O gün üç arkadaş çok eğlenmişti. Kitap Cafe’de vakit geçirdiler, Lunapark’a gittiler ,Sinemaya gittiler hatta bir kozmetik mağazasına bile gidip Nesim’e alışveriş bile yaptılar. Bunlardan sonra AVM’den çıkıp Nesim’in ısrarları üzerine bir Japon lokantasına gittiler. Nesim her ne kadar öyle gözükmesede uzak doğu yemeklerine karşı özel bir tutkusu ve sevgisi vardı. Masayı oturup sipariş verdiler. Kayla nigiri sushi ve soğuk mugchia çayı,Sanem vegan roll sushi ve Nesim ise tonkotsu ramen ve california roll söyledi( Bütük tabakta olmasınıda ayrıca belirtti.)
“İnanamıyorum Nesim zaten ramen’in kasesi kocaman birde üstüne sushi’mi söyledin?”
“Kolayıda unutma” Dedi Kayla yaramaz bir tavırla ama Nesim hiç oralı olmadı tek istediği yemeğinin bir an önce gelmesi ve yemesiydi.
“Sanem sen içecek söylemedin?”
“Karar veremedim ki. Kiraz çiçeği çayımı içsem yoksa matcha’mı diye.”
Yanlarından “Öggh!” Ses geldi. Nesim tiksindiğini belli etmişti bile çünkü Matcha’dan ölesiye nefret ediyordu ona göre Fransız yemekleri bile bu kadar iğrenç bir tada sahip değildi. “Kanka Japon içeceği istiyorsan Mugchia çayı iç hem sıcak hem soğuk içiliyor.” Dedi Nesim birazdan yaşayacaklarından habersiz bir şekilde “Bak valla dost acı söyler mükemmel demlenmiş matcha’da içtim ama nafile.”
Sanem omuz çantasın yanında oturan arkadaşının kafasına geçirdi.
“Sanane! İstersen içerim istersen içmem hem bana diyene bak kendisi kola söyledi.” Diye çıkışı verdi. “Ne ya Allah Allah kötülüğüm için mi söyledik sanki? Cık cık ayrıca benim söylediklerim daha ağır yemekler.” Tartışma büyüyecek gibi duruyordu.
“Ağırsa niye söyledin o zaman?”
“Tamam yeter kavga etmeyin. İnsana ağzının tadıyla bir yemekte yedirmiyorsunuz.”
Kayla’nın uyarından sonra ikisi tartışmayı kesti hemen ardındanda zaten yemekler geldi. Sanem, Nesim’e bakarak garsondan kiraz çiçeği çayı istediğini söyledi. Bunu bilerek yapıyordu fakat Nesim oralı bile olmadı çünkü yemeklerini gömmekle meşguldü. Kayla’da o sıra Nesim’e benzer şekilde kendi sushisi ve soğuk mugchia çayına gömüldü. Ardından hesabı ödeyip kalktılar.
“Sahil’e geçelim mi?“
“Olmaz geç oldu benim eve gitmem gerekiyor yoksa annem başımın etini yer.”
Sanem arkadaşlarına veda ederek ayrıldı. Nesim o sıra Kayla’ya kedinin ciğere baktığı gibi bakıyordu.
“Kayla?”
“Hayır Nesim.”
“Ya kanka bu ne ya? Beykoz’da oturduğunuzu bu kadar belli etmeyin ya.”
“Beykoz’u beğenmiyorsan git Kadıköy’de otur.”
Nesim gerçekten sıkıntıdan bayılıcak gibi bir hal aldı ama lafını sokmayıda esirgememişti.
“Yok canım sağ ol. Ben Galatasaraylıyım bildiğin gibi.”
Didişmeye girmek istemeyen Kayla’yı, Nesim’in çalan telefonu kurtarmıştı. Nesim cebinden zorda olsa telefonu çıkardı ve açtı
“Efendim Anne?”
“Oğlum ben evde değilim Mircan teyzene çaya geldim. Kayla yanındaysa o da eve gelsin saat geç oldu.”
Nesim telefonu kısa süreliğine sessize aldı ve göğsüne yasladı. “Annem sizin evdeymiş bizi çağırıyorlar.” Dedi ve telefonun sesini açtı. “Tamam anne orda oluruz.”
Kayla ve Nesim eve gidecekleri otobüs beklediler ama otobüs gelmedi ve daha geçmeyeceğini öğrendiler o yüzden taksi’ye bindiler. Evin önüne çabuk geldiler ama Nesim taksicinin kestiği hesabı görünce pek sevinmedi.
“Oha! Abi… Şey sorucağım 340 liradan nasıl 1500 oldu acaba? Acarlardan Paşabahçe’ye gitmenin bu kadar tutucağını zannetmiyorumda.” Dedi kayla ise iç çekti ve parayı kendi cebinden ödedi sonrada indiler. “Kayla niye o kadar ödendin ben hallediyordum.” Dedi. Kayla her zaman ki sakinliğini koruyarak cevap verdi. “Nesim bekleme ücretide dahil ya ha birde taksiciyle kavga edip taksici dayağı yemene göz yumamadım açıkçası.” Nesim’i umursamadan evin kapısını açtı ve içeriye girdiler.
