İçeriğe geç

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 8 · 27 dk okuma

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 8

6- Aşkın Maçı ❤️

Kaos, entrika ve tehlike... Bizim evin anlık özetiydi. Sinirler gerilmiş, herkes birbirine girişmiş ve sonuç yine aynı olmuştu. Fırtına öncesi derin bir sessizlik... Maalesef alışık olduğum bir şeydi. Ve aynı zamanda hiç hoşuma gitmeyen bir şey... Sıkıntıyla iç çekip yan tarafıma baktım. Ablam kollarını birbirine kavuşturmuş, öylece bir yere dalmıştı. Annem, önce ona tatlı bir dille yaklaşmış. İstediğini alamayınca da bağırıp çağırmıştı. Bu konuda hem annem hem de ablam haklıydı. İkisinin de haklı sebepleri vardı. Annem, kızının hayata küsmesine dayanamıyor. Geçmişi yüzünden hayatı mahvolmasın istiyordu. Ablam da annemin baskısına dayanamıyor. Olduğu gibi kabullenilmek istiyordu. Ben de ablamın her şeye rağmen mutlu olmasını istiyordum. Çünkü eski Naz'ı özlemiştim. Gülüşünü, neşesini ve o güçlü enerjisini... Ama o tarihten sonra her şey değişmişti. Onu hayata bağlayan tek şey işi olmuştu. Aşkı da amacı da yalnızca koca bir iş... Beş yıl önce, neyi seçersin deseler aşk diyecek kadın ne hâllere düşmüştü? Duygusuz, huzursuz ve yalnızca kariyer odaklı biri olup çıkmıştı. İçimden ona dair hep keşke demek geliyordu. Keşke ikisini de bir arada yürütebilseydi. Ama hayat işte! Umduğunla bulduğun bir olmuyordu. Bunları düşünüp içlenirken onunla göz göze geldim. Anlamasın diye hızla tebessüm ettim. Yanında olduğumu bilsin istedim. Elimi elinin üzerine koydum. Saniyelik süren tebessümle karşılık verdi. Tekrar eski hâline geri döndü. Bu sırada, annem elini başına götürüp acıyla inledi. Yine migreni tutmuştu. Çünkü yalnızca ablamla kavga etmemişti. Evdeki nefes alan herkesle kavga etmişti. Herkese karşı tek kalınca da her zamanki gibi hastalanası tutmuştu. Annemin bir huyu da buydu. İstediğini almayınca hastalanmaktı. Buna ailecek alışıktık.

"Ah! Başım!" diyerek sesini yükseltti. Bakışlarım Umut'a kaydı. Onu da az fırçalamamıştı. "Niye sürekli sevgili değiştiriyorsun? Oğlum sen star mısın? Bir yılda dört sevgili yapmak nedir? Artık yuvanı kur!" diye diye canını okumuştu. Umut da sinir bozucu inatçılığıyla annemi bezdirmişti. Bu hâline sinirlensem de şimdilik işime gelirdi. Yeter ki ben evlenene kadar kimseyle evlenmesindi. Sonrasına bakardık. Gerekirse ben de bir şeyler yapardım. Sinsice planımı kurarken onunla göz göze geldim. Hayırdır dercesine bir bakış attı. Dayanamayıp güldüm. Şu hâle bak! Her zamanki havalı hâlinden eser yoktu. Özellikle de sevgilisinin yanındaki hâlinden... O zamanki aslan, şimdiki kediydi. Sanırım bu da annemin etkisiydi. Zerrin etkisi!

"Nil..."

Usulca konuştu.

"Ne diye gülüyorsun? Komik bir şey mi var?"

Umursamayıp omuz silktim. Bir de ona açıklama yapacak değildim. Bu sefer de babama doğru döndüm. Ara ara anneme bakıyor. Sesli bir şekilde iç çekiyordu. Onların kavgası, yılların kavgasıydı. Giden mallar, sorulmayan hesaplar ve sessiz kalışlar... Annemin babama doğrulttuğu suçlamalardı. Ne yazık ki tavrında haklı olmasa bile suçlamalarında haklıydı. Babam, sessiz sakin bir adamdı. Ki bu en çok kullanılan huyuydu. Nasıl olsa ses etmez. Bir şey demez diye diye arkasından ne dolaplar çevrilmişti? İyi niyeti suistimal edilmişti. Annemin korkusu, yine aynı şeylerin yaşanacak olmasıydı. Amcamın açgözlülük yapmasıydı. Ama bu sefer aynı şeyler yaşanmayacaktı. Bizzat buna ben izin vermeyecektim. Bir kere de ailenin en akıllısı ben olacaktım. Başaracaktım.

"Allah'ım sen sabır ver." diyen sesle bakışlarımı babamdan çektim. Sesin sahibine yani anneme çevirdim. Kızgınca bana baktığını gördüm. Bana da çok fena laflar etmişti. Yaşam belirtisi göstermediğimden şikayet etmişti. Ha evdeki çiçek ha sen demişti. Neymiş? İkimiz de tüm gün evdeymişiz. Tek olayımız, öylece durup beklemekmiş. Ama çiçek arada açarmış. Benim bir olayım yokmuş. Çiçek de değil. Kuru bir otmuşum. Hem de tarladaki kuru ot... Neler neler saydırmıştı? Bunlar daha iyi olanıydı. Amacı laflarıyla beni bezdirip kendime getirtmekti. Olaya bak! Sanki ben iş bulmak istemiyordum. Ne yapayım? Herkes tecrübeli istiyordu. Benim gibi sudan çıkmış balığı kimse istemiyordu. Benim amacım çok daha farklıydı. Mirasa ulaşıp dilediğim işi kurmaktı. Ama tabii bunu annemin yüzüne karşı diyemiyordum. Mecburen suskunları oynuyordum.

"Nil! İlacımı getir." dediğinde hızla ayaklandım. Annemgilin odasına gidip ilaç dolu kutuya baktım. Çeşit çeşit ağrı kesici vardı. İçlerinden en etkilisini seçip bir bardağa su doldurdum. Vakit kaybetmeden annemin yanına geçtim. İlacı hızla içti. Ama ek olarak söylenmeleri de arttı.

"Milletin torun sevdiği yaşta nelerle uğraşıyorum?"

"Herkesin hayırlı hayırlı evlatları var. Anneleri ne derse yapıyorlar. Ama benimkiler yüzüme bile bakmıyor."

"Senin de kaderin buymuş Zerrin. Büyüttüğün evlatlarından vefasızlık görmekmiş."

