek konuşan kişi annem oldu.

"Halan doğru söylüyor. Döndü demek büyü demek. Döndü demek felaket demek. Bu kadın, ailemizin felaketi oldu. Ben de evimden az büyü çıkarmadım. Yatak odasından, kapının kenarlarından, dolapların içinden... Say say bitmez."

Babam, hemen tepki gösterdi.

"Masada bunu mu konuşacağız Zerrin?"

"Hiç kardeşinle karısını laf söyletmiyorsun."

Derin bir iç çekip kahvaltımı yapmaya çalıştım. En iyi yolun anneme hiç bulaşmamaktan geçtiğini anladım. Annem ve babam, bir süre daha münakaşaya devam etti. Fırsattan istifade kahvaltımı yapıp yanlarından ayrıldım. Onları yalnız bıraktım. En huzur bulduğum yere yani odama geçtim. Telefonumu çıkarıp mesajlara baktım. İlk olarak yengemden gelen mesajı açtım. Cuma mesajı atmıştı.

"Allah doğruluktan ayırmasın. Herkesin gönlüne göre versin. Hayırlı Cumalar..."

Görünce gülmeden edemedim. Hep aynı şeyi yapıyordu. Herkesi birbirine düşürüp sonrasında hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Bir de Allah doğruluktan ayırmasın diyordu. Bu ne yaman çelişkiydi ya rabbim? Hemen cevap yazdım.

"Amin. Hayırlı cumalar yenge."

Cevap olarak bir sürü emoji yolladı. Kalpli, öpücüklü ve sevgi dolu emojiler... Gören de beni çok seviyor sanacaktı. Öyle sevgi doluydu. Canım yengem... Gülüp yine akraba grubuna girdim. Ben olmayalı neler neler konuşmuşlardı? Halam sinirlenip gruptan çıkmıştı. Sonra amcam onu geri gruba almış. Yengem de özür dilemişti. Şimdi de hiçbir şey olmamış gibi birbirlerine cuma mesajı atıyorlardı. Amcam ilahileri sıralıyor, yengem de hepsini beğeniyordu. Akraba grubunda tam bir komedi yaşanıyordu. Gülmekten karnıma ağrılar giriyordu. Bu durum, başka bir mesaj almamla sona erdi.

Gönderen: Güneş

Uyandın mı güzellik?

Hemen cevap verdim.

"Şaşıracaksın ama erkenden uyandım. Hatta kahvaltımı bile yaptım."

"O zaman yukarı çıksana. Kahve içelim."

Canıma minnet oldu. Zaten bugün hiç evde durasım yoktu. Hem de annem bu kadar sinirliyken...

"Tamam. Beş dakikaya oradayım."

Mesajı gönderip odadan çıktım. Usul adımlarla ilerledim. Çaktırmadan kapının aradan baktım. Annem, telefonla konuşuyordu. Bu sefer de teyzeme dert yanıyordu. Bu konuşma hemen bitmezdi. En az bir saati vardı. Bunu lehime saydım. Anneme görünmeden evden çıktım. Bir kat yukarı çıkıp Güneş'in evine geldim. Zile basıp bekledim. Çok bekletmeden açtı. Beni süslü bir pijama takımıyla karşıladı. Kızın ev hâli bile benim gezme hâlimden güzeldi. Saçları parlak ve hacimli, yüzü bebek gibiydi. Ben ise son derece salaş hâldeydim. Ev topuzu saçım ve darmadağın duruşum... Benim ruh hâlimin kısa bir özetiydi. Güneş ise benim tam zıttımdı. Enerji doluydu. Elimden tutup hızla beni içeri aldı.

"Hoş geldin." deyip sıkıca sarıldı.

"Hoş buldum da bu enerji nereden geliyor?"

"Sorma. Anlatacak çok şey var."

"Benim de var. Olaylar olaylar..."

"O zaman dedikodu zamanı başlasın." deyip güldü. Beraber mutfağa geçtik. O kahveleri yaparken ben de sandalyeye oturdum. Arkama yaslanıp merakla Güneş'e baktım.