İçeriye girdiler sonra salon’a geçtiler. Salonda masada karşılıklı oturmuş kahvelerini yudumlayan Mircan ve Kumru hanımlar, masanın en sonunu oturmuş pasta gömen Soner. Kayla gülerek masaya doğru gitti. “Selam anne, selam kumru teyze ve minik oburum.” Kayla’nın bu sözünü duyan Soner hemen pastasından kafasını kaldırdı ve ağzı dolu bir şekilde ablasına cevap verdi.
“Yemek yemek ve beslenmek doğal bir şey abla tıpkı sizin koca tabaklarda sushi ve farklı Japon yemekleri yemeniz gibi.”
Bu sözü anlam veremeyen kayla meraklı bir şekilde kollarını kardeşinin boynuna dolayarak soru sordu. “Sen nerden biliyorsun bizim sushi yediğimizi?” Elindeki çatalı bırakıp cebindeki telefonu çıkartarak ınstagram’ı açtı ve ablasına gösterdi. “Nesim abi story atmış ordan. Sen bilmiyor musun?”
Kayla ellerini kardeşinin boynundan çekti ve hemen arkasında duran Nesim’e kaşlarını çattı.
“Ölürsün değil mi? İki dakika yemekle ilgili story atmazsan ölürsün.”
“Ne yapayım? Tam hikaye atmalıktı bende attım.”
Mircan hanım saçını hafif geri attı ve her zamanki asilliği ile , “Haydi bakalım çocuklar tartışma yok pasta yaptım hadi oturun yiyin.”
Mircan hanımın bu isteği ile masaya oturan iki arkadaş önlerine koyulan pastaları yemeye başladılar. Kumru hanımın tehditkar bakışları Nesim’e “O pastayı bitir Mircan teyzeni üzme” bakışıydı ama Nesim çok takmadı zaten ifadesinden anlaşılıcağı üzere çok sevmişti.
“Mircan teyze ellerin dert görmesin inşallah çok güzel olmuş ellerine bin kere sağlık.”
Bu teşekkür ediş Mircan hanımın kıkırdamasına sebep olmuştu. Kayla ve Soner’de gülmelerine engel olamamışlardı. Ne kadar alışkın olsalar bile Nesim’in annelerinin yemeklerine düşmesi her zaman komikti.
“Sağ ol Nesimciğim. Sen bize gel ben her zaman yaparım.”
Bir süre sonra Soner,Nesim ve Kayla PS5’in başına geçtiler ama Kayla berbat bir oyuncuydu. “Kayla ne yapıyorsun ya? Bizim adamları niye vuruyorsun.” Diye çıldırdı Nesim ve bu tepki üzerine Kayla konsolunu bıraktı ve laf sokmayı ihmal etmedi. “Hm şu hale bak biri LGS’ye giricek diğerininde haftaya yarışması var ama bunlar hala oyun derdinde.”
Soner, Nesim’in yanına yaklaşarak kulağına fısıldadı.
“Boş ver Nesim abi. Ablam bu hayatta bir beceremediği şey oyunlardır.”
“Gerçekten mi lan?”
“Evet abi. Ablam hayatta beceremez hatta süper mario bile oynayamıyor onu geçtim ablam tetris bile oynayamıyor.” Dedi ve tüm Uçkan malikanesinde bir kahkaha patlattı Nesim.
“PUHAHAHAJAAJAJJAJ oğlum gerçekten mi lan PUHAHAHHAHAHA.”
İkisinden ayrılıp Annesi ve Kumru hanımın yanına geçen Kayla’da dik dik onları baktı. Mircan ve Kumru hanımlarda şaşkın şaşkın oğullarına baktılar.
“AHAHAHAHAHAHAHAHAHAHHAHAHAHAHPUHAHAHAHAHAHAHAHAHHAHAHAHAHAHAHHA Kayla kanka PUHAHAHAHAHAH.”
“Ne oldu Nesim niye insanları rahatsız ediyorsun?”
Ciddiyetsiz bir suratla ve yüzünde kocaman bir gülümseme olan Nesim arkadaşının yanına geldi ve elini Kayla’nın omzuna koydu.
“Dost kara günde belli olur bak şimdi sen haftaya bize geliyorsun seni sanal bebek ile başlatıcağım sonra Ateri sonra PS2 tamamı? AHAHHAHAHAHAHAHAHHHAHAHAHAHWHAHAH!”
Nesim’in niye bunları söylediğini anlayan Kayla kızarmış ve utanmış bir şekilde kardeşine seslendi. “Soner ya!”
Ablasının bu haline komik bulan Soner “Valla abla kusura bakma Allahtan PS ile oynuyoruz. Bilgisiyardan oyanasak sayamayacağımız kadar ban yerdik.” Dedi. “Valla Kayla bak dalga geçerler senle he ahaahhahahahha.” Diye dalga geçmeye devam etmişti Nesim. Ona göre Kayla kusursuz bir insandı çünkü her şeyi dört dörtlük yapardı her zaman ama şimdi eline koz geçmişti.
“Ayy canım kankam ya hiç üzülme ben sana-“
Nesim ensesinde bir şaplak hissetmişti. Vuran Kumru hanımdı oğluna “Dalga geçiceğine örnek al. Bak ne güzel ders çalışma alışkanlığı var öyle senin gibi tüm gün bir halta işe yaramayan insanlarla video oyunu oynamıyor.” Dedi. Kayla tam gülücekti ki telefonuna bildirim gelmişti açıp baktığında ise şok olmuştu. Bilinmeyen numara ona mesaj atmıştı.