Bölüm 3 — Aynadaki Kadın
Gökçe, aynanın karşısında ne kadar süre öylece durduğunu bilmiyordu.
Kendi yüzüne bakıyordu.
Hayır.
Kendi yüzüne benzeyen bir yüze bakıyordu.
Aradaki fark çok küçüktü ama Gökçe artık onu görebiliyordu.
Yansıması gülümsüyordu.
Gökçe ise gülümsemiyordu.
“Sen…”
Sesi çıkmadı.
Boğazını temizledi.
“Sen kimsin?”
Aynadaki kadın başını hafifçe yana eğdi.
Gökçe’nin kalbi hızla çarpmaya başladı.
Bir adım geriye çekildi.
Yansıması ise olduğu yerde kaldı.
Gökçe’nin nefesi kesildi.
Çünkü ilk kez aralarındaki fark bu kadar açıktı.
Gökçe sağ elini kaldırdı.
Yansıması kaldırmadı.
Bunun yerine elini yavaşça aynanın yüzeyine koydu.
Gökçe korkudan kıpırdayamadı.
Kadının avuç içi camın diğer tarafındaydı.
Sanki aralarında yalnızca birkaç milimetrelik bir mesafe vardı.
Sonra aynadaki kadın dudaklarını oynattı.
Gökçe hiçbir ses duymadı.
Ama kelimeyi anlayabildi.
“Git.”
Gökçe bir anda geri çekildi.
Salondan çıktı ve odasının kapısını kilitledi.
O gece bir daha aynaya bakmadı.
Sabah olduğunda kendisini ikna etmeye çalışıyordu.
Rüya görmüştü.
Kesinlikle rüya görmüştü.
Aynanın karşısında uyuyakalmış, yarı uykulu hâlde saçma bir şey görmüştü.
Başka açıklaması olamazdı.
Kahvaltısını hazırlarken telefonuna baktı.
Annesinden mesaj vardı.
“Bugün uğrayacağım.”
Gökçe cevap yazdı.
“Tamam. Sana anlatmam gereken bir şey var.”
Annesi hemen aradı.
“Ne oldu?”
“Telefonda anlatmayacağım.”
Annesinin sesi gerildi.
“Gökçe, aynayla ilgili bir şey mi?”
Gökçe’nin eli havada kaldı.
“Sen nereden biliyorsun?”
Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu.
“Akşam geliyorum.”
“Anne—”
Telefon kapandı.
Gökçe artık emindi.
Annesi biliyordu.
Ama neyi bildiğini henüz bilmiyordu.
Akşamüstü Sevim teyze kapısını çaldığında Gökçe biraz olsun rahatladı.
“Çay koydum kızım. Yanına da kek getirdim.”
“Gel teyze.”
İkisi mutfakta oturup çay içerken Sevim teyze her zamanki gibi mahallede olanları anlatmaya başladı.
“Yan sokaktaki Hasan’ın oğlu yine arabayı ağaca vurmuş.”
Gökçe güldü.
“Nasıl beceriyor bunu?”
“Bilmiyorum. Çocuk arabayı değil, ağacı kullanıyor sanki.”
İkisi de güldü.
Gökçe ilk kez o gün gerçekten rahatladı.
Sonra Sevim teyze bir anda:
“Bu arada senin annen yarın geliyor mu?”
“Evet.”
“İyi. O evde tek başına kalmak kolay değildir.”
Gökçe’nin gülümsemesi kayboldu.
“Sen de mi böyle düşünüyorsun?”
Sevim teyze çayından bir yudum aldı.
“Eski evler ses yapar kızım.”
“Ben de onu diyorum zaten.”
Kadın birkaç saniye Gökçe’ye baktı.
Sonra konuyu değiştirdi.
Ama Gökçe, Sevim teyzenin gözlerindeki kısa korkuyu fark etmişti.
Gece olduğunda Gökçe çalışma masasının başına oturdu.
Kitabının boş sayfasına baktı.
Sonra aklına nedense aynadaki kadın geldi.
Bir süre düşündü.
“Git,” demişti.
Neden?
Gökçe kalemini eline aldı ve yazmaya başladı.
“Bazen insanın kaçması gereken yer, kendisini en güvende hissettiği yerdir.”
Cümleyi yazdıktan sonra durdu.
Saatine baktı.
02.40.
Gökçe’nin eli kalemin üzerinde dondu.
Bir dakika sonra…
02.41.
Salondan bir ses geldi.
Bu kez tıkırtı değildi.
Bir şey yere düşmüştü.
Gökçe yavaşça odasından çıktı.
Salonun ışığını açtı.
Yerde hiçbir şey yoktu.
Sonra aynaya baktı.
Aynadaki kadın oradaydı.
Ama bu kez Gökçe’nin yansımasını taklit etmiyordu.
Kadın aynanın diğer tarafında yürüyordu.
Sanki başka bir odadaymış gibi.
Gökçe’nin gözleri büyüdü.
“Orada ne var?”
Kadın durdu.
Başını kaldırdı.
Ve ilk kez Gökçe’ye doğrudan baktı.
Sonra arkasındaki karanlığı işaret etti.
Gökçe aynaya yaklaştı.
Aynadaki odanın Gökçe’nin salonundan farklı olduğunu fark etti.
Duvarın üzerinde eski bir fotoğraf asılıydı.
Fotoğrafta dedesi vardı.
Yanında da genç bir kadın.
Gökçe kadını tanımıyordu.
Ama aynadaki kadın fotoğrafı gösterdikten sonra tekrar Gökçe’ye baktı.
Bu kez dudaklarını oynattı.
Gökçe kelimeleri okuyamadı.
Bir adım daha yaklaştı.
Ve o anda aynanın yüzeyinde ince bir çatlak oluştu.
Çıt.
Gökçe geriye sıçradı.
Çatlak büyümedi.
Ayna kırılmadı.
Ama fotoğraftaki genç kadının yüzü yavaşça değişti.
Gökçe’nin yüzüne dönüştü.
Gökçe’nin ağzından tek bir kelime çıktı:
“Anne…”