"Bu mutluluk nereden geliyor? Gerçekten merak ediyorum." dedim. Gülüp omuz silkti.

"Önce sen anlat. Sonra ben anlatırım."

"Tamam başlıyorum. Önce rüyamı anlatayım mı? "

"Anlat bakalım." dediğinde hevesle anlatmaya başladım. Konuşmam biterken Güneş, gülme krizine girdi. Eline karnına götürüp konuştu.

"Gülmekten karnıma ağrılar girdi Nil. Kızım sen manyak mısın? Yine Leonardo filmi izledin değil mi?"

"Evet. Yatmadan önce izlemiştim. Sonra adam geldi. Bana evlenme teklifi etti. Hain Umut ve yancısı Kenan, her şeyi mahvetti. Müstakbel kocamı alıp götürdüler. Oysa yaş takıntısını bile atlatmıştık. Hollywood Kraliçesi olacaktım."

"Salaksın. Biliyorsun değil mi?" dediğinde suratımı astım. Kollarımı birbirine kavuşturup dik dik ona baktım. Kahveleri alıp karşıma oturdu.

"Artık Leonardo filmleri izlemeyi kesmelisin."

"Hiç kesemem. Beni mutlu eden nadir şeylerden biri."

"Ama onunla evlenemezsin."

"Biliyorum Güneş. Hayal bile kurdurmuyorsun." deyip kahvemden bir yudum aldım. Anlatacak o kadar çok şey vardı ki konuşmak için tekrar dudaklarımı araladım.

"Bizim olaylar bitmez Güneş. Daha bomba bir olay var. Güne dedem ile başladık. Babamı arayıp esip gürlemiş. Torunlarından ilk kim evlenirse mirasını ona bırakacakmış. Köyden tüm torunlarına böyle haber yolluyormuş. Mirasımı vereceğim diye..."

Güneş, küçük bir kahkaha attı.

"Oha! Gerçek mi?"

"Gerçek! Tüm sülaleyi bir heyecan sardı. Amcam sevinçten havalara uçtu. Annem karalar bağladı. Halam da küstü. Kaos dolu günler, bizi bekliyor."

"Vay be! Acaba ilk kim evlenecek?" dediğinde ellerimi iki yana açıp dudağımı büzdüm.

"Amcam pek istekli. Onun çocuklarından biri olur."

Gözlerimin içine bakıp heyecanla konuştu.

"Neden sen olmayasın? İşin içinde miras var Nil. Hemen geri mi çekileceksin?"

Sanki benim sevgilim vardı da ben istemiyordum. Hayatımda hiç kimse yoktu ki...Evliliğe dair pek bir hevesim de yoktu. Yalnızlığa fena alışmıştım.

"Hayatımda biri mi var da?" dediğimde iç geçirdi.

"Böyle yaparsan tabii hiç kimse olmaz. Tüm gün evdesin. Annenle beraber kadın programları izliyor. Tüm dizileri takip ediyorsun. Hevesle milletin aşkını izliyorsun. Ama kendin için hiçbir şey yapmıyorsun. Ot gibisin Nil. Kendinden vazgeçmişsin. Hep bunlar atanacağım diye oldu. Tek umudunu oraya bağladın. Sonra da hayal kırıklığı yaşadın. Artık ayağa kalkma zamanı gelmedi mi? Her şey gerçekten atanmak mı? Lütfen! Kendine gel."

Zorlukla yutkundum. Gülmeye çalıştım. Ama içim kan ağladı. Gözlerimi kaçırdım. Hüzünle cevap verdim.

"Ben bölümümü, seve seve okudum Güneş. Sandım ki kolaylıkla mesleğime ulaşacağım. Her şey çok güzel olacak. Eşek gibi sınava çalıştım. Ama hep sınırda kaldım. Bu çok koydu. Özelde şansımı deneyim dedim. Tecrübesizsin dediler. Bu zamana kadar neredeydin dediler. Kabul etmediler. Kendimi sadece bir şeye odaklamışım. Bu da ellerimin arasından kayıp gidince ne yapacağımı şaşırdım. Afalladım. Ailenin en beceriksizi olup çıktım."