"Yazık size verdiğim emeklere! Koca bir yazık!"

Allah'ım yine başlamıştık. Şimdi bir laf etsek dozu daha da artıracaktı. Çekip gitsek hayırsız ve hatta hain evlat olacaktık. Şu an bir mucizeye ihtiyacım vardı. Bir şey olsa da bu ortamdan kurtulsaydık. İç çekip bir çözüm ararken evin kapısı çaldı. En çok heyecanlanan ben olurum sanırken yanıma Umut da eklendi. İkimiz de aynı anda ayağa kalktık. Kapıyı kim açacak kavgası yaşadık.

"Sen otur Nil. Ben bakarım."

"Yok. Sen işten geldin. Güzelce dinlen. Ben hallederim."

"Olmaz kardeşim. Sen annemin yanında kal. Bir şeye ihtiyacı olur." dediğinde sinirle ona baktım. Çakala bak! Başka zaman olsa açmazdı. Şimdi şov yapıyordu. Ama ben yer miydim? Asla!

"Ablam var ya... Sen de varsın. Tek evladı ben değilim. Unuttun mu?" diye bastırdım. Zil tekrar çaldı. Annemin sesi, ikimizinkini de bastırdı.

"Siz açana kadar çalan kişi gidecek. Kim açıyorsa artık açsın. Tepemin tasını attırmasın."

Ne Umut vazgeçti ne de ben vazgeçtim. Koşar adımlarla salondan çıktık. Kapıya daha doğrusu kurtarıcımıza doğru koştuk. Sanki çocuktuk. İkimizde de öyle bir hırs öyle bir heyecan vardı.

"Ben açarım. Hiç zahmet etme."

"Hayır! Ben açarım."

"Nil!"

"Umut!"

Kaşlarını çatıp bana baktı.

"Ne bu heyecan? İlk defa kapıyı açmaya bu kadar gönüllüsün!"

"Diyene bak!"

"Çok konuşma kardeşim!"

"Belki de bu kişi benim için geldi. Benim misafirim!" diye inat ettim.

"Hiç sanmıyorum." deyip kapının kulpuna uzandı. İçimdeki ses, Güneş derken gerçek pek öyle çıkmadı. Karşımıza güler yüzle bize bakan Kenan çıktı. İkimizin yüzü de aynı onun gibi güldü. Doğru adam gelmişti. Annemi sakinleştirebilecek biri... Biz gülmeyelim de kim gülsündü? Şu an aşırı mutluydum. Hem de nasıl mutlu! Fazla abartmış olacağız ki Kenan, şaşkınlıkla bir bana bir de Umut'a baktı.

"Ne oldu? Ne bu hâliniz ?" dediğinde Umut, onu kolundan tutup içeri sokmaya çalıştı.

"Doğru zamanda geldin kardeşim. Geç içeri. Bir ortam şenlensin." dedi. Ama Kenan içeri girmemek için direndi.

"Olmaz! Gitmemiz gerekiyor."

"Ne demek olmaz lan? Gel diyorum işte. Annemle iki sohbet et. Şu sinirini alıp götür." dedi. Kenan'ı tekrar zorladı. Kenan da güç kullanınca çabası hiçbir işe yaramadı.

"Lan Umut! Oğlum! Delirdin mi? Ne diye zorla içeri sokuyorsun? Geç kalacağız." dediğinde Umut bir duraksadı. Çok geçmeden yüzü ay gibi parladı. Sırıtarak Kenan'a baktı.

"Bugün o gün mü lan?" diye hevesle bağırdı. Kenan da gülerek ona katıldı.

"Evet! Bugün o gün. O muhteşem gün."

"Nasıl unuturum? Kafama edeyim. Aklımdan tamamen çıkmış."

"En çok hevesli olan da sendin. Şu hâle bak."

"O zaman ne duruyoruz kardeşim? Hemen gidelim." deyip büyük bir hevese büründü. Umut, acelece gitmeye hazırlanırken kendime geldim. Ne oluyordu? Nereye gidiyordu? Üstelik neden bu kadar mutluydu? Delicesine bilmek istedim. Hızla Umut'un koluna yapıştım. Tüm gücümle ona engel oldum.

"Hayırdır? Nereye gidiyorsun?" diye sordum. Hep o bana hesap soracak değildi. Bu sefer de benim günüm gelmişti.

"Nil!" deyip bıkkınca nefes alıp verdi. İnadına tekrar hesap sorasım geldi.

"Beni burada böylece bırakıp gidiyor musun?"

"Yok öyle bir şey. Önceden verilmiş bir sözüm vardı. Gitmem gerekiyor." dedi. Kaçmak için bahanesini de bulmuştu. Hem annemin damarına basıp sinirlendirmişti hem de kaçıp gidesi gelmişti. Bu o kadar kolay değildi. Buna izin verecek değildim. Beni burada bırakıp öylece gidemezdi. Üstelik Kenan'ı da götüremezdi. İzin vermezdim. Veremezdim.

"Hiçbir açıklama yapmadan bırakmam. Ne sözü? Nereye gidiyorsunuz?"

"Cidden mi Nil? Annem bitti sen mi başladın?" dediğinde korku kalbime işledi. Umut'un bu kadar heyecanlı olması aklıma kötü fikirleri getirdi. O bu kadar heyecanlıysa kesin işin içinde bir çapkınlık vardı. Umut'u yani sevgili ağabeyimi, çok iyi tanıyordum. Lanet olsun ki çapkın herifin tekiydi. Annemin kızdığı kadar vardı. Kendini ünlü star falan sanıyordu. Bekarlığından güç alıp çapkınlığa kalkışıyordu. Bugün de o günlerden biri olabilirdi. Kendi ne halt yiyorsa yiyebildi. Ama Kenan! Müstakbel kocam! Onun da Umut'a uymasına izin veremezdim. Ona ulaşamadan onu kaybedemezdim. Korkuyla Kenan'a doğru baktım. Bana bunu yapmış olma Kenan! Sana açılamadan başka aşklara yelken açacak olma. Senin evin de benim yuvan da benim demek istedim. Kahretsin ki yapamadım. Araya ağabeyimin sesi girdi.

"Nil! Ne oldu? Niye öyle bakıyorsun?" dedi. Söylerdim söylemesine de be Umut! Sebebini sen bilmek istemezdin. Bakışlarım sırasıyla ikisinin üzerinde gezindi. Hayal kırıklığımı gizleyemedim.

