Kayla masadan hışımla kalktı. Salondakiler ise şaşırmış bir şekilde Kayla’ya baktılar.
“Kızım ne oldu? Ne bu acele.?” Diye soru sordu Mircan hanım ama Kayla oralı olmadı hemen annesine “Bilgi yarışması grubundan bir şey yazmışlar anne ona bakıp hemen geliyorum.” Diyerek hızlı bir şekilde kendi odasına çıktı.
Odasıba geldiğinde kapısını kitledi ve kimse bir şey duymasın,anlamasın diye telefonunu sessize aldı. Mesaj attı
“Kimsin sen? Benden ne istiyorsun?”
Diye mesaj attı. Artık sabrı kalmamıştı…
?: Sana söyleme gibi bir zorunluluğum yok.
Kayla: Ama olucak. Geç olsa bile.
?: Sabırsızlanma Kayla yakında öğreniceksin.
Sonradan mesajlaşma bitmiş, gizli numara Kayla’yı engellemişti.
Odanın kapısı çalmıştı.
“Kayla?” Diye. Bu Nesim’in sesi idi. Kayla yatağında dikeldi, üstünü düzelterek arkadaşına girebilceğini söyledi Nesim’de hemen girdi tabi ki. Onun bazen bu rahat tavırları ve umursamazlığı başkalarını hep sinir edip rahatsızlık verirdi. Tabi Kayla hariç. Onun bu özelliklerini, vurdumduymazlığını ve rahatlığını Kayla’da isterdi. Hele ki șu an en çok istediği buydu.
“Kanka ne oldu ya? Annemlerin yanında bir şey belli etmemek için bozuntuya vermedim ama gruptan bir şey yazmamışlar ki.”
“Şey…”
O an Kumru hanım kurtarıcı olmuştu resmen.
“Nesim! Hadi gidiyoruz saat çok geç oldu.”
“Tamam”
Nesim yataktan kalkarken Kayla’yı süzmeyi devam etmişti. Şühpelendigi çok belli oluyordu ve alındığıda belli ki arkadaşı ondan bir şey saklıyordu.
“Bana niye söylemiyorsun bilmiyorum ama alındım Kay. Gerçekten.”
Nesim’in bu kırgın hali Kayla’yı hem üzmüş hemde sinirlendirmişti ama o da niye anlayışlı olmuyordu? Yada niye her şeyi merak ediyordu? Hiç ortası yoktu ama sanırım bu iyidi en azından kırgın olduğu için dalgın olur ve onu… hayır bu doğru değildi. Koşarak arkadaşı Nesim’in peşine koştu.
“Nesim!” Diye arkasından bağırdı. Bunun üzerine hızla arkasına dönen Nesim, “Efendim?” Dercesine hafif bir tebessüm ile Kayla’ya baktı. “Sadece söyleyemem kimseye söyleyemem özel bir mesaj.” Nesim bir şey demeden hızlıca gitti annesinin yanına. Mircan hanım ve Soner ile vedalaştıktan sonra Uçkan malikânesinden çıktı.
Pazar sabahı Kayla her zaman ki aile kahvaltısı için aşağı indiğinde şaşırmıştı. Babası ve Abileri yoktu. Sadece annesi ve kardeşi vardı ve Soner bunu umursamadan kahvaltı yapıyordu.
“Günaydın.”
Mircan hanım her zaman ki güler yüzlü ve sakin halindeydi yani bir şeyler ters gitmiyordu.
“Günaydın Anne’de Babam ve Abimler nerde?”
“İşleri varmış erkenden çıktılar o yüzden.”
Nerdeyse hiç denilecek nadirlikte Fuat bey sofrada olmazdı. Sinan’da bazen olmazdı İlkay’da ise bu alışık bir durumdu ama Babasının ki onu belli etmesede şaşırtmıştı. Fuat bey evde işi olmayan insan olmadığı sürede herkesin yemek masasında olmasını isterdi. Eğer Çalışmayan çocuklarından yani Kayla, Soner ve Amerika’da olmayıp burda olsa onun içinde aynı kural geçerli olan Korel’de…
“Peki kahvaltıdan sonra Nesim’in yanına gidebilir miyim?” Diye soru sordu Kayla. Mircan hanım onaylar şekilde cevapladı. “Gidebilirsin ama akşam yemeğinden önce evde ol.” Kayla kafası ile onayladı ve aceleyle evden çıktı.
Dün Nesim’e karşı suçluluk duygusu hissetmişti. O yüzden bir şekilde ona durumu açıklayacak ve anlayış bekliyecek, ona kimseye söylememesi için söz verdiricekti. Nesim her şeyini Kayla ile paylaşır en gereksiz detayına kadar söylerdi çünkü Kayla’ya çok güveniyor onu kızkardeşi gibi görüyordu. O yüzden Kayla arkadaşının bunu bilmesinin hakkı olduğunu görüyordu.
Nesim’in apartmanın merdivenlerinden çıkıp oturdukları evin kapısını tam çalıcakken beklenmeyen bir şey oldu. Kapı bir an açıldı. Açan Kumru hanımdı ve keyfi pek yerindeydi.
“Kayla hoşgeldin ay yüzlüm nasılsın?”
“İyiyim Kumru teyze. Nesim evde mi? Onla konuşucaktı da.
“Evde ama şimdi üçümüz dışarı çıkıcağız.”