Güneş, sinirle sesimi bastırdı.

"Saçmalama! Beceriksiz falan değilsin. Kendine acımayı kes. Seni döve döve kendine getirtmek istiyorum Nil. Kendinden bu kadar kolay vazgeçemezsin."

"Beni boş ver. Senin olayı anlat." dediğimde morali yerine geldi. Yüzünde güller açtı.

"Berkay ile barıştık. Dün akşam yemeğe çıktık. Her şey çok romantikti. Sanki ilk defa bir randevuya çıkmış gibiydik. Her şey ilk gün ki gibi tazeydi." dedi. Berkay, Güneş'in uzun yıllardır sevgilisiydi. Açıkçası Berkay'dan hiç hoşlanmazdım. Güneş'e de hiç yakıştırmazdım. Ama gönül bu! Arkadaşın olsa bile bir şey diyemiyordun. O mutluysa sen de mutlu oluyordun. Gülümseyip konuştum.

"Çok sevindim."

"Yalan söyleme. Belli oluyor."

"Senin için mutlu oldum."

"Sen de bir Berkay'ı sevemedin gitti."

"Önemli olan benim ne hissettiğim değil. Sen mutluysan ben de mutluyum Güneş." dediğinde bana sıkıca sarıldı.

"Çok mutluyum."

"Hep mutlu ol."

"Yalnız ben değil. Sen de mutlu ol Nil. Lütfen artık kendini sev. Başka bir gönlü de sev. Hem çok sev hem de çok sevil."

Cevap vermedim. Kolları arasından ayrıldım. Telefonumun sesiyle dikkatim masaya kaydı. Elime alıp gelen mesaja baktım. Amcamın büyük kızı İlayda, mesaj atmıştı. Bir gelinliğin fotoğrafını atmıştı. Aşırı şatafatlı bir gelinlikti.

"Nasıl kuzum? Bana yakışır mı?"

Yok artık! Hemen evlenme hevesine kapılmıştı. Gerçi konu İlayda olunca her şeyi yolunda giderdi. Amcamın tanıdıkları onu işe sokar. Sanki kendi emeğiyle girmiş gibi bana hava atardı. Yarın yıldırım nikâhı kıyarsa şaşırmazdım. Her zaman, bir kedi gibi dört ayağının üzerine düşerdi. Mesajı Güneş'e gösterdim.

"Bak! Birileri çoktan evlenme hevesine düşmüş."

Yüzünü buruşturup konuştu.

"İlayda mı? Bu kızı hiç sevmiyorum. Çok sinsi."

"Sinsi falan ama hep işi yolunda gidiyor." deyip mesaja yanıt verdim.

"Hayırdır? Hemen evleniyor musun?"

"Şimdiden deniyorum kuzum. Biliyorsun konuştuğum biri vardı. Her şey olumlu gibi... İlk düğün haberini benden duyarsanız şaşırmayın."

Gıcık! Sinsi! Tabii buna ona yazamadım. İçimde kaldı. Hiç istemeyerekten cevap verdim.

"Çok emin gibisin. Ya biri senden erken evlenirse..."

"Hiç sanmıyorum tatlım. Naz abla, o olaydan sonra bunalımda. Hayatta evlenmez. Umut desen hovarda. Şimdi evlenmez."

"Beni saymadın."

"Evet. Saymadım. Çünkü sen asla evlenmezsin. Bence evlenme de... Sen sınavına çalış. Belki bu sefer olur. Bir mucize olur da atanır gidersin. Yazık annenle baban da sevinir. Sana kuzen tavsiyesi önce ekmeğini eline al. Sonra evlenmeyi düşün."

Sinirle yazdıklarını okudum. Bir de bana akıl veriyordu. Geri zekâlı! Aptal! Kendini ne sanıyordu? Dokunulmazlığı olan bir prenses mi? O sadece amcamın şımarık kızıydı. Kibirli ve ukalaydı. Ben sinirle söylenirken Güneş telefonu elimden çekiştirdi. Merakla konuşmamızı okudu. Ardından bir küfür savurdu.