"Çifte randevuya mı çıkacaksınız? Özel bir buluşma mı olacak?" dedim. Ağabeyim bir kahkaha patlatırken Kenan şaşkınca bana baktı. İki tepkinin ortasında kaldım. Hangisine inanacağımı bilemedim. Umut hemen bir cevap verdi.

"Evet! Aramızda kalsın. Ayların beklenen buluşması..." dedi. Cevap art arda beynimde yankılandı. Öylece kalakaldım. Ne? Korktuğum başıma mı geliyordu? Kenan başka bir yuvaya mı uçuyordu? Üstelik bana söz verdiği hâlde! Şu an deli gibi bağırmak istiyordum. Ama bir şey elimi kolumu bağlıyordu. Yapabildiğim tek şey, hayal kırıklığıyla Kenan'a bakmak oluyordu. Sonunda bu işkence sona erdi. Zar zor dudaklarımı aralayabildim.

"Doğru mu?"

Sorum sadece Kenan'aydı. Gerçekten birini mi bulmuştu? Bilmek istiyordum. Bana itiraf etsin istiyordum. Koyuluklara dalıp sertçe yutkundum. Kenan hafifçe gözlerini kıstı. Sorunun bizzat kendine olduğunu anladı. O an, dudaklarının yukarıya doğru kıvrıldığını gördüm. Bir soru soruyordum ve onun hoşuna gidiyordu. Nil çıldırmasın da kim çıldırsındı? Sabır! Sabır! Ya sabır! Cidden merak ediyordum. Bu kadar komik olan neydi? Madem o cevap vermeyecekti ben de Umut'a sorardım.

"Gerçek mi bu? Randevunuz mu var?"

"Evet! Çok özel bir buluşma olacak. Kenan, Mert, Okan ve ben arasında... Karşımızda kocaman bir televizyon yanımızda da bol bol çerezler...Nasıl ama? Çok özel değil mi?"

Afallamış bir şekilde Umut'a baktım. Suratıma bakıp bakıp güldü.

"Saçmalama Nil. Ne randevusu? Yılın maçı var. Galatasaray -Fenerbahçe maçı. Onu izlemek için arkadaşımızda bulaşacağız. Oldu mu? İzin var mı?" dedi. Ve anında yüreğime su serpti. Randevu yoktu. Kadınlar yoktu. Korkunç düşünceler de yoktu. Hâlâ bekar olan Kenan vardı. Beni bekleyen bir kader vardı. Aptalca gülümsedim. Korktuğum şey gerçekleşmemişti. Kenan başka bir yuvaya uçmamıştı. Çok keyifliydim. Çok! Ama maç... Gülmeye son verip duraksadım. Başka bir kadın kadar olmasa da maç da iyi bir şey değildi ki... Bu da iyi olmamıştı. Onları evde tutmam zorlaşmıştı. Özellikle Umut'u durdurabilecek bir şey yapmalıydım. Onları bir şekilde evde tutmalıydım. Bir taşla iki kuş hesabı... Ama ne? Ne yapmalıydım? Aklıma gelen ilk fikre atıldım.

"Annem sana çok kırıldı. Bak şimdi hastalandı da... Bence gönlünü al. Bugünlük gitmeyiver." dedim. Ama bunun işe yarayacağına zerre kadar inanmadım. Futbol aşığı biri kolay kolay vazgeçmezdi ki...

"Bu maç, her gün olmuyor Nil. Hem annemi biliyorsun. Benlik bir olay yok." dediğinde tahminimde yanılmadığımı gördüm. Umut, keçi gibi inatçıydı. Klasik bir boğa burcuydu.

"Ne demek yok? En çok sana sinirlendi. Şimdi de onu öylece bırakıp gidecek misin?"

"Gelince gönlünü alırım. Şimdi müsaadenle gidiyorum kardeşim." deyip benden uzaklaştı. Bu kadar kolay gidebileceğini sanıyorsa yanılıyordu. Ya da beni hiç tanımıyordu. Daha çarpıcı bir şey yapmak istedim. Kalan son fikre tutundum. Sesim biraz buruk biraz da hüzünlü çıksın diye uğraştım.

"Aklıma ne geldi? Biliyor musun?"

"Müneccim miyim ben Nil? Nereden bileyim?" diye sinirledi. Onu umursamadan asıl konuya girdim.

"Hatırlıyor musun? Küçükken babamla maçlara giderdin. Öyle az da değil. Sık sık giderdiniz. Maç dönüşünde de ayrı bir heyecanlı olurdunuz. Hele bir de kazandınız mı mutluluğunuza diyecek olmazdı. Bir bayram havası yaşanırdı." dedim. Konuşmam beklemediği bir yerden gelince şaşırdı. Hazırlanmayı bırakıp duraksadı. Ben de konuşmaya devam ettim.

"Sizi öyle görünce ben de mutlu olurdum. Çünkü evin içi de ayrı bir neşeli olurdu. Sen bana maçı anlatırdın. Ben de anlamasam bile anlıyormuş gibi yapar, sonuna kadar dinlerdim. En çok da seninle beraber takımın marşını söylemeyi severdim."

Tamamen bana doğru döndü. Yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.

"O günleri hiç unutmadım ki..." dediğinde doğru yolda olduğumu anladım. Tekrar dudaklarımı araladım.

"Ama çocukluk bitince o günler de bitti. Ne babamla vakit geçirir oldun ne de onunla maç konuşur oldun. Sanki hiç yaşanmamış gibi... Sen yoluna gittin. Babam da arkanda kaldı. Yalnızca öylece... Eski günler mazide kaldı."

"Ne yapmaya çalışıyorsun kardeşim?"

"En son babamla ne zaman vakit geçirdin? Hatırlıyor musun? " dedim. Cevap veremedi. Başını yere eğdi. Sanki derin düşüncelere daldı. Onun eksiğini ben tamamladım. Yanlışını yüzüne çarptım.

"Sence de bu süre fazla uzamadı mı? Daha fazla geç kalmasan mı?"

Sözlerim etkisini gösteriyor olacak ki bir değişim yaşadı. Gözlerinden bir hüzün geçer gibi oldu. Hani hayatı sorgulayış anı vardır ya Umut da onu yaşadı. Resmen ona hayatı sorgulattım. Göremediği gerçeği gözüne soktum. Biraz da o babamı anlasın istedim. Ve galiba bunu başardım. Usulca dudaklarını araladı.

"Çok mu geciktim?"

Sesindeki korkuyu ve endişeyi yakaladım. Onu evde tutmak isterken doğru noktaya parmak basmıştım. O zaman bu yolda ilerlemeye devamdı.