Kayla anlamamıştı o yüzden soru sordu. “Niye?” Kumru hanım Kayla’nın bir şey bilmediğini anlayıp cevap verdi. “Ay kusura bakma canım ben anneni aradığında heralde sen evden çıkmıştın. Annenle alışveriş yapıcağız ama bankaya yollayacağım Nesim ile seni para çekmeniz için.” Kayla anlamıştı ama neden bankaya gitmesini gerektiğini anlayamadı. “ Eee niye Kumru teyze? ATM’den çekmiyorsun?” O sırada Nesim yanlarına gelmiş ayakkabılarını giymek için hazırlanıyordu.
“Bu eşek sıpası yüzünden en son ATM’ye gönderdim Allah bilir kaç para çektiyse banka beni aradı. O yüzden bankaya yolluyorum ki çekmesini istediğim miktardan fazla para çekerse bana haber versinler diye.” Dedi Kumru hanım. Nesim annesine itiraz edicek gibi oldu ama vazgeçti. Kayla ise kendisinin ne alaka olduğunu anlamadım ama Kumru hanım bunuda açıkladı. “Senide onu gözetle diye gönderiyorum çünkü sana güveniyorum.”
Kumru Hanımın bu açıklamasını komik ve hoş bulan Kayla bir şey demedi sadece kapıdan çıkan Nesim’e baktı ve dün hiçbir şey olmamış gibi selamlaştılar. Aşağa indiler ve bankaya doğru yürümeye başladılar.
“Kanka valla çok para çekmemiştim. Annem yanlış anlamıştır.”
“Kesin öyledir Nesim.”
Yolda yürürken Mert ve Caner ile karşılaştılar.
“Nesim? Kayla? Nereye.” Diye soru sordu Caner. “Bankaya gidiyoruz siz?” Diyerekten cevapladı Nesim’de onları görünce enerjisi dahada tavan yapmış olsa gerek.
“Bizde bankaya gidiyoruz babamlar büyük miktarda para çekmişler o yüzden rezervasyon almışlar ama işlere çıkmış. Biz gidiyoruz bu yüzden.” Dedi Caner açıklama yaparak. Mert sıkılmış gibi gözüküyordu. “Abi ne gerek var ki? Zahmetli yani ATM denen bir şey var.” Diyerek şikayetini ve sıkkınlığını dile getirmişti Mert ama arkadaşları onun bu ruh haline alışık olduğu için çok takmadılar. Neticede klasik Mert idi.
“E gelin beraber gidelim.” Dedi Nesim arkasından ise hemen Mert katıldı “Üff şimdi çok kalabalık birde hava bugün ekstra bunaltı-“ Nesim umursamadan Mert’i kolundan tutarak yürüttü. “Maşallah konuşmaya gelince üşenmiyorsun.”
Dört arkadaş uzun bir süre yürüdükten sonra sonunda banka’nın önüne geldiler. İçeri girdiklerinde sıra almalarına gerek yoktu zaten aileleri rezervasyon yaptırdıkları için direkt parayı alıp çıkıcaklardı.
Vezne’de Kayla ve Nesim almaları gereken parayı almış sıra Mert ve Caner’e gelmişti fakat beklenmeyen bir şey oldu. İki adam ellerinde silahla Banka’nın içinde havaya ateş etmişlerdi.
“Herkes olduğu yerde kalsın! Kimse saçma sapan kahramanlık yapıp soygunumuza engel olmasın!”
Herkes çığlık atarak yere çömeldi. Mert “Aha aldık şimdi başımıza belayı.” Diye sadece arkadaşlarının duyucağı şekilde söylendi. Adamlardan biri ağzı çıktığı kadar bağarmaya başladı
“Çabuk olun banka müdürünü buraya çağırın!!!”
Çalışanlardan biri çok kısa bir sürede koşarak müdürlerini getirdi. Adam panik bir şekilde soyguncularla konuşmaya çalıştı.
“Bakın beyler yanlış yapıyorsunuz.”
“Kes lan! Çabuk şu çantalara para koy yoksa yersin kurşunu kafana.”
O sırada Kayla , Nesim , Mert ve Caner’i daha çok çıkmaza sürükleyecek bir şey olmuştu. Adamlardan biri bankada kimin sırada olduğunu gösteren ve sıradaki müşterilerin adını yazan televizyona baktı. Nesim UZMAN ve Kayla UÇKAN… şimdi hapı yutmuşlardı, adam yanındakini dürttü.
“Ne var?”
“Şu ekranda yazan isimlere baksana.”
Adam ekrana baktı ama bir şey anlamamış ve yanındakine tekrar dönmüştü.
“Eee ne var?”
“Soyadlarına baksana salak!”
“Uzman ve Uçkan.” Diye yüksek sesle söyledi adam , söyledikten sonra ise gözleri far görmüş tavşan gibi açıldı.
“Yoksa?”
“Evet. Biri Beykoz belediye başkanının oğlu diğeri ise İstanbul Emniyet Müdürünün kızı.”
İki soyguncuda sanki hazine bulmuş gibi Kayla ve Nesim’e bakıyordu.
“ Desene bir taşla iki kuş vurduk.”
“Ne kuşu? Elmas bulduk , Altın bulduk.”
Adamların aç gözlü olması hiç iyi olmamamıştı ve belliydi ki olması gerekenden çok daha zor bir gün geçicekti ve hiç şüphesiz Kayla için işler dahada karmaşık hale gelmişti. Bu kadar derdin yükünü nasıl kaldıracaktı?