"Ona bu lafları tek tek yedirmelisin Nil. Seni rakip olarak bile görmüyor. Ben bu kızı boğarım. Sen de hâlâ bir şey yapmazsan, sana da yazıklar olsun. Yemin ederim, seninle küserim. Yüzüne bakmam. Ben arkadaşımı mutlu görmek istiyorum. Senin düğününde nedime olmak istiyorum. Lütfen Nil!" deyip ellerimden tuttu.

"Senin düğününde o kızın mahvolmuş suratını görmek istiyorum. Bu sefer sen kazan Nil. Herkesi şaşırt. Yalnız miras için değil gururun için yap. Herkese kim olduğunu göster."

Bir umut, suratıma bakarken ben de düşünceler arasında kaldım. İlayda, benim için komşu çocuğu gibi bir şeydi. Küçüklükten bugüne kadar yenemediğim rakibimdi. Oysa ben de başarılıydım. İyi notlar getiren uslu bir öğrenciydim. Ama ağzım onun kadar iyi laf yapmazdı. Yalanla dolanla, kendini daha başarılı gösterirdi. Bir şekilde herkes onu över, onu bana örnek gösterirdi. Kimi zaman iyi bir torunu oynar kimi zaman iyi bir evladı oynardı. Her zaman dikkat çekmeyi bilirdi. Annem onu örnek almamı söyler dururdu. O zamandan bu zamana kadar hiçbir şey değişmemişti. İlayda başarılı bir kadın olarak görülmüş, ben ise evde defalarca çalışmasına rağmen atanamayan bir öğretmen olmuştum. O hep kazanmıştı, ben hep yenilmiştim. Yine onun kazanmasına izin mi verecektim? Annesinin babasının hava atmasına göz mü yumacaktım? Zaten bugüne kadar her şeye izin vermiştim. Atanamayışımla dalga geçişlerine, küçük düşürücü bir şekilde harçlık verişlerini ve kızlarını öve öve bitiremeyişlerine... Geçer gider sanmıştım. Ama bitmemişti. Onlar her zaman kazanmıştı. Oysa ben de çok istemiştim. Annemin babamın benimle gurur duymasını, onları ilk maaşımla yemeğe çıkarmayı ve başarılı mutlu bir insan olmayı... Ne iş başvurularım onaylamıştı ne de kendimi aşabilmiştim. Belki de gerçekten ayağa kalkmamın zamanı gelmişti. Kendimi sevmemin zamanı gelmişti. Tabii sadece evlenmekten bahsetmiyordum. İyi kötü bir işim de olmalıydı. Kendime acımayı kesmeli, bu psikolojiden çıkmalıydım. İlayda'ya gününü göstermeliydim. Aileme de yeniden doğduğumu göstermeliydim. Ben buradayım diyebilmeliydim.

"Nil!"

"Sana diyorum." diyen sesle kendime geldim. Kaşlarımı hafifçe çatıp cevap verdim.

"Haklısın Güneş. Bu savaşın içinde ben de varım. Artık kendime gelmeliyim. Herkese kim olduğumu göstermeliyim." dediğimde Güneş heyecanla bağırdı.

"İşte bu! İşte benim kızım."

Saniyesi geçmeden duraksadı.

"İyi de kiminle evleneceksin?"

İşte bu konu tam bir muammaydı. Onu ben de bilmiyordum. Benim kocam kim olacaktı? Hangi şanslı kişi olacaktı? Kestiremiyordum.

**********

Akşam, evde tam bir dedikodu kazanı vardı. Annem, sürekli aynı şeyleri konuşuyor. Bu sefer, ablamdan da bir tepki bekliyordu. Ablam da oralı olmuyor. Pek ilgi göstermiyordu. Umut desen başını telefondan kaldırmıyordu. Ben ise hiçbir şeye karışmıyordum. Tamamen bilinmezlere oynuyordum. Bu can sıkıcı durum, kapının çalmasıyla son buldu. Herkes benim gözüme baktı. Küçük çocuk olarak kapı açma görevi de bendeydi. Kendimce söylene söylene kapıyı açtım. Karşımda Kenan'ı buldum. Aklıma rüyam geldi. Kenan'ın benimle dalga geçişi, gözümün önünden hiç gitmedi. Hain Kenan! Nasıl da kâbusum olmuştu? Beni hayran olduğum adamdan etmişti. Ben bunun öfkesini yaşarken o elindeki poşeti gösterdi.