"Bence hâlâ bir şansın var." deyip tebessüm ettim. Gitmeye isteği kalmadı. Öylece bana baktı. Ben de elimdeki fırsatı iyi bir şekilde değerlendirmeye çalıştım. Eskisi gibi mutlu olalım istedim. Evdeki gerginlik dağılsın ve tabi ki Kenan da yanımızda kalsın istedim. Umut'a bakıp heyecanla konuştum.

"Keşke bugün yine o günlerdeki gibi olsa. Gerginlik bir dağılsa. Siz yine beraber maç izleseniz. Gol olunca beraber sevinseniz. Marşlarla gaza gelseniz."

"Öyle bir laf ettin ki... İçimde hiçbir gitme isteği bırakmadın be kardeşim." dedi. Hızla Kenan'a doğru döndü.

"Kusura bakma Kenan. Ben gelemiyorum. Babamla planım var. Sen git." dediğinde neye uğradığımı şaşırdım. Ne oluyorduk ya? Kenan nereye gidiyordu? Ben nereye, Kenan orayaydı. Aksine gönlüm razı değildi. Bunun korkusuyla araya girme ihtiyacı duydum.

"Sen de kalsana Kenan. Babam seni görünce çok mutlu olur. Tam aradığı ortamı bulur."

"Arkadaşıma sözüm var Nil. Ayıp olur." dedi. Hevesimi hemen yerle bir etti. Yine de pes etmedim. Son umuduma tutundum.

"Keşke kalabilseydin. Bir tarafta oğlu bir tarafta oğlundan ayırmadığı sen... Erken doğum günü sürprizi gibi bir şey olurdu. Ama yapacak bir şey yok. Söz verdiysen git." dedim. Bunu derken gitmemesi için içimden dualar ettim. Kenan, derin bir iç çekti. Kararsızlığını hissettirdi. Umut'a doğru baktı.

"Maça ne kadar kaldı?" diye sordu.

"Bir saat."

"Bir saat mi? Az değil mi? Bir de akşam trafiği var. Kim bilir kaçta orada olursun? Maçı kaçırırsın." deyip aklını karıştırmaya çalıştım. Saate bakıp suratını astı.

"Evet! Yetişmem imkansız gibi duruyor. Okan'ın evi baya uzakta kalıyor." dedi. Bu da bana yeni bir fırsat oluşturdu. Tabii ki fırsatı ayağımla itmedim. Hemen değerlendirmeyi bildim. Kapıyı tamamen açıp kenara doğru çekildim. Bu bir eve davet değil de neydi? Artık bu saçma naza son verip eve girmeliydi. Hem neyin nazıydı bu? Kolundan çekip eve almam an meselesiydi. Tabii Umut gerçeği olmasaydı.

"Karar senin. Burada maç izlemek mi? Yoksa yollarda sinir krizi geçirmek mi?" deyip gülümsedim. Umut'un sesi araya girdi. Ama ne girmek? Baya öfkeli gibiydi.

"Adamı bunaltma Nil. Ne istiyorsa ona karar versin. Bence fırsatı varken gitsin. Zaten gidecekti. Ucu ucuna yetişebilir. Biz onu tutmayalım." dedi. Bu siniri neydi? Yoksa bir şeyler mi fark etmişti? Hayır! Ne fark edecekti ki? Yanlış bir şey yapmamıştım. Sadece komşumuzu eve davet ediyordum. Yani şimdilik komşumuz desek daha doğrusu olacaktı.

"Hadi görüşürüz. Bir an önce yola çık. Daha fazla geç kalma." deyip kapıyı Kenan'ın suratına kapattı. Şak diye sertçe bunu yaptı. Çok geçmeden bir hışımla bana doğru döndü. Sanki çocukluk anlarımıza dönmüşüz gibi hissettim. Bir şey yapmışım da ağabeyim beni yakalamış gibi... Her an, anne diye bağıracak gibi... Aynen o zamanki bakışını yaptı. Kızgın ve delidolu bir bakış... Ama ne biz o zamanki çocuklardık ne de ben yanlış bir şey yapmıştım. O anlar mazide kalmıştı.

"Bir şey mi oldu?" dedim. O da bana soruyla karşılık verdi.

"Hayırdır kardeşim? Ne oluyoruz?"

"Anlamadım."

"Niye Kenan'a bu kadar çok ısrar ediyorsun? Niye ısrarla eve sokmaya çalışıyorsun?"

Kahretsin! Çok mu abartmıştım? Daha planı uygulamadan yakalanmış olamazdım. Bu kadar çabuk olamazdı. Korkumu zoraki bir tebessümle saklamaya çalıştım. Sanki çok sakinmişim gibi davranmaya uğraştım.

"Babam için yaptım. Kenan'ı seviyor diye... Neden bu kadar kızdın ki?" deyip hazır olan bahaneme sığındım. Tam o an, kapı çaldı. Beni bu sıkıntıdan kurtardı. Umut kapıyı açtığında karşımda Kenan'ı buldum. Yine kurtarıcılığını kimseye kaptırmamıştı. Tam bir kahramandı. Benim kahramanım. Ben ne kadar memnun olmuşsam Umut da o kadar kızmıştı. Memnuniyetsizce Kenan'a bakmıştı.

"Hayırdır Kenan?"

"Vazgeçtim. Hiç trafik çekemem." dediğinde gülmemek için kendimi zor tuttum. Vay be! Kenan'ı vazgeçirebilmiştim. Yolundan çevirebilmiştim. Buna hem sevinmiştim hem de şaşırmıştım. Umut da en az benim kadar şaşırmıştı.

"Çocuklara ayıp olmayacak mı?"

"Hallettim o işi. Bugün buradayım." deyip gülümsedi.

"İyi o zaman, gel bakalım."

Kenan, hızla içeri girerken kendime çeki düzen verdim. Şüpheli davranışlar sergilememeye çalıştım. Özellikle Umut'un yanında asla! Bir süre, uslu durmaya karar verdim. Hep beraber, salona bizimkilerin yanına geçtik. Annem de babam da Kenan'ı görünce gülümsedi. Sanki favori evlatları gelmiş gibi sevindiler. Her zamanki gibi bu huylarını sergilediler.

"Kenan! Hoş geldin oğlum."

"Ne iyi yaptın da geldin."

"Hoş buldum. Umut, maç var deyince dayanamadım." dedi. Babam, maç olayını duyunca ayrı bir mutlu oldu. İçine çocuksu bir neşe kaçmış gibi sevindi.

"Evet! Bugün bizim takımın maçı var. Hem de en fena rakibiyle...Ne iyi yaptınız çocuklar. Hep beraber izleriz." dedi. Umut, gülerek cevap verdi.

"Uzun zamandır yapmıyorduk. Çok iyi oldu. Eski günlerdeki gibi..."

"Valla öyle oldu. Özlemişim."

"Ben de öyle baba."

"Maça daha var mı? Ne zaman başlayacak?"

"Var baba! Bir saate yakın..." dediğinde babam, gülen gözlerle Kenan'a baktı.

"Kenan oğlum sen hangi takımlıydın? Aklımdan çıkmış."

Kenan, gururla cevap verdi.

"Galatasaray."

Bu cevaba karşı Umut, yüzünü buruşturdu.

"Kral gibi Fenerbahçe varken tuttuğu takıma bak! Bak yine diyorum. Gel takımını değiştir."

"Çok konuşma Umut. Önce şampiyonluk sayılarına bak. Kim kral takım gör! Sonra yanıma gel. Seni bizim takıma alalım."

Babam hızla araya girdi.

"Çocuk gibi kavga mı edeceksiniz? İşin heyecanı bu. Hepimiz aynı takımı tutsaydık ne anlamı olurdu? Olayın özünü unutmayalım."

Annem de pek ilgisi olmamasına rağmen konuşmanın içine girdi.

"Hepsi Türk takımı değil mi? Neyin rakipliğini yapıyorsunuz? Tüm takımlar bizim." dedi. Annem hariç herkes güldü. Umut ona bir açıklama yapma gereğinde bulundu.

"Anne bu öyle bir şey değil. Herkesin bir takımı olur. Onun mücadelesini yapar. Öyle tüm takımları benimseyemeyiz."

Annem pek ikna olmuş gibi değildi. Ona göre futbol saçmalıktan ibaretti.

"Zerrin teyze sen hangi takımı tutuyorsun? Yoksa tüm takımları mı?" diyen sesle dikkatim Kenan'a kaydı. Gülerek anneme bakıyordu.

"Oğlum ben Türkiye takımını tutuyorum."

"Milli takım yani?"

"Aynen öyle. Diğerleri saçmalıktan ibaret. Ne gerek var? O kadar takıma. Bir takım yeter." dedi.

"Annemin çok farklı bir bakış açısı var. Öyle böyle değil. Çığır açacak cinsten."

"Fark ettim." deyip güldü. Kenan'ın bakışları ben ve ablam arasında gidip geldi. Bu sefer de aynı soruyu bize sordu. İlk cevap veren kişi ablam oldu.

"Ben futboldan anlamam. Takım da tutmam."

"Peki ya sen Nil? İlgili misin futbola?" dediğinde tüm bakışların üzerime toplandığını hissettim. Benim de futbola pek ilgim yoktu ki... Çocuklukta heves edip babam hangi takımı tutuyorsa onu tutmuştum. Onlarla beraber sevinip onlarla beraber üzülmüştüm. Ama şimdi işler farklıydı. Futbola karşı soğuktum. Daha çok voleybola ilgiliydim. Fakat bunun bir önemi yoktu. Önümde koca bir fırsat vardı. Kenan'a daha yakın olma fırsatı... Bunu kullanmasam aptallık ederdim. Mecbur ilgim olmasa da ilgiliymiş gibi davranacaktım. Ama fazla abartmayacaktım. Bir kez daha Umut'un dikkatini çekmeyecektim. Temkinli olmak her zaman iyiydi.

"Ben futbolu severim. Çocukken izlerdim. Şimdi eskisi kadar sıkı takipçisi olmasam da sizlerle beraber izleyebilirim. Hem kalabalık izlemek daha keyifli olur." dedim.

"Hangi takımı tutuyorsun?"

Gönül isterdi ki aynı takımda buluşalım. Ama Umut demez miydi? Hani Fenerbahçeliydin? Ne oldu da değiştirdin? Kendisi futbol fanatiği olduğu için takıma ihanet ettiğimi sanıp sinirlenirdi. Beni takımını satan hain bellerdi. Bir de onu çekemezdim.

"Fenerbahçe." demek zorunda kaldım. Umut, keyifle gülümsedi.

"Olması gerektiği gibi..." dedi. Kenan da hoşnutsuz bir şekilde suratını astı. Şuna bak! Arada kalmıştım. Ağabeyim ve müstakbel kocam arasında... Hızla konuşma gereğinde bulundum.

"Ama fanatiği değilim. Çocukluk alışkanlığı." dedim. Sonuçta Fenerbahçe diye ölmüyordum. Takım, özellikle futbol takımı benim için bir isimden ibaretti. Ha Fenerbahçe ha Galatasaray! Ama erkeklere bunu anlatmak sıkıntıydı. Kutsal bir bağla takıma bağlanıyorlardı. Aşırı abartıyorlardı. Onlar futbolun derinliklerine dalarken, ben de mutfağa çay koymaya gittim. Bir taraftan da telefonuma baktım. Yine Güneş bir sürü mesaj atmıştı.

Ne yaptın? Mesaj attın mı?

Cevap versene kızım. Meraktan çatladım.😡

Kenan bir şey yazdı mı?

Nil! Salak! Cevap ver!🤬🖕

Kime diyorum? Bak aşağı inerim.

En sonunda sinirlenip hakaret mesajları atmıştı. Zeynep olarak Kenan'a mesaj atıp atmadığımı merak ediyordu. Maalesef henüz bir şey yazamamıştım. Ama şimdi yazabilirdim. Evet! Böylelikle Kenan'ın tepkisini de görmüş olurdum. Bundan daha iyi bir an bulamazdım. Hızla odama geçip dolaba sakladığım telefonu çıkardım. Önceliğim telefonun sesini kısmak oldu. Çalar falan hiç risk alamazdım. Böylesi daha iyiydi. Salona doğru yaklaşıp mesajı yazmaya başladım.

Merhaba Kenan. Ben Zeynep. Numaranı Nil verdi de...Dayanamayıp bir yazayım dedim.

Hızla gönderip telefonu cebime koydum. Salona Kenan'ın yanına geçtim. Tepkiyi bire bir gözlemlemek istedim. Çok geçmeden bir mesaj sesi duyuldu. Kenan, telefonunu çıkarıp mesajı okudu. Ne bir cevap yazdı ne de bir ilgi veya heves gösterdi. Hiçbir şey olmamış gibi telefonu bir kenara koydu. Ne yani? Cevap yazmayacak mıydı? Sırf meraktan tekrar mesaj atasım geldi. Bir bahaneyle mutfağa geçip telefona yapıştım. Hızla bir şeyler yazmaya başladım.