"Baklava getirmiştim."

İçeriden annemin sesi geldi.

"Gel oğlum. İçerideyiz."

Yine bana laf sokmadan edemedi.

"Kızım niye odun gibi dikiliyorsun? Kenan abini içeriye almıyorsun? Çekil de adam girsin."

Ah anne! Neden beni rezil ediyorsun ki? Kenara geçip içeriye girmesini izin verdim. Hemen ailemin yanına geçti. Onu görenin yüzü şenlendi. Sanki gerçek evlatları ben değildim de oydu. Beni gördüklerine bu kadar sevinmiyorlardı.

"Kızım çay koysana."

"Tamam anne." diye bastırdım. Mutfağa geçip ocağa çay koydum. Sessizce yanlarına gidip elime tabletimi aldım. Uzun zamandır girmediğim blog sayfama girdim. Öyle çok ilgi gösteren yoktu. Zaten blog sayfamı pek bilen de yoktu. Bir ara, heves edip açmıştım. En yakın arkadaşlarıma, aileme bile söylememiştim. Artık bir şeyler yazmanın zamanı gelmişti. Arayı uzatmak iyi değildi. Arkamdaki koltuğa oturup heyecanla yazmaya başladım.

Size kendimi tanıtmanın zamanı geldi. Ben Nil. Yıllardır atanma mücadelesi veren edebiyat öğretmeni, ailenin tek işsizi, belki de en beceriksizi... Bugüne kadar ne atanma işlerinde ne de gönül işlerinde umduğumu buldum. Ablamın ve ağabeyimin başarıları altında ezilip durdum. Bir ot gibi yaşayıp durdum. Ama sabah öyle bir haber aldım ki... Ayağa kalkmam gerektiğini anladım. Dedem, köyden haber yollamış. Artık torunlarının evlenmemesi nasıl canına tak ettiyse... İlk evlenene tarlasını ve evini vereceğini duyurmuş. Şaka değil! Ciddi ciddi, ilk kim evlenirse her şeyi üzerine geçirecekmiş. Duyunca heyecanlanmadım değil. Öyle çok heyecanlandım ki... Dönüm dönüm tarlalar ve başımı sokacağım bir ev... Tüm derdime şifa olurdu. Olurdu olmasına da dişli rakiplerim vardı. Ağabeyim, ablam ve sinsi kuzenlerim... Bir şey yapmalıydım. Onların yapamadığını yapıp onlardan önce evlenmeliydim. En azından bunu başarmalıydım. Yıldırım nikâhı kıymalıydım. Ama kiminle? Kiminle evlenmeliydim?

Yazmayı bırakıp çaresizce etrafa baktım. Gözlerim bir ara tam karşıya odaklandı. Alıcı bir gözle Kenan'ı inceledim. Koyu gözlerini, hafif dağınık saçlarını ve güldükçe ortaya çıkan gamzelerini... Sanırım ilk defa, onu bu kadar detaylı inceliyordum. Onu yıllardır tanıyordum. Ağabeyimin arkadaşıydı. Hem de komşumuzdu. Yakışıklı, eli yüzü düzgün bir adamdı. En önemlisi bekârdı. Yani bir ihtimal olabilirdi. Ama bu durum, ağabeyimi çıldırtabilirdi. İç çekip omuz silktim. Artık insanlar ne düşünür demeyecektim. Sadece kendimi düşünecektim. Evlenmeye bakacaktım. Gelsin tarlalar, gelsin paralar. Artık bu tavırdaydım. Hem Kenan'dan iyisini mi bulacaktım? Ailem onu çok seviyordu. Damatları olabilecek en iyi adaydı. Evet! Kararımı vermiştim. Müstakbel kocamı seçmiştim. Peki ya Kenan buna hazır mıydı?

-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı?

Bölüm sonu

69 yorum