Sana benden bahsetmiş. O günkü olayı öğrenmişsin.

Hızla gönderip arkamdaki sandalyeye çöktüm. Olaya bak! Ne duruma düşmüştüm? Şizofren gibi olmuştum. Ama mecburdum. Plan için yapıyordum. Mutlu bir yuva kurmak için yapıyordum. Tamamen iyi bir niyetim vardı. Hem bu oyunu fazla uzatmayacaktım da... En kısa sürede bitirip karşısına çıkacaktım. Sözüm sözdü! Telefonun ışığının yanıp sönmesiyle heyecanlandım. Sonunda o an gelmişti. Hemen açıp baktım. Kenan cevap vermişti.

Merhaba evet haberim var. Nil bana her şeyi anlattı. Israrla seninle görüşmemi istedi.

Bu ne isteksizlikti? Bildiğin zorla konuşuyoruz ayağı yapıyordu.

Eğer bir zorlama varsa lütfen kendini zorundaymış gibi hissetme. İstemiyorsan konuşmayı hemen şimdi de bitirebiliriz.

Vereceği cevabı merakla bekledim. Yazıp yazıp sildi. Sonunda bir şeyler gönderebildi.

Benim için bir sorun yok Zeynep. Aksine konuşmak isterim. Nil seni bana öyle bir anlattı ki açıkçası çok merak ettim. Kim bu kadın diye... Çünkü bildiğin ruh eşimden bahseder gibi bahsetti.

Aptalca sırıttım. Kendimi çok fena övmüştüm. Şu an, biri benim bu durumumu görse deli diye önlük giydirirdi. Hiç sırıtmazdı. Maalesef yalancının sahtekarın tekiydim. Ama şimdilik...Sonra düzelecektim. Sıkıntıyla iç çekip mesajı tekrar okudum. Bir zamanlar kınadığım şeyi yaptığımı fark ettim. Sahte hesap açıp sevgilisini deneyen ya da o profille platoniğine açılan kızlar gibiydim. Bu hiç normal değildi. Sanki ben çok normaldim de! Kendi kendime söylenip cevap yazmaya çalıştım.

Nil fazla abartmış. Sevdiği insanlar olunca abartmayı sever.

Bilmez miyim? Onu iyi tanırım.

Ne kadar iyi? Uzun yıllardır tanışıyorsunuz galiba.

Aynen öyle. Onu yıllardır tanıyorum. Hem arkadaşımın kardeşi hem de komşum. İkisi bir arada...

Yakında üçü bir arada olacaktı. Oraya bir de karım diye ekleyecektin. Hayali bile güzeldi. Hevesle cevap yazacağım sırada ablam yanıma geldi. Karşıma dikilip dikkatle beni inceledi.

"Abla..."

"Nil!"

"Bir şey mi diyeceksin?" dediğimde hızla baş onayı verdi.

"Sen ne zamandır maç izlemeyi seviyorsun?"

"Çocukluktan."

"Çocukken de pek sevmezdin Nil. Önce gülerdin eğlenir. Sonra sıkılır bitmesi için ağlardın."

"Vay be. Hafızan ne kadar da kuvvetliymiş." deyip gülümsedim. Karşılık verip tebessüm etti.

"Seni çok iyi tanıyorum kardeşim. Ani değişiminin de farkındayım."

"Ne demeye çalışıyorsun?" deyip korkumu bastırmaya çalıştım. Gözlerini gözlerime dikti. Her şeyi anlıyormuş gibi hissettirdi. Öyle dikkatli öyle manalı baktı.

"Tehlikeli sularda yüzüyorsun kardeşim. Yanlışa kapılma. Kendine gel." dedi.

"Cidden anlamıyorum." dedim. Saf ayağına yatmaya devam ettim. Burukça tebessüm etti.

"Doğru erkek yoktur Nil. Hepsi bir yanlışın içindedir. Kimi tamamen yanlıştır kimi daha az... Ama erkek erkektir. Yine üzer yine kırar."

Şansıma edeyim. Anlamıştı. Kendince beni uyarıyordu. Kenan'dan uzak dur diyordu. Bugün ne oluyordu böyle? Herkesin dikkatini üzerime çekiyordum. Belki de daha sakin kalmam gerekiyordu. Yoksa işim işti! Hayallere de mirasa da veda edebilirdim.

"Tamamen hayata küsüp kendi kabuğuma mı çekilmemi öneriyorsun?" deyip tepkisine baktım.

Kısa bir anlığına duraksadı. Bana bakıp başını hızla iki yana salladı.

"Benim gibi olmanı istemem Nil. Mutluluğu hak ediyorsun. Herkesten çok sen hak ediyorsun. Ama böyle değil. Yanlışa giderek değil."

"Ne ima etmeye çalışıyorsun abla ? Hayat dersi gibi bir şey mi veriyorsun? Durduk yere nereden çıktı?"

"Sadece kendin için daha az yanlış olan erkeği bul diyorum. Bile bile olması imkânsız görünen bir şeyi deneme. Yanlışa gömülme diyorum." dedi. Ne yani? Kenan'ı onaylamıyor muydu? Yanlış mı buluyordu? Ama neden? Kenan benim için doğru adam değil miydi? Zorlukla yutkundum. Hayır! Saçmalıyordum! Ablamın her zamanki hâliydi. Depresif olup erkeklerden nefret eden hâli... Hıncını tüm erkeklerden çıkarıyordu. Arada Kenan'ı da götürüyordu. Bir şeyler hissetmişti. Ama bu hiç iyi değildi. Şüphesini de imasını da yok etmeliydim. İnanmasa bile çaba göstermeliydim. En azından şimdilik! Zoraki gülümseyip ona baktım.

" Bu konuşma nereden çıktı? Hiçbir şey anlamadım. Nasihat gibi bir şeydi sanırım. Ama korkma. Ben yine aynı benim. Yani her ne sanıyorsan yanılıyorsun. Durduğum yerde duruyorum. Ne sevgilim var ne de konuştuğum biri..."dedim. Elini omzuma attı. Bir uyarıda bulunurcasına bunu yaptı.

"Durduğun yerde dur kardeşim. Doğrusu bu." deyip yanımdan uzaklaştı. Kendine bir su doldurup mutfaktan çıktı. Bu neydi şimdi? Resmen uyarısını yapıp gitmişti. Ama ben uyarılacak bir şey yapmıyordum ki... Doğru olan neyse onu yapıyordum. Neyse moral bozmak yoktu. Benim için neyin doğru olduğunu o da görecekti. O zaman, sorunlar çözülecekti. Daha fazla burada durmak istedim. Tabaklara çerezlik hazırlayıp hepsini tepsiye dizdim. Çay da olunca bardaklara doldurup mutfaktan çıktım. Salondaki herkese tek tek ikram ettim. Son durağım, Kenan'ın yanı oldu. Gözlerim hemen o koyulukları buldu. Göz göze gelince ufak bir tebessüm sergiledim. Şimdilik çay tutuyordum. Ama bir gün kahve de tutabilirdim. O gün, dünyanın en mutlu insanı ben olabilirdim. Yeter ki o gün çabuk gelsindi. İstemsizce o anın hayalini kurdum. Üzerimde güzel bir elbise, Kenan'a kapıyı açıyorum. Ailesi ve akrabaları geliyor. En sonda da onu görüyorum. Bir demet çiçeği kollarıma bırakıyor. Arkada da o bilindik şarkı çalıyor.

Evlere şenlik kızınız var

Bizim de onda gözümüz var

Belki birazda nazınız var

Almaya gelecez vallahi

Şansınız yok billahi

Heyecandan kalbim içime sığmıyor. Yalnız ben değil herkes çok mutlu oluyor. Özelikle de dedem... Keyifle bir bana bir Kenan'a bakıyor. Mirasım size feda olsun diyor. İlayda da kıskançlıktan çatlıyor.

"Dede bana ne olacak?"

"Hani en sevdiğin torunun bendim."

Amcam da içten içe kederleniyor. Zoraki mutlu olmaya çalışıyor.

"Allah mesut etsin. Hayırlı olsun." diyor. Güneş, gururla bana bakıyor.

"Canım arkadaşım, mutluluğu en çok sen hak ediyorsun. Hep mutlu ol." diyor. Sonra kahveler hazırlanıyor. Ben de içine ufak şeyler katıyordum. Ve heyecanla onu sunuyorum. Kenan da gıkını çıkarmadan içiyor. Sıra yüzüklere geliyor. O büyük an geliyor.

"Nil!"

"Daldı gitti."

"Nil sana diyorum."

Adımı duyunca kendime geldim. Kenan'ın gülen yüzüyle denk geldim. Çayını gösterip genişçe gülümsedi. Kim bilir? Ne zaman almıştı? Tabii hayallere dalınca gerçeği unutmuştum.

"Teşekkür ederim." dediğinde bozuntuya vermemeye çalıştım.

"Afiyet olsun." deyip yanımdan uzaklaştım. Tekli koltuğa geçip arkama yaslandım. Maçın başlamasına dakikalar kala çaktırmadan telefonuma uzandım. Hazır Kenan televizyona dalmışken bu şansı kullandım. Hızla mesaj yazdım.

Tam da gününde mesaj atmışım. Herkesin maç izlediği saatte...

Kenan'ın telefonu titredi. Çayını kenara koyup gelen mesaja baktı. Yazıyor yazısı önüme çıktı. Güzel! Çabuk cevap vermeye başlamıştı.

Evet. Bugün büyük bir gün. Maç birazdan başlayacak.

Hangi takımı tutuyorsun? Ya da dur ben tahmin edeyim. Fenerbahçeli havan yok. Ama tam bir aslan havası var. Evet! Evet! Kesin cimbomlusun.

Hemen gönderip usulca Kenan'a baktım. Tepkisini görmek istedim. Mesajı okuyup gülümsedi. Artık keyif alır da olmuştu.

Vay be! Bir profil fotoğrafından nokta atışı yaptın. Bravo.

Aniden göz göze geldik. Yalandan esniyormuş gibi yapıp gözlerimi kaçırdım. Sanki mesajlaşan ben değilmişim gibi davrandım. Çayımdan bir yudum alıp içtim. Bu sırada yeni bir mesaj geldi.

Ben de şansımı denemek isterdim. Ama şansıma kedi fotoğrafı var. Buradan bir tahmin yapamıyorum. Sadece kedi sever bir insan olduğunu anlıyorum.

İçten içe kiminle mesajlaştığını merak ediyordu. Nasıl göründüğümü bilmek istiyordu. Bir baksa görecekti. Tam karşısındaydım. Ama haberi yoktu. Biraz bekleyip cevap yazdım.

Evet doğru tahmin. Kedileri severim.

Şu an, kendimi bir kediyle mesajlaşıyormuşum gibi hissediyorum.

Fotoğrafımı mı görmek istiyorsun?

Sadece merak ediyorum.

Yüz yüze buluşana kadar sabretmelisin.

Ama bu haksızlık sen beni görüyorsun, ben seni göremiyorum. Sadece sevimli bir kedi görüyorum.

Biraz daha sabır 😂

Son mesajı da yazıp televizyona baktım. Maçın başlamasına çok az kalmıştı. Sanırım saniyeler kalmıştı. Tüm dikkatler televizyona kaymıştı. En çok heyecanlı olan Umut ve Kenan'dı. Sıkı dostlar şimdi ezeli bir rakipti. Maçtan önce son şansımı denedim. Araya bir mesaj sıkıştırdım.

Maç başladı. İçimden bir ses bu maçın kazananı Galatasaray diyor.

Maç başlamadan hızla bir cevap yazdı.

İçindeki sese güven.

Hemen ardından maç başladı. Anında evde bir heyecan rüzgârı esti. Maça mı bakayım? Yoksa onlara mı bakayım? Anlayamadım. Bir yanda heyecandan yerinde duramayan Umut, bir yanda maça kendini kaptıran Kenan... Babam onlar kadar değildi. Daha sakindi.

"Hadi oğlum."

"Yaparsın sen. Kap topu."

Her şey bir anda oldu. Önce bir duraksama sonra gol diye bağırış... Babam ve Umut birbirine sarılıp neşe saçarken Kenan için durumlar farklı gelişti. Kızıp suratını astı. Yanına gidip onu teselli etmek istedim. Ama gerçekleştiremeyeceğim bir hedef olarak karşıma dikildi. Benim yerime annem onu teselli etti.

"Kenan oğlum, üzülme bir dahakine de siz atarsınız."

Umut hızla karşı çıktı.

"O zaman biz üzülürüz anne. Öyle şeyler deme."

"Ne var oğlum? Bir siz atarsınız bir onlar atar."

"Yok anne! Hep biz atalım. Biz kazanalım." dedi. Çok sürmeden yüzündeki tebessüm silindi. Sanki bir gerginleşti. O an bir şeyler hissettim. Umut'un hoşuna gitmeyen bir şey... Bu da bana hemen harekete geçmem gerektiğini hatırlattı. Aceleyle telefonumu alıp Kenan'a yazdım.

Çok yakında bir gol gelecekmiş gibi hissettim.

Umut'un surat düştükçe düştü. Babam da ondan pek farksız sayılmadı. Kenan'ın olduğu tarafa baktım. Çok heyecanlıydı.

"Hadi oğlum!"

"Bir gol at."

Gözüme, saçlarını sarıya boyatmış bir adam takıldı. Baktıkça siması tanıdık geldi. Bu adam, aynı zamanda bir magazin figirüydü. Hatta Güneş bu adama bayılıyordu. Adını hatırlamaya çalıştım. Güç bela hatırladım. Icardi... Çoğu kişinin hayran olduğu biri... Bu adam, başarılı biriydi. Gol de ondan gelmeliydi. Tekrar mesaj yazdım.

Icardi

Devamını gönderemeden dikkatim Kenan'a kaydı. Bu sefer ayaklanma sırası ona geçti.

"Hadi be Icardi."

"Hadi be aslanım."

"Geliyor. Geliyor." diye bağırdı. Icardi, topu ağların içine attı. Gol heyecanı beni de sardı. Neden bilmiyorum ama kendimi tutamadım. Ayağa fırlayıp Kenan ile aynı anda bağırdım.

"Gol."

"Gol oldu."

"Kral geri döndü."

"Çok iyi attı. Şak diye ağlara geçirdi."

"Buna Icardi farkı diyoruz Nil."

Kenan da sevindi diye mi bu kadar çok sevindim? Yoksa tahminim tuttu mu diye? Bilemedim. Ama kendimi kaybettim. Kenan ile beraber doyasıya sevindim. Göz göze, kalp kalbe... İkimiz de aynı mutluluk da buluştuk.

Ama bu sevincim biraz pahalıya patladı. Ağabeyim radar ışıklarını yaktı. Dik dik suratıma baktı.

"Bizim takım gol atmadı Nil. Bu ne mutluluk?"

Gülmeyi kesip duraksadım. Yine kendimi kaybetmiştim. Güya rakip takımın golüne sevinmiştim. Bu da ağabeyimi epey sinirlendirmişti.

"Rakip takım attı. Kenan'ın takımı." diye bastırdı.

"Ay!"deyip şaşırmış gibi yaptım.

Elimi başıma götürüp ovaladım. Saf ayağına yattım.

"Benim devreler yanmış."

"Belli. Hem de baya yanmış."

"Bizim takım attı sandım. Karıştırmışım."deyip üzülüyormuş taklidi yaptım. Onaylamaz bir bakış atıp önüne döndü. Telefonumun ışığı yanıp söndü. Bir mesaj daha gelmişti. Atanı tahmin etmek zor değildi.

Bir nokta atışı daha yaptın. Golü geçtim atanı bile bildin. Helal olsun.

Helal olsun? Gören de askerlik arkadaşım falan sanıcaktı. Ben de eyvallah koçum yazsaydım tam olacaktı. Onu geçtim, tahminimin tutmasına ben de şaşkındım. İsmine kadar tutturmuştum. Keşke başka bir şey dileseydim. Daha güzel bir şey... Bunları düşünürken önüme yeni bir bildirim düştü.

Takıma şans getirdin. Maçları seninle beraber izlemek gerekir. Özelikle şans diye seni yanında bulundurmak gerekir.

Laflara bak! Bana yani Zeynep'e yürüyordu. Golün zaferi olsa gerek böyle yapıyordu.

Yüz yüze bir buluşalım. Sonrasına bakarız.😂 Belki de takımın şans getiren kişisi olurum. Hani kahin ahtapot vardı ya ... Hangi takımın kazanacağını biliyordu. Ben de o hesap olurum.

Dikkati tekrar maça kaydı. Heyecanına verip usulca bekledim. Kimi zaman gergin kimi zaman heyecanlı dakikalar yaşandı. Sürekli bu durum taraf değiştirdi. Maçın sonuna doğru Icardi bir sürpriz yaptı. Güzel bir gol daha attı. Durum beraberlikten zafere ulaştı.

"Gol!"

"İşte bu!"

"Kral kazandı."

Umut, küskünce kollarını birbirine kavuşturdu. Dokunsalar ağlayacak moda geldi.

"Bu adam da bir şey var. O olmasaydı çoktan kazanmıştık."

"Bahaneleri sığınma kardeşim. Kazananı tebrik et."

"İlk ve son kez, tebrik edişim olacak."

"Hiç belli olmaz." dediğinde Umut, elini Kenan'a doğru uzattı. İstemeye istemeye tebrik etti. Böylelikle günün kazananı Kenan oldu. Ama saat epey geç olduğu için yanımızda çok kalamadı. Umut onu geçirirken ben de bilerek yanlarına gitmedim. Daha fazla dikkat çekmek istemedim.

Odama geçtikten bir süre sonra telefonuma yeni bir mesaj düştü.

İlk defa kendini ahtapota benzeten bir kadın görüyorum.

Ne güzel! İlk ve tekim o zaman😂

Sanırım öylesin.

Bu arada tebrik ederim. Takımın kutlamaları başladı.

Teşekkür ederim.

Ben cevap veremeden yeni bir mesaj daha attı.

Ne zaman buluşabiliriz? Hangi gün sana uygun?

Lafı uzatmamış hemen sadede gelmişti. Zaten benim de isteğim buydu. Buluşma günümüz ne çok erken olmalıydı ne de çok geç olmalıydı. Tam ayarında bir gün olmalıydı. Ama hangi gün? Biraz düşünüp tarttım. Bir hafta bana yeterdi. Tam idealdi.

Haftaya bugüne ne dersin?

Olur. Akşam iş çıkışı?

Aynen süper olur.

Tamamdır.

Yazdı yazdı sildi. Sonunda ne göndereceğine karar verdi.

İyi geceler Zeynep.

İyi geceler Kenan.

Telefonu baş ucuma bıraktım. Gözlerimi tavana dikip keyifle gülümsedim. Az kalmıştı. Bir hafta sonra Kenan'ın tam karşısındaydım. İşte o zaman yalan olmayacaktı. Oyun olmayacaktı. Sadece gerçekler olacaktı. Benim gerçeğim Kenan, Kenan'ın gerçeği ben olacaktım. Düşüncesi bile ömre bedeldi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.